29 Temmuz 2011 Cuma

28 Temmuz 2011 Perşembe

11. Ay ve kısa kısa

Aze sloganlara eşlik ederken
Neredeyse yaşına girecek ben hala 11. ay yazısını yazmamışım. Niye yazmamışım çünkü gezmekten vakit bulamamışız. Neredeyse 3 aydır günlerimiz şöyle geçiyor. Bir gün ben bir gün Savaş Aze'yle uyanıyoruz ve Aze'nin mamasını yediriyoruz. Saat 11 gibi diğerini kaldırıyoruz ve 3'ümüz kahvaltı ediyoruz. Azoçka ile biraz oynadıktan sonra onu yıkıyoruz ve uyutuyoruz. Onun uyku vakti bizim özel vaktimiz, sohbet, muhabbet, kahve, film, dizi, romantik zamanlar vesaire birbirimizle vakit geçiriyoruz. Sonra kuzu uyanıyor. Hazırlanıyoruz, yediriyoruz ve serin bir yerlere doğru yola çıkıyoruz.  Haliyle gündüz vakti internete pek uğramıyoruz. 


Sıklıkla Ahu-Mumu ve Özlem-Maya ile buluşuyoruz, geç vakitlere kadar sohbet, gezinti sürüyor. Ahu'da kahvaltı ediyoruz, Maçka Parkı'nda diğer anne babalarla buluşuyoruz, AVM geziyoruz serin serin. Kimi zaman bugün Gökay ve Funda ile olduğu gibi diğer arkadaşlarımızla buluşuyoruz. Bazen olduğunda eylemlere gidiyoruz ve netice olarak eve dönüşümüz 21-22 arası oluyor. O saatten sonra da yorgunluk, Aze'yi temizle yatır, gece mamasını ver derken hiçbir şey yazacak halim olmuyor. Hafta sonları zaten neredeyse full dışarıda gezmelerde oluyoruz zaten. Öteki türlü Aze Çınar'ı zaptetmem artık hiç mümkün olmuyor evde. Ki özellikle bu yüzden yine yaşantımızda kimi değişiklikler yapma arifesindeyiz. 


Ve 11. ayda neler oldu. Aze konuşma çabasını geliştirdi. Bir çok kişinin duyduğu üzere Derya'yı Değğğyaa şeklinde söylüyor istediğinde. dedede, babababa, dıgit dogit, dıgi dogi, dıgıl, mama :), bu, su, tette ki gökay bunun teyze olduğunu iddia ediyor,
Gel --> Del del del   şeklinde aralıksız söyleniyor el işaretiyle birlikte. 
Bay bay denince el sallanıyor. 
Alkış der demez alkışlamaya başlıyor. 


Müzik duyar duymaz ki bu ıslık ya da melodili araba kornası bile olabilir dans etmeye başlıyor. 
Elinden tutulunca değil yürümek koşuyor. Ve bunu sürekli ama sürekli yapmak istiyor şu yaz sıcağında. Eller bırakılınca ise küt popoyu yere salıyor korkak şempanze. 
Haa şempanze demişken, bazen bildiğin şempanze gibi davranıyor. Onlar gibi bağırıyor, sarılıyor falan... 
Yeme işi biraz yavaşladı. Her şeyi yiyor yine ama miktarlar azaldı. Sıcaklar, diş falan herhalde... 


Bu ay ilk kez sarma, poğaça, börek, enginar yedi. Cam suya geçtik artık kaynatmıyoruz sularını.
Kiraza bayılıyor, karpuz kemirmelik büyük olursa yiyor. Limona bayılıyor manyak, ekmek, lavaş, kömbe yiyor. 
Artık ezmeyi bıraktık, kuzucuk iki adet dişle (evet hala 2) kıtır kıtır yiyor her şeyi. 
Ellerini çok güzel kullanıyor. İstediği şeyi küçük büyük ayırt etmeden tutabiliyor. Derdini vücut diliyle anlatmaya başladı. Ayaklarının üzerinde durabiliyor. Zorlayınca bir iki adım atıyor ama korkuyor. Çok güzel sarılıyor. 




Şu son 3-5 gündür içine şeytan kaçtı yalnız benim minik meleğimin. Her şeye inat ediyor, kucağa alsan yere inmek istiyor, yere indirsen elimden tut yürüt beni diyor, kesinlikle kendi yatağında yatmak istemiyor. Kıl ötesi bir şey oldu. hatta dün baktım çok ağlıyor, gece aldım benim yatağımda yanına uzanarak uyuttum. etrafına yastıklar dizip öyle kalktım yanından. gece yarısı uyanıp sesine on saniyede cevap alamayınca sen kalk yataktan inmeye kalk ve kafa üstü düş yere!!! 11 aydır zerre görmediğimiz şeyler olunca Savaş'a da bana da geldiler 2 gündür. Resmen yetişkin varmış gibi öfkeleniyoruz kendisine, bizi öyle görünce o daha da öfkeleniyor, mesela elindeki emziği atıyor yere gözümüzün içine baka baka ya da elimizi falan ısırmaya kalkıyor. Bugün Savaş'la camdan sarkmış bakınıp kahvelerimizi içerken aşağıda bebek arabasında 7-8 yaşlarında bir çocuk gördük. Ben denyoca "Yuh o yaşta niye bebek arabasına koyuyorlar?" derken tam çocuk kendini tokatlamaya başladı. Annesi bir tişört yardımızla ellerini sararak engelledi. Farkettik ki çocukta zeka geriliği var. Bir on dakika ağladıktan sonra kendi kendime küfrederek "iki asilikte delirdin insanlar nelerle baş etmek zorunda" diyerek bi sakinledim. 




Bir de zaten çok sevdiğim fakat zorluklarını yakinen gördüğüm ikiz çocuklar var. Her hatırladığımda "Oyh çok şükür bir tane" diyorum. Ben tam bunlarla biraz kendime gelmişken, Azoşka'da birazcık daha sakinledi bugün. Bizimle yer de oyun oynadı, yuvarlandı, pek arıza yapmadı. Konuştuğum kim anneler bu aylarda böyle şeylerin yaşandığını ve geçtiğini söylediler. Geçici bir dönem olsun da başka bir şey istemiyorum. 






Aze bu ay ilk kez bir nikaha gitti. Neslihan, Duygu ve Damla tarafından ziyaret edildi. Yazgül Halasını ziyaret etti. Ve Aze'nin bu ay bir yeğen-kardeşi oldu. 15 Temmuz 2011 tarihinde Zeynel Haydar aramıza katıldı. Hoş geldi sefa getirdi. Adı ile büyüsün sağ salim analı babalı kocaman bir güzel adam olsun.










Ciddiyet had safhada!

Devamını Oku »

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Akçakoca Tatili

Neredeyse bir hafta olacak biz Akçakoca'dan döneli ama biz gezentiliğe doyamadığımızdan, her gün dışarıda olduğumuzdan ve hatta tüm haftasonunu dışarıda geçirdiğimizden hala yazamadım Akçakoca anılarını.

Baba-kız vedalaşırken

Giderken yazmıştım Aze el üstünde tutulacak ve dinlenmiş döneceğiz diye. Beklediğimin kat kat üstünde oldu her şey. Savaş'ın yokluğuna rağmen hiç tek başımaymışım gibi hissetmedim. Pek sevgili kızkardeşim kekem Gökay'ın ailesi , ailemiz olarak yaşayabileceğimiz en güzel tatillerden birini yaşattılar bize. Koca bir hafta boyunca ben neredeyse sadece yemek işiyle ilgilendim Aze Çınar'ın geri kalan her tür özeni, ilgiyi, işi Cesur ailesi halletti. Bana da 1 hafta içinde 3 kitap bitirmek, bol bol yüzmek, dinlenmek kaldı.



Azoçka sabah uyandığında ben mama hazırlarken Hülya Abla, kızı Müge ya da Gökay alıyordu Aze'yi. Altı değiştiriliyordu, kucakta eğlendiriliyordu, mama gelene kadar olanca özenle geçirtiliyordu zaman. Mamasını yedikten sonra biz kahvaltıya geçiyorduk, Hamiyet Teyze'nin erkenden kalkıp hazırladığı patates kızartmaları, kayganalar, patlıcan ezmeleri, minik çilek reçelleri eşliğinde. Hamiyet Teyze Aze Çınar'a mama sandalyesi yaptı! Aze yetişkinlerle sofraya oturduğu için zevkten dört köşe, elinde ekmeği bizimle birlikte geçirdi hep kahvaltı zamanını.



Ardından Hamiyet Teyze'den Müge'ye her biri Aze Çınar'ın yeni eğlencesi ellerinden tutup dolaştırma çilesine gönüllü oluyorlardı. Onun da ardından ise uyutuyordum Azekuşu. O uyurken ben yanındaki yatakta kitabımı okuyordum, ya da uyuyordum onunla. Uyanıp, yemek hazırlığını yapıp denize iniyorduk. Aze'yi bir daldırıp, kurutup, giydirip arabasına yerleştirdikten sonra, ya Gökay ya Hülya Abla onun yanındayken bir diğeri ile denize giriyordum ben. Aze kendi kendine oynuyordu, yanındakiyle oynuyordu, Müge Ablasının (ki Aze'nin favorisiydi kendisi) arkadaşlarının kucağında göbek atıp, oynuyordu... O esnada biz ya yine denizde oluyorduk ya da uzanıp kitabımızı okuyorduk. Akşam vakitleri yine birilerinin elinden tutup kumsalda yürümeye çalışıyordu Azoçka. “hov hov” kovaladı, insanları takip etti, sudan kaçtı. Toplamda çok çok eğlendi.










Eve dönüşümüz 21.00'i buluyordu genelde. Duş alıp, Aze'yi doyurmayı da halledince 21.30-22.00 olmuş oluyordu saat ve Aze'nin uyku vakti geliyordu. Uyutuyordum. Bir hafta sürekli beraber yattık. O uyuduktan sonra biz yemeğimizi yiyorduk. Bazen dışarı çıkıyorduk Aze'yi evdekilere bırakıp, bazen kitap okumaya devam ediyorduk, bazen misafirimiz oluyordu sohbet ederek geçiriyorduk vakti.

En olağanüstü şeylerden biri Aze'nin bir hafta boyunca organik şeyler yemiş olması oldu. Daha önce benim de hiç yemediğim frenk üzümü dedikleri şu fotodaki meyveden yedik:

frenk üzümü
dağ çileği















İlk poğaça

Aze'nin ilk sarması


Minik dağ çilekleri, taze taze fasulyeler, ıhlamurlar, semiz otları, kabaklar.... Tavuğun altından alınmış köy yumurtaları, taze sütten yapılmış taze yoğurtlar... Azekuş ilk kez yaprak sarması yedi! Gökay Teyzesinin yaptığı poğaçaları yedi. Ufak ufak yetişkin insan yiyeceklerine başlamış olduk oralarda.



5 gün sonra Savaş geldi dayanamayıp. Aze Çınar telefondan babasının sesini duyunca ağlamaya başlamıştı artık özlemden. Kavuşmaları da aynı duygusallıkta oldu :) 2 gün de tüm çekirdek aile beraber geçirdik. Yine ev sahiplerimizin üstün özenleriyle.








Hayatımda yaşadığım en şahane tatillerden biriydi. Çocuklu bir insana böylesi bir tatil yaşattıkları için Cesur ailesine ne kadar teşekkür etsek az. Sağolsunlar varolsunlar.
















Devamını Oku »

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Bebekli Yaz

Yaz geldi. Geçen sene bu zamanlar karnımda bir ağırlık, nefes darlığı ve sıcaklardan erime durumundaydım. Bu seneyi hayal etmeye çalışıyordum, henüz çok büyümediğinden ilk sene sıkıntılı geçer çoklukla da evde oluruz herhalde diyordum... Nerede.... Meğer leyleği havada görmüşüm bir ara.

Benim anne-bebek mevzusuyla ilgili öğrendiğim en önemli şey; Ya sen ona uyacaksın ya o sana. Bunu bilip, bundan başka bir alternatif olmadığının farkında olup, sonuçla barışık yaşayacaksın. Bunu farkettiğim anda Aze'nin uyku saatleri ile ilgili bir ayarlama yapmam gerektiğini de farkettim. Biyolojik saatim acayip çalışıyor benim. Gece 23.00'de de yatsam sabah 08'de kalktığımda uykumu alamamış oluyorum. Halbuki sabaha karşı 05.00'te de yatsam ve 11.00'de kalksam yeterince dinlenmiş oluyorum. Gece 12,1 benim en verimli olduğum saatler. Dolayısıyla da Aze 20-21.00'de yatıyor olsa da ben 23.00'de hadi yatayım uykumu alayım diyemiyorum. Gece 01-02'lere kadar oturuyorum. Sabah Azoşka 08.30'da bile kalksa moralim bozuk oluyor. 09.00'da kalkmışsa şahane!! Psikolojik sınırıma tüküreyim!!
Hal böyle olunca da  bu işe bir dur demek lazım diyerek denemelere başladım. Aze şu saatte yatınca kaçta kalkıyor bu saatte kalkınca ne oluyor... derken farkettim ki 21.00'den sonra yatınca hele de 21.30'u geçince 09.00'dan evvel kalkmıyor. Fakat Savaş 17.30'de çıkıyor ve ben tahammülsüz hatçe beş buçuktan dokuz buçuğa 4 saat evde nasıl dururum!?!!? Ki bu noktada derdimize yaz ve yeni merkezi evimiz yetişti ve bu sayede akşam üzerleri kendimizi dışarı atıp, bebeli arkadaşlarla buluşup 21-21.30 gibi dönmeye başladık. Yorulan ve uyku saati gelen Aze çat diye kafayı vurup yatarken ben kitap-internet keyfime bakıyorum ve ertesi sabah da psikolojik sınırıma uygun bir saatte kalkıyor oluyorum :) İşte bu uyku durumudur bizi her gün dışarda kılan -iyi ki de kılan- gerekçe.  Ki ben sokağa çıkmaya çok üşenen tembelin önde gideniyken. Tek başıma bile kolay kolay dışarıda kalmazken, bu haftasonu Oya'da kalıp (Aze ile şahane anlaştılar. Oya Aze ile oynaştı ben kenarda yattım kitap okudum, oh!) Ertesi gün Gökay'la kahvaltı, Cevahir-Öncü nikahı, yetmezmiş gibi akşamında Akın Amca (Ekşi Sözlük Justinianus'u) ile buluşup sözlükçü arkadaşlarla dışarıda içmece bile yaptık. Yeni jenerasyon bebekli hayatı eski hayata uyarlamada pek başarılı ki, dün gece bizim masada iki bebek bir hamile, yan masada 5 yaşlarında bir kızçe, herkes gayet keyifliydi. Yine başa dönersek eğer eski hayatını sürdürmeyi çok istiyorsan bebeğini alıştıracaksın, yok bebeğini korunaklı, steril, olabildiğince özenli büyütmek istiyorsan eski hayatını unutup sen bebeğe uyacaksın.

Bunun dışında 10 gün tatil yaptık Kuşadası'nda. Daha önce bir seferde bir haftayı hiç geçmemiştik. Ve yarın ise Akçakoca'ya gidiyoruz. Aze Çınar'ın Gökay Teyze'sinin izne ayrılmasıyla onun memleketine, evine. Şimdilik belli değil ne kadar kalacağımız ama eminim ki çok iyi vakit geçireceğiz. Ulaşabileceğimiz en doğal yiyeceklerle, temiz havada, Karadeniz'in serin sularında iyice kararıp, Aze, Gökay, Hülya Abla, Müge tarafından el üstünde tutulurken mis gibi dinlenerek geri geleceğiz. 
Lütfen nazar etmeyiniz ama bu yıl içinde bir İzmir planımızda bile var önümüzdeki günlerde. Bebekli yaz evde geçecek derken eve girmez olduk.

Hasılı bir süre yokuz efenim. İnternete de girmeyeceğiz haliyle. Dönüşte bir sürü yazlıkçı Aze fotoğrafı ile dönmek sözüyle... Kendinize iyi bakasınız. 
Devamını Oku »

29 Temmuz 2011 Cuma

28 Temmuz 2011 Perşembe

11. Ay ve kısa kısa

Aze sloganlara eşlik ederken
Neredeyse yaşına girecek ben hala 11. ay yazısını yazmamışım. Niye yazmamışım çünkü gezmekten vakit bulamamışız. Neredeyse 3 aydır günlerimiz şöyle geçiyor. Bir gün ben bir gün Savaş Aze'yle uyanıyoruz ve Aze'nin mamasını yediriyoruz. Saat 11 gibi diğerini kaldırıyoruz ve 3'ümüz kahvaltı ediyoruz. Azoçka ile biraz oynadıktan sonra onu yıkıyoruz ve uyutuyoruz. Onun uyku vakti bizim özel vaktimiz, sohbet, muhabbet, kahve, film, dizi, romantik zamanlar vesaire birbirimizle vakit geçiriyoruz. Sonra kuzu uyanıyor. Hazırlanıyoruz, yediriyoruz ve serin bir yerlere doğru yola çıkıyoruz.  Haliyle gündüz vakti internete pek uğramıyoruz. 


Sıklıkla Ahu-Mumu ve Özlem-Maya ile buluşuyoruz, geç vakitlere kadar sohbet, gezinti sürüyor. Ahu'da kahvaltı ediyoruz, Maçka Parkı'nda diğer anne babalarla buluşuyoruz, AVM geziyoruz serin serin. Kimi zaman bugün Gökay ve Funda ile olduğu gibi diğer arkadaşlarımızla buluşuyoruz. Bazen olduğunda eylemlere gidiyoruz ve netice olarak eve dönüşümüz 21-22 arası oluyor. O saatten sonra da yorgunluk, Aze'yi temizle yatır, gece mamasını ver derken hiçbir şey yazacak halim olmuyor. Hafta sonları zaten neredeyse full dışarıda gezmelerde oluyoruz zaten. Öteki türlü Aze Çınar'ı zaptetmem artık hiç mümkün olmuyor evde. Ki özellikle bu yüzden yine yaşantımızda kimi değişiklikler yapma arifesindeyiz. 


Ve 11. ayda neler oldu. Aze konuşma çabasını geliştirdi. Bir çok kişinin duyduğu üzere Derya'yı Değğğyaa şeklinde söylüyor istediğinde. dedede, babababa, dıgit dogit, dıgi dogi, dıgıl, mama :), bu, su, tette ki gökay bunun teyze olduğunu iddia ediyor,
Gel --> Del del del   şeklinde aralıksız söyleniyor el işaretiyle birlikte. 
Bay bay denince el sallanıyor. 
Alkış der demez alkışlamaya başlıyor. 


Müzik duyar duymaz ki bu ıslık ya da melodili araba kornası bile olabilir dans etmeye başlıyor. 
Elinden tutulunca değil yürümek koşuyor. Ve bunu sürekli ama sürekli yapmak istiyor şu yaz sıcağında. Eller bırakılınca ise küt popoyu yere salıyor korkak şempanze. 
Haa şempanze demişken, bazen bildiğin şempanze gibi davranıyor. Onlar gibi bağırıyor, sarılıyor falan... 
Yeme işi biraz yavaşladı. Her şeyi yiyor yine ama miktarlar azaldı. Sıcaklar, diş falan herhalde... 


Bu ay ilk kez sarma, poğaça, börek, enginar yedi. Cam suya geçtik artık kaynatmıyoruz sularını.
Kiraza bayılıyor, karpuz kemirmelik büyük olursa yiyor. Limona bayılıyor manyak, ekmek, lavaş, kömbe yiyor. 
Artık ezmeyi bıraktık, kuzucuk iki adet dişle (evet hala 2) kıtır kıtır yiyor her şeyi. 
Ellerini çok güzel kullanıyor. İstediği şeyi küçük büyük ayırt etmeden tutabiliyor. Derdini vücut diliyle anlatmaya başladı. Ayaklarının üzerinde durabiliyor. Zorlayınca bir iki adım atıyor ama korkuyor. Çok güzel sarılıyor. 




Şu son 3-5 gündür içine şeytan kaçtı yalnız benim minik meleğimin. Her şeye inat ediyor, kucağa alsan yere inmek istiyor, yere indirsen elimden tut yürüt beni diyor, kesinlikle kendi yatağında yatmak istemiyor. Kıl ötesi bir şey oldu. hatta dün baktım çok ağlıyor, gece aldım benim yatağımda yanına uzanarak uyuttum. etrafına yastıklar dizip öyle kalktım yanından. gece yarısı uyanıp sesine on saniyede cevap alamayınca sen kalk yataktan inmeye kalk ve kafa üstü düş yere!!! 11 aydır zerre görmediğimiz şeyler olunca Savaş'a da bana da geldiler 2 gündür. Resmen yetişkin varmış gibi öfkeleniyoruz kendisine, bizi öyle görünce o daha da öfkeleniyor, mesela elindeki emziği atıyor yere gözümüzün içine baka baka ya da elimizi falan ısırmaya kalkıyor. Bugün Savaş'la camdan sarkmış bakınıp kahvelerimizi içerken aşağıda bebek arabasında 7-8 yaşlarında bir çocuk gördük. Ben denyoca "Yuh o yaşta niye bebek arabasına koyuyorlar?" derken tam çocuk kendini tokatlamaya başladı. Annesi bir tişört yardımızla ellerini sararak engelledi. Farkettik ki çocukta zeka geriliği var. Bir on dakika ağladıktan sonra kendi kendime küfrederek "iki asilikte delirdin insanlar nelerle baş etmek zorunda" diyerek bi sakinledim. 




Bir de zaten çok sevdiğim fakat zorluklarını yakinen gördüğüm ikiz çocuklar var. Her hatırladığımda "Oyh çok şükür bir tane" diyorum. Ben tam bunlarla biraz kendime gelmişken, Azoşka'da birazcık daha sakinledi bugün. Bizimle yer de oyun oynadı, yuvarlandı, pek arıza yapmadı. Konuştuğum kim anneler bu aylarda böyle şeylerin yaşandığını ve geçtiğini söylediler. Geçici bir dönem olsun da başka bir şey istemiyorum. 






Aze bu ay ilk kez bir nikaha gitti. Neslihan, Duygu ve Damla tarafından ziyaret edildi. Yazgül Halasını ziyaret etti. Ve Aze'nin bu ay bir yeğen-kardeşi oldu. 15 Temmuz 2011 tarihinde Zeynel Haydar aramıza katıldı. Hoş geldi sefa getirdi. Adı ile büyüsün sağ salim analı babalı kocaman bir güzel adam olsun.










Ciddiyet had safhada!

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Akçakoca Tatili

Neredeyse bir hafta olacak biz Akçakoca'dan döneli ama biz gezentiliğe doyamadığımızdan, her gün dışarıda olduğumuzdan ve hatta tüm haftasonunu dışarıda geçirdiğimizden hala yazamadım Akçakoca anılarını.

Baba-kız vedalaşırken

Giderken yazmıştım Aze el üstünde tutulacak ve dinlenmiş döneceğiz diye. Beklediğimin kat kat üstünde oldu her şey. Savaş'ın yokluğuna rağmen hiç tek başımaymışım gibi hissetmedim. Pek sevgili kızkardeşim kekem Gökay'ın ailesi , ailemiz olarak yaşayabileceğimiz en güzel tatillerden birini yaşattılar bize. Koca bir hafta boyunca ben neredeyse sadece yemek işiyle ilgilendim Aze Çınar'ın geri kalan her tür özeni, ilgiyi, işi Cesur ailesi halletti. Bana da 1 hafta içinde 3 kitap bitirmek, bol bol yüzmek, dinlenmek kaldı.



Azoçka sabah uyandığında ben mama hazırlarken Hülya Abla, kızı Müge ya da Gökay alıyordu Aze'yi. Altı değiştiriliyordu, kucakta eğlendiriliyordu, mama gelene kadar olanca özenle geçirtiliyordu zaman. Mamasını yedikten sonra biz kahvaltıya geçiyorduk, Hamiyet Teyze'nin erkenden kalkıp hazırladığı patates kızartmaları, kayganalar, patlıcan ezmeleri, minik çilek reçelleri eşliğinde. Hamiyet Teyze Aze Çınar'a mama sandalyesi yaptı! Aze yetişkinlerle sofraya oturduğu için zevkten dört köşe, elinde ekmeği bizimle birlikte geçirdi hep kahvaltı zamanını.



Ardından Hamiyet Teyze'den Müge'ye her biri Aze Çınar'ın yeni eğlencesi ellerinden tutup dolaştırma çilesine gönüllü oluyorlardı. Onun da ardından ise uyutuyordum Azekuşu. O uyurken ben yanındaki yatakta kitabımı okuyordum, ya da uyuyordum onunla. Uyanıp, yemek hazırlığını yapıp denize iniyorduk. Aze'yi bir daldırıp, kurutup, giydirip arabasına yerleştirdikten sonra, ya Gökay ya Hülya Abla onun yanındayken bir diğeri ile denize giriyordum ben. Aze kendi kendine oynuyordu, yanındakiyle oynuyordu, Müge Ablasının (ki Aze'nin favorisiydi kendisi) arkadaşlarının kucağında göbek atıp, oynuyordu... O esnada biz ya yine denizde oluyorduk ya da uzanıp kitabımızı okuyorduk. Akşam vakitleri yine birilerinin elinden tutup kumsalda yürümeye çalışıyordu Azoçka. “hov hov” kovaladı, insanları takip etti, sudan kaçtı. Toplamda çok çok eğlendi.










Eve dönüşümüz 21.00'i buluyordu genelde. Duş alıp, Aze'yi doyurmayı da halledince 21.30-22.00 olmuş oluyordu saat ve Aze'nin uyku vakti geliyordu. Uyutuyordum. Bir hafta sürekli beraber yattık. O uyuduktan sonra biz yemeğimizi yiyorduk. Bazen dışarı çıkıyorduk Aze'yi evdekilere bırakıp, bazen kitap okumaya devam ediyorduk, bazen misafirimiz oluyordu sohbet ederek geçiriyorduk vakti.

En olağanüstü şeylerden biri Aze'nin bir hafta boyunca organik şeyler yemiş olması oldu. Daha önce benim de hiç yemediğim frenk üzümü dedikleri şu fotodaki meyveden yedik:

frenk üzümü
dağ çileği















İlk poğaça

Aze'nin ilk sarması


Minik dağ çilekleri, taze taze fasulyeler, ıhlamurlar, semiz otları, kabaklar.... Tavuğun altından alınmış köy yumurtaları, taze sütten yapılmış taze yoğurtlar... Azekuş ilk kez yaprak sarması yedi! Gökay Teyzesinin yaptığı poğaçaları yedi. Ufak ufak yetişkin insan yiyeceklerine başlamış olduk oralarda.



5 gün sonra Savaş geldi dayanamayıp. Aze Çınar telefondan babasının sesini duyunca ağlamaya başlamıştı artık özlemden. Kavuşmaları da aynı duygusallıkta oldu :) 2 gün de tüm çekirdek aile beraber geçirdik. Yine ev sahiplerimizin üstün özenleriyle.








Hayatımda yaşadığım en şahane tatillerden biriydi. Çocuklu bir insana böylesi bir tatil yaşattıkları için Cesur ailesine ne kadar teşekkür etsek az. Sağolsunlar varolsunlar.
















4 Temmuz 2011 Pazartesi

Bebekli Yaz

Yaz geldi. Geçen sene bu zamanlar karnımda bir ağırlık, nefes darlığı ve sıcaklardan erime durumundaydım. Bu seneyi hayal etmeye çalışıyordum, henüz çok büyümediğinden ilk sene sıkıntılı geçer çoklukla da evde oluruz herhalde diyordum... Nerede.... Meğer leyleği havada görmüşüm bir ara.

Benim anne-bebek mevzusuyla ilgili öğrendiğim en önemli şey; Ya sen ona uyacaksın ya o sana. Bunu bilip, bundan başka bir alternatif olmadığının farkında olup, sonuçla barışık yaşayacaksın. Bunu farkettiğim anda Aze'nin uyku saatleri ile ilgili bir ayarlama yapmam gerektiğini de farkettim. Biyolojik saatim acayip çalışıyor benim. Gece 23.00'de de yatsam sabah 08'de kalktığımda uykumu alamamış oluyorum. Halbuki sabaha karşı 05.00'te de yatsam ve 11.00'de kalksam yeterince dinlenmiş oluyorum. Gece 12,1 benim en verimli olduğum saatler. Dolayısıyla da Aze 20-21.00'de yatıyor olsa da ben 23.00'de hadi yatayım uykumu alayım diyemiyorum. Gece 01-02'lere kadar oturuyorum. Sabah Azoşka 08.30'da bile kalksa moralim bozuk oluyor. 09.00'da kalkmışsa şahane!! Psikolojik sınırıma tüküreyim!!
Hal böyle olunca da  bu işe bir dur demek lazım diyerek denemelere başladım. Aze şu saatte yatınca kaçta kalkıyor bu saatte kalkınca ne oluyor... derken farkettim ki 21.00'den sonra yatınca hele de 21.30'u geçince 09.00'dan evvel kalkmıyor. Fakat Savaş 17.30'de çıkıyor ve ben tahammülsüz hatçe beş buçuktan dokuz buçuğa 4 saat evde nasıl dururum!?!!? Ki bu noktada derdimize yaz ve yeni merkezi evimiz yetişti ve bu sayede akşam üzerleri kendimizi dışarı atıp, bebeli arkadaşlarla buluşup 21-21.30 gibi dönmeye başladık. Yorulan ve uyku saati gelen Aze çat diye kafayı vurup yatarken ben kitap-internet keyfime bakıyorum ve ertesi sabah da psikolojik sınırıma uygun bir saatte kalkıyor oluyorum :) İşte bu uyku durumudur bizi her gün dışarda kılan -iyi ki de kılan- gerekçe.  Ki ben sokağa çıkmaya çok üşenen tembelin önde gideniyken. Tek başıma bile kolay kolay dışarıda kalmazken, bu haftasonu Oya'da kalıp (Aze ile şahane anlaştılar. Oya Aze ile oynaştı ben kenarda yattım kitap okudum, oh!) Ertesi gün Gökay'la kahvaltı, Cevahir-Öncü nikahı, yetmezmiş gibi akşamında Akın Amca (Ekşi Sözlük Justinianus'u) ile buluşup sözlükçü arkadaşlarla dışarıda içmece bile yaptık. Yeni jenerasyon bebekli hayatı eski hayata uyarlamada pek başarılı ki, dün gece bizim masada iki bebek bir hamile, yan masada 5 yaşlarında bir kızçe, herkes gayet keyifliydi. Yine başa dönersek eğer eski hayatını sürdürmeyi çok istiyorsan bebeğini alıştıracaksın, yok bebeğini korunaklı, steril, olabildiğince özenli büyütmek istiyorsan eski hayatını unutup sen bebeğe uyacaksın.

Bunun dışında 10 gün tatil yaptık Kuşadası'nda. Daha önce bir seferde bir haftayı hiç geçmemiştik. Ve yarın ise Akçakoca'ya gidiyoruz. Aze Çınar'ın Gökay Teyze'sinin izne ayrılmasıyla onun memleketine, evine. Şimdilik belli değil ne kadar kalacağımız ama eminim ki çok iyi vakit geçireceğiz. Ulaşabileceğimiz en doğal yiyeceklerle, temiz havada, Karadeniz'in serin sularında iyice kararıp, Aze, Gökay, Hülya Abla, Müge tarafından el üstünde tutulurken mis gibi dinlenerek geri geleceğiz. 
Lütfen nazar etmeyiniz ama bu yıl içinde bir İzmir planımızda bile var önümüzdeki günlerde. Bebekli yaz evde geçecek derken eve girmez olduk.

Hasılı bir süre yokuz efenim. İnternete de girmeyeceğiz haliyle. Dönüşte bir sürü yazlıkçı Aze fotoğrafı ile dönmek sözüyle... Kendinize iyi bakasınız. 

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...