31 Ocak 2011 Pazartesi

Aze ve Müzik 1

Yatay Dans
Müzik bence insan gelişiminin en önemli unsurlardından biri. Sürekli müzik dinlemek, hele ki direk müzikle uğraşmak bir insanın sosyal zekasına yapılacak en güçlü katkı bence. Hem böyle düşündüğümden hem ayırdında olmasaydım bile ben müziksiz yapamadığımdan hamilelikten beri Aze müzikle baya iç içe. Hamileliğimin ilk günlerinden bugüne bilumum şarkıyı, türküyü ben dinlediğim için dinlese de bazılarını özellikle dinliyor. Ona söylüyor oluyorum, onun için tekrar tekrar çalıyor oluyorum, o kimisine daha çok tepki verdiğinden onları sık çalıyorum vs.

Hamileyken kızıma ilk ninni-şarkı söyleyeyim ben dediğimde ilk ağzımdan dökülen ne oldu dersiniz?

“Zulüm ejderha olsa da
Telli duvaklı yurdumda
Bir oğul büyütmelisin
Kavgada yiğit olmalı”

Türkünün seksistliğine mi yanayım, ilerleyen mısralarda o oğulun öleceğine mi yanayım, bilinçaltıma mı yanayım bilemedim. İkinci mısraya gelmeden kestim hemen sesimi. Sonrasında Aze'ye nedense en çok Yann Tiersen Le Banquet http://www.youtube.com/watch?v=9vopaDE_9aE dinlettim. Bir ara Savaş kusacak hale gelmişti. (Bir dinleyin Allahaşkına çok güzel değil mi?) Eğer panikle unutmasaydık doğum esnasında bunu dinlemek istiyordum. Aze tanıdık olduğu bir müziğe doğsun... Olmadı.
Sonra tabii ki Aze bizim Aze'yi dinledi sıkça. Hem bizden hem orjinalinden. Sonra ben kızıma ne zaman şarkı söyleyecek olsam ağzımdan hep Gidenlerin Ardından döküldü.  Ninni dediğin acıklı olur kaidesiyle bilinçaltım bildiği en acıklı şarkıyı çağırıyordu herhalde.

Gökyüzüne çizilmiş resimlere benzerdik
Rüzgarın peşine takılan bir nefes gibiydik
Kırdı dallarımızı fırtınalar boranlar
Kaldı bahar çiçekleri üzerinde sevgimiz

Bunun hemen ardındansa Grup Baran'ın Kanatlarında Kaldı Bahar geliyordu: 

Ateşten bir damla gibi
Döksek dünyayı yeniden
Bayrak çekilir gönlümüze

Yetmiş iki yazında yavrum,
Üç günde dağılıp giden
Kuş sürülerinin,
Kanatlarında kaldı bahar

Senden ve sevdandan uzak
Hasret bu yavrucağım
Yedi kat yerden geliyor
Sıcak selamın...

Peki hep mi dertlendirdim kuzuyu? Elbette hayır ama küt solculuğumun dayanılmaz ağırlığıyla hareketli şarkımız da şu oluyordu; http://www.youtube.com/watch?v=9Jfqgfpc330

Hayat denilen kavgaya girdik.
Çelik adımlarla yürüyoruz
Biz bu karanlık yolun sonunda
Doğacak güneşi görüyoruz

Dağları aşıyor, bak yakınlaşıyor
Kızıl yıldız zafer kuşu
Bu bir rüya değil,
Bu bir hülya değil, yıldızıdır kurtuluşun

Endişe etmeyin feminist kardeşler, bolca Kadınlar Vardır da söylendi. http://www.youtube.com/watch?v=Kq61o-j5aEI (Videoyu izlemenizi tavsiye ederim. Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Funda Arar, Şevval Sam, Nilüfer, Aylin Aslım, Zuhal Olcay ve daha kimler kimler)

Suskunduk ve bekledik
Yaşandı seyrettik
Sonunda yeter dedik
Bir daha susmayacağız

Kadınlar vardır, kadınlar vardır
Kadınlar her yerde “

Aze doğduktan sonra ise direkt hareketli müzik hastası oldu. Zaz'dan Je Veux  , Kazım Koyuncu Hayde, Mehmet Atlı'dan Şino Nino, Gogol Bordello Start Wearing Purple 'ı telefon müziğim olduğundan ve çaldığında ben bir türlü bulamadığımdan bolca dinliyor zaten çırpınarak  , Kardeş Türküler'den Newroz (Bu videodaki danslar da müthiş)  , Aynur Doğan Keçe Kurdan, Helldorado Drinking Song  , Disco Partizane kaçar mı?  ,

Ya benim ya Savaş'ın kucağında, elleri kolları sallaya sallaya bir oynayışı var görmeyin gitsin. Bir videosunu ekleyecektim dans ederken ama beceremedim bir türlü. Kimi zaman o ana kucağındayken biz Savaş'la karşısında oynuyoruz, dikkatle izliyor sonra bizim yaptığımız el kol hareketlerini yapmaya çalışıyor sıpa.

Demin de dediğim gibi Türkçe, Kürtçe, Zazaca, İngilizce, Ermenice, Fransızca... her dilde şarkılar, türküler dinletmeye çalışıyoruz Aze'ye. Müziği sevsin, alışsın, gelişimine katkıda bulunsun diye. Bir de çocuk şarkıları ve ninniler var ki çoğunun güftesi bana ait onlar da bir sonraki postta. 
Devamını Oku »

30 Ocak 2011 Pazar

An be An Aze Çınar

Bugün aylardır beklediğim şey oldu: Aze bir başkasının (Annem ve Savaş) kucağındayken çağırdığımda direk uzanarak bana geldi. Gün içinde kaç kere denediysek hepsinde anneyi tercih etti sıpa. Kucağımdayken de bir güzel sarıldı görmeyin gitsin. Doğduğundan beri bencilce bu olsun diye bekliyordum. Oldu çok mutluyum çok.
Bunun dışında dün "gi" dedi. Bugün dilini çıkarıp "pprrppppppss" gibi bir sesle maymunluk yaptı tüm gün. Yaptı güldü yaptı güldü. Çok sevimliydi çok. İki gündür salona yere yorgan serdik, üstüne de çarşaf,  attık üstüne, bir o yana dönüyor bir öte yana. Kafayı kaldırıyor, kolu altından çekiyor... Bolca gülüyor.
Annem burada yine 3 gündür. Ama bu sefer farklı. Belki ondan belki artık benim hormonların da biraz durulmasından 3 gündür pek güzel her şey. Her şey bir yana şu sağma aletlerini yıkama işinin bir miktar üzerimden kalkması bile cennet gibi hissettiriyor bana 3 gündür. Aze benim dışımda birini daha görmekten pek mutlu. Bu sabah biz uyurken uyanınca annem almış yanına oynamışlar epey. 10.30 da kalktık Savaş'la !! Savaş'ın sınavları var. Onun ders çalışmaktan sebep pek bizimle olamamasının açığını şahane kapattı annem Aze için de benim için de. Çok güzel oldu zamanlama.


Evet, diğer her şey boş. Ben buraya Aze bana sarılıyor demeye gelmiştim! Olağanüstü bir duygu.
Devamını Oku »

26 Ocak 2011 Çarşamba

Aze Ekmeğinin Peşinde!

Sabah her zamanki gibi kalktık güle oynaya. Aze yemeğini yedi, o kenarda oynarken ben süt sağdım. Sonra beraber biraz oynadık ve Aze yeniden uyudu. Ben de uyudum. Sesine uyandım. Sanki daha yeni yatmış gibiydik. Belki uyur yine diye "Hadi kızım eee kızım" vs dedim gözlerim kapalı. Ben kendi yatağımdayım o da hemen dibimdeki park yatağında. Mızırdanmalar devam etti. Gözümü hafif açtım, park yatağın yandaki delikli filesinden dikkatle beni kesiyor. Uyumayacağını anladım, yanıma alayım uyursa uyur uyumazsa benim yanımda oynar kendi kendine diye düşündüm. Battaniyesini serdim. Kucakladım, pek sevindi. Yeniden yatay duruma geçince pek bozuldu, suratı düştü. Ama sanırım bir bildiği var bu kadının diyerek pek bir şey demeden beni izlemeye devam etti. O sırada telefon çaldı. Gittim telefonu aldım. Konuştum, kapattım, Aze'ye baktım, yine bir sevindi "sıra bana geldi sonunda" diye düşündü herhalde. Yanına yatınca önce gözlerine inanamayarak şu fotoğraftaki gibi baktı "Napıyorsun kadın sen?" der gibi. 
Üstüne gözlerimi de kapatınca o kadar içli bir "hiyyeaaaağğğ" dedi ki dudakları büzüştürerek anlatamam. O dediği şey, "2 dakikaya çok fena ağlamaya başlayabilirim ona göre" anlamına gelen ağlamamsı bir ses. Gözümü açtım şaşırarak, tam o esnada minicik bir el gördüm yüzüme doğru gelen, görmemle çat diye yüzüme inmesi de bir oldu! ahahaha -şiddetten tamamen uzak dikkat çekme amaçlı da olsa- kızımdan bir tokat yemiş oldum. Sonunda tembel anne bir zahmet bu kızın ne derdi var diye düşünmeye başlayabildi, saate bakar bakmaz da yatalı bir buçuk saat olduğunu, kızçenin yemek vaktinin gelmiş de geçiyor olduğunu gördü. "amaaanın Azoçka acıkmış" deyip yerimden fırlamamla, Aze de gülerek, el kol sallamaya, "Nihayet be kadın nihayet" anlamına gelen bakışlar atmaya başladı. Hikayemiz, Aze'nin 3 dakika sonra yemeğine kavuşmasıyla mutlu sonla bitti. 
Benim aslan kızım, minik savaşçım, deliler gibi ağlamak yerine sabırla bekleyip, sonra kendi yöntemiyle derdini anlatıp, istediğini aldı. Seni en çok saçma sapan da olsa gerekli de olsa bas bas ağlamadığın için seviyorum Canım Aze'm. 
Devamını Oku »

25 Ocak 2011 Salı

Korkuyorum

Aze haftaya 6 aylık olacak. Hayatımıza girdiğinden beri acayip şeyler yaşadım. İlk 3 ay hayatımda yaşadığım en zor günlerdi. Emzirme sıkıntısı, hormonlar, eş dostun anlamayan halleri, anlayanların bir türlü yetmemesi, üzüntü, hiddet, öfke, stres, çaba, azim, sabır derken derken son bir aydır herşey o kadar yoluna girmeye başladı ki... Hormonlar biraz hız kesti, Aze'nin yeme düzeni ve gelişimi sorunsuz ve hatta şahane ilerlemeye başladı, sevgili ile yeni hayata alışıp birbirimizin derdini daha iyi anlamaya başladık. Haksızlık ettiğim arkadaşlarımdan özür diledim, yeterince yanımda olamayan kimi arkadaşlarım özür dileyip yine yanımda yer aldılar. Başından beri elinden geleni yapanlar tam destek hep destek hallerini sürdürdüler. Yine yeniden dışarı çıkan, misafir olan, misafir ağırlayan, GÜÇLÜ, kendine güvenen Derya haline gelmeye başladım ufak ufak. Aze'yse tam bal oldu. Cilveler, işveler, oyunlar, gülücükler, sarılmalar, okşamalar dünyanın en şahane şeyi' Bir aydır önceki aylarda tüm bünyemi saran öfke, kendine güvensizlik, herşeye karşı tahammülsüzlük ve hüzünün yerini inanılmaz mutluluk sardı. Önceki aylarda olumsuz olan ne varsa hepsi tersine döndü. Dünyam aydınlandı. Uyanık olduğum her an müdahale edemediğim bir gülümseme var yüzümde. 


Böylesi bir mutluluk dünya üzerinde yok diye düşünüyorum. Aze Çınar dünya üzerindeki en tatlı, uslu, sakin, güleç, şahane bebek diye düşünüyorum. Böylesi bir mucizenin beni bulmasına çok şaşırıyorum. Her geçen gün daha da tatlılaşan ve neredeyse hiç sorun çıkarmayan bu melek nasıl oldu da benim kızım oldu hiç anlayamıyorum. Ve işte her şey böylesine mükemmelken ben her an bir şey olacak diye çok korkuyorum. Sürekli kabuslar görüyorum Aze'nin başına işlerin geldiği. Alışveriş Merkezinin tuvaletinde, kapının arkasındaki ped reklamı posterindeki genç kızı gördüğümde "Ya Aze'nin genç kız olduğunu göremezsem" diye gözlerim doluyor bir anlığına. Savaş gülümseyerek "Ben gidip sana çekirdek alayım geleyim." dediğinde, dışarı çıktığında kesin araba çarpacak diye düşünüp panikliyorum. Bir ay önce "Ben hayatımın hiç bir döneminde bu kadar zorlanmamıştım." derken şimdi "Ben hayatımın hiçbir döneminde bu kadar mutlu olmamıştım." cümlesini kuruyorum. Tek tek hatırlıyorum aylardır "Geçecek, çok az kaldı, çok yakında geçecek ve çok güzel olacak her şey" diyen anne arkadaşların sözlerini. "Geçti la hakkaten" diyorum. Fırtına geçmekle kalmadı. Bir de arkasında nefis bir gökkuşağı bıraktı. Ama işte çok korkuyorum. Türk insanına mı mahsus mutlu olunca panik olup "aha kesin çok kötü bir şey olacak" diye kuruntulanmak bilmiyorum ama ben bu mutluluğa bir şey olacak diye çok korkuyorum. 
Devamını Oku »

24 Ocak 2011 Pazartesi

Savaş'tan İnciler

Savaş kucağına aldığı Aze'ye, Aze'nin odasındaki hayvanları tanıtıyor. Ben de başka odadayım, sesleri geliyor: 

- Bak bu horoz kızım, sabahları insanları uyandırırlar köylerde, üürürüüüüü derler. bunlar da ördek suda yüzerler, vak vak derler. bunlar da inek. Süt verirler. Ama anneyle karıştırma sakın. Annen inek değil. inekler de annen değil, tamam mı kızım?
Devamını Oku »

20 Ocak 2011 Perşembe

Aze Meydan'da


Dün 4. yılı doldu sevgili Hrant'ın aramızdan ayrılışının. 4. yıldır aranan adalet bu yıl da bulunamadı. Saat 13.30'da Taksim Meydanı'ndan başladı yürüyüş. Agos'un önüne kadar sürdü. Onbinlerce insan "Hrant için, Adalet için", "Türk, Kürt, Ermeni Yaşasın Halkların Kardeşliği" sloganları ile Agos'un önünü doldurdu. Saat 15.00'de saygı duruşunun ardından konuşmalar yapıldı ve dağılındı. Akşam 19.00'da ise yine Taksim Meydanı'ndan bu sefer Galatasaray Meydanı'na meşaleli yürüyüş oldu.

Aze Çınar 16.00 - 18.30 arasını Şiirci Cafe'de geri kalanını arabasının içinde yollarda geçirdi. Gıkı çıkmadı, bir kez huzursuzluk yapmadı. Çoklukla sloganlar eşliğinde uyudu kuzu. Akşam eve gelir gelmez de yemeğini yiyip uyudu. Dışarıda bu kadar kalmaya ikimiz de ne zamandır alışık olmadığımızdan ikimiz de öyle yorulmuşuz ki bugün tüm gün uyuduk.

Günümüzü kolaylaştırıp, güzelleştirdikleri için bir kez de buradan Neşe'ye, Umut'a, Can'a, Cemre'ye, Dilek'e, Şükran ve Mücella'ya teşekkür etmek isterim. Aze'yle oynayan, bol bol fotoğrafını çekip iltifatlara boğan, sevgisini esirgemeyen diğer arkadaşlara da teşekkür ederiz ana kız. Bu ülke böyle gittikçe daha çok eylemde buluşuruz.
Devamını Oku »

18 Ocak 2011 Salı

19 ocak'ta ne olmuştu??

Yarın saat 13.30'ta Taksim'de olacağız Aze ile. 15.00'de Agos'un önünde başlayacak olan anmaya yapılacak olan yürüyüş için. Akşam 19.00'da ise Taksim Meydanı'nda.Hrant'ı unutmadık ,unutturmayacağız demek için, katiller yakalansın demek için. Hrant için Adalet için...
Devamını Oku »

17 Ocak 2011 Pazartesi

Kabus

Dün kucağında ağlayan bir yaşlarında çocuğunu arka arkaya 2 kez tokatlayan bir adam gördük. Anne de hiçbir şey demeden yanlarında yürüyordu. Gayet eğitimli, modern tiplerdi. Şok olduk, biz kendimize gelene dek gitmişleri bile. Adama "Napıyorsun sen" diyemedik. Orta yerde Savaş'a sarılıp beş dakika ağladım herhalde. Minicik, güçsüz ve kendini koruyamayan bir canlıya nasıl vicdansızca vurabilir algılayamadık. Çoktandır aldığım bir karar var, kimsenin ebeveynliğini eleştirmeyip, kimseye sormadan tavsiyede bulunmamakla ilgili. Kimseyi bilmeden etmeden yargılamamakla ilgili. Ne zaman içten "cık cık"layacak olsam, "Sus yarın bir gün başına gelirse görürsün." diyorum hemen ama böylesini de ne anlamak mümkün ne de yarın bir gün başımıza gelmesi.
Gece ise heyecandan beşe kadar uyuyamadım ben. Çünkü bu sabah çok heyecanla beklediğim bir iş için haber gelecekti, belki öğleden sonra görüşmeye gidecektim. Eğer olursa hem maddi olarak hem de severek yaptığım bir işi sevdiklerimin olduğu bir yerde huzurla yapmanın rahatlığı olacaktı baya. Sabah 08.15 civarı kalktı Aze, yemeğini yedi, oynadık, altı değişti, sonra 10.00 gibi yatırdım. Dün gecenin uykusuzluğuyla ben de bilgisayar odasında uyuyakalmışım. 
Rüyamda iki kız çocuğum vardı. Küçüğü Aze, büyüğü 7-8 yaşlarında başka bir kız çocuğu. Kendi yatağımın üzerine yatırmışı Aze'yi altını değiştiriyorum. Aze de cilveli cilveli ablasına elini uzatıyor, saçını çekiyor, son zamanlarda çok yaptığı gibi tırnaklarını geçiriyor ablasının yüzüne. Ablası da hem acıyla hem de zaten var olan kardeş kıskançlığıyla okkalı bir tokat geçiriyor Aze'ye. Aze ağlamaya başlıyor. Ben çok kızıyorum "nasıl kardeşine vurursun biz hiç sana vurduk mu?" diye. Sonra neyse herkes sakinleşiyor. Yatağın üzerinde uyuyoruz hepimiz. Bir uyanıyorum Aze yok. Kalkıyorum hemen, banyonun ışığı yanıyor. Giriyorum, büyük kızım ayakta durmuş küvete bakıyor. Ben de bakıyorum küvete, ağzına kadar su dolu ve Aze yüzüstü yatıyor suyun içinde. Sırtında da kocaman kocaman, derin bıçak kesikleri var. Aze ölmüş. Dehşete kapılıyorum. Küçük kızım ölmüş, büyüğü de kardeş katili olmuş! Büyüğü tutup sarsıyorum hızla, "Sen ne yaptın sen ne yaptın" diye bağırıyorum. Gülüyor ve "Bak sen de çocuğuna vuruyorsun." diyor. Delirmenin sınırındayken telefonum çaldı ve uyandım. O an telefonum çalmasa gerçek hayata yansıyabilecek bir delirme yaşayabilirdim sanırım çünkü tarifi mümkün olmayan bir şeydi hissettiğim. Telefon kötü haberdi. O heyecanla beklediğim iş için Rusça ve Farsça dil bilmek gerekliymiş. Metin yazarlığı için neden gerektiğini hala anlayamasam da görüşmeye bile gitmemiş oldum. Ancak rüyanın dehşeti o kadar üzerimdeydi ki, normalde üzüleceğimin yüzde onu kadar üzülmemişimdir bu iş olayına. Nasıl etkilenmişsem hadiseden ve aldığım karar da nasıl içime işlemişse böyle abuk halde girdi rüyama işte.
Rüyasını bile yaşamasın kimse. Dehşet bir şey. 
Devamını Oku »

15 Ocak 2011 Cumartesi

Hamilelere Duyurulur

Hamileler ve hamile yakınlarına duyurulur. E-Bebekte bir kampanya var, hamile günlüğü 0,1 tl. 
Şöyle demişler; 


"9 ay 10 gün sürecek eşsiz bir dönem sizi bekliyor. 
Anne olacağınızı öğrendiğiniz an inanılmaz bir sevinç yaşadınız. 
Bu gerçekten müthiş! 
Zaten bu nedenle anne adayları hamilelik süresince hiçbir şeyi kaçırmak istemiyorlar. İlk andan, doğuma kadar geçen süreyi doyasıya yaşamak ve sonrasında da o güzel günleri hep hatırlamak istiyorlar. İşte "Anne Adayının Günlüğü" ile bu unutulmaz dönemi yaşam boyu hatırlama şansına sahip olacaksınız. Hamileliğinizde hissettiklerinizi, yaşadıklarınızı gün be gün yazmanın keyfini yaşayabileceksiniz. Üstelik "Anne Adayının Günlüğü" içinde yer alan bilgilerle hamilelikte yaşayacağınız fiziksel ve ruhsal değişimlere karşı hazırlıklı olabileceksiniz. "

http://www.e-bebek.com/hatira_ve_gunluk/diger/anne_adayinin_gunlugu_2/XYZ-916302
Devamını Oku »

13 Ocak 2011 Perşembe

Bebeğimde Uyku Düzeni



Aze Çınar pedagogların melek bebek dedikleri bebek türünden. Sadece bir talebi varsa ağlayan, gerektiğinde uyuyan, zamanında kalkan, kendi kendine oynayabilen, güler yüzlü, uyumlu bir bebek. Bebekler sık sık huy değiştirebilir diyorlar, bir yandan da aile çocuğa yanlış davranırsa huyu değişir diyorlar. Bizimki zamanla ne olacak göreceğiz. Ama şu an başka bir şey anlatacağım.

Aze eve geldiğimiz ilk iki gün boyunca gece 3 kere uyandı. Sonrasında 2 kere uyanmaya başladı. Ramazandı, davulcunun sesine uyanıyordu. Diğer dairelerde sahurun çatal kaşık sesleri gelmeye başladığında biz de sağılmış sütü ısıtmaya, alt değiştirme techizatını hazırlamaya başlıyorduk. İkinci uyanma 6 gibi oluyordu. 2 kere uyanıyordu ama biz sütü kaşıkla yedirdiğimiz için her uyanma bir buçuk saat sürüyordu ve bizi zorluyordu. Bir süre sonra nöbet sistemine geçtik. Aynı anda kalkmayı bıraktık. Savaş'la sıraya koyduk. Gündüzleri ise sık ama kısa aralıklarla uyuyordu. Hele evde misafir varsa çok zor uyuyordu bizim sosyal bebeğimiz. Akşamları Savaş 17.00'de evden çıkıyordu. O esnada TRT'de Komedi Dükkanı'nın eski bölümleri başlıyordu. Ben daha önce hiç izlememiştim, bu sayede tüm bölümleri izledim. O esnada Aze uyuyordu. Ve hatta o saatler benim dondurma yeme saatlerimdi. (Akşam akşam nostalji de oldu bak.) Sonra Aze aralıklarla uyanıyordu, ikimiz de salonda oluyorduk, yanımda battaniyesinin üzerinde uyuyordu, ana kucağında uyuyordu, laf aramızda ana kucağı çok kurtardı beni. Ben kanapeye uzanmış tv izlerken ya da kitap okurken ana kucağı tvye ters, içinde Aze Çınar, ben hafif sallarken uyukluyor, ben en az bir saat özgür!!

Kısa bir süre sonra Aze gece 01.00 gibi gece uykusuna geçmeye başladı. Gece 01.00 gibi uyuyup sabah 10.00da kalkıyordu. Ben o uyurken gece 03.00 gibi besliyordum onu. Sonra gitgide erkene çekti gece uykusuna dalış saatini. Saat 22.00 gibi yatıp 10.00 gibi kalkmaya başladı. Yine bir kez gece beslemesi yapmaya devam ettik. Evet pek şanslı bir aileyiz biz. Peki uykuya nasıl geçiyordu Aze: Kolda sallayıp, koridor boyu yürüyerek.

Sonra 27 Kasım'da Blogcu Anne'nin şu yazısını okudum. Ve Aze'ye kendi kendine uyutmayı öğretmeye karar verdim. Orada okuduklarım, Ferber, Hogg, Karp, sağdan soldan duyduklarımı birleştirerek bir yöntem izledim. Direk yatır kaldır yöntemini denemedim çünkü Aze yatağa bıraktığımda ağlamıyordu. En fazla mızırdanıyordu. Ya da emziği ağzından atıp kikirdiyordu ve oyun istiyordu.



Ben aşama aşama şöyle yaptım; Öncelikle belirtmeliyim ki biz çoktan Tracy Hogg'un e.a.s.y yöntemini oturtmuştuk Aze'de, sonra onu da anlatırım ama şimdi kısaca şöyle söylemeliyim ki, bebeğin eat, activity, sleep, your time'dan oluşan bir rutine sahip olması e.a.s.y rutini. Yani Aze'nin uykusunun ne zaman geleceği zaten tarafımızca 5-10 dakika oynamayla biliniyordu. Bir de zaten otomatik portakalım uykusu geldiğinde elini gözüne koyuyor hemen.

1- Uyku vakti yaklaştığında ilk önce eski düzen koluma alıp salladım. Uykuya dalmadan beşiğine bıraktım. Elini tutup, “şşş”,”eee” sesleri çıkardım. Uyuyana kadar bekledim. 5-6 uyku sırasında bunu yapmaya devam ettim. Sonuncu da çabucak uyumaya başladı.
2- Bir sonraki aşamada, kolda sallama süresini azalttım, geri kalanı aynen yaptım. Bu da bir 5-6 uyuma sürdü. Ona da alıştı.
3- Üçüncü aşamada 2. nin üzerine, beşiğe koyduktan sonra elini bıraktım, geri kalana devam ettim.
4- Kolumda sallamayı tamamen bıraktım. Yatağa koyup “eeee eeeee” deyip, görünmez oldum. Yere çömeldim, kendi yatağıma uzandım. Sesimi duyup orada olduğumu biliyordu, ama beni görmek ihtiyacını eledi. Bir süre sonra çıktım, kendi kendine “eee eeee” deyip kendini uyuttu.
5- Uyku vakti gelince götürüp yatağa bıraktım. “Hadi kızım iyi geceler.” deyip çıktım odadan, kendi kendine uyumayı başarmıştı.

Arada sırada, fazla uyaran olması, ağrısının olması, gazının olması gibi sebeplerden beşiğe bıraktığımda uyumak istemiyor ya da gitmemi istemiyor. Çok istisna ağlıyor. Ne olduğunu anlıyorum ve o an ya elini tutuyorum ya pış pışlıyorum, kısa süre sonra uyuyakalıyor. Uzmanlar “Devam ettiremeyeceğin şeye başlama.” diyorlar. Yani bebek durmadı, ağladı diye kucağa alırsanız bebek bunu tekrarlar ve oluşturmaya çalıştığınız şey bozulur diyorlar. Ben de bu sebepten hiçbir seferinde kucağıma almadım durmadığında, ama hep yanında olup sakinleştirdim. Bazen yanında yarım saat oturdum. Konuşarak, şarkı söyleyerek, elini tutarak, saçını okşayarak, pışpışlayarak sakinleştirdim. Ama yataktan almadım.

Bu düzeni oluşturduğumuzda Aze 22.00'de yatıp 10.00'da kalkıyordu. İkimiz bir grip atlattık, ondan sonra Aze 20.00'de yatıp 08.00 civarı kalkmaya başladı. Ben gececi olduğumdan pek hazzetmedim açıkçası bu durumdan :) Şimdi yavaş yavaş biraz aşağı çekmeyi başardım gibi. Gündüzleriyse Sabah ve Akşam ortalama 1 saat öğlen ise 2 saat uyuyor kuzum. Yine kendi başına. Hakkaten uyku uykunun mayası. Sabah ve Akşam uykuları iki saate yaklaşıyor bazen, o günler akşamları da çok uyuyor Azoçkam.

Biliyorum ki Aze bir çok bebekten farklı. Her yeniliğe kolay uyum sağlıyor. (Maşallahları duyalım?) Bizi zorlamıyor. O yüzden “Böyle yaparsanız kesin ve bu hızda olur.” demiyorum. Ama yöntemlerin özüne inanıyorum. Belli tutarlılıkta davranıldıkça en inatçı çocukların bile bir rutine alışacaklarını düşünüyorum.

Bol uykulu, bol büyümeli günler.
Devamını Oku »

12 Ocak 2011 Çarşamba

Biraz istatistik biraz teşekkür.

Haziran 23'te başlamışım yazmaya.
Toplam 82 yazı yazmışım.
Toplam ziyaretçi; 28763
Her gün ortalama 200 küsur insan giriyor dile kolay...
En çok okunan yazı: Cinnet Anaların Ayağının Altındadır olmuş. Onu Acayip Bir Doğum Hikayesi izlemiş.
Google'dan kelime aratıp gelenler en çok DeryAze diye aratmışlar. Sonra Aze Çınar, Sonra "başka hamile" diye. Hamilelik, emzirme, annelik ile ilgili sorunları aratıp gelen olduğu gibi, "erkeklerden alacaklıyız" diye aratan da gelmiş, "çınar ağacı nasıl büyür?" diye sorup gelen de. Ki benim favorimdir bu. 24bin818 kez Türkiye'den girilmiş, onu 872 kezle ABD izlemiş...

Ben Ekşi Sözlük'te yazarken de sanki sırf tanıdıklara yazıyormuşum gibi hissettim hep. Tanımadığım birinden mesaj geldiğinde, tanımadığım biri Facebook'tan ulaştığında hep çok şaşırdım. Şimdi burada da aynı şeyleri yaşıyorum. Sanki biz blogcu anneler-hamileler kendi aramızda yazışıp duruyoruz. Yazıların altına teee 7 yıldır görmediğim bir arkadaş yorum bıraktığında, Facebooktan iletiştiğimiz ama yine bir en az 5 senedir yüz yüze görüşmediğimiz arkadaşım "Sürekli takip ediyorum, sayende hamileliğe hazırım." dediğinde, hiç tanımadığım biri Facebook'ta DeryAze sayfasını "beğen"diğinde, istatistiklere baktığımda çok şaşırıp, çok seviniyorum.

Sevgili Funda, ben "hamile anne bloglarında bebeler hasta oluyor, çok hasta oluyor, içim dayanmıyor." dediğimde bana güzel bloglar önerip ittirdiğin, yazmamda ısrarcı olduğun için sana ne kadar teşekkür etsem az.  Bu blog varsa senin sayende var, ben birbirinden güzel bir sürü anne  - hamile ile tanışıp çok güzel şeyler paylaştıysam senin sayende. Annelik sırasının sende olduğunu hatırlatır, tekrar teşekkürlerimi sunarım.

Bu blogu okuma zahmeti gösteren, takip eden, beğenen, beğenmeyen, yorum bırakan, bırakmayan herkese de çok teşekkür ederim.
Devamını Oku »

10 Ocak 2011 Pazartesi

Ebeveyn Dili

Var böyle bir şey! Bebek sahibi olmadan hangi kelimeleri kullandığınızın, nasıl konuştuğunuzun, inancınızın, kültürünüzün, alışkanlıklarınızın hiçbir önemi yok. Nasılsa bebek doğduktan sonra tüm bu saydıklarımdan bağımsız bir dil konuşulmaya başlanıyor. 
Bu yeni alfabenin ilk harfi de: Maşallah. Nazara inanın inanmayın, hayatınızda hiç nazar boncuğu taşımamış olun, taşımış ama nazarı çok da takmamış olun, hiç önemli değil. Bebekten itibaren 3 kelimenizden biri maşallah olduğu gibi bebeğinizden bahsederken maşallah demeyeni de dürtüp ona da zorla dedirtmeye başlayacaksınız. 


- Ayy ne uslu bebeğin var. 
- Maşallah öyledir. 
- Darısı başıma. 
- Maşallah? 
- .....
- Maşallah desene lan!
- Haaa maşallah maşallah.


Sonracığıma bizim gibi karı-koca ateist dahi olsanız, bol Allah'lı cümleler dilinizden eksik olmamaya başlayacak: İnşallah, Allah analı babalı büyütsün, Allah bağışlasın, Allah esirgesin, Allah korusun, Allah muhafaza, Allah göstermesin, Allah eksik etmesin, Allah belasını versin (Bu sonuncusu bonus, lohusalık haliyle sinirlendiklerinize bol keseden sayabiliyorsunuz eheh) Şimdi bunları söylemeye başlıyor insan ki eskiden de bu kadar sık olmasa da kullanılıyor bunlar çünkü bir kere çok güçlü kalıplar bunlar. Bir düşünün;


-  "İnşallah sağlıklı bir bebek olur", "Umarım sağlıklı bir bebek olur." 
-  "İnşallah ateşi düşer.", "Umarım ateşi düşer." 
- "Allah bağışlasın." , "Sizinle olur hep umarım."
- "Allah korusun.", "Siz koruyamazsanız umarım onu koruyan başka bir şey olur."
- "Allah analı babalı büyütsün.", "Bebek büyüyene kadar ölmezsiniz umarım."
- "Allah belanı versin.", "Umarım başına çok kötü şeyler gelir."


Söyleyin a dostlar hangilerinin söylenişi daha güçlü, daha etkili, daha anlamlı geliyor? 
Bu ekolün kendi adıma ve Savaş adına en bombası ise bebeği yatırıp kaldırırken "Bismillah" diyor oluşumuz oldu. Annem çok kızdı ilk günler demeyince. Sonra da aşağıda yazdığım şeyi düşününce dilimize yapıştı kaldı bismillah.
Bir ikincisi, bebek gelince akla "Başıma bir iş gelecekse de ben inanmıyorum. Ama bebiş biraz büyüyene kadar en azından riske atıp olma ihtimaline karşı kızdırmayalım dilimize mi yapışacak." düşüncesi gelmiyor değil. 


Ebeveyn dilinin diğer bir değişimi ise bebeğe hitap şeklinde oluyor. Daha önce (bebek sahibi olmadan önce) gülerek farkettiğim, bebeğine "annecim", "babacım" diye hitap etme komikliği meğer bebeğin doğumuyla otomatik olarak çalışmaya başlıyormuş. Dünyanın en saçma hitabı olan bu kelimeler, kendiliğinden, direnmenize, engel olmaya çalışmanıza rağmen kolayca dökülüveriyormuş ağzınızdan: 


- Ama annecim daha yemeğini bitirmedin. 
hiiii daha vahimi var bir de çoğul konuşmak:
- Ama annecim daha yemeğimizi bitirmedik.
- Babacım hadi gel tuvaletimizi yapalım.
- Doktorumuz bize iğne yaptı di mi annecim.
!!!!
Ya niye ama niye, niye çocuğa annecim, babacım diyoruz manyak mıyız?? Hepimiz o bebenin bizim annemiz ya da babamız olmadığından eminsek neden durduramıyoruz bu sefil akımı?!?!? Neden karşımızdaki bebenin bireyliğini yok eden çoğul konuşmayı tercih ediyoruz? Aylardır uğraşıyorum Aze'ye annecim demeyeyim diye, buna rağmen o kadar çok annecim diyorum ki Savaş bile bazen boş bulunup annecim diyor Aze'ye! 


2011'den en büyük dileğim bu hitaptan kurtulmaktır hem valla hem billa. 





Devamını Oku »

6 Ocak 2011 Perşembe

Sadece sağarak süt arttırılabilir mi?

Önce gururla cevabımızı verelim: Evet
Emzirme hikayemiz çok sorunluydu bizim. Şurada okuyanlar hatırlar. O hikayede en son Aze'nin ufak ufak emmeye başladığı güzel haberini vermiştim. Bir süre öyle gitti. Günde bir iki kez güzel emiyordu. Onun dışında sağdığım sütü veriyordum. Sonra bir gün memeyi reddetmeye başladı Aze Çınar. Memeye yaklaşır yaklaşmaz kafasını hızla geriye atıyor, ağlamaya başlıyor, kesinlikle emmiyordu. İki üç gün böyle devam etti. Üzerine düşününce anladım neden olduğunu. Bir süre önce dışarıdayken biberonu tıkandı, kürdanla açtık, böyle sorun yaşadığımızda gidip kontrol ettim, diğer biberonuna göre o biberonun deliği genişlemiş ve baya ferah ferah akıyor içindeki. Öyle olunca Aze bu kadar rahat akışa alışınca zaten zorlandığı memeyi tümden bırakmış oldu.
Bu sefer stres yapmadım. “Olsun yapacak bir şey yok, sağmaya devam.” deyip, aksatmadan 3 saatte bir düzenli sağdım. Daha önce bahsettiğim, memnun olmadığım Medela Mini elektrikliyi bırakıp şu linkteki Ameda çift sağan pompayı aldık. (E-bebek pahalı, Unnado'dan indirimli aldık, daha ucuza bulunabiliyor)

İlk önemli etap hallolduktan sonra ikinci önemli aşamaya geldi sıra: Süt arttırmak. Zaten süt artsın diye kimi şeyleri yiyip, bol su içiyordum ve değil kilo vermek kilo alıyordum ne zamandır, ama bunu düzenlileştirip, sütü Aze'ye yetecek hale getirmem, mamayı tamamen bırakmam gerekiyordu. Yedim, deli gibi yedim. Bir oturuşta bir tencere yemek yediğim oldu. Üstüste 3 porsiyon tatlı yediğim de oldu, Süt arttırıcı bitki çayları, maltlar, helvalar... Süt arttırır denen ne varsa hepsini denedim.

Normal emziren kadınlarda bol su içmek sütü yeterince arttırırken benim değil arttırmak azalması riski bile olduğundan hiç düşünmeden bol bol yedim. Hamileliğim süresince farketmiştim ki benim bedenim ihtiyaç duyduğu şeye yöneliyor. Hislerim hep doğru yönü gösteriyor. Eskiden çok zor meyve yerken hamileyken deli gibi meyve yiyesim oluyordu hep. Biber, pişmiş domates hiç sevmezken canım istiyordu. Ne bileyim doktorum içime sinmedi değiştirdim sonra deci sezaryenci olduğunu öğrendik falan. Doğumdan sonra da yine hissiyatımı dinleyip kendimi hiç sınırlandırmadan deli gibi yedim-yiyorum. 74 kilo ile hamileliğe başladım ben. Doğurmaya giderken 84 kiloydum. Doğumun ertesi günü 78 kg. İdim. Bir hafta sonra ise yeniden 74. Şu an 86 kiloyum yeniden! Ama çok az kaldığını bildiğim için, ek gıda ile tüm dertlerimin azalıp, kilo vereceğimden emin olduğum için hiç dert etmeden yiyorum ve sonuç: süt üretiminde %100 artış!! Eskiden, bir sağmada iki memeden toplam 60-70 cc süt sağarken, gitgide artarak geldiğimiz sağım miktarı ortalama: 120-140 cc. Kimi zaman artıyor kimi zaman (stresli olunan zamanlarda) düşüyor. Ama bu ortalamayı tutturduk genel olarak. Hele ki sırf sağmada sütün azaldığı bilgisi varken değil azalmak bu derece arttırmış olmakla hakkaten gurur duyuyorum (Heyhat anne olunca gurur duyduğun şeyler hızla değişiyor görüldüğü üzere) Aze neredeyse 2 ay olacak hiç mama yemiyor, salt anne sütüyle besleniyor!

Peki nedir süt yapan şeyler;

  • Koska Tahin Helva
  • Bulgur
  • Kazandibi başta olmak üzere sütlü tatlılar
  • Maltana malt içeceği
  • Kayısı kompostosu, aşure
  • Isırgan otu, rezene, anason (Bunlar aynı zamanda anne ve bebeğin sakinleşmesine ve bebeğin gaz sorununa da iyi geliyor)
  • Uyku
  • Su (Her iki sağma arası en az 1 litre su içiyorum)
  • Moral (Biraz canım sıkılsın direk neredeyse yarı yarıya azalıyor, neşeliyken ortalama sağdığımın üstüne çıkıyor)

Duyduğum başka şeyler var süt arttırdığı söylenen, Mesela Humana Stil Tea var, onu denedim ama bende işe yaramadı. Hurma, Boza, Çemen diye duydum ama onları denemedim.

Azimle tuzlayan postu delermiş (anneyim ben diğer türlüsü söylenmez. Ayıp.) a dostlar. Bu gidişle yakında 100 kg.ı bulacak olabilirim. Olsun, daha iki ay mama vermenin vicdan azabını atamayan bir insan olduğum için bir ömür huzurlu geçirecek olmama değer.

Ha bakmayın artistlenmeme. Kimi durumlarda azim falan hikaye, ne kadar uğraşırsa uğraşsın sütü gelmeyen, sütü artmayan anneler de var elbet. Benimki kendi durumuma yönelik şımarma sadece.

Öperim tüm anneleeer, bol sütlü günler.


Unutmuşum!!: Emziren anneler grubundaki, "aman nazar değer" diye düşünmeyip, bol süt miktarlarını yazan, arttırabildiklerini anlatan annelere teşekkür ederim. Onlar olmasa ben sütün o kadar olabileceğinden ve bu kadar arttırılabileceğinden bihaber olacaktım. 


Devamını Oku »

Mim: Lohusa

Ben çok anlamıyorum bu mim işinden. Ya da diğer adıyla sobe. Bir blogcu merak ettiği konu hakkında sorular soruyor, diğer blogcular da cevaplıyor anladığım kadarıyla. Bugüne kadar da iki mim'i cevapladım yanlış hatırlamıyorsam. Lohusalıkla ilgili ciddi derdim olduğu için merak ettiklerimi diğer annelere sormak istedim, mim ritüeline aykırı bir şey yapıyorsam bir şekil affola. İşte sorular: 


1- Lohusalık denen hadise sizce tam olarak nedir?
2- Lohusalık içinde hormon dengesizliğini de barındıran bir şeyse neden 40 gün sürer gibi bir algı var toplumda sizce? Regl olamadığın, emzirme ile birlikte hormonların dağınık kaldığı süre boyunca sürmesi makul değil mi? 
3- Sizin lohusalığınız (Hormonal dengesizlikler ve depresif olma halini kastediyorum hep lohusa derken) ne kadar sürdü? 
4- Nasıl geçti, hep aynı şiddette miydi? Normale yavaş yavaş mı, birden mi döndünüz? Herp depresif, sinirli olacak şekilde mi etkiledi sizi, manik, aşırı enerjik anlarınız da oldu mu? 
5- O dönem yanınızda, sizi gerçekten anlayan, destek olan eş, dost, arkadaşınız var mıydı? Yalnız mı geçirdiniz? 
6- Eşinizle nasıl geçirdiniz bu süreci? 


Kafamda çok soru vardı ya şimdi yazarken toparlayamadım hepsini. Pek sevgili Blogcu Anne, Pratik Anne, Özgür Anne, YavruSu, DenizAnne, Başak ve Ruhdağı ve Açalya ' yı mimleyeyim. Ve tabi okuyup cevaplamak isteyen herkesi. Bir mimde bu kadar kişi mimlenir mi onu da bilmiyorum aslında. Cevaplayan herkese şimdiden teşekkürler.
Devamını Oku »

5 Ocak 2011 Çarşamba

Aze Çınar 5 aylık ve Yılbaşı

Azoçka bugün tam 5 ayını doldurdu. 22 haftalık, 154 günlük. Kilosu iyi boyu iyi, sağlığı iyi, keyifler iyi... idi. Bugüne kadar inişleri çıkışları olan, tabii ki değişiklikleri de olan bir bebek olsa da, genel itibariyle uzmanların kitap bebek/melek bebek dedikleri, uyumlu, sakin, sürprizleri olmayan, rutinine 3 aşağı 5 yukarı bağlı bir bebekti Aze Çınar. Ta ki bugüne kadar. Dünden ufak huzursuzlukları başlamıştı aslında. Bugün ise sabahtan itibaren gayet sıralı ve rutin uyuduğu uykularına geçmemeye, sık sık ağlamaya, çığlık atmaya, uyuyunca da kısa süre sonra uyanmaya başladı. Bugüne kadar elleri ile en büyük atraksiyonu emziğini bir elinden diğerine geçirmek, biberonunu tutmak iken, bugün elindeki şıngırdaklı oyuncağını pek sinirli bir psikopat gibi sıkı sıkı tutup çat çat çat anakucağının tutma aksamına vurmaya başladı. Gökşen'in ve benim kucağımızdayken bu sefer kollarımıza pat pat  vurmaya başladı. Ya ellerini bir sonraki aşamaya geçirdi ve yeni özelliğini deniyor ya da bir şeye çok fena sinirlendirdik biz bu kuzuyu! Uyku işi ise, benim kendi kendine uyuyan kuzum yatak odasına kucağımda girer girmez çığlık atmaya başladı. Yatakta durmak istemediği zamanlar kendi yatağımız üstüne koyup, yanına yatarsam benle oynayıp kolayca uyuyordu. Bu sefer onu da yemedi. Bugün toplamda 3 saat ya uyudu ya uyumadı. Saat 20.30'da ise ağlaya ağlaya uyuyakaldı. 23.00'de ağlayarak uyandı ki benim kızımın en sevdiğim özelliği saat kaç olursa olsun, ne kadar aç olursa olsun gülerek,  bize seslenerek uyanmasıydı. Bugüne kadar duyduklarımdan acaba diş mi çıkarıyor onun huzursuzluğu mu yoksa büyüme atağı mı diye düşündüm ama bilemedim. Hayırlısı, bir an önce geçsin huysuzluğu ve uyku dağınıklığı.

Eğlencelik bir hadise ise; Dün artist kızım yüzü babasına dönük şekilde, sırtını babasının dizine yaslamış, babasının karnında otururken yanlarından geçtim, geçerken de yanağını sıkayım dedim. Elinin tersiyle elime bir vurdu! Beni 24 saat gören ve anlaşılan benden sıkılan kızım babasının kucağında "Yeter len babam varken bari kaybol gözümün önünden." mesajını gayet açık vermiş oldu :)

Bir de bize oyunlar yapmaya başladı bu kuzu artık. Oyuncağını alıyor fotoğraftaki gibi yüzüne koyuyor ve ortadaki delikten bize bakıp, biz de bakıp gülünce çapkın çapkın gülmeye başlıyor :)
Dil çıkarıyor, dudağını emiyor. Çene, yanak, kol okşamaya, sarılmaya devam ediyor. Çok güzel, küçük çığlıklar atıyor. Evde insan varsa ya da biz kalabalık bir evdeysek hayatta uyumuyor. Sosyallikte bizi geçti.
Kızım diye söylemiyorum çok eğlenceli bir insan. Gülüşü, oyunları, tekmeleri, zıplamaları, konuşmaya çalışmaları ile tanıdığım en eğlenceli bebek.


Yeni yıl için pek sevdiğimiz insanlardan pek değerli çağrılar aldık. Sevgili Fatmagül ve Öznur, Sinan ve Özlem, Neşe, Ebru, Haydar, Cemre... Yeni yıl piyangosu Savaş'a vurdu ve o gece çalışması gerekti .O çalışırken de ben hiçbir yere gitmek istemedim. O sabah 5. ay kontrolü için dışarı çıktığımızdan hafif yorgundum da, ertesi gün Sinan'larda çalışanlar için yedek yılbaşı kutlaması yapma fikri de oluştuğundan kızımla evde girmeyi tercih ettim. Evde Savaş'a kartpostal yaparak, Tracy Hogg okuyarak, Komedi Dükkanı izleyerek. Saat geceyarısına 20 kala uyandı Aze, yemeğini yedi, benimle oynaştı ve tam 1 kala gözünü kapadı ki benim tatlım annesi babasıyla telefonda konuşabilsin.

Ertesi gün önce İkea'ya gittik, ardından Sinan'larda kalabalık bir ekip içtik. Son zamanlarda sütüm de arttığından sağdıklarımla idare ettik ben de rakı içebildim. Aze 02.00 civarı uyandı. O kalabalığı görünce çılgına döndü. Bir kucaktan bir kucağa epey eğlendi ve herkes odadan çıkıp, sessizlik sağlanınca yeniden uyuyabildi. Ailecek eğlenmiş olduk. Bir gün sonradan da olsa yeni yıla süper giriş yaptık. Bir ertesi gün, Karacaahmet'e gittik arkadaşlarla buluşmaya. Kadıköy'den vapura bindik. Balık ekmek yedik, Deniz sefası yaptık. Savaş 3.5 gün çalışmadı, Aze Çınar babaya doydu. Fotoğraf sevgili Funda'nın çalışması. Noel Aze herkese sevgi ve gülücük dolu yıllar diler.
Devamını Oku »

4 Ocak 2011 Salı

Erkeklerden Alacaklıyız!

Bebeğini doyurmak için sürekli uykunu bölüyor olmanın bir önemi yok, o senin doğal görevin. Erkek iş yapıyor, sen HİÇBİR şey yapmıyorsun. Emzirmen-sağman-mama hazırlamanın, sağma aletini yıkamanın, bebeğin altını değiştirmenin, yıkamanın, beş dakika da olsa bir saat de olsa bebeği  senin uyutabiliyor olmanın, bebeği sebebini çözemediğin ağlamalarıyla başetmenin, 9 ay kusmanın, belinin ağrımasının, ağırlık taşmanın, nefes alamamanın, doğurmanın, hormonların, eski sosyal hayatının kaybolmasının bir önemi yok, tüm bunlar senin görevin. Erkek çalışıyor sen hiçbir şey yapmıyorsun. 

Diyelim çalışıyorsun. Yani erkekle aynı eforu harcıyorsun. Olsun. Hala görevlerin var ve onları yapmak senin mecburiyetin. Erkek isterse sana yardım eder. Fazlasını nasıl isteyebilirsin? Yemek, bulaşık, ütü, ev temizliği, çocukların bakımı, misafir ağırlama... tüm bunlar yine senin görevin. İtiraz etmek ne haddine? 

SFK (Sosyalist Feminist Kolektif) Yarın saat 19.30'da Galatasaray Lisesi'nin önünde, mecliste görüşülen kadınları esnek ve güvencesiz çalışmaya iten torba yasa tasarısının ve bugüne kadarki karşılıksız, görünmeyen emeklerinin hesabını sormak için basın açıklaması yapıyor. Aze Çınar ve ben de yarın 19.30'ta oradayız. "Senin sevgilin seni ezmiyor ki" diyecek olan sığ zekalılara da olanca şiddet yükümüzle ağızlarından diş hediye ediyoruz. 

Sevgili Gülnur'un konuyla ilgili açıklaması şöyle; 

Torba Yasa Tasarısı, Kadınları Değil Aileyi Gözetiyor

SFK üyesi Savran, Torba Yasa Tasarısı'nın kadınları güvencesiz, esnek çalışmaya iterken bakım hizmetlerinin yükünü kadınların omuzlarından almadığını hatırlatıyor; "Tasarının getirdiği önlemler cinsiyetsiz; kadınların lehine değil" diyor.
İstanbul - BİA Haber Merkezi
03 Ocak 2011, Pazartesi
"Torba Yasa Tasarısı, kadınları esnek çalışmaya sevk ediyor. Çocuk ve hasta bakımı yükünü kadınların omuzlarından almıyor. Kadınlara ev içi yüklerini erkeklere devretme imkanı tanımıyor. Getirdiği önlemler cinsiyetsiz, dolayısıyla kadınların lehine değil."
Sosyalist Feminist Kolektif (SFK) üyesi, feminist yazar Gülnur Acar Savran, Meclis'te görüşülmekte olan Torba Yasa Tasarısı'nı bu sözlerle değerlendiriyor.
Tasarıyla esnekliğin kural haline getirilmesine ve var olan cinsiyetçi istihdam politikalarının derinleştirilmesine karşı çıkan Savran, itirazlarını ve taleplerini şöyle sıralıyor:
Esnek çalışma: Esnek çalışma "uzaktan çalışma", "evden çalışma" ve "çağrı üzerine çalışma" biçimleri altında yasalaşıyor. Kırıntı sosyal haklar getirilirken çalışanların İş Yasası'ndan ve çalışma haklarından yararlanması imkânsızlaşıyor.
Bu kadınlar açısından çok kritik. Çocuk bakımı, hasta bakımı, ev işi gibi yükleri yüzünden bu tür çalışma biçimlerine genellikle kadınlar meylediyor ve bahsi geçenler de genellikle "kadın işi" olarak görülen işler.
Primlerin işsizlik fonundan karşılanması: Tasarı, genç ve kadın istihdamını teşvik etmek üzere, işverene düşen prim hisselerinin İşsizlik Sigortası Fonu'ndan ödenmesini öngörüyor. Devlet prim alacaklarını işverenden tahsil etmek yerine çalışanların fonundan karşılıyor.
Mesleki yeterlik belgesi: Tasarı, bir tür iş eğitimini şart koşuyor. Oysa paraları ve zamanları olmadığından kadınlar genellikle bu desteklerden yararlanamıyor.
Refakat izni: Tasarı üç aya kadar ücretli refakat izni öngörüyor. Ancak cinsiyet belirtilmiyor. Bu izni genellikle kadınların kullanacağını varsayabiliriz. Yani bu kadınların değil ailenin lehine bir düzenleme.
Çocuk yardımı: Başbakanın iki çocuk söylemiyle uyumlu bir şekilde, çocuk için ödenen aile yardımında iki çocuk sınırı kalkıyor.
Doğum izni: Tasarı 16 hafta annelik, 10 gün babalık izni öngörüyor. Anneye maaşlı annelik izninin bitiminden itibaren 24 aya kadar, babaya ise doğumdan itibaren 24 aya kadar ücretsiz izin veriliyor.

Kadınlar ne istiyor?

Güvenceli istihdam: Kadınlar için güvenceli, sendikalaşma hakkı olan, eşdeğer işe eşit ücretli istihdam istiyoruz.
Kota: Teknik mesleki eğitimde ve erkek işleri olarak bilinen işlerde kadınlar için kota istiyoruz.
Kreş hakkı: Çalışanların cinsiyetlerinden bağımsız olarak 50 kişi çalıştıran işyerlerinde kreş açılmasını; 50 kişiden az çalışanı bulunan işyerlerinin ise çalıştırdıkları işçi sayısı başına mahalle kreşlerine finansal destek vermesini istiyoruz.
Kreş hizmetlerinden faydalanabilmek için velilik görevlerini erkeklerin üstlenmesini, erkeklerin bakım işleri için eğitim almalarının ön koşul olmasını istiyoruz.
İşgücü kısaltılsın: İşgününün, ücret kaybı olmaksızın kadın ve erkek işçiler için kısaltılmasını istiyoruz.
Ücretli, devredilemez babalık izni: Erkekleri bakım işine teşvik etmek için babalar için devredilemez ücretli babalık izni istiyoruz.
Erkeklerden alacaklıyız: Taleplerimiz yalnızca devletten ve sermayeden değil. Erkeklerden alacaklıyız diyoruz. Bugüne kadar harcadığımız karşılıksız emeğin ve zamanın bize geri verilmesini istiyoruz. Ve kadınlara diyoruz ki, bu alacaklarımızı tahsil edene kadar ev işi yapmayalım! (BB)

Devamını Oku »

31 Ocak 2011 Pazartesi

Aze ve Müzik 1

Yatay Dans
Müzik bence insan gelişiminin en önemli unsurlardından biri. Sürekli müzik dinlemek, hele ki direk müzikle uğraşmak bir insanın sosyal zekasına yapılacak en güçlü katkı bence. Hem böyle düşündüğümden hem ayırdında olmasaydım bile ben müziksiz yapamadığımdan hamilelikten beri Aze müzikle baya iç içe. Hamileliğimin ilk günlerinden bugüne bilumum şarkıyı, türküyü ben dinlediğim için dinlese de bazılarını özellikle dinliyor. Ona söylüyor oluyorum, onun için tekrar tekrar çalıyor oluyorum, o kimisine daha çok tepki verdiğinden onları sık çalıyorum vs.

Hamileyken kızıma ilk ninni-şarkı söyleyeyim ben dediğimde ilk ağzımdan dökülen ne oldu dersiniz?

“Zulüm ejderha olsa da
Telli duvaklı yurdumda
Bir oğul büyütmelisin
Kavgada yiğit olmalı”

Türkünün seksistliğine mi yanayım, ilerleyen mısralarda o oğulun öleceğine mi yanayım, bilinçaltıma mı yanayım bilemedim. İkinci mısraya gelmeden kestim hemen sesimi. Sonrasında Aze'ye nedense en çok Yann Tiersen Le Banquet http://www.youtube.com/watch?v=9vopaDE_9aE dinlettim. Bir ara Savaş kusacak hale gelmişti. (Bir dinleyin Allahaşkına çok güzel değil mi?) Eğer panikle unutmasaydık doğum esnasında bunu dinlemek istiyordum. Aze tanıdık olduğu bir müziğe doğsun... Olmadı.
Sonra tabii ki Aze bizim Aze'yi dinledi sıkça. Hem bizden hem orjinalinden. Sonra ben kızıma ne zaman şarkı söyleyecek olsam ağzımdan hep Gidenlerin Ardından döküldü.  Ninni dediğin acıklı olur kaidesiyle bilinçaltım bildiği en acıklı şarkıyı çağırıyordu herhalde.

Gökyüzüne çizilmiş resimlere benzerdik
Rüzgarın peşine takılan bir nefes gibiydik
Kırdı dallarımızı fırtınalar boranlar
Kaldı bahar çiçekleri üzerinde sevgimiz

Bunun hemen ardındansa Grup Baran'ın Kanatlarında Kaldı Bahar geliyordu: 

Ateşten bir damla gibi
Döksek dünyayı yeniden
Bayrak çekilir gönlümüze

Yetmiş iki yazında yavrum,
Üç günde dağılıp giden
Kuş sürülerinin,
Kanatlarında kaldı bahar

Senden ve sevdandan uzak
Hasret bu yavrucağım
Yedi kat yerden geliyor
Sıcak selamın...

Peki hep mi dertlendirdim kuzuyu? Elbette hayır ama küt solculuğumun dayanılmaz ağırlığıyla hareketli şarkımız da şu oluyordu; http://www.youtube.com/watch?v=9Jfqgfpc330

Hayat denilen kavgaya girdik.
Çelik adımlarla yürüyoruz
Biz bu karanlık yolun sonunda
Doğacak güneşi görüyoruz

Dağları aşıyor, bak yakınlaşıyor
Kızıl yıldız zafer kuşu
Bu bir rüya değil,
Bu bir hülya değil, yıldızıdır kurtuluşun

Endişe etmeyin feminist kardeşler, bolca Kadınlar Vardır da söylendi. http://www.youtube.com/watch?v=Kq61o-j5aEI (Videoyu izlemenizi tavsiye ederim. Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Funda Arar, Şevval Sam, Nilüfer, Aylin Aslım, Zuhal Olcay ve daha kimler kimler)

Suskunduk ve bekledik
Yaşandı seyrettik
Sonunda yeter dedik
Bir daha susmayacağız

Kadınlar vardır, kadınlar vardır
Kadınlar her yerde “

Aze doğduktan sonra ise direkt hareketli müzik hastası oldu. Zaz'dan Je Veux  , Kazım Koyuncu Hayde, Mehmet Atlı'dan Şino Nino, Gogol Bordello Start Wearing Purple 'ı telefon müziğim olduğundan ve çaldığında ben bir türlü bulamadığımdan bolca dinliyor zaten çırpınarak  , Kardeş Türküler'den Newroz (Bu videodaki danslar da müthiş)  , Aynur Doğan Keçe Kurdan, Helldorado Drinking Song  , Disco Partizane kaçar mı?  ,

Ya benim ya Savaş'ın kucağında, elleri kolları sallaya sallaya bir oynayışı var görmeyin gitsin. Bir videosunu ekleyecektim dans ederken ama beceremedim bir türlü. Kimi zaman o ana kucağındayken biz Savaş'la karşısında oynuyoruz, dikkatle izliyor sonra bizim yaptığımız el kol hareketlerini yapmaya çalışıyor sıpa.

Demin de dediğim gibi Türkçe, Kürtçe, Zazaca, İngilizce, Ermenice, Fransızca... her dilde şarkılar, türküler dinletmeye çalışıyoruz Aze'ye. Müziği sevsin, alışsın, gelişimine katkıda bulunsun diye. Bir de çocuk şarkıları ve ninniler var ki çoğunun güftesi bana ait onlar da bir sonraki postta. 

30 Ocak 2011 Pazar

An be An Aze Çınar

Bugün aylardır beklediğim şey oldu: Aze bir başkasının (Annem ve Savaş) kucağındayken çağırdığımda direk uzanarak bana geldi. Gün içinde kaç kere denediysek hepsinde anneyi tercih etti sıpa. Kucağımdayken de bir güzel sarıldı görmeyin gitsin. Doğduğundan beri bencilce bu olsun diye bekliyordum. Oldu çok mutluyum çok.
Bunun dışında dün "gi" dedi. Bugün dilini çıkarıp "pprrppppppss" gibi bir sesle maymunluk yaptı tüm gün. Yaptı güldü yaptı güldü. Çok sevimliydi çok. İki gündür salona yere yorgan serdik, üstüne de çarşaf,  attık üstüne, bir o yana dönüyor bir öte yana. Kafayı kaldırıyor, kolu altından çekiyor... Bolca gülüyor.
Annem burada yine 3 gündür. Ama bu sefer farklı. Belki ondan belki artık benim hormonların da biraz durulmasından 3 gündür pek güzel her şey. Her şey bir yana şu sağma aletlerini yıkama işinin bir miktar üzerimden kalkması bile cennet gibi hissettiriyor bana 3 gündür. Aze benim dışımda birini daha görmekten pek mutlu. Bu sabah biz uyurken uyanınca annem almış yanına oynamışlar epey. 10.30 da kalktık Savaş'la !! Savaş'ın sınavları var. Onun ders çalışmaktan sebep pek bizimle olamamasının açığını şahane kapattı annem Aze için de benim için de. Çok güzel oldu zamanlama.


Evet, diğer her şey boş. Ben buraya Aze bana sarılıyor demeye gelmiştim! Olağanüstü bir duygu.

26 Ocak 2011 Çarşamba

Aze Ekmeğinin Peşinde!

Sabah her zamanki gibi kalktık güle oynaya. Aze yemeğini yedi, o kenarda oynarken ben süt sağdım. Sonra beraber biraz oynadık ve Aze yeniden uyudu. Ben de uyudum. Sesine uyandım. Sanki daha yeni yatmış gibiydik. Belki uyur yine diye "Hadi kızım eee kızım" vs dedim gözlerim kapalı. Ben kendi yatağımdayım o da hemen dibimdeki park yatağında. Mızırdanmalar devam etti. Gözümü hafif açtım, park yatağın yandaki delikli filesinden dikkatle beni kesiyor. Uyumayacağını anladım, yanıma alayım uyursa uyur uyumazsa benim yanımda oynar kendi kendine diye düşündüm. Battaniyesini serdim. Kucakladım, pek sevindi. Yeniden yatay duruma geçince pek bozuldu, suratı düştü. Ama sanırım bir bildiği var bu kadının diyerek pek bir şey demeden beni izlemeye devam etti. O sırada telefon çaldı. Gittim telefonu aldım. Konuştum, kapattım, Aze'ye baktım, yine bir sevindi "sıra bana geldi sonunda" diye düşündü herhalde. Yanına yatınca önce gözlerine inanamayarak şu fotoğraftaki gibi baktı "Napıyorsun kadın sen?" der gibi. 
Üstüne gözlerimi de kapatınca o kadar içli bir "hiyyeaaaağğğ" dedi ki dudakları büzüştürerek anlatamam. O dediği şey, "2 dakikaya çok fena ağlamaya başlayabilirim ona göre" anlamına gelen ağlamamsı bir ses. Gözümü açtım şaşırarak, tam o esnada minicik bir el gördüm yüzüme doğru gelen, görmemle çat diye yüzüme inmesi de bir oldu! ahahaha -şiddetten tamamen uzak dikkat çekme amaçlı da olsa- kızımdan bir tokat yemiş oldum. Sonunda tembel anne bir zahmet bu kızın ne derdi var diye düşünmeye başlayabildi, saate bakar bakmaz da yatalı bir buçuk saat olduğunu, kızçenin yemek vaktinin gelmiş de geçiyor olduğunu gördü. "amaaanın Azoçka acıkmış" deyip yerimden fırlamamla, Aze de gülerek, el kol sallamaya, "Nihayet be kadın nihayet" anlamına gelen bakışlar atmaya başladı. Hikayemiz, Aze'nin 3 dakika sonra yemeğine kavuşmasıyla mutlu sonla bitti. 
Benim aslan kızım, minik savaşçım, deliler gibi ağlamak yerine sabırla bekleyip, sonra kendi yöntemiyle derdini anlatıp, istediğini aldı. Seni en çok saçma sapan da olsa gerekli de olsa bas bas ağlamadığın için seviyorum Canım Aze'm. 

25 Ocak 2011 Salı

Korkuyorum

Aze haftaya 6 aylık olacak. Hayatımıza girdiğinden beri acayip şeyler yaşadım. İlk 3 ay hayatımda yaşadığım en zor günlerdi. Emzirme sıkıntısı, hormonlar, eş dostun anlamayan halleri, anlayanların bir türlü yetmemesi, üzüntü, hiddet, öfke, stres, çaba, azim, sabır derken derken son bir aydır herşey o kadar yoluna girmeye başladı ki... Hormonlar biraz hız kesti, Aze'nin yeme düzeni ve gelişimi sorunsuz ve hatta şahane ilerlemeye başladı, sevgili ile yeni hayata alışıp birbirimizin derdini daha iyi anlamaya başladık. Haksızlık ettiğim arkadaşlarımdan özür diledim, yeterince yanımda olamayan kimi arkadaşlarım özür dileyip yine yanımda yer aldılar. Başından beri elinden geleni yapanlar tam destek hep destek hallerini sürdürdüler. Yine yeniden dışarı çıkan, misafir olan, misafir ağırlayan, GÜÇLÜ, kendine güvenen Derya haline gelmeye başladım ufak ufak. Aze'yse tam bal oldu. Cilveler, işveler, oyunlar, gülücükler, sarılmalar, okşamalar dünyanın en şahane şeyi' Bir aydır önceki aylarda tüm bünyemi saran öfke, kendine güvensizlik, herşeye karşı tahammülsüzlük ve hüzünün yerini inanılmaz mutluluk sardı. Önceki aylarda olumsuz olan ne varsa hepsi tersine döndü. Dünyam aydınlandı. Uyanık olduğum her an müdahale edemediğim bir gülümseme var yüzümde. 


Böylesi bir mutluluk dünya üzerinde yok diye düşünüyorum. Aze Çınar dünya üzerindeki en tatlı, uslu, sakin, güleç, şahane bebek diye düşünüyorum. Böylesi bir mucizenin beni bulmasına çok şaşırıyorum. Her geçen gün daha da tatlılaşan ve neredeyse hiç sorun çıkarmayan bu melek nasıl oldu da benim kızım oldu hiç anlayamıyorum. Ve işte her şey böylesine mükemmelken ben her an bir şey olacak diye çok korkuyorum. Sürekli kabuslar görüyorum Aze'nin başına işlerin geldiği. Alışveriş Merkezinin tuvaletinde, kapının arkasındaki ped reklamı posterindeki genç kızı gördüğümde "Ya Aze'nin genç kız olduğunu göremezsem" diye gözlerim doluyor bir anlığına. Savaş gülümseyerek "Ben gidip sana çekirdek alayım geleyim." dediğinde, dışarı çıktığında kesin araba çarpacak diye düşünüp panikliyorum. Bir ay önce "Ben hayatımın hiç bir döneminde bu kadar zorlanmamıştım." derken şimdi "Ben hayatımın hiçbir döneminde bu kadar mutlu olmamıştım." cümlesini kuruyorum. Tek tek hatırlıyorum aylardır "Geçecek, çok az kaldı, çok yakında geçecek ve çok güzel olacak her şey" diyen anne arkadaşların sözlerini. "Geçti la hakkaten" diyorum. Fırtına geçmekle kalmadı. Bir de arkasında nefis bir gökkuşağı bıraktı. Ama işte çok korkuyorum. Türk insanına mı mahsus mutlu olunca panik olup "aha kesin çok kötü bir şey olacak" diye kuruntulanmak bilmiyorum ama ben bu mutluluğa bir şey olacak diye çok korkuyorum. 

24 Ocak 2011 Pazartesi

Savaş'tan İnciler

Savaş kucağına aldığı Aze'ye, Aze'nin odasındaki hayvanları tanıtıyor. Ben de başka odadayım, sesleri geliyor: 

- Bak bu horoz kızım, sabahları insanları uyandırırlar köylerde, üürürüüüüü derler. bunlar da ördek suda yüzerler, vak vak derler. bunlar da inek. Süt verirler. Ama anneyle karıştırma sakın. Annen inek değil. inekler de annen değil, tamam mı kızım?

20 Ocak 2011 Perşembe

Aze Meydan'da


Dün 4. yılı doldu sevgili Hrant'ın aramızdan ayrılışının. 4. yıldır aranan adalet bu yıl da bulunamadı. Saat 13.30'da Taksim Meydanı'ndan başladı yürüyüş. Agos'un önüne kadar sürdü. Onbinlerce insan "Hrant için, Adalet için", "Türk, Kürt, Ermeni Yaşasın Halkların Kardeşliği" sloganları ile Agos'un önünü doldurdu. Saat 15.00'de saygı duruşunun ardından konuşmalar yapıldı ve dağılındı. Akşam 19.00'da ise yine Taksim Meydanı'ndan bu sefer Galatasaray Meydanı'na meşaleli yürüyüş oldu.

Aze Çınar 16.00 - 18.30 arasını Şiirci Cafe'de geri kalanını arabasının içinde yollarda geçirdi. Gıkı çıkmadı, bir kez huzursuzluk yapmadı. Çoklukla sloganlar eşliğinde uyudu kuzu. Akşam eve gelir gelmez de yemeğini yiyip uyudu. Dışarıda bu kadar kalmaya ikimiz de ne zamandır alışık olmadığımızdan ikimiz de öyle yorulmuşuz ki bugün tüm gün uyuduk.

Günümüzü kolaylaştırıp, güzelleştirdikleri için bir kez de buradan Neşe'ye, Umut'a, Can'a, Cemre'ye, Dilek'e, Şükran ve Mücella'ya teşekkür etmek isterim. Aze'yle oynayan, bol bol fotoğrafını çekip iltifatlara boğan, sevgisini esirgemeyen diğer arkadaşlara da teşekkür ederiz ana kız. Bu ülke böyle gittikçe daha çok eylemde buluşuruz.

18 Ocak 2011 Salı

19 ocak'ta ne olmuştu??

Yarın saat 13.30'ta Taksim'de olacağız Aze ile. 15.00'de Agos'un önünde başlayacak olan anmaya yapılacak olan yürüyüş için. Akşam 19.00'da ise Taksim Meydanı'nda.Hrant'ı unutmadık ,unutturmayacağız demek için, katiller yakalansın demek için. Hrant için Adalet için...

17 Ocak 2011 Pazartesi

Kabus

Dün kucağında ağlayan bir yaşlarında çocuğunu arka arkaya 2 kez tokatlayan bir adam gördük. Anne de hiçbir şey demeden yanlarında yürüyordu. Gayet eğitimli, modern tiplerdi. Şok olduk, biz kendimize gelene dek gitmişleri bile. Adama "Napıyorsun sen" diyemedik. Orta yerde Savaş'a sarılıp beş dakika ağladım herhalde. Minicik, güçsüz ve kendini koruyamayan bir canlıya nasıl vicdansızca vurabilir algılayamadık. Çoktandır aldığım bir karar var, kimsenin ebeveynliğini eleştirmeyip, kimseye sormadan tavsiyede bulunmamakla ilgili. Kimseyi bilmeden etmeden yargılamamakla ilgili. Ne zaman içten "cık cık"layacak olsam, "Sus yarın bir gün başına gelirse görürsün." diyorum hemen ama böylesini de ne anlamak mümkün ne de yarın bir gün başımıza gelmesi.
Gece ise heyecandan beşe kadar uyuyamadım ben. Çünkü bu sabah çok heyecanla beklediğim bir iş için haber gelecekti, belki öğleden sonra görüşmeye gidecektim. Eğer olursa hem maddi olarak hem de severek yaptığım bir işi sevdiklerimin olduğu bir yerde huzurla yapmanın rahatlığı olacaktı baya. Sabah 08.15 civarı kalktı Aze, yemeğini yedi, oynadık, altı değişti, sonra 10.00 gibi yatırdım. Dün gecenin uykusuzluğuyla ben de bilgisayar odasında uyuyakalmışım. 
Rüyamda iki kız çocuğum vardı. Küçüğü Aze, büyüğü 7-8 yaşlarında başka bir kız çocuğu. Kendi yatağımın üzerine yatırmışı Aze'yi altını değiştiriyorum. Aze de cilveli cilveli ablasına elini uzatıyor, saçını çekiyor, son zamanlarda çok yaptığı gibi tırnaklarını geçiriyor ablasının yüzüne. Ablası da hem acıyla hem de zaten var olan kardeş kıskançlığıyla okkalı bir tokat geçiriyor Aze'ye. Aze ağlamaya başlıyor. Ben çok kızıyorum "nasıl kardeşine vurursun biz hiç sana vurduk mu?" diye. Sonra neyse herkes sakinleşiyor. Yatağın üzerinde uyuyoruz hepimiz. Bir uyanıyorum Aze yok. Kalkıyorum hemen, banyonun ışığı yanıyor. Giriyorum, büyük kızım ayakta durmuş küvete bakıyor. Ben de bakıyorum küvete, ağzına kadar su dolu ve Aze yüzüstü yatıyor suyun içinde. Sırtında da kocaman kocaman, derin bıçak kesikleri var. Aze ölmüş. Dehşete kapılıyorum. Küçük kızım ölmüş, büyüğü de kardeş katili olmuş! Büyüğü tutup sarsıyorum hızla, "Sen ne yaptın sen ne yaptın" diye bağırıyorum. Gülüyor ve "Bak sen de çocuğuna vuruyorsun." diyor. Delirmenin sınırındayken telefonum çaldı ve uyandım. O an telefonum çalmasa gerçek hayata yansıyabilecek bir delirme yaşayabilirdim sanırım çünkü tarifi mümkün olmayan bir şeydi hissettiğim. Telefon kötü haberdi. O heyecanla beklediğim iş için Rusça ve Farsça dil bilmek gerekliymiş. Metin yazarlığı için neden gerektiğini hala anlayamasam da görüşmeye bile gitmemiş oldum. Ancak rüyanın dehşeti o kadar üzerimdeydi ki, normalde üzüleceğimin yüzde onu kadar üzülmemişimdir bu iş olayına. Nasıl etkilenmişsem hadiseden ve aldığım karar da nasıl içime işlemişse böyle abuk halde girdi rüyama işte.
Rüyasını bile yaşamasın kimse. Dehşet bir şey. 

15 Ocak 2011 Cumartesi

Hamilelere Duyurulur

Hamileler ve hamile yakınlarına duyurulur. E-Bebekte bir kampanya var, hamile günlüğü 0,1 tl. 
Şöyle demişler; 


"9 ay 10 gün sürecek eşsiz bir dönem sizi bekliyor. 
Anne olacağınızı öğrendiğiniz an inanılmaz bir sevinç yaşadınız. 
Bu gerçekten müthiş! 
Zaten bu nedenle anne adayları hamilelik süresince hiçbir şeyi kaçırmak istemiyorlar. İlk andan, doğuma kadar geçen süreyi doyasıya yaşamak ve sonrasında da o güzel günleri hep hatırlamak istiyorlar. İşte "Anne Adayının Günlüğü" ile bu unutulmaz dönemi yaşam boyu hatırlama şansına sahip olacaksınız. Hamileliğinizde hissettiklerinizi, yaşadıklarınızı gün be gün yazmanın keyfini yaşayabileceksiniz. Üstelik "Anne Adayının Günlüğü" içinde yer alan bilgilerle hamilelikte yaşayacağınız fiziksel ve ruhsal değişimlere karşı hazırlıklı olabileceksiniz. "

http://www.e-bebek.com/hatira_ve_gunluk/diger/anne_adayinin_gunlugu_2/XYZ-916302

13 Ocak 2011 Perşembe

Bebeğimde Uyku Düzeni



Aze Çınar pedagogların melek bebek dedikleri bebek türünden. Sadece bir talebi varsa ağlayan, gerektiğinde uyuyan, zamanında kalkan, kendi kendine oynayabilen, güler yüzlü, uyumlu bir bebek. Bebekler sık sık huy değiştirebilir diyorlar, bir yandan da aile çocuğa yanlış davranırsa huyu değişir diyorlar. Bizimki zamanla ne olacak göreceğiz. Ama şu an başka bir şey anlatacağım.

Aze eve geldiğimiz ilk iki gün boyunca gece 3 kere uyandı. Sonrasında 2 kere uyanmaya başladı. Ramazandı, davulcunun sesine uyanıyordu. Diğer dairelerde sahurun çatal kaşık sesleri gelmeye başladığında biz de sağılmış sütü ısıtmaya, alt değiştirme techizatını hazırlamaya başlıyorduk. İkinci uyanma 6 gibi oluyordu. 2 kere uyanıyordu ama biz sütü kaşıkla yedirdiğimiz için her uyanma bir buçuk saat sürüyordu ve bizi zorluyordu. Bir süre sonra nöbet sistemine geçtik. Aynı anda kalkmayı bıraktık. Savaş'la sıraya koyduk. Gündüzleri ise sık ama kısa aralıklarla uyuyordu. Hele evde misafir varsa çok zor uyuyordu bizim sosyal bebeğimiz. Akşamları Savaş 17.00'de evden çıkıyordu. O esnada TRT'de Komedi Dükkanı'nın eski bölümleri başlıyordu. Ben daha önce hiç izlememiştim, bu sayede tüm bölümleri izledim. O esnada Aze uyuyordu. Ve hatta o saatler benim dondurma yeme saatlerimdi. (Akşam akşam nostalji de oldu bak.) Sonra Aze aralıklarla uyanıyordu, ikimiz de salonda oluyorduk, yanımda battaniyesinin üzerinde uyuyordu, ana kucağında uyuyordu, laf aramızda ana kucağı çok kurtardı beni. Ben kanapeye uzanmış tv izlerken ya da kitap okurken ana kucağı tvye ters, içinde Aze Çınar, ben hafif sallarken uyukluyor, ben en az bir saat özgür!!

Kısa bir süre sonra Aze gece 01.00 gibi gece uykusuna geçmeye başladı. Gece 01.00 gibi uyuyup sabah 10.00da kalkıyordu. Ben o uyurken gece 03.00 gibi besliyordum onu. Sonra gitgide erkene çekti gece uykusuna dalış saatini. Saat 22.00 gibi yatıp 10.00 gibi kalkmaya başladı. Yine bir kez gece beslemesi yapmaya devam ettik. Evet pek şanslı bir aileyiz biz. Peki uykuya nasıl geçiyordu Aze: Kolda sallayıp, koridor boyu yürüyerek.

Sonra 27 Kasım'da Blogcu Anne'nin şu yazısını okudum. Ve Aze'ye kendi kendine uyutmayı öğretmeye karar verdim. Orada okuduklarım, Ferber, Hogg, Karp, sağdan soldan duyduklarımı birleştirerek bir yöntem izledim. Direk yatır kaldır yöntemini denemedim çünkü Aze yatağa bıraktığımda ağlamıyordu. En fazla mızırdanıyordu. Ya da emziği ağzından atıp kikirdiyordu ve oyun istiyordu.



Ben aşama aşama şöyle yaptım; Öncelikle belirtmeliyim ki biz çoktan Tracy Hogg'un e.a.s.y yöntemini oturtmuştuk Aze'de, sonra onu da anlatırım ama şimdi kısaca şöyle söylemeliyim ki, bebeğin eat, activity, sleep, your time'dan oluşan bir rutine sahip olması e.a.s.y rutini. Yani Aze'nin uykusunun ne zaman geleceği zaten tarafımızca 5-10 dakika oynamayla biliniyordu. Bir de zaten otomatik portakalım uykusu geldiğinde elini gözüne koyuyor hemen.

1- Uyku vakti yaklaştığında ilk önce eski düzen koluma alıp salladım. Uykuya dalmadan beşiğine bıraktım. Elini tutup, “şşş”,”eee” sesleri çıkardım. Uyuyana kadar bekledim. 5-6 uyku sırasında bunu yapmaya devam ettim. Sonuncu da çabucak uyumaya başladı.
2- Bir sonraki aşamada, kolda sallama süresini azalttım, geri kalanı aynen yaptım. Bu da bir 5-6 uyuma sürdü. Ona da alıştı.
3- Üçüncü aşamada 2. nin üzerine, beşiğe koyduktan sonra elini bıraktım, geri kalana devam ettim.
4- Kolumda sallamayı tamamen bıraktım. Yatağa koyup “eeee eeeee” deyip, görünmez oldum. Yere çömeldim, kendi yatağıma uzandım. Sesimi duyup orada olduğumu biliyordu, ama beni görmek ihtiyacını eledi. Bir süre sonra çıktım, kendi kendine “eee eeee” deyip kendini uyuttu.
5- Uyku vakti gelince götürüp yatağa bıraktım. “Hadi kızım iyi geceler.” deyip çıktım odadan, kendi kendine uyumayı başarmıştı.

Arada sırada, fazla uyaran olması, ağrısının olması, gazının olması gibi sebeplerden beşiğe bıraktığımda uyumak istemiyor ya da gitmemi istemiyor. Çok istisna ağlıyor. Ne olduğunu anlıyorum ve o an ya elini tutuyorum ya pış pışlıyorum, kısa süre sonra uyuyakalıyor. Uzmanlar “Devam ettiremeyeceğin şeye başlama.” diyorlar. Yani bebek durmadı, ağladı diye kucağa alırsanız bebek bunu tekrarlar ve oluşturmaya çalıştığınız şey bozulur diyorlar. Ben de bu sebepten hiçbir seferinde kucağıma almadım durmadığında, ama hep yanında olup sakinleştirdim. Bazen yanında yarım saat oturdum. Konuşarak, şarkı söyleyerek, elini tutarak, saçını okşayarak, pışpışlayarak sakinleştirdim. Ama yataktan almadım.

Bu düzeni oluşturduğumuzda Aze 22.00'de yatıp 10.00'da kalkıyordu. İkimiz bir grip atlattık, ondan sonra Aze 20.00'de yatıp 08.00 civarı kalkmaya başladı. Ben gececi olduğumdan pek hazzetmedim açıkçası bu durumdan :) Şimdi yavaş yavaş biraz aşağı çekmeyi başardım gibi. Gündüzleriyse Sabah ve Akşam ortalama 1 saat öğlen ise 2 saat uyuyor kuzum. Yine kendi başına. Hakkaten uyku uykunun mayası. Sabah ve Akşam uykuları iki saate yaklaşıyor bazen, o günler akşamları da çok uyuyor Azoçkam.

Biliyorum ki Aze bir çok bebekten farklı. Her yeniliğe kolay uyum sağlıyor. (Maşallahları duyalım?) Bizi zorlamıyor. O yüzden “Böyle yaparsanız kesin ve bu hızda olur.” demiyorum. Ama yöntemlerin özüne inanıyorum. Belli tutarlılıkta davranıldıkça en inatçı çocukların bile bir rutine alışacaklarını düşünüyorum.

Bol uykulu, bol büyümeli günler.

12 Ocak 2011 Çarşamba

Biraz istatistik biraz teşekkür.

Haziran 23'te başlamışım yazmaya.
Toplam 82 yazı yazmışım.
Toplam ziyaretçi; 28763
Her gün ortalama 200 küsur insan giriyor dile kolay...
En çok okunan yazı: Cinnet Anaların Ayağının Altındadır olmuş. Onu Acayip Bir Doğum Hikayesi izlemiş.
Google'dan kelime aratıp gelenler en çok DeryAze diye aratmışlar. Sonra Aze Çınar, Sonra "başka hamile" diye. Hamilelik, emzirme, annelik ile ilgili sorunları aratıp gelen olduğu gibi, "erkeklerden alacaklıyız" diye aratan da gelmiş, "çınar ağacı nasıl büyür?" diye sorup gelen de. Ki benim favorimdir bu. 24bin818 kez Türkiye'den girilmiş, onu 872 kezle ABD izlemiş...

Ben Ekşi Sözlük'te yazarken de sanki sırf tanıdıklara yazıyormuşum gibi hissettim hep. Tanımadığım birinden mesaj geldiğinde, tanımadığım biri Facebook'tan ulaştığında hep çok şaşırdım. Şimdi burada da aynı şeyleri yaşıyorum. Sanki biz blogcu anneler-hamileler kendi aramızda yazışıp duruyoruz. Yazıların altına teee 7 yıldır görmediğim bir arkadaş yorum bıraktığında, Facebooktan iletiştiğimiz ama yine bir en az 5 senedir yüz yüze görüşmediğimiz arkadaşım "Sürekli takip ediyorum, sayende hamileliğe hazırım." dediğinde, hiç tanımadığım biri Facebook'ta DeryAze sayfasını "beğen"diğinde, istatistiklere baktığımda çok şaşırıp, çok seviniyorum.

Sevgili Funda, ben "hamile anne bloglarında bebeler hasta oluyor, çok hasta oluyor, içim dayanmıyor." dediğimde bana güzel bloglar önerip ittirdiğin, yazmamda ısrarcı olduğun için sana ne kadar teşekkür etsem az.  Bu blog varsa senin sayende var, ben birbirinden güzel bir sürü anne  - hamile ile tanışıp çok güzel şeyler paylaştıysam senin sayende. Annelik sırasının sende olduğunu hatırlatır, tekrar teşekkürlerimi sunarım.

Bu blogu okuma zahmeti gösteren, takip eden, beğenen, beğenmeyen, yorum bırakan, bırakmayan herkese de çok teşekkür ederim.

10 Ocak 2011 Pazartesi

Ebeveyn Dili

Var böyle bir şey! Bebek sahibi olmadan hangi kelimeleri kullandığınızın, nasıl konuştuğunuzun, inancınızın, kültürünüzün, alışkanlıklarınızın hiçbir önemi yok. Nasılsa bebek doğduktan sonra tüm bu saydıklarımdan bağımsız bir dil konuşulmaya başlanıyor. 
Bu yeni alfabenin ilk harfi de: Maşallah. Nazara inanın inanmayın, hayatınızda hiç nazar boncuğu taşımamış olun, taşımış ama nazarı çok da takmamış olun, hiç önemli değil. Bebekten itibaren 3 kelimenizden biri maşallah olduğu gibi bebeğinizden bahsederken maşallah demeyeni de dürtüp ona da zorla dedirtmeye başlayacaksınız. 


- Ayy ne uslu bebeğin var. 
- Maşallah öyledir. 
- Darısı başıma. 
- Maşallah? 
- .....
- Maşallah desene lan!
- Haaa maşallah maşallah.


Sonracığıma bizim gibi karı-koca ateist dahi olsanız, bol Allah'lı cümleler dilinizden eksik olmamaya başlayacak: İnşallah, Allah analı babalı büyütsün, Allah bağışlasın, Allah esirgesin, Allah korusun, Allah muhafaza, Allah göstermesin, Allah eksik etmesin, Allah belasını versin (Bu sonuncusu bonus, lohusalık haliyle sinirlendiklerinize bol keseden sayabiliyorsunuz eheh) Şimdi bunları söylemeye başlıyor insan ki eskiden de bu kadar sık olmasa da kullanılıyor bunlar çünkü bir kere çok güçlü kalıplar bunlar. Bir düşünün;


-  "İnşallah sağlıklı bir bebek olur", "Umarım sağlıklı bir bebek olur." 
-  "İnşallah ateşi düşer.", "Umarım ateşi düşer." 
- "Allah bağışlasın." , "Sizinle olur hep umarım."
- "Allah korusun.", "Siz koruyamazsanız umarım onu koruyan başka bir şey olur."
- "Allah analı babalı büyütsün.", "Bebek büyüyene kadar ölmezsiniz umarım."
- "Allah belanı versin.", "Umarım başına çok kötü şeyler gelir."


Söyleyin a dostlar hangilerinin söylenişi daha güçlü, daha etkili, daha anlamlı geliyor? 
Bu ekolün kendi adıma ve Savaş adına en bombası ise bebeği yatırıp kaldırırken "Bismillah" diyor oluşumuz oldu. Annem çok kızdı ilk günler demeyince. Sonra da aşağıda yazdığım şeyi düşününce dilimize yapıştı kaldı bismillah.
Bir ikincisi, bebek gelince akla "Başıma bir iş gelecekse de ben inanmıyorum. Ama bebiş biraz büyüyene kadar en azından riske atıp olma ihtimaline karşı kızdırmayalım dilimize mi yapışacak." düşüncesi gelmiyor değil. 


Ebeveyn dilinin diğer bir değişimi ise bebeğe hitap şeklinde oluyor. Daha önce (bebek sahibi olmadan önce) gülerek farkettiğim, bebeğine "annecim", "babacım" diye hitap etme komikliği meğer bebeğin doğumuyla otomatik olarak çalışmaya başlıyormuş. Dünyanın en saçma hitabı olan bu kelimeler, kendiliğinden, direnmenize, engel olmaya çalışmanıza rağmen kolayca dökülüveriyormuş ağzınızdan: 


- Ama annecim daha yemeğini bitirmedin. 
hiiii daha vahimi var bir de çoğul konuşmak:
- Ama annecim daha yemeğimizi bitirmedik.
- Babacım hadi gel tuvaletimizi yapalım.
- Doktorumuz bize iğne yaptı di mi annecim.
!!!!
Ya niye ama niye, niye çocuğa annecim, babacım diyoruz manyak mıyız?? Hepimiz o bebenin bizim annemiz ya da babamız olmadığından eminsek neden durduramıyoruz bu sefil akımı?!?!? Neden karşımızdaki bebenin bireyliğini yok eden çoğul konuşmayı tercih ediyoruz? Aylardır uğraşıyorum Aze'ye annecim demeyeyim diye, buna rağmen o kadar çok annecim diyorum ki Savaş bile bazen boş bulunup annecim diyor Aze'ye! 


2011'den en büyük dileğim bu hitaptan kurtulmaktır hem valla hem billa. 





6 Ocak 2011 Perşembe

Sadece sağarak süt arttırılabilir mi?

Önce gururla cevabımızı verelim: Evet
Emzirme hikayemiz çok sorunluydu bizim. Şurada okuyanlar hatırlar. O hikayede en son Aze'nin ufak ufak emmeye başladığı güzel haberini vermiştim. Bir süre öyle gitti. Günde bir iki kez güzel emiyordu. Onun dışında sağdığım sütü veriyordum. Sonra bir gün memeyi reddetmeye başladı Aze Çınar. Memeye yaklaşır yaklaşmaz kafasını hızla geriye atıyor, ağlamaya başlıyor, kesinlikle emmiyordu. İki üç gün böyle devam etti. Üzerine düşününce anladım neden olduğunu. Bir süre önce dışarıdayken biberonu tıkandı, kürdanla açtık, böyle sorun yaşadığımızda gidip kontrol ettim, diğer biberonuna göre o biberonun deliği genişlemiş ve baya ferah ferah akıyor içindeki. Öyle olunca Aze bu kadar rahat akışa alışınca zaten zorlandığı memeyi tümden bırakmış oldu.
Bu sefer stres yapmadım. “Olsun yapacak bir şey yok, sağmaya devam.” deyip, aksatmadan 3 saatte bir düzenli sağdım. Daha önce bahsettiğim, memnun olmadığım Medela Mini elektrikliyi bırakıp şu linkteki Ameda çift sağan pompayı aldık. (E-bebek pahalı, Unnado'dan indirimli aldık, daha ucuza bulunabiliyor)

İlk önemli etap hallolduktan sonra ikinci önemli aşamaya geldi sıra: Süt arttırmak. Zaten süt artsın diye kimi şeyleri yiyip, bol su içiyordum ve değil kilo vermek kilo alıyordum ne zamandır, ama bunu düzenlileştirip, sütü Aze'ye yetecek hale getirmem, mamayı tamamen bırakmam gerekiyordu. Yedim, deli gibi yedim. Bir oturuşta bir tencere yemek yediğim oldu. Üstüste 3 porsiyon tatlı yediğim de oldu, Süt arttırıcı bitki çayları, maltlar, helvalar... Süt arttırır denen ne varsa hepsini denedim.

Normal emziren kadınlarda bol su içmek sütü yeterince arttırırken benim değil arttırmak azalması riski bile olduğundan hiç düşünmeden bol bol yedim. Hamileliğim süresince farketmiştim ki benim bedenim ihtiyaç duyduğu şeye yöneliyor. Hislerim hep doğru yönü gösteriyor. Eskiden çok zor meyve yerken hamileyken deli gibi meyve yiyesim oluyordu hep. Biber, pişmiş domates hiç sevmezken canım istiyordu. Ne bileyim doktorum içime sinmedi değiştirdim sonra deci sezaryenci olduğunu öğrendik falan. Doğumdan sonra da yine hissiyatımı dinleyip kendimi hiç sınırlandırmadan deli gibi yedim-yiyorum. 74 kilo ile hamileliğe başladım ben. Doğurmaya giderken 84 kiloydum. Doğumun ertesi günü 78 kg. İdim. Bir hafta sonra ise yeniden 74. Şu an 86 kiloyum yeniden! Ama çok az kaldığını bildiğim için, ek gıda ile tüm dertlerimin azalıp, kilo vereceğimden emin olduğum için hiç dert etmeden yiyorum ve sonuç: süt üretiminde %100 artış!! Eskiden, bir sağmada iki memeden toplam 60-70 cc süt sağarken, gitgide artarak geldiğimiz sağım miktarı ortalama: 120-140 cc. Kimi zaman artıyor kimi zaman (stresli olunan zamanlarda) düşüyor. Ama bu ortalamayı tutturduk genel olarak. Hele ki sırf sağmada sütün azaldığı bilgisi varken değil azalmak bu derece arttırmış olmakla hakkaten gurur duyuyorum (Heyhat anne olunca gurur duyduğun şeyler hızla değişiyor görüldüğü üzere) Aze neredeyse 2 ay olacak hiç mama yemiyor, salt anne sütüyle besleniyor!

Peki nedir süt yapan şeyler;

  • Koska Tahin Helva
  • Bulgur
  • Kazandibi başta olmak üzere sütlü tatlılar
  • Maltana malt içeceği
  • Kayısı kompostosu, aşure
  • Isırgan otu, rezene, anason (Bunlar aynı zamanda anne ve bebeğin sakinleşmesine ve bebeğin gaz sorununa da iyi geliyor)
  • Uyku
  • Su (Her iki sağma arası en az 1 litre su içiyorum)
  • Moral (Biraz canım sıkılsın direk neredeyse yarı yarıya azalıyor, neşeliyken ortalama sağdığımın üstüne çıkıyor)

Duyduğum başka şeyler var süt arttırdığı söylenen, Mesela Humana Stil Tea var, onu denedim ama bende işe yaramadı. Hurma, Boza, Çemen diye duydum ama onları denemedim.

Azimle tuzlayan postu delermiş (anneyim ben diğer türlüsü söylenmez. Ayıp.) a dostlar. Bu gidişle yakında 100 kg.ı bulacak olabilirim. Olsun, daha iki ay mama vermenin vicdan azabını atamayan bir insan olduğum için bir ömür huzurlu geçirecek olmama değer.

Ha bakmayın artistlenmeme. Kimi durumlarda azim falan hikaye, ne kadar uğraşırsa uğraşsın sütü gelmeyen, sütü artmayan anneler de var elbet. Benimki kendi durumuma yönelik şımarma sadece.

Öperim tüm anneleeer, bol sütlü günler.


Unutmuşum!!: Emziren anneler grubundaki, "aman nazar değer" diye düşünmeyip, bol süt miktarlarını yazan, arttırabildiklerini anlatan annelere teşekkür ederim. Onlar olmasa ben sütün o kadar olabileceğinden ve bu kadar arttırılabileceğinden bihaber olacaktım. 


Mim: Lohusa

Ben çok anlamıyorum bu mim işinden. Ya da diğer adıyla sobe. Bir blogcu merak ettiği konu hakkında sorular soruyor, diğer blogcular da cevaplıyor anladığım kadarıyla. Bugüne kadar da iki mim'i cevapladım yanlış hatırlamıyorsam. Lohusalıkla ilgili ciddi derdim olduğu için merak ettiklerimi diğer annelere sormak istedim, mim ritüeline aykırı bir şey yapıyorsam bir şekil affola. İşte sorular: 


1- Lohusalık denen hadise sizce tam olarak nedir?
2- Lohusalık içinde hormon dengesizliğini de barındıran bir şeyse neden 40 gün sürer gibi bir algı var toplumda sizce? Regl olamadığın, emzirme ile birlikte hormonların dağınık kaldığı süre boyunca sürmesi makul değil mi? 
3- Sizin lohusalığınız (Hormonal dengesizlikler ve depresif olma halini kastediyorum hep lohusa derken) ne kadar sürdü? 
4- Nasıl geçti, hep aynı şiddette miydi? Normale yavaş yavaş mı, birden mi döndünüz? Herp depresif, sinirli olacak şekilde mi etkiledi sizi, manik, aşırı enerjik anlarınız da oldu mu? 
5- O dönem yanınızda, sizi gerçekten anlayan, destek olan eş, dost, arkadaşınız var mıydı? Yalnız mı geçirdiniz? 
6- Eşinizle nasıl geçirdiniz bu süreci? 


Kafamda çok soru vardı ya şimdi yazarken toparlayamadım hepsini. Pek sevgili Blogcu Anne, Pratik Anne, Özgür Anne, YavruSu, DenizAnne, Başak ve Ruhdağı ve Açalya ' yı mimleyeyim. Ve tabi okuyup cevaplamak isteyen herkesi. Bir mimde bu kadar kişi mimlenir mi onu da bilmiyorum aslında. Cevaplayan herkese şimdiden teşekkürler.

5 Ocak 2011 Çarşamba

Aze Çınar 5 aylık ve Yılbaşı

Azoçka bugün tam 5 ayını doldurdu. 22 haftalık, 154 günlük. Kilosu iyi boyu iyi, sağlığı iyi, keyifler iyi... idi. Bugüne kadar inişleri çıkışları olan, tabii ki değişiklikleri de olan bir bebek olsa da, genel itibariyle uzmanların kitap bebek/melek bebek dedikleri, uyumlu, sakin, sürprizleri olmayan, rutinine 3 aşağı 5 yukarı bağlı bir bebekti Aze Çınar. Ta ki bugüne kadar. Dünden ufak huzursuzlukları başlamıştı aslında. Bugün ise sabahtan itibaren gayet sıralı ve rutin uyuduğu uykularına geçmemeye, sık sık ağlamaya, çığlık atmaya, uyuyunca da kısa süre sonra uyanmaya başladı. Bugüne kadar elleri ile en büyük atraksiyonu emziğini bir elinden diğerine geçirmek, biberonunu tutmak iken, bugün elindeki şıngırdaklı oyuncağını pek sinirli bir psikopat gibi sıkı sıkı tutup çat çat çat anakucağının tutma aksamına vurmaya başladı. Gökşen'in ve benim kucağımızdayken bu sefer kollarımıza pat pat  vurmaya başladı. Ya ellerini bir sonraki aşamaya geçirdi ve yeni özelliğini deniyor ya da bir şeye çok fena sinirlendirdik biz bu kuzuyu! Uyku işi ise, benim kendi kendine uyuyan kuzum yatak odasına kucağımda girer girmez çığlık atmaya başladı. Yatakta durmak istemediği zamanlar kendi yatağımız üstüne koyup, yanına yatarsam benle oynayıp kolayca uyuyordu. Bu sefer onu da yemedi. Bugün toplamda 3 saat ya uyudu ya uyumadı. Saat 20.30'da ise ağlaya ağlaya uyuyakaldı. 23.00'de ağlayarak uyandı ki benim kızımın en sevdiğim özelliği saat kaç olursa olsun, ne kadar aç olursa olsun gülerek,  bize seslenerek uyanmasıydı. Bugüne kadar duyduklarımdan acaba diş mi çıkarıyor onun huzursuzluğu mu yoksa büyüme atağı mı diye düşündüm ama bilemedim. Hayırlısı, bir an önce geçsin huysuzluğu ve uyku dağınıklığı.

Eğlencelik bir hadise ise; Dün artist kızım yüzü babasına dönük şekilde, sırtını babasının dizine yaslamış, babasının karnında otururken yanlarından geçtim, geçerken de yanağını sıkayım dedim. Elinin tersiyle elime bir vurdu! Beni 24 saat gören ve anlaşılan benden sıkılan kızım babasının kucağında "Yeter len babam varken bari kaybol gözümün önünden." mesajını gayet açık vermiş oldu :)

Bir de bize oyunlar yapmaya başladı bu kuzu artık. Oyuncağını alıyor fotoğraftaki gibi yüzüne koyuyor ve ortadaki delikten bize bakıp, biz de bakıp gülünce çapkın çapkın gülmeye başlıyor :)
Dil çıkarıyor, dudağını emiyor. Çene, yanak, kol okşamaya, sarılmaya devam ediyor. Çok güzel, küçük çığlıklar atıyor. Evde insan varsa ya da biz kalabalık bir evdeysek hayatta uyumuyor. Sosyallikte bizi geçti.
Kızım diye söylemiyorum çok eğlenceli bir insan. Gülüşü, oyunları, tekmeleri, zıplamaları, konuşmaya çalışmaları ile tanıdığım en eğlenceli bebek.


Yeni yıl için pek sevdiğimiz insanlardan pek değerli çağrılar aldık. Sevgili Fatmagül ve Öznur, Sinan ve Özlem, Neşe, Ebru, Haydar, Cemre... Yeni yıl piyangosu Savaş'a vurdu ve o gece çalışması gerekti .O çalışırken de ben hiçbir yere gitmek istemedim. O sabah 5. ay kontrolü için dışarı çıktığımızdan hafif yorgundum da, ertesi gün Sinan'larda çalışanlar için yedek yılbaşı kutlaması yapma fikri de oluştuğundan kızımla evde girmeyi tercih ettim. Evde Savaş'a kartpostal yaparak, Tracy Hogg okuyarak, Komedi Dükkanı izleyerek. Saat geceyarısına 20 kala uyandı Aze, yemeğini yedi, benimle oynaştı ve tam 1 kala gözünü kapadı ki benim tatlım annesi babasıyla telefonda konuşabilsin.

Ertesi gün önce İkea'ya gittik, ardından Sinan'larda kalabalık bir ekip içtik. Son zamanlarda sütüm de arttığından sağdıklarımla idare ettik ben de rakı içebildim. Aze 02.00 civarı uyandı. O kalabalığı görünce çılgına döndü. Bir kucaktan bir kucağa epey eğlendi ve herkes odadan çıkıp, sessizlik sağlanınca yeniden uyuyabildi. Ailecek eğlenmiş olduk. Bir gün sonradan da olsa yeni yıla süper giriş yaptık. Bir ertesi gün, Karacaahmet'e gittik arkadaşlarla buluşmaya. Kadıköy'den vapura bindik. Balık ekmek yedik, Deniz sefası yaptık. Savaş 3.5 gün çalışmadı, Aze Çınar babaya doydu. Fotoğraf sevgili Funda'nın çalışması. Noel Aze herkese sevgi ve gülücük dolu yıllar diler.

4 Ocak 2011 Salı

Erkeklerden Alacaklıyız!

Bebeğini doyurmak için sürekli uykunu bölüyor olmanın bir önemi yok, o senin doğal görevin. Erkek iş yapıyor, sen HİÇBİR şey yapmıyorsun. Emzirmen-sağman-mama hazırlamanın, sağma aletini yıkamanın, bebeğin altını değiştirmenin, yıkamanın, beş dakika da olsa bir saat de olsa bebeği  senin uyutabiliyor olmanın, bebeği sebebini çözemediğin ağlamalarıyla başetmenin, 9 ay kusmanın, belinin ağrımasının, ağırlık taşmanın, nefes alamamanın, doğurmanın, hormonların, eski sosyal hayatının kaybolmasının bir önemi yok, tüm bunlar senin görevin. Erkek çalışıyor sen hiçbir şey yapmıyorsun. 

Diyelim çalışıyorsun. Yani erkekle aynı eforu harcıyorsun. Olsun. Hala görevlerin var ve onları yapmak senin mecburiyetin. Erkek isterse sana yardım eder. Fazlasını nasıl isteyebilirsin? Yemek, bulaşık, ütü, ev temizliği, çocukların bakımı, misafir ağırlama... tüm bunlar yine senin görevin. İtiraz etmek ne haddine? 

SFK (Sosyalist Feminist Kolektif) Yarın saat 19.30'da Galatasaray Lisesi'nin önünde, mecliste görüşülen kadınları esnek ve güvencesiz çalışmaya iten torba yasa tasarısının ve bugüne kadarki karşılıksız, görünmeyen emeklerinin hesabını sormak için basın açıklaması yapıyor. Aze Çınar ve ben de yarın 19.30'ta oradayız. "Senin sevgilin seni ezmiyor ki" diyecek olan sığ zekalılara da olanca şiddet yükümüzle ağızlarından diş hediye ediyoruz. 

Sevgili Gülnur'un konuyla ilgili açıklaması şöyle; 

Torba Yasa Tasarısı, Kadınları Değil Aileyi Gözetiyor

SFK üyesi Savran, Torba Yasa Tasarısı'nın kadınları güvencesiz, esnek çalışmaya iterken bakım hizmetlerinin yükünü kadınların omuzlarından almadığını hatırlatıyor; "Tasarının getirdiği önlemler cinsiyetsiz; kadınların lehine değil" diyor.
İstanbul - BİA Haber Merkezi
03 Ocak 2011, Pazartesi
"Torba Yasa Tasarısı, kadınları esnek çalışmaya sevk ediyor. Çocuk ve hasta bakımı yükünü kadınların omuzlarından almıyor. Kadınlara ev içi yüklerini erkeklere devretme imkanı tanımıyor. Getirdiği önlemler cinsiyetsiz, dolayısıyla kadınların lehine değil."
Sosyalist Feminist Kolektif (SFK) üyesi, feminist yazar Gülnur Acar Savran, Meclis'te görüşülmekte olan Torba Yasa Tasarısı'nı bu sözlerle değerlendiriyor.
Tasarıyla esnekliğin kural haline getirilmesine ve var olan cinsiyetçi istihdam politikalarının derinleştirilmesine karşı çıkan Savran, itirazlarını ve taleplerini şöyle sıralıyor:
Esnek çalışma: Esnek çalışma "uzaktan çalışma", "evden çalışma" ve "çağrı üzerine çalışma" biçimleri altında yasalaşıyor. Kırıntı sosyal haklar getirilirken çalışanların İş Yasası'ndan ve çalışma haklarından yararlanması imkânsızlaşıyor.
Bu kadınlar açısından çok kritik. Çocuk bakımı, hasta bakımı, ev işi gibi yükleri yüzünden bu tür çalışma biçimlerine genellikle kadınlar meylediyor ve bahsi geçenler de genellikle "kadın işi" olarak görülen işler.
Primlerin işsizlik fonundan karşılanması: Tasarı, genç ve kadın istihdamını teşvik etmek üzere, işverene düşen prim hisselerinin İşsizlik Sigortası Fonu'ndan ödenmesini öngörüyor. Devlet prim alacaklarını işverenden tahsil etmek yerine çalışanların fonundan karşılıyor.
Mesleki yeterlik belgesi: Tasarı, bir tür iş eğitimini şart koşuyor. Oysa paraları ve zamanları olmadığından kadınlar genellikle bu desteklerden yararlanamıyor.
Refakat izni: Tasarı üç aya kadar ücretli refakat izni öngörüyor. Ancak cinsiyet belirtilmiyor. Bu izni genellikle kadınların kullanacağını varsayabiliriz. Yani bu kadınların değil ailenin lehine bir düzenleme.
Çocuk yardımı: Başbakanın iki çocuk söylemiyle uyumlu bir şekilde, çocuk için ödenen aile yardımında iki çocuk sınırı kalkıyor.
Doğum izni: Tasarı 16 hafta annelik, 10 gün babalık izni öngörüyor. Anneye maaşlı annelik izninin bitiminden itibaren 24 aya kadar, babaya ise doğumdan itibaren 24 aya kadar ücretsiz izin veriliyor.

Kadınlar ne istiyor?

Güvenceli istihdam: Kadınlar için güvenceli, sendikalaşma hakkı olan, eşdeğer işe eşit ücretli istihdam istiyoruz.
Kota: Teknik mesleki eğitimde ve erkek işleri olarak bilinen işlerde kadınlar için kota istiyoruz.
Kreş hakkı: Çalışanların cinsiyetlerinden bağımsız olarak 50 kişi çalıştıran işyerlerinde kreş açılmasını; 50 kişiden az çalışanı bulunan işyerlerinin ise çalıştırdıkları işçi sayısı başına mahalle kreşlerine finansal destek vermesini istiyoruz.
Kreş hizmetlerinden faydalanabilmek için velilik görevlerini erkeklerin üstlenmesini, erkeklerin bakım işleri için eğitim almalarının ön koşul olmasını istiyoruz.
İşgücü kısaltılsın: İşgününün, ücret kaybı olmaksızın kadın ve erkek işçiler için kısaltılmasını istiyoruz.
Ücretli, devredilemez babalık izni: Erkekleri bakım işine teşvik etmek için babalar için devredilemez ücretli babalık izni istiyoruz.
Erkeklerden alacaklıyız: Taleplerimiz yalnızca devletten ve sermayeden değil. Erkeklerden alacaklıyız diyoruz. Bugüne kadar harcadığımız karşılıksız emeğin ve zamanın bize geri verilmesini istiyoruz. Ve kadınlara diyoruz ki, bu alacaklarımızı tahsil edene kadar ev işi yapmayalım! (BB)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...