27 Nisan 2011 Çarşamba

Ama arkadaşlar iyidir...

Ha oldu ha olacak derken taşındık. Normalde 100 birim yaşanacak sıkıntı, eş, dost, kalabalık derken göz açıp kapayıncaya kadar 10 birimle atlatıldı. Aslında ana sıkıntı atlatıldı. Ama 140 metrekareden 75'e geçişin eşya sığdıramama derdi daha epey zorlayacak bizi anlaşılan. Attığımız ya da arkadaşlara verdiğimiz eşya-kıyafet vs'nin haddi hesabı yok. Yine de acayip fazlamız var. Bir de kıyamadıklarımız... Birbirimizin eşyaları için birbirimize rica minnet ediyoruz, aynı anda da naz yapıyoruz :)

En rahatı Azoşka. Taşınma günü Kilyoslarda, Yıldız Parklarında turlar atan minik gezenti, evin içinde de her zamanki rahatını sürdürüyor. Evin küçüklüğü onu hiç eksi etkilemediği gibi daha çok dışarı çıkabildiğinden olumlu bile etkiledi. Evet evin küçüklüğüne rağmen tercih etmemizin tek sebebi merkeziliği oldu. Dün bakkala gider gibi Taksim'e gidip, nükleer eylemine bile katılıp, tek başımıza döndük evimize. Otobüs bekleme derdi yok, otobüse bebek arabası sığdırma derdi yok. Her yere tek araçla gidip gelebiliyoruz artık. Süper oldu.
Bunun dışında 3 gün internetsizdik. Acayip ama güzel bir deneyim oldu. Erken uyudum, bol kitap okudum. Bir yandan acayip eksikliğini ararken  diğer yandan da acayip bir huzur kapladı :))

Başlığa dönersek, evi toplarken, yeni evi temizlerken, taşırken, yerleştirirken yanımızda olup her şeyin 2 günde bitmesini sağlayan, onca angaryayı eğlenceli hale getiren, Aze'yi tüm bu karmaşadan uzak tutan tüm arkadaşları bolca öperim. Eve sığabildiğimiz anda geleneksel Gül ailesi her şeyi kutlama günleri kapsamında evi de ıslatacağız.
Devamını Oku »

21 Nisan 2011 Perşembe

HAYTAP -- BENİ TERKETME

Bugün hastanede boş bulunup izledim. Sonra da hastanenin ortasında ağladım zırıl zırıl. Hayvanlar, özellikle köpekler çoğu insandan daha duygusal. Bakamayacaksanız almayın lütfen. Bak yalvarıyorum lütfen. Ne sizin oyuncağınız, ne süs eşyanız... Hadi aldınız ve bakamadınız birine verin, hiç olmadı barınağa verin, ne olur yapayalnız, çaresiz terketmeyin. Bebeğiniz olsa terkeder misiniz? Sevgiliniz küt diye bırakıp gitse bir köpek bu videodaki gibi bir şey yaşadığında yaşadığı acıyı yaşayamazsınız. Lütfen yapmayın. Lütfen.
Devamını Oku »

Neler Oluyor Hayatta...

Hamileyken, "Bugünleri çok arayacaksın." demişlerdi. "Hayır aramayacağım." demiştim. Ortada görünen bir değer olmadan, gelecekteki bir güzelliği bekleyerek yaşanan çileli günleri aramayacağım dedim aramadım. Doğum yaptığım günler, "Bu günlerin tadını çıkar, çok arayacaksın, su gibi geçip gidecek." dediler. "Su gibi geçip gitsin, bunca sıkıntılı bir dönemi aramayacağım." dedim. Aramadım.
Şimdi cennet günler yaşıyorum. Hormonsuz, süt var mı yok mu sıkıntısı olmadan, minicik bebek dünyaya tutunabilecek mi, büyüdü mü, büyüyecek mi, gazı bitecek mi, daha uzun süre uyuyacak mı dertlerinin bittiği, Aze'nin türlü güzellikler sergilediği günler...

Baba demekten, ayakta durmaya, zıplayarak kucaktan kucağa geçmeye, çığlıkla şarkı söylemeye, ellerini kullanışına, dans edişine Savaş'ı da beni de gün içinde yüzlerce kez kendine tekrar tekrar aşık eden bin türlü işve, oyun, şov.
Yatağa yanıma koyuyorum bir bakıyorum 90 derece dönmüş, ayakları sarkıtmış, kendini yataktan atmak üzere. Yatağına koyuyoruz bir bakıyoruz tutunup kalkmış etrafı izliyor. Yanaklarımızı, kafamızı ısırmaya kalkıyor, direk kucak istiyor, ağlama numarası yapıyor. Bir güzel sarılıyor ki...

Artık her şeyi yiyebiliyor ve dahi yemek istiyor. Sebze hariç her şeyi. Bu bakımdan biraz anneye benzemiş. Sabah devam sütü içiyor, 12 gibi, peynir, pekmez, buğday ekmeği, ceviz, ıhlamurdan oluşan kahvaltısını yiyor. 16.00-17.00 gibi sebze püresi, 18.00 gibi yoğurt-elma, 23.00 gibi yine devam mamasını yiyor uyku arasında. 19.30 gibi yatıp sabah 08.00 gibi kalkıyor. Uyumlu hallerine devam ediyor. Gelen misafirlere yarım saatte alışıp, kucaklarına gidiyor. Yolda belde gördüklerine gülümsüyor. Müziğe bayılıyor. Ne zaman müzik duysa hemen ayakları sallamaya başlıyor. Son günlerde buna eller de eklendi.
Karnımdayken Grup Yorum'un İnönü konserine gitmişti. Bu pazar da Bakırköy'deki konserine gitti. Pek eğlendi. Yarın da Galata'da gerçekleşecek bir müzik etkinliğine götüreceğiz. Çok isterim ileride de müzikle ilgili olsun, bir şeyler çalsın, söylesin.

Hamileliği, ilk ayları aramayacağım demiştim, aramadım. Ama şu günleri çok arayacağımı biliyorum. Öyle uyumlu, öyle oyuncu, öyle sakin, güzel bir bebek ki, bu aylarını ömrümce özleyeceğime eminim.
Devamını Oku »

10 Nisan 2011 Pazar

Bitti.

İlk emme
Beni bu kadar etkileyeceğini tahmin etmiyordum. Aylardır çektiğim hem fiziksel hem manevi çilenin biteceği günü iple çekiyordum halbuki. Gelmiş geçmiş en büyük bayramlarımdan biri olacaktı süt vermeyi bitirdiğim gün. Emzirmeyle ilgili sorun yaşadığım ilk haftalar "Allahım ben nasıl dolduracağım 6 ayı diyordum. 6 bitti, 7 bitti, 8 bitti. Ben kafada "Oh esas süre bitti" diye rahatladıkça sütüm azaldı. Hormonlar, günde 5 kere sağmalar, aletleri günde 5 kere steril etmeler, göğüs yaraları, uykusuzluklar vs.nin yarattığı sinir stres hep bana gün saydırdı. Sütüm epey de azalmışken, bugün "Artık bitti" dedim sonunda. Sağma aletini de yeni sahibi sevgili arkadaşıma verdim.
Dedim demesine ya bayram beklerken bunca üzüleceğimi hakkaten hiç düşünmemiştim. Emziren anneler benzer hislerden bahsediyorlardı ama ben ""emme" işinin yarattığı bağ o üzülmeyi yaşatıyordur, ben emzirmiyorum ki" diye düşünüyordum. Ama aslında bizzat senin bebeğini beslemenin yarattığı bir hissiyatmış o. Bebeğine artık o faydalı şeyi vermeyecek olmanın yarattığı vicdan azabı ile, bebeğinin artık senle zorunlu hiçbir bağının kalmamasının birlikteliğinin yarattığı bir hismiş... 


"Beden doğurur, yürek büyütür." Beyhan Hemşire'nin dilimize kazandırdığı bu söz, çok annenin içini soğuttu ve umarım benimkini de soğutacak. Bir kaç güne geçecek üzüntüm umarım. 


"Aaa sütün tamamen bitmeden niye kestin, kesmeseydin keşke." diyenlere/diyeceklere cevabım ise: 37 hafta, 8.5 ay, günde 5 kere sen sağıp süt çıkarak doyur da bebeğini ondan sonra konuşalım. Çok zordu be, valla çok zordu.


Bitti
Devamını Oku »

7 Nisan 2011 Perşembe

18 Ayın olayı!!

Öncelikle belirtmeliyim ki ben regl hadisesini utanılacak, sakınılacak, gizlenecek bir hadise olarak görmüyorum. Bedensel bir olay, kimsenin tercihi değil, kişiye olumsuzluk katacak, utanılacak bir şey de değil. Bence bir kadınlık hadisesi değil de erkeklik hadisesi olsaydı; "Göster amcalara kanını" yıvışıklığına bile ulaşabilirdi yaygınlaşması. Ama kadına dair olduğundan, doğurmak, emzirmek, mini etek giymek gibi çekinilecek, sessizce çaktırmadan, gizli ajan formatında "ped var mı ya?" diye sorulması gereken bir nane haline geliniyor işte.

Neyse bu uzun girizgahın ardından sevinç çığlıklarımla yazmak isterim ki: 18 ayın ardından regl oldum!!!! Kim derdi ki regl olmak tarafımdan bir şölen edasıyla yaşanacak, regl olduğum için bu kadar mutlu olacağım. Aylardır düzelmeyen hormon dengesi, bir başka yaşam formunda konaklıyormuş hissi falan hepsi son buluyor!! 18 ay pms olur mu? Oluyormuş işte, bitti gitti çalsın davullar!!
Devamını Oku »

6 Nisan 2011 Çarşamba

Hayat Güzel-miş-miş-miş

http://www.youtube.com/watch?v=RAjEr2FhmjQ
Bu şarkı eşliğinde yazıyorum, şarkı eşliğinde okunsa güzel olabilir. 
Ben bu şarkıyı iki ruh halinde de seviyorum. Üzgünken de iyi geliyor bana, mutluyken de. Mutluyken kendim söylüyorum içimden, normal hızının 3 katı hızda. Sözleri değiştiriyorum biraz ya da sadece nakaratı söylüyorum hızlıca. Son günlerde de iki şekilde de çok sık dinledim ve söyledim. Hayat her şeyden önce şaka gibi çünkü. İstabul'un havası gibi dakikası dakikası uymuyor. Sabah depresyondayken akşamına dünyanın en mutlu insanı gibi hissedebiliyor insan. 


Son günlerin en üzücü hadisesi Ahmet Şık ekseninde gelişen saçmalıklar silsilesi. Evet başlı başına Ahmet'in haksız mağduriyeti (haklı mağduriyet var mıdır ki kuzum?) yeterince üzücüyken, bununla beraber yaşanan, insanın zihnini donduran olaylar insanı yaşamdan soğutuyor. Bir insan sevdiklerinden mahrum kalmışken, dört duvar arasında tıkılıp kalmışken, kendi aklı paradan çalıştığı için, bir de sanki kitap pazarlama uzmanıymışcasına "Kitap satışlarını arttırdılar 10bin satacaktı şimdi bilmem kaç" satacak diyebiliyor vicdansızın teki. İki gün geçmeden paranın ne kadar umurunda olmadığının cevabı Ahmet'ten geliyor ve kitap bedava yayınlanıyor sanal alemde. Bu konuyla ilgili anlatılacaklar çok fazla da ben yine sinirlenip dalmayayım sadece buna... Hayat güzel-miş-miş :(


Bunlar böyle yaşanırken, İmamın Ordusu olanca sıcaklığıyla kavururken ortamı, sınavda yapılan sahtekarlıklar dökülüyor piyasaya. Ahmet konusunda tiraj hesabı yapan Cumhurbaşkanı kime destek olacağını çok iyi bildiğinden bu sefer hiç geciktirmeden "Ben ikna oldum şike yok." diyor. Ve ben çocuğumu bu adamların dünyasına büyütüyorum. Belki yarın o da sadece göz yummadığı için tutuklansın, eziyet görsün, eğitim hakkını haketmeyenlere kaptırsın diye. Bizzat gönderilenler dışında haber okumuyorum artık. Twitter'da, Facebook'ta  görmesem bir sürü şeyden haberim olmayacak. Kimi köşe yazarı geçinen asalakların yazdıklarına gözüm değse kusasım geliyor. Hayat güzel-miş-miş :(


Ve birileri şikeyle, torpille eğitim alırken, iş bulurken, varlık sahibi edilirken birileri ise onca eğitime, tecrübeye rağmen iş bulamıyor. Ki o birileri bir de kadınsa, çocuk doğurup çalışmaya epey ara vermişse hiç şansı olmuyor. Zaten bol bol öğütleniyor: 3 çocuk doğur, evinin kadını ol, haddini bil. İnsana tek çare kendi işini yapmayı bırakıyorlar. Zorluyorlar. Esnaflıktan zerre anlamayıp, memur zihniyette olsan bile sana tek yol gösteriyorlar. Onu denesen de başka bariyerler örecekler gerçi de baştan engelleyemiyorlar. En azından henüz. Onlar engellemese, paraydı, şartlardı bilmem ne başka bir sürü engel çıkıyor falan. Hayat güzel-miş-miş :(


Böyle gerim gerim gerilirken Aze'm kuzum, Çınar'ım dalım sımsıkı sarılmaya başlıyor. Dünyanın en işveli gülümsemesiyle birlikte çığlık atmaya başlıyor. O Yandan gülümsemesiyle diyor ki: "Hahayt bakın ben bağırmayı öğrendim ve üst kat komşusuna sesimi duyurabilecek kadar bağırabiliyorum.". İlk kez salıncağa, kaydırağa, bisiklete biniyor. Bir çiçeği ilk kez alıyor eline. Ne zaman müzik başlasa sallanarak şarkıya kendince eşlik etmeye başlıyor ve o görüntü dünyanın tüm sıkıntılarını unutturuyor. Hayat güzel-miş-miş :)


Oturduğumuz evi boşaltmamız gerekiyor. Taşınmak zaten boktan bir şey, bebek olunca tümden korkunç olur herhalde. Hele ki ev bulması??? Ev bulmak bir yandan heyecanlı bir işken diğer yandan çok korkunç. Heyecanlı kısmı internetten ev araması. Korkunç kısmı ise geriye kalan her yanı. Kafanızdaki kira miktarına ancak yerin altında küçücük yerler tutabileceğinizi farkettiğiniz an cehenneminiz başlıyor. Kısa süre sonra tüm ev aramalarında yaşanan algı sapıtması yaşamaya başlıyorsunuz. Örnek diyalog: 


Ev arayan zavallılar: Max. 5 liraya kadar şu şu koşullarda ev arıyoruz. 
1. Emlakçı: O paraya buralarda biraz zor. 8 liraya o koşullarda var göstereyim?
Ev arayan zavallılar: ee yok kalsın sağolun. 
2. Emlakçı: Aa o  paraya ev yok maalesef
Zavallılar kendi arasında: Max parayı  6 mı yapsak acep? 
3. Emlakçı: 6 liraya bir evim var. Zemin kat (emlakçı dilinde yerin altı demek genelde) 2 oda 1 geniş hol (1+1 demek bu emlakçı dilinde, kapıyı açtığında karşına çıkan 2 adım girişi hol diye yutturmaya çalışırlar)
Zavallılar: Hım yok sağolun madem. 


4. 5. 6. emlakçı derken bizim zavallılar akşam olduğunda "Ya aradığımız koşullarda 10'a ev bulursak tutalım bence?" kıvamına gelirler. 


Biz iki gün bu kıvama gelip, kıvamı geçip "Gideliiim buralardaaaan dayanamıyoruuuuum" şarkısına geçmişken sevgilim Nazan'ın, son hamlemizde, beklediğimizden çok daha iyi bir yerde güzel bir ev bulduk. Diyelim ki 8 liraya. İlk yola çıkışımızdaki 5 birimden yüksek ama gelinen 10 birimden düşük bir fiyata. Üstelik merkezinin merkezisi bir yerde. Ve fondan şarkı girer: Hayat güzel-miş-miş-miş :) Ev bulmamıza rağmen, bu hayat pahalılığı, bu hayat pahalılığında kazanılan paranın çoğunun barınmaya harcanması zorunluluğu çok korkunç olmaya devam ediyor. Hayat güzel-miş-miş :(


Tüm bunlar yaşanırken, biz rahat ev bakalım diye kaynana geliyor bize ve sanırım 8 ayın en şahane günlerini yaşıyorum ahaha, sabah çıkıyoruz evden Aze'yi bırakıp, akşam geliyoruz, çakallık yapıp içiyoruz, gece geliyoruz, kaynanacık tam 4 gün bir yandan Aze bakıp diğer yandan çamaşır yıkıyor, asıyor, kurutuyor, yemek yapıyor falan filan: hayat güzel-miş-miş-miş :) 


Hayat İstanbul'un havası gibi. Bir an soğuk bir an sıcak, bir an yağmur bir an kavurucu sıcak... Aze Çınar olunca yağmura şemsiyen sıcağa yelpazen olmuş oluyor. İçinden bir parça olunca yanında, bazen küçücük dert daha büyük gözüküyor bazen de tam tersi. 


hayat güzelmiş-miş
çiçek açarmış-mış
dünya dönermiş-miş
kuşlar uçarmış-mış
falan filan

hayat güzelmiş-miş
güneş doğarmış- mış
gemiler geçermiş-miş
yağmur yağarmış-mış

utanmadan


Hayat güzelmiş :):)
Hayat güzelmiş :(:(






Devamını Oku »

27 Nisan 2011 Çarşamba

Ama arkadaşlar iyidir...

Ha oldu ha olacak derken taşındık. Normalde 100 birim yaşanacak sıkıntı, eş, dost, kalabalık derken göz açıp kapayıncaya kadar 10 birimle atlatıldı. Aslında ana sıkıntı atlatıldı. Ama 140 metrekareden 75'e geçişin eşya sığdıramama derdi daha epey zorlayacak bizi anlaşılan. Attığımız ya da arkadaşlara verdiğimiz eşya-kıyafet vs'nin haddi hesabı yok. Yine de acayip fazlamız var. Bir de kıyamadıklarımız... Birbirimizin eşyaları için birbirimize rica minnet ediyoruz, aynı anda da naz yapıyoruz :)

En rahatı Azoşka. Taşınma günü Kilyoslarda, Yıldız Parklarında turlar atan minik gezenti, evin içinde de her zamanki rahatını sürdürüyor. Evin küçüklüğü onu hiç eksi etkilemediği gibi daha çok dışarı çıkabildiğinden olumlu bile etkiledi. Evet evin küçüklüğüne rağmen tercih etmemizin tek sebebi merkeziliği oldu. Dün bakkala gider gibi Taksim'e gidip, nükleer eylemine bile katılıp, tek başımıza döndük evimize. Otobüs bekleme derdi yok, otobüse bebek arabası sığdırma derdi yok. Her yere tek araçla gidip gelebiliyoruz artık. Süper oldu.
Bunun dışında 3 gün internetsizdik. Acayip ama güzel bir deneyim oldu. Erken uyudum, bol kitap okudum. Bir yandan acayip eksikliğini ararken  diğer yandan da acayip bir huzur kapladı :))

Başlığa dönersek, evi toplarken, yeni evi temizlerken, taşırken, yerleştirirken yanımızda olup her şeyin 2 günde bitmesini sağlayan, onca angaryayı eğlenceli hale getiren, Aze'yi tüm bu karmaşadan uzak tutan tüm arkadaşları bolca öperim. Eve sığabildiğimiz anda geleneksel Gül ailesi her şeyi kutlama günleri kapsamında evi de ıslatacağız.

21 Nisan 2011 Perşembe

HAYTAP -- BENİ TERKETME

Bugün hastanede boş bulunup izledim. Sonra da hastanenin ortasında ağladım zırıl zırıl. Hayvanlar, özellikle köpekler çoğu insandan daha duygusal. Bakamayacaksanız almayın lütfen. Bak yalvarıyorum lütfen. Ne sizin oyuncağınız, ne süs eşyanız... Hadi aldınız ve bakamadınız birine verin, hiç olmadı barınağa verin, ne olur yapayalnız, çaresiz terketmeyin. Bebeğiniz olsa terkeder misiniz? Sevgiliniz küt diye bırakıp gitse bir köpek bu videodaki gibi bir şey yaşadığında yaşadığı acıyı yaşayamazsınız. Lütfen yapmayın. Lütfen.

Neler Oluyor Hayatta...

Hamileyken, "Bugünleri çok arayacaksın." demişlerdi. "Hayır aramayacağım." demiştim. Ortada görünen bir değer olmadan, gelecekteki bir güzelliği bekleyerek yaşanan çileli günleri aramayacağım dedim aramadım. Doğum yaptığım günler, "Bu günlerin tadını çıkar, çok arayacaksın, su gibi geçip gidecek." dediler. "Su gibi geçip gitsin, bunca sıkıntılı bir dönemi aramayacağım." dedim. Aramadım.
Şimdi cennet günler yaşıyorum. Hormonsuz, süt var mı yok mu sıkıntısı olmadan, minicik bebek dünyaya tutunabilecek mi, büyüdü mü, büyüyecek mi, gazı bitecek mi, daha uzun süre uyuyacak mı dertlerinin bittiği, Aze'nin türlü güzellikler sergilediği günler...

Baba demekten, ayakta durmaya, zıplayarak kucaktan kucağa geçmeye, çığlıkla şarkı söylemeye, ellerini kullanışına, dans edişine Savaş'ı da beni de gün içinde yüzlerce kez kendine tekrar tekrar aşık eden bin türlü işve, oyun, şov.
Yatağa yanıma koyuyorum bir bakıyorum 90 derece dönmüş, ayakları sarkıtmış, kendini yataktan atmak üzere. Yatağına koyuyoruz bir bakıyoruz tutunup kalkmış etrafı izliyor. Yanaklarımızı, kafamızı ısırmaya kalkıyor, direk kucak istiyor, ağlama numarası yapıyor. Bir güzel sarılıyor ki...

Artık her şeyi yiyebiliyor ve dahi yemek istiyor. Sebze hariç her şeyi. Bu bakımdan biraz anneye benzemiş. Sabah devam sütü içiyor, 12 gibi, peynir, pekmez, buğday ekmeği, ceviz, ıhlamurdan oluşan kahvaltısını yiyor. 16.00-17.00 gibi sebze püresi, 18.00 gibi yoğurt-elma, 23.00 gibi yine devam mamasını yiyor uyku arasında. 19.30 gibi yatıp sabah 08.00 gibi kalkıyor. Uyumlu hallerine devam ediyor. Gelen misafirlere yarım saatte alışıp, kucaklarına gidiyor. Yolda belde gördüklerine gülümsüyor. Müziğe bayılıyor. Ne zaman müzik duysa hemen ayakları sallamaya başlıyor. Son günlerde buna eller de eklendi.
Karnımdayken Grup Yorum'un İnönü konserine gitmişti. Bu pazar da Bakırköy'deki konserine gitti. Pek eğlendi. Yarın da Galata'da gerçekleşecek bir müzik etkinliğine götüreceğiz. Çok isterim ileride de müzikle ilgili olsun, bir şeyler çalsın, söylesin.

Hamileliği, ilk ayları aramayacağım demiştim, aramadım. Ama şu günleri çok arayacağımı biliyorum. Öyle uyumlu, öyle oyuncu, öyle sakin, güzel bir bebek ki, bu aylarını ömrümce özleyeceğime eminim.

10 Nisan 2011 Pazar

Bitti.

İlk emme
Beni bu kadar etkileyeceğini tahmin etmiyordum. Aylardır çektiğim hem fiziksel hem manevi çilenin biteceği günü iple çekiyordum halbuki. Gelmiş geçmiş en büyük bayramlarımdan biri olacaktı süt vermeyi bitirdiğim gün. Emzirmeyle ilgili sorun yaşadığım ilk haftalar "Allahım ben nasıl dolduracağım 6 ayı diyordum. 6 bitti, 7 bitti, 8 bitti. Ben kafada "Oh esas süre bitti" diye rahatladıkça sütüm azaldı. Hormonlar, günde 5 kere sağmalar, aletleri günde 5 kere steril etmeler, göğüs yaraları, uykusuzluklar vs.nin yarattığı sinir stres hep bana gün saydırdı. Sütüm epey de azalmışken, bugün "Artık bitti" dedim sonunda. Sağma aletini de yeni sahibi sevgili arkadaşıma verdim.
Dedim demesine ya bayram beklerken bunca üzüleceğimi hakkaten hiç düşünmemiştim. Emziren anneler benzer hislerden bahsediyorlardı ama ben ""emme" işinin yarattığı bağ o üzülmeyi yaşatıyordur, ben emzirmiyorum ki" diye düşünüyordum. Ama aslında bizzat senin bebeğini beslemenin yarattığı bir hissiyatmış o. Bebeğine artık o faydalı şeyi vermeyecek olmanın yarattığı vicdan azabı ile, bebeğinin artık senle zorunlu hiçbir bağının kalmamasının birlikteliğinin yarattığı bir hismiş... 


"Beden doğurur, yürek büyütür." Beyhan Hemşire'nin dilimize kazandırdığı bu söz, çok annenin içini soğuttu ve umarım benimkini de soğutacak. Bir kaç güne geçecek üzüntüm umarım. 


"Aaa sütün tamamen bitmeden niye kestin, kesmeseydin keşke." diyenlere/diyeceklere cevabım ise: 37 hafta, 8.5 ay, günde 5 kere sen sağıp süt çıkarak doyur da bebeğini ondan sonra konuşalım. Çok zordu be, valla çok zordu.


Bitti

7 Nisan 2011 Perşembe

18 Ayın olayı!!

Öncelikle belirtmeliyim ki ben regl hadisesini utanılacak, sakınılacak, gizlenecek bir hadise olarak görmüyorum. Bedensel bir olay, kimsenin tercihi değil, kişiye olumsuzluk katacak, utanılacak bir şey de değil. Bence bir kadınlık hadisesi değil de erkeklik hadisesi olsaydı; "Göster amcalara kanını" yıvışıklığına bile ulaşabilirdi yaygınlaşması. Ama kadına dair olduğundan, doğurmak, emzirmek, mini etek giymek gibi çekinilecek, sessizce çaktırmadan, gizli ajan formatında "ped var mı ya?" diye sorulması gereken bir nane haline geliniyor işte.

Neyse bu uzun girizgahın ardından sevinç çığlıklarımla yazmak isterim ki: 18 ayın ardından regl oldum!!!! Kim derdi ki regl olmak tarafımdan bir şölen edasıyla yaşanacak, regl olduğum için bu kadar mutlu olacağım. Aylardır düzelmeyen hormon dengesi, bir başka yaşam formunda konaklıyormuş hissi falan hepsi son buluyor!! 18 ay pms olur mu? Oluyormuş işte, bitti gitti çalsın davullar!!

6 Nisan 2011 Çarşamba

Hayat Güzel-miş-miş-miş

http://www.youtube.com/watch?v=RAjEr2FhmjQ
Bu şarkı eşliğinde yazıyorum, şarkı eşliğinde okunsa güzel olabilir. 
Ben bu şarkıyı iki ruh halinde de seviyorum. Üzgünken de iyi geliyor bana, mutluyken de. Mutluyken kendim söylüyorum içimden, normal hızının 3 katı hızda. Sözleri değiştiriyorum biraz ya da sadece nakaratı söylüyorum hızlıca. Son günlerde de iki şekilde de çok sık dinledim ve söyledim. Hayat her şeyden önce şaka gibi çünkü. İstabul'un havası gibi dakikası dakikası uymuyor. Sabah depresyondayken akşamına dünyanın en mutlu insanı gibi hissedebiliyor insan. 


Son günlerin en üzücü hadisesi Ahmet Şık ekseninde gelişen saçmalıklar silsilesi. Evet başlı başına Ahmet'in haksız mağduriyeti (haklı mağduriyet var mıdır ki kuzum?) yeterince üzücüyken, bununla beraber yaşanan, insanın zihnini donduran olaylar insanı yaşamdan soğutuyor. Bir insan sevdiklerinden mahrum kalmışken, dört duvar arasında tıkılıp kalmışken, kendi aklı paradan çalıştığı için, bir de sanki kitap pazarlama uzmanıymışcasına "Kitap satışlarını arttırdılar 10bin satacaktı şimdi bilmem kaç" satacak diyebiliyor vicdansızın teki. İki gün geçmeden paranın ne kadar umurunda olmadığının cevabı Ahmet'ten geliyor ve kitap bedava yayınlanıyor sanal alemde. Bu konuyla ilgili anlatılacaklar çok fazla da ben yine sinirlenip dalmayayım sadece buna... Hayat güzel-miş-miş :(


Bunlar böyle yaşanırken, İmamın Ordusu olanca sıcaklığıyla kavururken ortamı, sınavda yapılan sahtekarlıklar dökülüyor piyasaya. Ahmet konusunda tiraj hesabı yapan Cumhurbaşkanı kime destek olacağını çok iyi bildiğinden bu sefer hiç geciktirmeden "Ben ikna oldum şike yok." diyor. Ve ben çocuğumu bu adamların dünyasına büyütüyorum. Belki yarın o da sadece göz yummadığı için tutuklansın, eziyet görsün, eğitim hakkını haketmeyenlere kaptırsın diye. Bizzat gönderilenler dışında haber okumuyorum artık. Twitter'da, Facebook'ta  görmesem bir sürü şeyden haberim olmayacak. Kimi köşe yazarı geçinen asalakların yazdıklarına gözüm değse kusasım geliyor. Hayat güzel-miş-miş :(


Ve birileri şikeyle, torpille eğitim alırken, iş bulurken, varlık sahibi edilirken birileri ise onca eğitime, tecrübeye rağmen iş bulamıyor. Ki o birileri bir de kadınsa, çocuk doğurup çalışmaya epey ara vermişse hiç şansı olmuyor. Zaten bol bol öğütleniyor: 3 çocuk doğur, evinin kadını ol, haddini bil. İnsana tek çare kendi işini yapmayı bırakıyorlar. Zorluyorlar. Esnaflıktan zerre anlamayıp, memur zihniyette olsan bile sana tek yol gösteriyorlar. Onu denesen de başka bariyerler örecekler gerçi de baştan engelleyemiyorlar. En azından henüz. Onlar engellemese, paraydı, şartlardı bilmem ne başka bir sürü engel çıkıyor falan. Hayat güzel-miş-miş :(


Böyle gerim gerim gerilirken Aze'm kuzum, Çınar'ım dalım sımsıkı sarılmaya başlıyor. Dünyanın en işveli gülümsemesiyle birlikte çığlık atmaya başlıyor. O Yandan gülümsemesiyle diyor ki: "Hahayt bakın ben bağırmayı öğrendim ve üst kat komşusuna sesimi duyurabilecek kadar bağırabiliyorum.". İlk kez salıncağa, kaydırağa, bisiklete biniyor. Bir çiçeği ilk kez alıyor eline. Ne zaman müzik başlasa sallanarak şarkıya kendince eşlik etmeye başlıyor ve o görüntü dünyanın tüm sıkıntılarını unutturuyor. Hayat güzel-miş-miş :)


Oturduğumuz evi boşaltmamız gerekiyor. Taşınmak zaten boktan bir şey, bebek olunca tümden korkunç olur herhalde. Hele ki ev bulması??? Ev bulmak bir yandan heyecanlı bir işken diğer yandan çok korkunç. Heyecanlı kısmı internetten ev araması. Korkunç kısmı ise geriye kalan her yanı. Kafanızdaki kira miktarına ancak yerin altında küçücük yerler tutabileceğinizi farkettiğiniz an cehenneminiz başlıyor. Kısa süre sonra tüm ev aramalarında yaşanan algı sapıtması yaşamaya başlıyorsunuz. Örnek diyalog: 


Ev arayan zavallılar: Max. 5 liraya kadar şu şu koşullarda ev arıyoruz. 
1. Emlakçı: O paraya buralarda biraz zor. 8 liraya o koşullarda var göstereyim?
Ev arayan zavallılar: ee yok kalsın sağolun. 
2. Emlakçı: Aa o  paraya ev yok maalesef
Zavallılar kendi arasında: Max parayı  6 mı yapsak acep? 
3. Emlakçı: 6 liraya bir evim var. Zemin kat (emlakçı dilinde yerin altı demek genelde) 2 oda 1 geniş hol (1+1 demek bu emlakçı dilinde, kapıyı açtığında karşına çıkan 2 adım girişi hol diye yutturmaya çalışırlar)
Zavallılar: Hım yok sağolun madem. 


4. 5. 6. emlakçı derken bizim zavallılar akşam olduğunda "Ya aradığımız koşullarda 10'a ev bulursak tutalım bence?" kıvamına gelirler. 


Biz iki gün bu kıvama gelip, kıvamı geçip "Gideliiim buralardaaaan dayanamıyoruuuuum" şarkısına geçmişken sevgilim Nazan'ın, son hamlemizde, beklediğimizden çok daha iyi bir yerde güzel bir ev bulduk. Diyelim ki 8 liraya. İlk yola çıkışımızdaki 5 birimden yüksek ama gelinen 10 birimden düşük bir fiyata. Üstelik merkezinin merkezisi bir yerde. Ve fondan şarkı girer: Hayat güzel-miş-miş-miş :) Ev bulmamıza rağmen, bu hayat pahalılığı, bu hayat pahalılığında kazanılan paranın çoğunun barınmaya harcanması zorunluluğu çok korkunç olmaya devam ediyor. Hayat güzel-miş-miş :(


Tüm bunlar yaşanırken, biz rahat ev bakalım diye kaynana geliyor bize ve sanırım 8 ayın en şahane günlerini yaşıyorum ahaha, sabah çıkıyoruz evden Aze'yi bırakıp, akşam geliyoruz, çakallık yapıp içiyoruz, gece geliyoruz, kaynanacık tam 4 gün bir yandan Aze bakıp diğer yandan çamaşır yıkıyor, asıyor, kurutuyor, yemek yapıyor falan filan: hayat güzel-miş-miş-miş :) 


Hayat İstanbul'un havası gibi. Bir an soğuk bir an sıcak, bir an yağmur bir an kavurucu sıcak... Aze Çınar olunca yağmura şemsiyen sıcağa yelpazen olmuş oluyor. İçinden bir parça olunca yanında, bazen küçücük dert daha büyük gözüküyor bazen de tam tersi. 


hayat güzelmiş-miş
çiçek açarmış-mış
dünya dönermiş-miş
kuşlar uçarmış-mış
falan filan

hayat güzelmiş-miş
güneş doğarmış- mış
gemiler geçermiş-miş
yağmur yağarmış-mış

utanmadan


Hayat güzelmiş :):)
Hayat güzelmiş :(:(






LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...