24 Kasım 2011 Perşembe

Turkcell Blog Ödülleri 2011

Daha önce bir kaç kez cürmüme bakayım diye bir iki blog ödülüne adaylığını koymuştum blogun. Bu sefer ise öylesine değil de gerçekten yarışan olarak katılmak istedim. Turkcell Blog Ödüllerinde Aile kategorisinde aday oldum. Ve fakat bu seferki yarışmanın oy verme süreci ömür törpüsü çıktı, bir sürü insan oy verdiğini sanarken aslında vermedi. Kayıt istendi, tel. no istendi. Facebook hesabıyla giriş yapıldığında kayıt istemiyor aslında. Sadece cep telefonuna gelen onay kodunu soruyor. Ona da "Niye telefon numaramı vereyim kardeşim?" diyecek olanlara "Eyvallah abi" deyip susarım neydeyim.


En önemli sebebim blogun daha da tanınmasını sağlamak, dolayısıyla bu yazıyı da bulunduğunuz sosyal medyada paylaşırsanız ayrıca sevinirim.

Tüm zahmete rağmen oy vermek isteyen olursa, bloguma https://www.blogodulleri.com/Ara/312 adresinden ulaşabilirler. Oy ver dedikten telefon numarası verip, sonra da telefona gelen onay kodunun yazılmasıyla son bulan kayıt süreci bitmeden verilen oy saylanmıyor onu söyleyeyim. Okuyan, eden, beğenen, oy veren, veremeyen herkese şimdiden çok teşekkürler. Kazanmak değil katılmak önemliydi ühühühühü.
Devamını Oku »

20 Kasım 2011 Pazar

Aze Çınar ne alemde?

Yine epey ara verdim yazmaya. Bu sefer güzel bir sebebim var. Tam istediğim gibi bir iş buldum. Mutlu mesut çalışıyorum. İş saatleri biraz bana bağlı. Yetiştirilmesi gereken işler olduğunda bazen sabahlamak gerekebilecekken bazense işe öğlen gideceğim. İşi seviyorum, yerini seviyorum. Keyifler bu anlamda iyi anlayacağınız. Şu ara bir çok şeye vakit ayıramadım ama. Emzirme reformu ile ilgili yapmam gereken işler vardı yapamadım. Sevgili Peri sağolsun benim işimi yaparak üzüntümü azalttı. Onun dışında iş öncesinde neredeyse her gün görüştüğüm arkadaşlarımla görüşmelerimiz azaldı. Bir kaç gün sabah 4'te geldim eve, Neredeyse anne baba blogger toplantısına da gidemeyecektim ki işle eğlenceyi birleştirip, daha sonra gündemde olan bloggerlarla röportajı organize ederek buluşmaya gidebildim :)) Kızımı bu hafta çok az gördüğümden, hem Bebek'teki buluşmaya hem diğer yerlere getirdi babası. Bu arada hem şahane ikramları vesüt hediyeleri için hem güler yüzleri için, üstüne üstlük çekim yapmamız için tüm kolaylıkları gösterdikleri için L'era Fresca'ya da ayrıca teşekkür ederiz. 
Akşam da babanneye gittik bir tam günü beraber geçirmiş olduk doya doya. 


Son görüştüğümüzden beri Maya'mızın doğumgünü oldu. Mayakuş doomgünüsünde pek hastaydı, hiç eğlenemedi. 



Bayadır Aze'nin gelişimi ile ilgili de yazmıyordum. Aze'nin boyu uzuyor fekat kilosu 12 civarı sabitlendi. İyice ince bir kız oldu. Öndeki göbeği saymıyoruz. Neredeyse her söyleneni anlıyor, yapıyor. İstediğimiz şeyleri getiriyor, götürüyor. İsimlerini söyleyip şunu götür dediğimiz kişiye götürüyor. Herkesi tanıyor yani. Derdini anlatıyor iyiden iyiye. Söylenen hemen her şeyi taklitle tekrar ediyor. Anlamını bilerek söyledikleri ise aklıma geldiğince şöyle: 

Su : Şu
Onu: Onnuu
Mama
Balon: Buluun
Maymun: Mamuun
Ada
Maya
Mumu: Mommoo
Gel: Gel
Git: git
Anne
Baba
Derya
Savaş: Şaaş
Dede
Dayı: Dayi 
Hala: Haya
Köpek: how how
Kedi: Miaaağw 
Kuş: Gak 
Üzüm: üjüm
Burun: Buyun
Göz
Kulak: kukku
Gökay: goygoy
Zeynel: Zeyzi
Zeytin: zetti
Alo: Ayo (Herşeyi ama her şeyi telefon olarak kullanabiliyor. Kibriti de, kalemi de, anahtarı da kulağına götürüp "Ayoooo" diyor) (Aynı şekilde çatal, düdük, kalem, cezve sapı her şeyi ağzına sokup flüt muamelesi yapıyor elleriyle.) 
Müzik: Nanana  (Şirinlerin şarkısının ilk üç notasını doğru söylüyor. Çalan müziği tanıyınca içinden kelimeler söylüyor. Mesela Ali, mesela denni:deniz)
Uyku: Eeee eee (bebeklerini uyutmaya çalışıyor eee eee diyerek. Bir de pış pışlıyor. Geçen gün birini ayağına koymuş sallıyordu. Ki biz onu hiç ayakta sallamadık. Ayakta sallanan bir çocuk da hiç görmedi.) 
Kitap: Kipa (Alıyor okuyor, okutuyor, kendi kendine bir şeyler sallıyor okuyormuş gibi) 
Benim: Mennim
Merhaba: Memaaa (elini uzatıp uzatılan eli sıkıp sallıyor) 
Makina: Maanna
Dıgıdık dıgıdık
At
Top: gol
bitttiiiii
Neden: dedeeen


Halay çekiyor, tey tey diyor. 
Acıkınca, mama sandalyesine götürüyor bizi, "Haydi mutfağa götürüp beni doyurun" mesajı veriyor.
Öpüyor, bay bay yapıyor, eliyle öpücük gönderiyor. 
Sarılıyor, beni özleyince babasına telefonu götürüp aramasını istiyor. Müzik isteyince de telefonu uzatıyor. Dans etmeye bayılıyor. Uykusu gelince salonun kapısına gidip el sallıyor. 


Uykusunu teke düşürdü bu ay. Akşam 20.30 civarı uyuyor. Sabah 08.30 civarı kalkıyor. Saat 13.00 gibi uyuyup 2 saat sonra kalkıyor. Her gün çorbasını, ev yoğurdunu, etini, ortalama 250 cc formül mamasını, meyvesini, pekmez, yumurta, ıhlamur, ceviz, tereyağ, zeytin, buğday ekmeği, peynirden oluşan kahvaltısını yapmaya devam ediyor. 

İnanılmaz eğlenceli bir insan oldu. Kendi kendine oynamasını da bildiği için ortada takılıyor, bize dinlenme fırsatı da tanıyor bolca. Zaman zaman inat, sinir, ağlama krizleri de yaşanmıyor değil. Fekat hala 2 yaş krizi düzeyine gelmediği için çabuk atlatıyoruz. 

Böyle işte. Aze Çınar Büyüyor. 
Devamını Oku »

Hayat Akıyor Dostum

Şu mutluluk denen şeyin tanımlı, net bir şey olmaması tüm insanlık için büyük bir kayıp bence. Aslında komple hayatın tarifli, aşamalı, net bir halde olmaması da öyle. Oyunlar gibi levelli olsaydı, levelleri bitirip bir sonraki aşamaya geçseydik ya da geçemeyip "tüh yeni baştan, şuraya dikkat etmeliyim" diyebilseydik, en önemlisi "135. Levelde bitecek oyun, hayde bakalım hayatımızın amacı 135. levele kadar mümkün olduğunca çok puan kazanmak" gibi bir bilgiye sahip olsaydık... İnanın bana hayat çok daha kolay ve çok daha mutlu olurdu. Bunca bilinmeyenli, kaotik, çelişkili ve kimi zaman olabildiğince anlamsızlık çok can sıkıcı.

Tanımlı olmayınca şeyler, ne kadar haz verdiğini geçtikten sonra anlayabiliyor insan. Yarın bir hastalık, bir ayrılık, bir acı, bir sevgi bitmesi ile karşılaştığında dün ne kadar mutlu olduğunu fark ediyor. Kimi zamansa sorunsuz, mutlu bir hayat sıkıcı ve anlamsızlaşabiliyor somut bir hedef olmayınca.

Tüm bu bahsettiğim tanımsızlığın benim için en büyük handikapıysa öncelikler belirleyemiyor olmak. Yorulmadan, kasılmadan, minimum acı ve zorlukla hayatı tamamlamaksa amaç oh pek şahane başarıyorum bunu gerçekten. İnsana, özellikle ben gibi yeni nesil "çocuklarım çok başarılı olacak" ana babalarının evlatlarında çoklukla gözüken, "Üretmeliyim, yaratmalıyım, yazmalı, çizmeli, şarkı söylemeli, sanat tarihine bu iş nasıl yapılır göstermeliyim" zihniyetini ne yapmalıyım bunu bilemiyorum mesela.

Çok yazasım var. Yazasım var derken yazma potansiyelim, okunma potansiyelim ve bunlar birleşse ne güzel olur hissiyatım var. Girişimlerim var. Bir tanesi Derya normlarına göre epey ilerledi bile. Kendimce bu yazma işleminin toplumsal faydalarına bile inandım. Fakat gel gör ki "Ne manası var?" sorusundan asla kurtulamıyorum. Bazen bir cafede, önümde laptop birbirimize bakarken, bazen şu an olduğu gibi Savaş yazayım diye Aze'yi dışarıda gezdirirken, bir yandan yazacaklarımı otomatik tık tık yazarken diğer yandan da  "Neden?" diye düşünüyorum. Neden yapmaya çalışıyorum bunu? Kişisel tatmin mi? Para kazanmanın bir yolu mu? "Çünkü yapabiliyorum" mu?

Aze Çınar'ım, gülüm dalım iyice büyüdü. Yani anne babaya kökten bağımlılık kısmı neredeyse bitti. Dolayısıyla 14-5 aydır süren ulvi misyon yürütücülüğü işi sona erdi. Ben karışmasam da kendi kendine yaşayabilir artık. Üstüne üstlük bir iş buldum. Üstelik hani bana deselerdi ki "Otur yaz nasıl bir iş istiyorsun, içeriği ne olsun, koşulları ne olsun, tanımı ne olsun, maaşı ne olsun, adresi ne olsun" oturup şu an bulduğum işin detaylarını yazardım aynen. O derece müthiş gelişti süreç. Çat çat çat oldu her şey. Yani 2 yıllık "çocuk üreticiliği ve geliştiriciliği" işimden emekli olup görevimi Savaş'a devrettim afili bir törenle. Yani şu an milyonlarca insanın hayal edeceği-ettiği, dilediği bir hayat döneminden geçiyorum. Çok iyi, mutlu olduğum bir işim var, başımızı sokacak bir evim, sağlıklı, neşeli, zeki, çok eğlenceli bir kızım var. İşten sebep yakın zamanda maddi olarak da rahata çıkacağız. Yanisi somut olarak hiç dert yok şu aralar ortalıkta.

Ve fakat insan evladının doğası sanırım bu, anlamsal kıllıklar yaratmaya başladı zihnim. Hayatta olanlar, olması yakınlar değil olmayanlar ve olup olmamasının faydalarının bilinmediği durumlar kaplamaya başladı zihnimi. Önümde eşim, dostum, yakınım, uzağım, sadece tanıdığım, gördüğüm, duyduğum, okuduğum hayatlar var. Bunların kısmı eğlenceli kimi gerekli kimi naif kimi afili kimi şık kimi kuul kimi uzak durulası kimi irrite edici kimi zorlayıcı görünüyor durduğum yerden. Fakat esas soru şu ki bu görünenlerin benle ilişkisi ne? Yani benim istediğim hayat bunlardan hangilerinden oluşuyor.

Tüm bunları düşünürken şunu farkettim sevgili okur, ben neredeyse hiçbir şekilde kendime detaylı ömür hayali kurmamışım, üzerinde düşünüp adımlar atmamışım. Üniversite seçerken, giderken, bitirdiğimde, sonrasında toplumsal bir hayal ile yetinip kendiminkini akışına bırakmışım ne yana giderse o yana kabulümsün diyerek. Ama şimdi Aze'nin varlığı ile "normalize" olan ve düzenlileşen hayatımın kişisel talebini düşündüğümde boşluğa düşme bulantısı yaşıyorum. Durum şu ki: Ne istediğimi kesinlikle bilmiyorum.

Ne istemediklerimi gayet iyi biliyorum. Ömrümün her aşamasında olduğu gibi. Hayatının merkezinde kendisi, eşi ve çocukları olan, afili anne/iş kadınlarından olmayı istemediğimi biliyorum mesela. Çalışmayı sevmediğim bir alanda çalışmayacağımı bildiğim gibi. Derdim "Bakın nasıl da şahane bir insanım, ne kadar ilkeliyim, ulviyim" demek olmadığından daha onlarca böyle şeyi saymayacağım. Demeye çalıştığım şu ki, ne istemediğini bilip, ne istediğini bilmemek hiçbir halt bilmemekle eş değer aslında.

İşte bu yüzden yazının en başında yazdığım şeyler olsaydı keşke hayatta. Neyi niye yapacağımız, amaçlarımız belli olsaydı keşke. Oyunun ne olduğunu, oyun sahnelerini yine biz seçseydik tamam ama somut bir amaç ve yol olsaydı be arkadaş.

Önümde çok acayip bir süreç var. 32 yaşında kazık kadar olmuşken bu hayatı niye yaşadığımı, kişisel olarak ne beklediğimi ne istediğimi düşünmem gerekecek. Yıllar boyu kişisel olarak tek derdim borç harç olmadan yaşamak iken bunu hallettiğim anda anca farkettim mevzunun sadece bu olmadığını. Ve sıkılıyorum. Yani bunu düşünmem, karar vermem ve hareket etmem gerektiği için sıkılıyorum. Buna nasıl karar verilir bilmiyorum. Düşünmek enerjimi alıyor, enerjim azaldıkça hiç düşünemiyorum. Belki kitap yazmam, müzikle ilgilenmem, iyi bir blog yazarı olmam, x'lerle görüşmem, y'lerde gezmekten hoşlanmam falan gerekmiyordur. Ya da ön yargılı olduğum kişiler ya da yerlerdir esas keyif alarak olmak istediklerim. Belki sadece budur işte hayat, ailemle sorunsuz bir ömür geçirmek. Bilimsel bir icat yapmam gerek yoktur. Bu denli basittir.

Ezberleri bozmak, öğretilenleri sorgulamak gerektiğinin farkına varalı epey olmuştu. Ama bunu yaparken kişi olarak "olmalı" üzerinden davranıp ne istediğimi hiç düşünmediğimi farketmem yeni oldu. Ki bu da boş iş. Kaç level sonra bitecek bu oyun biri bana onun bilgisini verse??
Devamını Oku »

4 Kasım 2011 Cuma

E.A.S.Y Bebeğe rutin gerek!






Aylardır aylardır Tracy Hogg'un E.A.S.Y yönteminden anladığımı, nasıl 
yaşadığımızı anlatacağım kısmet bugüneymiş. Takip edenler bilir Aze Çınar şahane bir bebeklik geçirdi. Yapısal, genetik, şans faktörlerini bilmem. Yüzde kaç onu da bilmem, ama illa bir faydası olduğuna eminim Tracy Hogg'un ve onun yöntemlerinin. Tam hakim olmak için lütfen kitaplarını okuyun, ben sadece fikir sahibi olup, ilginizi çekerse daha yakından bakın diye anladığım kadarını yazmak istedim. 




Tracy Ablaya göre, bebekler için en önemli şey rutin. Bebekler her ne kadar düzen bozucu, kaos yaratıcı görünseler de aslında bir düzenleri olsun istiyorlar. Ve hatta bunu ısrarla istiyorlar. Tracy Hogg da belli bir rutinde bu düzeni sağlarsanız hem bebek gelecek şeyi bilir ve bu onu rahat, güvende hissettirir, hem anne baba için yemek miydi? alt değiştirme miydi? uyku muydu? kafalar karışmadan düzen sağlanır ve bebek az zaman için bile olsa gözden kaçırılmış olmaz. Bu benim gibi dikkatsiz bakar kör insanlar için ekstra artı bir güzellik. Olanı tahmin etmeye gerek kalmadan saatle çözüyorsun her sıkıntıyı. Fakat bundan formüle bir ezber anlamı çıkarmayın. Tracy'nin en vurguladığı şeylerden biri de "Bebeğinizi tanıyın, gözlemleyin ve rutini ona göre kurun." 





 Bu düzen bizim anladığımız netlikte olmayabilir. Kendi içinde tutarlı olsun yeter. Mesela Aze'nin düzeni saat saat değildi. Sabah kalktığı saate saat eklenmesiyle oluşuyordu. Yani Saat 7 kahvaltı, 11 Uyku gibi değildi. Aze uyandı + 3 saat sonra uyku + 2 saat sonra yemek şeklindeydi. Hogg'un dediği gibi sabah belli saatte uyandırmıyorduk Aze'yi. Ya da "Uyuması lazım şu saatte" deyip evde kalmıyorduk. Uyuması gereken saatte, dışarıda arabasında uyutuyorduk.  Tracy abla mesela rutini olsun diye akşam uykusundan önce, banyo, bebe yağıyla masaj, pijama giydirimi, müzik falan önerir ama biz onu da yapmadık. Aze öyle masaj, yağ falan sevmedi hiç. Yani öyle çok katı bir düzen değil kastettiği. Bebeğinizle birlikte oluşturacağınız bir düzen.


E.A.S.Y kısmına gelemedim bir türlü. 


Eat  (Yemek)
Activity  (Aktivite)
Sleep  (Uyku) 
Your Time (Sizin -annenin- zamanı) 




Bu rutine göre (Yeni doğan) Bebek uyanır ve yemek yer öncelikle. (Yaklaşık 30 dakika) {Bebeği emzirerek, yedirerek uyutmak kesinlikle önerilmez. Bu davranış, bebeğin yemekle uykuyu bağdaştırmasına, geceleri uyanan bebeğin yemeden uykuya geçmemesine sebep olur.}
Yemeğin ardından  altını değiştirip, bebekle oynarsınız. (Yaklaşık 1 saat) 
Bebek uyur (Yaklaşık 1.30 saat) ve sizin zamanınız başlar. Bu döngü gece uykusuna kadar devam eder.






Bu döngüde demin de dediğim gibi 
robot usulü zamanı geldi diye davranmak değil, rutini izlerken bebeği sürekli izleyip, onun işaretlerine göre tavır almak gerekir. Üstte bahsettiğim örnek ilk üç ay zamanlamasına uygun mesela. Zaman ilerledikçe bebek Aktivite zamanını genişletmek ister. Toplam 3 saat süren rutin önce 4'e sonra 5'e çıkar.  Ve bunu siz değil bebek belirler. Yeter ki siz takip edin. Hani hep diyoruz ya tüm bebekler farklı diye... Aze'nin 4 saatlik rutine geçmek istediği yaşıyla aynı ayda olan bebeninki aynı olmadı, yine aynı şekilde 9 aylık bebelerin bazıları gündüz uykularını teke indirirken Aze Çınar 15 aylıkken daha yeni teke düşürmeye karar verdi. Ve bebeğimizin rutinini, genel alışkanlıklarını iyi bilen ve onu iyi tanıyan biz, bir değişiklik olduğunu, bir şeyler talep ettiğini hemen farkettik. O gelecek olanı bildiğinden rahat oldu hep. Değişiklik talep ettiğinde hemen anlaşıldığından hiç huzursuzlanmadı. Mız mız olmadı. Biz de rutin sayesinde çok sürprizle karşılaşmadığımızdan çok daha gerçekçi gözlemler yapabildik. Rutini olan bebek oyun oynarken huzursuzlandığında uykusu geldiğini tahmin etmek zor olmaz. Yeni uyanmış bebek panik gözüküyorsa çok acıktığını bilmek dünyanın en kolay işidir... Bebeğinizi rutinlere alıştırabilirseniz, uykuda da yemekde de, sokakta yaşamda da sorun çıkarmayan bir bebeğe sahip olursunuz. Sonuç: Mutlu anne baba, mutlu çocuk...


Tabii ki bebekler birbirinden farklıdır ve tabii ki hepsine aynı yaklaşım sökmez, hepsi farklı tepki verir yaklaşımlarınıza. Ama Tracy buna dair de bebekleri 


- Melek
- Kitap
- Hareketli
- Nazlı
- Huysuz 
olarak 5 kategoriye ayırır ve her birine rutin uygularken farklı yöntemler önerir. Açık söyleyeyim Aze melek bebek olduğundan, melek bebeğe de anne babanın sadece yeni bir şey denemesi yettiğinden, diğer bebek türlerine ne yapmak gerekir hiç bakmadım. Ama genel olarak rutin denen şeyi doğru oturtmak için not almak çok önemli. Aze'nin saat kaçta tuvaletini yaptığından, kaçta süt sağdığıma, kaç cc sağdığıma kadar bilumum detayları yazdığım defteri ölene kadar saklayacağım herhalde. Biraz sabır, biraz kararlılık da ayrıca gerek şart.


Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler kitabını tüm anne-baba adaylarına ve yeni anne babalara öneririm. Bu kitapta rutin dışında, şurada anlattığım "Yatır kaldır" kendi kendine uyutma yöntemini, beslenme ve tuvalet alışkanlıklarıyla ilgili bilumum ipucunu bulabilirsiniz.


Şimdilerde Çocukluğa Geçiş Sorunlarına Mucize Çözümler okuyorum. Ondan da şahane ipuçları alıyorum. En kısa zamanda onu da yazacağım işşallah. 


Aze Çınar gibi güzel uyuyan, güzel yiyen, uyumlu çocuklarınız olsun dilerim.
Devamını Oku »

24 Kasım 2011 Perşembe

Turkcell Blog Ödülleri 2011

Daha önce bir kaç kez cürmüme bakayım diye bir iki blog ödülüne adaylığını koymuştum blogun. Bu sefer ise öylesine değil de gerçekten yarışan olarak katılmak istedim. Turkcell Blog Ödüllerinde Aile kategorisinde aday oldum. Ve fakat bu seferki yarışmanın oy verme süreci ömür törpüsü çıktı, bir sürü insan oy verdiğini sanarken aslında vermedi. Kayıt istendi, tel. no istendi. Facebook hesabıyla giriş yapıldığında kayıt istemiyor aslında. Sadece cep telefonuna gelen onay kodunu soruyor. Ona da "Niye telefon numaramı vereyim kardeşim?" diyecek olanlara "Eyvallah abi" deyip susarım neydeyim.


En önemli sebebim blogun daha da tanınmasını sağlamak, dolayısıyla bu yazıyı da bulunduğunuz sosyal medyada paylaşırsanız ayrıca sevinirim.

Tüm zahmete rağmen oy vermek isteyen olursa, bloguma https://www.blogodulleri.com/Ara/312 adresinden ulaşabilirler. Oy ver dedikten telefon numarası verip, sonra da telefona gelen onay kodunun yazılmasıyla son bulan kayıt süreci bitmeden verilen oy saylanmıyor onu söyleyeyim. Okuyan, eden, beğenen, oy veren, veremeyen herkese şimdiden çok teşekkürler. Kazanmak değil katılmak önemliydi ühühühühü.

20 Kasım 2011 Pazar

Aze Çınar ne alemde?

Yine epey ara verdim yazmaya. Bu sefer güzel bir sebebim var. Tam istediğim gibi bir iş buldum. Mutlu mesut çalışıyorum. İş saatleri biraz bana bağlı. Yetiştirilmesi gereken işler olduğunda bazen sabahlamak gerekebilecekken bazense işe öğlen gideceğim. İşi seviyorum, yerini seviyorum. Keyifler bu anlamda iyi anlayacağınız. Şu ara bir çok şeye vakit ayıramadım ama. Emzirme reformu ile ilgili yapmam gereken işler vardı yapamadım. Sevgili Peri sağolsun benim işimi yaparak üzüntümü azalttı. Onun dışında iş öncesinde neredeyse her gün görüştüğüm arkadaşlarımla görüşmelerimiz azaldı. Bir kaç gün sabah 4'te geldim eve, Neredeyse anne baba blogger toplantısına da gidemeyecektim ki işle eğlenceyi birleştirip, daha sonra gündemde olan bloggerlarla röportajı organize ederek buluşmaya gidebildim :)) Kızımı bu hafta çok az gördüğümden, hem Bebek'teki buluşmaya hem diğer yerlere getirdi babası. Bu arada hem şahane ikramları vesüt hediyeleri için hem güler yüzleri için, üstüne üstlük çekim yapmamız için tüm kolaylıkları gösterdikleri için L'era Fresca'ya da ayrıca teşekkür ederiz. 
Akşam da babanneye gittik bir tam günü beraber geçirmiş olduk doya doya. 


Son görüştüğümüzden beri Maya'mızın doğumgünü oldu. Mayakuş doomgünüsünde pek hastaydı, hiç eğlenemedi. 



Bayadır Aze'nin gelişimi ile ilgili de yazmıyordum. Aze'nin boyu uzuyor fekat kilosu 12 civarı sabitlendi. İyice ince bir kız oldu. Öndeki göbeği saymıyoruz. Neredeyse her söyleneni anlıyor, yapıyor. İstediğimiz şeyleri getiriyor, götürüyor. İsimlerini söyleyip şunu götür dediğimiz kişiye götürüyor. Herkesi tanıyor yani. Derdini anlatıyor iyiden iyiye. Söylenen hemen her şeyi taklitle tekrar ediyor. Anlamını bilerek söyledikleri ise aklıma geldiğince şöyle: 

Su : Şu
Onu: Onnuu
Mama
Balon: Buluun
Maymun: Mamuun
Ada
Maya
Mumu: Mommoo
Gel: Gel
Git: git
Anne
Baba
Derya
Savaş: Şaaş
Dede
Dayı: Dayi 
Hala: Haya
Köpek: how how
Kedi: Miaaağw 
Kuş: Gak 
Üzüm: üjüm
Burun: Buyun
Göz
Kulak: kukku
Gökay: goygoy
Zeynel: Zeyzi
Zeytin: zetti
Alo: Ayo (Herşeyi ama her şeyi telefon olarak kullanabiliyor. Kibriti de, kalemi de, anahtarı da kulağına götürüp "Ayoooo" diyor) (Aynı şekilde çatal, düdük, kalem, cezve sapı her şeyi ağzına sokup flüt muamelesi yapıyor elleriyle.) 
Müzik: Nanana  (Şirinlerin şarkısının ilk üç notasını doğru söylüyor. Çalan müziği tanıyınca içinden kelimeler söylüyor. Mesela Ali, mesela denni:deniz)
Uyku: Eeee eee (bebeklerini uyutmaya çalışıyor eee eee diyerek. Bir de pış pışlıyor. Geçen gün birini ayağına koymuş sallıyordu. Ki biz onu hiç ayakta sallamadık. Ayakta sallanan bir çocuk da hiç görmedi.) 
Kitap: Kipa (Alıyor okuyor, okutuyor, kendi kendine bir şeyler sallıyor okuyormuş gibi) 
Benim: Mennim
Merhaba: Memaaa (elini uzatıp uzatılan eli sıkıp sallıyor) 
Makina: Maanna
Dıgıdık dıgıdık
At
Top: gol
bitttiiiii
Neden: dedeeen


Halay çekiyor, tey tey diyor. 
Acıkınca, mama sandalyesine götürüyor bizi, "Haydi mutfağa götürüp beni doyurun" mesajı veriyor.
Öpüyor, bay bay yapıyor, eliyle öpücük gönderiyor. 
Sarılıyor, beni özleyince babasına telefonu götürüp aramasını istiyor. Müzik isteyince de telefonu uzatıyor. Dans etmeye bayılıyor. Uykusu gelince salonun kapısına gidip el sallıyor. 


Uykusunu teke düşürdü bu ay. Akşam 20.30 civarı uyuyor. Sabah 08.30 civarı kalkıyor. Saat 13.00 gibi uyuyup 2 saat sonra kalkıyor. Her gün çorbasını, ev yoğurdunu, etini, ortalama 250 cc formül mamasını, meyvesini, pekmez, yumurta, ıhlamur, ceviz, tereyağ, zeytin, buğday ekmeği, peynirden oluşan kahvaltısını yapmaya devam ediyor. 

İnanılmaz eğlenceli bir insan oldu. Kendi kendine oynamasını da bildiği için ortada takılıyor, bize dinlenme fırsatı da tanıyor bolca. Zaman zaman inat, sinir, ağlama krizleri de yaşanmıyor değil. Fekat hala 2 yaş krizi düzeyine gelmediği için çabuk atlatıyoruz. 

Böyle işte. Aze Çınar Büyüyor. 

Hayat Akıyor Dostum

Şu mutluluk denen şeyin tanımlı, net bir şey olmaması tüm insanlık için büyük bir kayıp bence. Aslında komple hayatın tarifli, aşamalı, net bir halde olmaması da öyle. Oyunlar gibi levelli olsaydı, levelleri bitirip bir sonraki aşamaya geçseydik ya da geçemeyip "tüh yeni baştan, şuraya dikkat etmeliyim" diyebilseydik, en önemlisi "135. Levelde bitecek oyun, hayde bakalım hayatımızın amacı 135. levele kadar mümkün olduğunca çok puan kazanmak" gibi bir bilgiye sahip olsaydık... İnanın bana hayat çok daha kolay ve çok daha mutlu olurdu. Bunca bilinmeyenli, kaotik, çelişkili ve kimi zaman olabildiğince anlamsızlık çok can sıkıcı.

Tanımlı olmayınca şeyler, ne kadar haz verdiğini geçtikten sonra anlayabiliyor insan. Yarın bir hastalık, bir ayrılık, bir acı, bir sevgi bitmesi ile karşılaştığında dün ne kadar mutlu olduğunu fark ediyor. Kimi zamansa sorunsuz, mutlu bir hayat sıkıcı ve anlamsızlaşabiliyor somut bir hedef olmayınca.

Tüm bu bahsettiğim tanımsızlığın benim için en büyük handikapıysa öncelikler belirleyemiyor olmak. Yorulmadan, kasılmadan, minimum acı ve zorlukla hayatı tamamlamaksa amaç oh pek şahane başarıyorum bunu gerçekten. İnsana, özellikle ben gibi yeni nesil "çocuklarım çok başarılı olacak" ana babalarının evlatlarında çoklukla gözüken, "Üretmeliyim, yaratmalıyım, yazmalı, çizmeli, şarkı söylemeli, sanat tarihine bu iş nasıl yapılır göstermeliyim" zihniyetini ne yapmalıyım bunu bilemiyorum mesela.

Çok yazasım var. Yazasım var derken yazma potansiyelim, okunma potansiyelim ve bunlar birleşse ne güzel olur hissiyatım var. Girişimlerim var. Bir tanesi Derya normlarına göre epey ilerledi bile. Kendimce bu yazma işleminin toplumsal faydalarına bile inandım. Fakat gel gör ki "Ne manası var?" sorusundan asla kurtulamıyorum. Bazen bir cafede, önümde laptop birbirimize bakarken, bazen şu an olduğu gibi Savaş yazayım diye Aze'yi dışarıda gezdirirken, bir yandan yazacaklarımı otomatik tık tık yazarken diğer yandan da  "Neden?" diye düşünüyorum. Neden yapmaya çalışıyorum bunu? Kişisel tatmin mi? Para kazanmanın bir yolu mu? "Çünkü yapabiliyorum" mu?

Aze Çınar'ım, gülüm dalım iyice büyüdü. Yani anne babaya kökten bağımlılık kısmı neredeyse bitti. Dolayısıyla 14-5 aydır süren ulvi misyon yürütücülüğü işi sona erdi. Ben karışmasam da kendi kendine yaşayabilir artık. Üstüne üstlük bir iş buldum. Üstelik hani bana deselerdi ki "Otur yaz nasıl bir iş istiyorsun, içeriği ne olsun, koşulları ne olsun, tanımı ne olsun, maaşı ne olsun, adresi ne olsun" oturup şu an bulduğum işin detaylarını yazardım aynen. O derece müthiş gelişti süreç. Çat çat çat oldu her şey. Yani 2 yıllık "çocuk üreticiliği ve geliştiriciliği" işimden emekli olup görevimi Savaş'a devrettim afili bir törenle. Yani şu an milyonlarca insanın hayal edeceği-ettiği, dilediği bir hayat döneminden geçiyorum. Çok iyi, mutlu olduğum bir işim var, başımızı sokacak bir evim, sağlıklı, neşeli, zeki, çok eğlenceli bir kızım var. İşten sebep yakın zamanda maddi olarak da rahata çıkacağız. Yanisi somut olarak hiç dert yok şu aralar ortalıkta.

Ve fakat insan evladının doğası sanırım bu, anlamsal kıllıklar yaratmaya başladı zihnim. Hayatta olanlar, olması yakınlar değil olmayanlar ve olup olmamasının faydalarının bilinmediği durumlar kaplamaya başladı zihnimi. Önümde eşim, dostum, yakınım, uzağım, sadece tanıdığım, gördüğüm, duyduğum, okuduğum hayatlar var. Bunların kısmı eğlenceli kimi gerekli kimi naif kimi afili kimi şık kimi kuul kimi uzak durulası kimi irrite edici kimi zorlayıcı görünüyor durduğum yerden. Fakat esas soru şu ki bu görünenlerin benle ilişkisi ne? Yani benim istediğim hayat bunlardan hangilerinden oluşuyor.

Tüm bunları düşünürken şunu farkettim sevgili okur, ben neredeyse hiçbir şekilde kendime detaylı ömür hayali kurmamışım, üzerinde düşünüp adımlar atmamışım. Üniversite seçerken, giderken, bitirdiğimde, sonrasında toplumsal bir hayal ile yetinip kendiminkini akışına bırakmışım ne yana giderse o yana kabulümsün diyerek. Ama şimdi Aze'nin varlığı ile "normalize" olan ve düzenlileşen hayatımın kişisel talebini düşündüğümde boşluğa düşme bulantısı yaşıyorum. Durum şu ki: Ne istediğimi kesinlikle bilmiyorum.

Ne istemediklerimi gayet iyi biliyorum. Ömrümün her aşamasında olduğu gibi. Hayatının merkezinde kendisi, eşi ve çocukları olan, afili anne/iş kadınlarından olmayı istemediğimi biliyorum mesela. Çalışmayı sevmediğim bir alanda çalışmayacağımı bildiğim gibi. Derdim "Bakın nasıl da şahane bir insanım, ne kadar ilkeliyim, ulviyim" demek olmadığından daha onlarca böyle şeyi saymayacağım. Demeye çalıştığım şu ki, ne istemediğini bilip, ne istediğini bilmemek hiçbir halt bilmemekle eş değer aslında.

İşte bu yüzden yazının en başında yazdığım şeyler olsaydı keşke hayatta. Neyi niye yapacağımız, amaçlarımız belli olsaydı keşke. Oyunun ne olduğunu, oyun sahnelerini yine biz seçseydik tamam ama somut bir amaç ve yol olsaydı be arkadaş.

Önümde çok acayip bir süreç var. 32 yaşında kazık kadar olmuşken bu hayatı niye yaşadığımı, kişisel olarak ne beklediğimi ne istediğimi düşünmem gerekecek. Yıllar boyu kişisel olarak tek derdim borç harç olmadan yaşamak iken bunu hallettiğim anda anca farkettim mevzunun sadece bu olmadığını. Ve sıkılıyorum. Yani bunu düşünmem, karar vermem ve hareket etmem gerektiği için sıkılıyorum. Buna nasıl karar verilir bilmiyorum. Düşünmek enerjimi alıyor, enerjim azaldıkça hiç düşünemiyorum. Belki kitap yazmam, müzikle ilgilenmem, iyi bir blog yazarı olmam, x'lerle görüşmem, y'lerde gezmekten hoşlanmam falan gerekmiyordur. Ya da ön yargılı olduğum kişiler ya da yerlerdir esas keyif alarak olmak istediklerim. Belki sadece budur işte hayat, ailemle sorunsuz bir ömür geçirmek. Bilimsel bir icat yapmam gerek yoktur. Bu denli basittir.

Ezberleri bozmak, öğretilenleri sorgulamak gerektiğinin farkına varalı epey olmuştu. Ama bunu yaparken kişi olarak "olmalı" üzerinden davranıp ne istediğimi hiç düşünmediğimi farketmem yeni oldu. Ki bu da boş iş. Kaç level sonra bitecek bu oyun biri bana onun bilgisini verse??

4 Kasım 2011 Cuma

E.A.S.Y Bebeğe rutin gerek!






Aylardır aylardır Tracy Hogg'un E.A.S.Y yönteminden anladığımı, nasıl 
yaşadığımızı anlatacağım kısmet bugüneymiş. Takip edenler bilir Aze Çınar şahane bir bebeklik geçirdi. Yapısal, genetik, şans faktörlerini bilmem. Yüzde kaç onu da bilmem, ama illa bir faydası olduğuna eminim Tracy Hogg'un ve onun yöntemlerinin. Tam hakim olmak için lütfen kitaplarını okuyun, ben sadece fikir sahibi olup, ilginizi çekerse daha yakından bakın diye anladığım kadarını yazmak istedim. 




Tracy Ablaya göre, bebekler için en önemli şey rutin. Bebekler her ne kadar düzen bozucu, kaos yaratıcı görünseler de aslında bir düzenleri olsun istiyorlar. Ve hatta bunu ısrarla istiyorlar. Tracy Hogg da belli bir rutinde bu düzeni sağlarsanız hem bebek gelecek şeyi bilir ve bu onu rahat, güvende hissettirir, hem anne baba için yemek miydi? alt değiştirme miydi? uyku muydu? kafalar karışmadan düzen sağlanır ve bebek az zaman için bile olsa gözden kaçırılmış olmaz. Bu benim gibi dikkatsiz bakar kör insanlar için ekstra artı bir güzellik. Olanı tahmin etmeye gerek kalmadan saatle çözüyorsun her sıkıntıyı. Fakat bundan formüle bir ezber anlamı çıkarmayın. Tracy'nin en vurguladığı şeylerden biri de "Bebeğinizi tanıyın, gözlemleyin ve rutini ona göre kurun." 





 Bu düzen bizim anladığımız netlikte olmayabilir. Kendi içinde tutarlı olsun yeter. Mesela Aze'nin düzeni saat saat değildi. Sabah kalktığı saate saat eklenmesiyle oluşuyordu. Yani Saat 7 kahvaltı, 11 Uyku gibi değildi. Aze uyandı + 3 saat sonra uyku + 2 saat sonra yemek şeklindeydi. Hogg'un dediği gibi sabah belli saatte uyandırmıyorduk Aze'yi. Ya da "Uyuması lazım şu saatte" deyip evde kalmıyorduk. Uyuması gereken saatte, dışarıda arabasında uyutuyorduk.  Tracy abla mesela rutini olsun diye akşam uykusundan önce, banyo, bebe yağıyla masaj, pijama giydirimi, müzik falan önerir ama biz onu da yapmadık. Aze öyle masaj, yağ falan sevmedi hiç. Yani öyle çok katı bir düzen değil kastettiği. Bebeğinizle birlikte oluşturacağınız bir düzen.


E.A.S.Y kısmına gelemedim bir türlü. 


Eat  (Yemek)
Activity  (Aktivite)
Sleep  (Uyku) 
Your Time (Sizin -annenin- zamanı) 




Bu rutine göre (Yeni doğan) Bebek uyanır ve yemek yer öncelikle. (Yaklaşık 30 dakika) {Bebeği emzirerek, yedirerek uyutmak kesinlikle önerilmez. Bu davranış, bebeğin yemekle uykuyu bağdaştırmasına, geceleri uyanan bebeğin yemeden uykuya geçmemesine sebep olur.}
Yemeğin ardından  altını değiştirip, bebekle oynarsınız. (Yaklaşık 1 saat) 
Bebek uyur (Yaklaşık 1.30 saat) ve sizin zamanınız başlar. Bu döngü gece uykusuna kadar devam eder.






Bu döngüde demin de dediğim gibi 
robot usulü zamanı geldi diye davranmak değil, rutini izlerken bebeği sürekli izleyip, onun işaretlerine göre tavır almak gerekir. Üstte bahsettiğim örnek ilk üç ay zamanlamasına uygun mesela. Zaman ilerledikçe bebek Aktivite zamanını genişletmek ister. Toplam 3 saat süren rutin önce 4'e sonra 5'e çıkar.  Ve bunu siz değil bebek belirler. Yeter ki siz takip edin. Hani hep diyoruz ya tüm bebekler farklı diye... Aze'nin 4 saatlik rutine geçmek istediği yaşıyla aynı ayda olan bebeninki aynı olmadı, yine aynı şekilde 9 aylık bebelerin bazıları gündüz uykularını teke indirirken Aze Çınar 15 aylıkken daha yeni teke düşürmeye karar verdi. Ve bebeğimizin rutinini, genel alışkanlıklarını iyi bilen ve onu iyi tanıyan biz, bir değişiklik olduğunu, bir şeyler talep ettiğini hemen farkettik. O gelecek olanı bildiğinden rahat oldu hep. Değişiklik talep ettiğinde hemen anlaşıldığından hiç huzursuzlanmadı. Mız mız olmadı. Biz de rutin sayesinde çok sürprizle karşılaşmadığımızdan çok daha gerçekçi gözlemler yapabildik. Rutini olan bebek oyun oynarken huzursuzlandığında uykusu geldiğini tahmin etmek zor olmaz. Yeni uyanmış bebek panik gözüküyorsa çok acıktığını bilmek dünyanın en kolay işidir... Bebeğinizi rutinlere alıştırabilirseniz, uykuda da yemekde de, sokakta yaşamda da sorun çıkarmayan bir bebeğe sahip olursunuz. Sonuç: Mutlu anne baba, mutlu çocuk...


Tabii ki bebekler birbirinden farklıdır ve tabii ki hepsine aynı yaklaşım sökmez, hepsi farklı tepki verir yaklaşımlarınıza. Ama Tracy buna dair de bebekleri 


- Melek
- Kitap
- Hareketli
- Nazlı
- Huysuz 
olarak 5 kategoriye ayırır ve her birine rutin uygularken farklı yöntemler önerir. Açık söyleyeyim Aze melek bebek olduğundan, melek bebeğe de anne babanın sadece yeni bir şey denemesi yettiğinden, diğer bebek türlerine ne yapmak gerekir hiç bakmadım. Ama genel olarak rutin denen şeyi doğru oturtmak için not almak çok önemli. Aze'nin saat kaçta tuvaletini yaptığından, kaçta süt sağdığıma, kaç cc sağdığıma kadar bilumum detayları yazdığım defteri ölene kadar saklayacağım herhalde. Biraz sabır, biraz kararlılık da ayrıca gerek şart.


Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler kitabını tüm anne-baba adaylarına ve yeni anne babalara öneririm. Bu kitapta rutin dışında, şurada anlattığım "Yatır kaldır" kendi kendine uyutma yöntemini, beslenme ve tuvalet alışkanlıklarıyla ilgili bilumum ipucunu bulabilirsiniz.


Şimdilerde Çocukluğa Geçiş Sorunlarına Mucize Çözümler okuyorum. Ondan da şahane ipuçları alıyorum. En kısa zamanda onu da yazacağım işşallah. 


Aze Çınar gibi güzel uyuyan, güzel yiyen, uyumlu çocuklarınız olsun dilerim.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...