Lilypie Second Birthday tickers
Lohusalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lohusalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Şubat 2011 Pazartesi

Lohusa Hikayeleri

Ben bir şey yaptım. 
Bebeğim doğduktan sonraki 4 ay beni pençesine alan ve çok fena çektiren, ne zaman ki yalnız olmadığımı, benim gibi çok anne olduğunu gördüğümde biraz daha rahatladığım lohusa sıkıntısıyla ilgili bir şey. Aslında bir çok kadının bunu yaşadığını ama ya kendini güçlü göstermek için ya mahalle baskısı yüzünden ya da kendini tek sandığı için yaşadıklarını içine attığını, içine attıkça sürecin uzadığını gördüğümde, bu süreci yaşarken yalnız olduğunu düşünmenin ne kadar ağır gelebileceğini bizzat yaşadığımdan http://lohusahikayeleri.blogspot.com/ diye bir blog açtım. Olur da yarın bir anne "40 gün geçti hala niye dinmedi benim sıkıntılarım. Ne oluyor bana?" diye düşünüp internet karıştırırsa diye. Buradaki hikayeleri görsün ve yalnız olmadığını bilsin diye. Haberleri olur olmaz hikayelerini gönderen anneler oldu. Hala yazan anneler var ve eğer senden ricam okuyan kişi varsa böyle bir hikayen lohusahikayeleri@gmail.com a bir e-posta atman. Ya da doğum yapmış sıkıntılı arkadaşlarına bu sitenin linkini vermen. 
Sıkıntılar paylaşıldıkça azalıyor hakkaten. Hem anlatan hem okuyan için. 
Devamını Oku »

6 Ocak 2011 Perşembe

Mim: Lohusa

Ben çok anlamıyorum bu mim işinden. Ya da diğer adıyla sobe. Bir blogcu merak ettiği konu hakkında sorular soruyor, diğer blogcular da cevaplıyor anladığım kadarıyla. Bugüne kadar da iki mim'i cevapladım yanlış hatırlamıyorsam. Lohusalıkla ilgili ciddi derdim olduğu için merak ettiklerimi diğer annelere sormak istedim, mim ritüeline aykırı bir şey yapıyorsam bir şekil affola. İşte sorular: 


1- Lohusalık denen hadise sizce tam olarak nedir?
2- Lohusalık içinde hormon dengesizliğini de barındıran bir şeyse neden 40 gün sürer gibi bir algı var toplumda sizce? Regl olamadığın, emzirme ile birlikte hormonların dağınık kaldığı süre boyunca sürmesi makul değil mi? 
3- Sizin lohusalığınız (Hormonal dengesizlikler ve depresif olma halini kastediyorum hep lohusa derken) ne kadar sürdü? 
4- Nasıl geçti, hep aynı şiddette miydi? Normale yavaş yavaş mı, birden mi döndünüz? Herp depresif, sinirli olacak şekilde mi etkiledi sizi, manik, aşırı enerjik anlarınız da oldu mu? 
5- O dönem yanınızda, sizi gerçekten anlayan, destek olan eş, dost, arkadaşınız var mıydı? Yalnız mı geçirdiniz? 
6- Eşinizle nasıl geçirdiniz bu süreci? 


Kafamda çok soru vardı ya şimdi yazarken toparlayamadım hepsini. Pek sevgili Blogcu Anne, Pratik Anne, Özgür Anne, YavruSu, DenizAnne, Başak ve Ruhdağı ve Açalya ' yı mimleyeyim. Ve tabi okuyup cevaplamak isteyen herkesi. Bir mimde bu kadar kişi mimlenir mi onu da bilmiyorum aslında. Cevaplayan herkese şimdiden teşekkürler.
Devamını Oku »

21 Aralık 2010 Salı

Cinnet Anaların Ayağının Altındadır!

Bu yazı bir 6 ay iç dökümüdür. Yazıda bütünlük, devamlılık, mantık arayanın zerre aklı yoktur. “Özet geç lan” diyecekler için özet başlıktadır. Ben olsam bilmiyorum bu kadar uzun ve plansızca iç dökümü olan bir yazıyı okur muydum (okurdun la sen, evet evet okurdum.)


Ta hamilelikten başladı. Hiç doğurmayanlar, ne yaşadığını tahmin edemediğinden dertlerini önemsemiyor, doğurmuş olanlar ise en zorlu durum kesinlikle kendilerinin yaşadığı durum olduğu için senin sıkıntılarını küçümsüyor ve böylece anne adayının en çok duyduğu laf “Geçer”, “O kadar önemli değil”, “Seninki de dert mi, ben hamileyken/doğurduğumda...”, “Ya abartıyorsun ama sen biraz...” , “Daha dur seen bunlar iyi günlerin...”, “Çok şikayet ediyorsun.
Oysa ben kolay kolay dert yanmam. Nereden bileyim. “Naber, nasıl gidiyor hamilelik?” sorusunu, içten, gerçekten ne halde olduğunu bilmek için sorduklarını sanmıştım. Ve bu yüzden nasıl gittiğini cevaplıyordum: “Midem bulanıyor”, “Kalçam çok ağrıyor”, “Ay nefes alamıyorum.”, “Çok sıkıldım.”... Var olan durumu söylüyordum ben sadece, ama karşımdaki yukarıda saydıklarımı söylüyordu. İyi ama ben şikayetlenek, dert yanmak için söylemiyordum ki bunları???

Hele “Daha dur sen...”cileri hiç anlamadım hala da anlamıyorum arkadaş. Hamilelikte başladılar hala devam ediyorlar:

İlk üç ay mide bulantısından ölürken: Daha dur, karnın büyüsün sen o zaman görücen sıkıntıyı...
Son üç ay ağırlıktan, kemik ağrısından, sıcaktan ölürken: Daha dur bunlar iyi günlerin bebek bir doğsun o zaman gör sen...
Bebek doğar: Daha dur, bir dişi çıksın...
Bir katı yemeye başlasın,
Bir ayaklansın,
Bir konuşmaya başlasın,

Yeter be arkadaş. Felaket tellalı mısın? Mutsuzluk sevici misin? Karşındakinin sıkıntısından mı besleniyorsun, derdin ne anlamıyorum ki.

Devam edelim. Hamilelik zamanı acayip bir dönem olsa da, hormonlar, karında bir canlı, acayip haller falan, bebek doğduktan sonra anne için çok çok daha acayip bir dönem başlıyor. Hormonlar hala aynı başıbozuklukla devam ederken, regl olmuyor olmak, süt üretiyor olmak, hiç bilmediğin bir şeyi öğreniyor, alışmaya çalışıyor, deneyimliyor olmak vsnin yarattığı stres, minicik bir canlıyı hayatta tutmaya, sağlıklı kılmaya, doyurmaya çalışıyor olmak, Cinsel hayatının dengesizleşmesi, eşle yeni bir denge tutturmaya çalışmak vs derken anne adayı cinnetin sınırlarında dolaşmaya başlıyor. Ha bazıları daha az bazıları daha çok. Bazılarının yanında annesi, akrabası vs oluyor ve bunlar hyatı çok kolaylaştırıyor, bazılarının ise anne vsnin olması ve sürekli müdahale etmesi işi daha beterleştiriyor. Kimisi bebeğinin ve kendinin her ihtiyacını anında karşılıyor kimisi ise doktor parasını bile kırk kere düşündüğünden daha da strese giriyor. Kimisinin yanında çalışan yardımcısı, bakıcısı oluyor, altında arabayla her daraldığında stres atmaya dışarı çıkabiliyor, kimisinin eşi bile iş güç vsden günün çoğunda yanında olamıyor. Kimisi yapı olarak evde kalmaya, çocuk bakmaya, anne olmaya çok müsait kimisi için ise 3 gün evde kalmak ölüm olduğundan aylardır evde bebek bakıyor olmak kafayı yedirtiyor.

İşte burada mühim olan şu oluyor ki, karşındaki empati yoksunları için tüm bu ayrıntıların Hiçbir önemi olmuyor ve onların için sen: AMA ÇOK ABARTIYORSUN. Onlar da çocuk büyütmüşler hem de kesinlikle DAHA yaramaz, DAHA çok yiyen, DAHA çok ağlayan, DAHA az uyuyan bir çocuk büyütmüşler ama onlar hiç şikayet etmemiş ve şahane başarmışlar o işi. Sen bir hiçsin, beceriksizsin, bir de üstüne üstlük utanmadan hala konuşuyorsun.

Herkes her şeyi şahane bildiği için te doğumla birlikte başlıyor hayatın dış çemberinin sinsi sinsi hayatı zehretme girişimleri. Hastanede: “O tulum ince değil mi, hırka mı giydirsen?” diye başlıyor mesela. “Süt ver, anne sütü ver, anne sütü ver , anne sütü ver...” şeklinde çocuk bir yaşına kadar hiç bitmeyecek olanı ile devam ediyor. Benim memeler büyük, Aze'nin ağzı küçücük dakka bir gol bir emzirme sıkıntısı yaşadık. Hastanedeki hemşireler de sağolsun çok ısrarla öğretmediklerinden, ben her boku şahane öğrenmiş, çalışmış, hazırlanmış ama emzirmenin hiçbir sıkıntısını bilmeyip, “memeyi sokacam ağzına olacak bitecek, en az 1.5 yıl da emziririm ben” düzlüğünde olduğumdan “ya bir dakika olmadı bu, öğretin bize” demedim. Onların yerine hayatımıza giren herkes bir şeyler öğretmeye kalktı. Eve gider gitmez annem “doymuyor bu çocuk mama verin” demeye başladı, kaynanam, arkadaşlarım, komşular, hastanede beraber yanyana beklemekten başka bir hukukumuz olmayan kadına kadar devam etti. Bir o kadar kişi de tersinden, “Mamaya sakın başlamayın, 15 dakikada bir emzir ki öğrensin” şeklinde bir koro icra etti. Benim meme uçlarım paramparça oldu. Sütüme kan karıştı sıklıkla. Sağma makinasından, göğüs kalkanına, silikon uçtan, bilumum kreme kullanmadığımız şey kalmadı.

Herkes bebeğin doyması, anne sütü alması, mama alması, üşümesi, terlemesi... derdindeyken, kimse beni düşünmedi. Kimse “Ya moralin nasıl, gel on dakika boş ver, gerekirse emzirmeyi tümden boşver, kafayı yiyeceksin, mutsuz ve mutsuz eden olacağına mama ver ama mutlu olun ailecek. Sonra sakin kafayla çabalarsın.” demedi. Karnımı doyurmamı söyleyen bile “Bebeğe süt olsun” diye söyledi. Tam iki ay bebeğimi görür görmez gerildim a dostlar. Şimdi acıkacak ve hem bana işkence etmeye başlayacak hem de doymayacağı için ağlayacak diye. Tam iki ay o özlemle beklediğim bebeğimle hayalimdeki mutluluğu, huzuru yaşayamadım. Ne zamanki kilo veriyor diye mama başladık, o zaman nefes aldım, o zaman bebeğimle gerilmeden mutlu anlar yaşamaya başladım. Dedim ya, onca zaman içinde de bana moral olmak bir yana “Ohooo bu da sıkıntı mı?”larla karşılandım. Paso baskı yaşadım. Ne zaman ki o stresi attım, mama sayısını azalta azalta sırf anne sütüyle beslemeye başladım kızımı. Emme işini beceremedik belki ama sağma makinasıyla yakın temas halinde her öğününü çıkarmaya başladım kızımın.

3 saatte bir sağ ki süt azalmasın ve Aze'nin her öğünü tam olsun, bebeği emzirirken ki sıcak duygu yerine plastik aletle gün içinde toplam neredeyse 4 saat vakit geçir, Doğum esnasında kuyruk sokumunda çıkık olsun doğru dürüst oturama, belinde incinme olsun geceleri yatama, sen her sorana – sormayana “olllley sütüm 20 cc arttı.”, “ollley Aze aralıksız şu kadar uyudu.” derken, senle bir doğuran yakın arkadaşların abuk “nazar değer” inancıyla “eee sütüm mü, şey, yok ya benim sütüm az.” deyip dolaplarda süt depolasın, tüm gece uyuyan bebekleri için “ayhh 6 kez uyanıyor geceleri.” desin ve sen algılayama bütün bu rol yapma sürecini. Kimse niye her sarılana niye ağladığını çözemesin, yorgunluktan, mutsuzluktan kapıdan bile çıkmak isteme. Kapıdan çıkmak istemedikçe daha da derin depresyona gir, eve gelen olursa geliyor diye sinirlen, gelmeyene gelmiyor diye sinirlen... Telefonda ya da yüz yüze sorulan nasılsın sorusuna "galiba deliricem, galiba feci depresyondayım." cevabına, her yüz yüze gelindiğinde "Yok yok iyisin, şahane görünüyorsun." mu denir? Sana niye yalan söyleyeyim ayol? Delirtmeyin insanııııııııııı. Ve işte daha delice onbinyüzmilyon şey.

Emzirmeden bebeği yıkamaya bebeğe dair herşeyle ilgili herkes çok bilip çok kendinden emin konuştukça, “O öyle olmaz yanlış yapıyorsun.” dendikçe ben daha kendime güvensiz olup daha beceriksiz hissettim kendimi. Öyle hissettikçe herkese öfkem arttı, öfkem arttıkça elim ayağıma daha çok dolandı. Yapmam gerekenler, yapmak istediklerim, Olması gerekenler, olmasını istediklerim her şey o kadar birbirine karıştı ki, hormonlar ve yeni hayat tarzının zorlukları hepsi birleşip kronik bir manyak yarattılar bende. 40 gün saydım hormonlar dinecek, hayat yeniden güzelleşecek diye. 40 çıkınca lohusalık biter, bu haller de biter dediler çünkü.

Yok. Bitmedi. Bitmeyince ben kendimi suçlamaya başladım, herkes de yardım etti: “Yok artık lohusa da geçti daha tafran kime, artistliğin kime??”. Evet Loğusa da geçmişti, ben niye hala böyle dengesiz, stresli, ağlamaklı idim?? Neden göğsüm dolduğunda Aze ya da sağma makinası göğsüme değer değmez ağlamaya başlıyordum?? Kimse demedi ki “Makina mı la bu çat diye kesilsin? Regl olmuyorsun, süt üretmeye devam ediyorsun, hormonlar hala alt üst normal değil mi?” yok, çevremde bunu diyen olmadığı gibi tam tersi abarttığım, artık bitmesi gerektiği söylendi. Haftalar, aylar geçti, dayanamadım, emziren anneler mail grubuna sordum mail atarak: “Ben manyak mıyım?? Bende bir tuhaflık mı var? Bir tek ben miyim doğumdan sonra bu kadar zaman geçmesine rağmen hormonal dengesizliklerden, depresyondan, stresten muzdarip?”

Neyse ki çok anne varmış bunu yaşayan. Neyse ki çok doğalmış. Neyse ki ben suçlu-şımarık-kaprisli-abartan-tuhaf olan değilmişim. Ama sen gel bunu -üstelik kendi de yaşadığı için anlaması gerekirken- “aaa bu ne ki”ci başta annem olmak üzere çevremdeki annelere anlat. Esra Sert bu tür annelere dair o kadar güzel yazmış ki şu linkte: http://www.ayseninikizleri.com/BlogDetay.aspx?BlogID=95

Üzerine bıraksalar 5 sayfa daha yazarım çünkü şu son 6 ayda o kadar çektim ki eş dost empatisizliğinden o kadar olur. Ama yazmayacağım çünkü çok acıtıyor. İyi gün dostum çokmuş onu anladım. Hormonlardan dolayı kırdığım, küstüğüm, kırıldığım, sert çıktığım çok eş dost arkadaş oldu. Bazen haklı olduğum bazen haksız. İki durumda da “Kötü dönemden geçiyor, şimdi idare etmeyip ne zaman idare edeceğim.” diyenler canım ciğerim oldu, demeyip arkasını dönenlerin ise “Canları sağolsun.”

Blogcu Anne bugünkü yazısında ben ve benim gibi bir sürü annenin dermanını yazmış aslında. İşin kötü yanı şu ki insan böyle açıktan istemeden süngeri olan insanları olsun istiyor. Hem senin anlattıkları emip çekmesi açısından istiyor süngerliği hem de sert çıkıp kafa attığında kaya olup can acıtmayıp, sünger olup yumuşatsın darbeyi diye. Böyle kötü zamanlarda anlıyor ne kadar az gerçek dostu var ve var olan dostlarının da ne kadar azı sünger özelliğine sahip.

Ben ruh halimi pek göstermem. Dışardan bakıldığında genelde bana bakan yüzde 90 gülümseyen bir surat görür. Benim gibi insanların olması ihtimalini de göze alarak tavsiyeme uyun derim: Bir 5-6 ay önce doğurmuşa bulaşmayın. Yirmi çocuk doğurmuş bir anne bile olsanız annelik öğretmeye kalkmayın. Ayların dolmuşluğuyla kıyılarında gezindiği cinnetle saniye düşünmeden doğranabilirsiniz demedi demeyin. İyilik edecekseniz bir börek yapın, yanına içecek bir şey verin, oturun da bol bol dinleyin. Elif Anne'nin dediği gibi, çözüm isteyen yok sizden korkmayın. Sadece dinleyin ve dinleyin.  
Devamını Oku »

21 Ekim 2010 Perşembe

Dikkat Gözyaşı Çıkabilir!

Hamileliğin başından beri her şey gözyaşı dökme sebebi. Hormonlar öyle acayip şeyler ki izlediğin dizide biri kayıp düşse bile yarım saat ağlatabiliyor insanı. Hamilelik bitiyor lohusalık başlıyor, aynı şekilde abuk subuk şeylere ağlamaya devam ediyorsun. Lohusalık bitti kurtuldum sanıyordum. Halbuki lohusalık öyle “Kırk gün doldu, kanama bitti, haydi yallah gözün aydın” bir şey değilmiş ki hala bi acayip benim hormonlar.

Sabahtan beri kaç şeye gözlerim doldu, ağladım sayamadım bile. Küçük bir iş yapmaya başladım. Sabahları 3-4 saat bir internet sitesi güncelleme işi. Bu sabah o işi yaparken yatak odasına gittim bir ara kendime hırka almaya, Aze ve babası içerde koyun koyuna uyuyor, bense içeri gitmek zorundayım diye gözlerim doldu. Kendimi sakinleştirip, “Sen böyle yapıyorsan Savaş ne yapsın her gün?” dedikten sonra bu sefer de “Ayyyy ne tatlılardı, ne güzel bir görüntüydü” diye gözlerim doldu.

Maillerimi okurken, emziren anneler grubunda bebeği hasta bir annenin mailini okurken gözlerim doldu.

Bugün öğlen hastaneye gittik. Aze'nin kulakları ile ilgili testler yapılıyor. Yapan kişi, “testi geçemezse, daha ileri bir test var o yapılıyor. Ya uyurken ya da anestezi altında yapılıyor.” dedi. Bu korkunç ihtimali düşündüm ve gözlerim doldu.

Hastane dönüşü bir çılgınlık edip Şiirci Cafe'ye gittik. Çılgınlıktı çünkü daha önce anlattığım emzir-emem-e sıkıntısı sebebiyle, biberonla yanımıza süt almıştık, o süt bitmişti. Savaş “Emzirmeyi denersin.” deyince bir gaz yöneldik Taksim'e ama değil dışarıda emzirmek evde bile tam karnını doyuracak kadar hiç beceremedik emzirmeyi. Hep emzirme ertesinde hazırda duran biberondaki sütü takviye güç kullanmıştık. Neyse vardık Şiirci'ye, Geçtim köşedeki arka masaya, tedirgin tedirgin pozisyon aldım. Savaş yine gaz verdi; “Ya bırak gerilme, açılacaksa bir yerin açılsın, rahat ol sen.” İyi geldi gaz hakkaten. Bana da Aze'ye de iyi gelmiş olacak ki 2.5 aydır ilk kez bu kadar şahane bir iş başardık. Tam 40 dakika iki göğüsten de gayet verimli emdi kızım. İlk kez sadece emerek doymayı başardı. Gıkı bile çıkmadı. Benim gözler yine musluk. İnanmayacaksınız, eve geldik bir de evde 40 dakka emdi ve doydu. Galiba önümüzdeki günlerde iyice başaracağız bu işi ana kız.

Hah bak taze taze, şimdi ara verdim süt sağmak için, Aze'yi de dedesine verdim. (Evet geldi dedesi) 10 dakika dolmadan babam kapıyı çaldı “ağlıyor hadi” diye. “Tamam dolaştır biraz.” dedim. İki dakika geçmedi yine kapıyı çaldı. Bıraktım sağmayı. Aldım Aze'yi ama gözler doldu yine. Aze'ye de minik sinirlenir gibi oldum durmadı, dedesine kızmama sebep oldu diye, o esnada elime sımsıkı sarılınca bu sefer, “nasıl kızdım ben şu şirine?” diye gözlerim doldu. Offf.

Dün ise artık göz yaşarmasını falan geç, ziyaretimize gelen Ayşen'e direk ağla!! Sebep? Ne zaman bitecek bu hormon dalgalanmaları diye. Hakkaten çok uzattı. Çeksin gitsin artık fazla hormonlar. Çok daraldım çok.  
Devamını Oku »
Lohusalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lohusalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Şubat 2011 Pazartesi

Lohusa Hikayeleri

Ben bir şey yaptım. 
Bebeğim doğduktan sonraki 4 ay beni pençesine alan ve çok fena çektiren, ne zaman ki yalnız olmadığımı, benim gibi çok anne olduğunu gördüğümde biraz daha rahatladığım lohusa sıkıntısıyla ilgili bir şey. Aslında bir çok kadının bunu yaşadığını ama ya kendini güçlü göstermek için ya mahalle baskısı yüzünden ya da kendini tek sandığı için yaşadıklarını içine attığını, içine attıkça sürecin uzadığını gördüğümde, bu süreci yaşarken yalnız olduğunu düşünmenin ne kadar ağır gelebileceğini bizzat yaşadığımdan http://lohusahikayeleri.blogspot.com/ diye bir blog açtım. Olur da yarın bir anne "40 gün geçti hala niye dinmedi benim sıkıntılarım. Ne oluyor bana?" diye düşünüp internet karıştırırsa diye. Buradaki hikayeleri görsün ve yalnız olmadığını bilsin diye. Haberleri olur olmaz hikayelerini gönderen anneler oldu. Hala yazan anneler var ve eğer senden ricam okuyan kişi varsa böyle bir hikayen lohusahikayeleri@gmail.com a bir e-posta atman. Ya da doğum yapmış sıkıntılı arkadaşlarına bu sitenin linkini vermen. 
Sıkıntılar paylaşıldıkça azalıyor hakkaten. Hem anlatan hem okuyan için. 

6 Ocak 2011 Perşembe

Mim: Lohusa

Ben çok anlamıyorum bu mim işinden. Ya da diğer adıyla sobe. Bir blogcu merak ettiği konu hakkında sorular soruyor, diğer blogcular da cevaplıyor anladığım kadarıyla. Bugüne kadar da iki mim'i cevapladım yanlış hatırlamıyorsam. Lohusalıkla ilgili ciddi derdim olduğu için merak ettiklerimi diğer annelere sormak istedim, mim ritüeline aykırı bir şey yapıyorsam bir şekil affola. İşte sorular: 


1- Lohusalık denen hadise sizce tam olarak nedir?
2- Lohusalık içinde hormon dengesizliğini de barındıran bir şeyse neden 40 gün sürer gibi bir algı var toplumda sizce? Regl olamadığın, emzirme ile birlikte hormonların dağınık kaldığı süre boyunca sürmesi makul değil mi? 
3- Sizin lohusalığınız (Hormonal dengesizlikler ve depresif olma halini kastediyorum hep lohusa derken) ne kadar sürdü? 
4- Nasıl geçti, hep aynı şiddette miydi? Normale yavaş yavaş mı, birden mi döndünüz? Herp depresif, sinirli olacak şekilde mi etkiledi sizi, manik, aşırı enerjik anlarınız da oldu mu? 
5- O dönem yanınızda, sizi gerçekten anlayan, destek olan eş, dost, arkadaşınız var mıydı? Yalnız mı geçirdiniz? 
6- Eşinizle nasıl geçirdiniz bu süreci? 


Kafamda çok soru vardı ya şimdi yazarken toparlayamadım hepsini. Pek sevgili Blogcu Anne, Pratik Anne, Özgür Anne, YavruSu, DenizAnne, Başak ve Ruhdağı ve Açalya ' yı mimleyeyim. Ve tabi okuyup cevaplamak isteyen herkesi. Bir mimde bu kadar kişi mimlenir mi onu da bilmiyorum aslında. Cevaplayan herkese şimdiden teşekkürler.

21 Aralık 2010 Salı

Cinnet Anaların Ayağının Altındadır!

Bu yazı bir 6 ay iç dökümüdür. Yazıda bütünlük, devamlılık, mantık arayanın zerre aklı yoktur. “Özet geç lan” diyecekler için özet başlıktadır. Ben olsam bilmiyorum bu kadar uzun ve plansızca iç dökümü olan bir yazıyı okur muydum (okurdun la sen, evet evet okurdum.)


Ta hamilelikten başladı. Hiç doğurmayanlar, ne yaşadığını tahmin edemediğinden dertlerini önemsemiyor, doğurmuş olanlar ise en zorlu durum kesinlikle kendilerinin yaşadığı durum olduğu için senin sıkıntılarını küçümsüyor ve böylece anne adayının en çok duyduğu laf “Geçer”, “O kadar önemli değil”, “Seninki de dert mi, ben hamileyken/doğurduğumda...”, “Ya abartıyorsun ama sen biraz...” , “Daha dur seen bunlar iyi günlerin...”, “Çok şikayet ediyorsun.
Oysa ben kolay kolay dert yanmam. Nereden bileyim. “Naber, nasıl gidiyor hamilelik?” sorusunu, içten, gerçekten ne halde olduğunu bilmek için sorduklarını sanmıştım. Ve bu yüzden nasıl gittiğini cevaplıyordum: “Midem bulanıyor”, “Kalçam çok ağrıyor”, “Ay nefes alamıyorum.”, “Çok sıkıldım.”... Var olan durumu söylüyordum ben sadece, ama karşımdaki yukarıda saydıklarımı söylüyordu. İyi ama ben şikayetlenek, dert yanmak için söylemiyordum ki bunları???

Hele “Daha dur sen...”cileri hiç anlamadım hala da anlamıyorum arkadaş. Hamilelikte başladılar hala devam ediyorlar:

İlk üç ay mide bulantısından ölürken: Daha dur, karnın büyüsün sen o zaman görücen sıkıntıyı...
Son üç ay ağırlıktan, kemik ağrısından, sıcaktan ölürken: Daha dur bunlar iyi günlerin bebek bir doğsun o zaman gör sen...
Bebek doğar: Daha dur, bir dişi çıksın...
Bir katı yemeye başlasın,
Bir ayaklansın,
Bir konuşmaya başlasın,

Yeter be arkadaş. Felaket tellalı mısın? Mutsuzluk sevici misin? Karşındakinin sıkıntısından mı besleniyorsun, derdin ne anlamıyorum ki.

Devam edelim. Hamilelik zamanı acayip bir dönem olsa da, hormonlar, karında bir canlı, acayip haller falan, bebek doğduktan sonra anne için çok çok daha acayip bir dönem başlıyor. Hormonlar hala aynı başıbozuklukla devam ederken, regl olmuyor olmak, süt üretiyor olmak, hiç bilmediğin bir şeyi öğreniyor, alışmaya çalışıyor, deneyimliyor olmak vsnin yarattığı stres, minicik bir canlıyı hayatta tutmaya, sağlıklı kılmaya, doyurmaya çalışıyor olmak, Cinsel hayatının dengesizleşmesi, eşle yeni bir denge tutturmaya çalışmak vs derken anne adayı cinnetin sınırlarında dolaşmaya başlıyor. Ha bazıları daha az bazıları daha çok. Bazılarının yanında annesi, akrabası vs oluyor ve bunlar hyatı çok kolaylaştırıyor, bazılarının ise anne vsnin olması ve sürekli müdahale etmesi işi daha beterleştiriyor. Kimisi bebeğinin ve kendinin her ihtiyacını anında karşılıyor kimisi ise doktor parasını bile kırk kere düşündüğünden daha da strese giriyor. Kimisinin yanında çalışan yardımcısı, bakıcısı oluyor, altında arabayla her daraldığında stres atmaya dışarı çıkabiliyor, kimisinin eşi bile iş güç vsden günün çoğunda yanında olamıyor. Kimisi yapı olarak evde kalmaya, çocuk bakmaya, anne olmaya çok müsait kimisi için ise 3 gün evde kalmak ölüm olduğundan aylardır evde bebek bakıyor olmak kafayı yedirtiyor.

İşte burada mühim olan şu oluyor ki, karşındaki empati yoksunları için tüm bu ayrıntıların Hiçbir önemi olmuyor ve onların için sen: AMA ÇOK ABARTIYORSUN. Onlar da çocuk büyütmüşler hem de kesinlikle DAHA yaramaz, DAHA çok yiyen, DAHA çok ağlayan, DAHA az uyuyan bir çocuk büyütmüşler ama onlar hiç şikayet etmemiş ve şahane başarmışlar o işi. Sen bir hiçsin, beceriksizsin, bir de üstüne üstlük utanmadan hala konuşuyorsun.

Herkes her şeyi şahane bildiği için te doğumla birlikte başlıyor hayatın dış çemberinin sinsi sinsi hayatı zehretme girişimleri. Hastanede: “O tulum ince değil mi, hırka mı giydirsen?” diye başlıyor mesela. “Süt ver, anne sütü ver, anne sütü ver , anne sütü ver...” şeklinde çocuk bir yaşına kadar hiç bitmeyecek olanı ile devam ediyor. Benim memeler büyük, Aze'nin ağzı küçücük dakka bir gol bir emzirme sıkıntısı yaşadık. Hastanedeki hemşireler de sağolsun çok ısrarla öğretmediklerinden, ben her boku şahane öğrenmiş, çalışmış, hazırlanmış ama emzirmenin hiçbir sıkıntısını bilmeyip, “memeyi sokacam ağzına olacak bitecek, en az 1.5 yıl da emziririm ben” düzlüğünde olduğumdan “ya bir dakika olmadı bu, öğretin bize” demedim. Onların yerine hayatımıza giren herkes bir şeyler öğretmeye kalktı. Eve gider gitmez annem “doymuyor bu çocuk mama verin” demeye başladı, kaynanam, arkadaşlarım, komşular, hastanede beraber yanyana beklemekten başka bir hukukumuz olmayan kadına kadar devam etti. Bir o kadar kişi de tersinden, “Mamaya sakın başlamayın, 15 dakikada bir emzir ki öğrensin” şeklinde bir koro icra etti. Benim meme uçlarım paramparça oldu. Sütüme kan karıştı sıklıkla. Sağma makinasından, göğüs kalkanına, silikon uçtan, bilumum kreme kullanmadığımız şey kalmadı.

Herkes bebeğin doyması, anne sütü alması, mama alması, üşümesi, terlemesi... derdindeyken, kimse beni düşünmedi. Kimse “Ya moralin nasıl, gel on dakika boş ver, gerekirse emzirmeyi tümden boşver, kafayı yiyeceksin, mutsuz ve mutsuz eden olacağına mama ver ama mutlu olun ailecek. Sonra sakin kafayla çabalarsın.” demedi. Karnımı doyurmamı söyleyen bile “Bebeğe süt olsun” diye söyledi. Tam iki ay bebeğimi görür görmez gerildim a dostlar. Şimdi acıkacak ve hem bana işkence etmeye başlayacak hem de doymayacağı için ağlayacak diye. Tam iki ay o özlemle beklediğim bebeğimle hayalimdeki mutluluğu, huzuru yaşayamadım. Ne zamanki kilo veriyor diye mama başladık, o zaman nefes aldım, o zaman bebeğimle gerilmeden mutlu anlar yaşamaya başladım. Dedim ya, onca zaman içinde de bana moral olmak bir yana “Ohooo bu da sıkıntı mı?”larla karşılandım. Paso baskı yaşadım. Ne zaman ki o stresi attım, mama sayısını azalta azalta sırf anne sütüyle beslemeye başladım kızımı. Emme işini beceremedik belki ama sağma makinasıyla yakın temas halinde her öğününü çıkarmaya başladım kızımın.

3 saatte bir sağ ki süt azalmasın ve Aze'nin her öğünü tam olsun, bebeği emzirirken ki sıcak duygu yerine plastik aletle gün içinde toplam neredeyse 4 saat vakit geçir, Doğum esnasında kuyruk sokumunda çıkık olsun doğru dürüst oturama, belinde incinme olsun geceleri yatama, sen her sorana – sormayana “olllley sütüm 20 cc arttı.”, “ollley Aze aralıksız şu kadar uyudu.” derken, senle bir doğuran yakın arkadaşların abuk “nazar değer” inancıyla “eee sütüm mü, şey, yok ya benim sütüm az.” deyip dolaplarda süt depolasın, tüm gece uyuyan bebekleri için “ayhh 6 kez uyanıyor geceleri.” desin ve sen algılayama bütün bu rol yapma sürecini. Kimse niye her sarılana niye ağladığını çözemesin, yorgunluktan, mutsuzluktan kapıdan bile çıkmak isteme. Kapıdan çıkmak istemedikçe daha da derin depresyona gir, eve gelen olursa geliyor diye sinirlen, gelmeyene gelmiyor diye sinirlen... Telefonda ya da yüz yüze sorulan nasılsın sorusuna "galiba deliricem, galiba feci depresyondayım." cevabına, her yüz yüze gelindiğinde "Yok yok iyisin, şahane görünüyorsun." mu denir? Sana niye yalan söyleyeyim ayol? Delirtmeyin insanııııııııııı. Ve işte daha delice onbinyüzmilyon şey.

Emzirmeden bebeği yıkamaya bebeğe dair herşeyle ilgili herkes çok bilip çok kendinden emin konuştukça, “O öyle olmaz yanlış yapıyorsun.” dendikçe ben daha kendime güvensiz olup daha beceriksiz hissettim kendimi. Öyle hissettikçe herkese öfkem arttı, öfkem arttıkça elim ayağıma daha çok dolandı. Yapmam gerekenler, yapmak istediklerim, Olması gerekenler, olmasını istediklerim her şey o kadar birbirine karıştı ki, hormonlar ve yeni hayat tarzının zorlukları hepsi birleşip kronik bir manyak yarattılar bende. 40 gün saydım hormonlar dinecek, hayat yeniden güzelleşecek diye. 40 çıkınca lohusalık biter, bu haller de biter dediler çünkü.

Yok. Bitmedi. Bitmeyince ben kendimi suçlamaya başladım, herkes de yardım etti: “Yok artık lohusa da geçti daha tafran kime, artistliğin kime??”. Evet Loğusa da geçmişti, ben niye hala böyle dengesiz, stresli, ağlamaklı idim?? Neden göğsüm dolduğunda Aze ya da sağma makinası göğsüme değer değmez ağlamaya başlıyordum?? Kimse demedi ki “Makina mı la bu çat diye kesilsin? Regl olmuyorsun, süt üretmeye devam ediyorsun, hormonlar hala alt üst normal değil mi?” yok, çevremde bunu diyen olmadığı gibi tam tersi abarttığım, artık bitmesi gerektiği söylendi. Haftalar, aylar geçti, dayanamadım, emziren anneler mail grubuna sordum mail atarak: “Ben manyak mıyım?? Bende bir tuhaflık mı var? Bir tek ben miyim doğumdan sonra bu kadar zaman geçmesine rağmen hormonal dengesizliklerden, depresyondan, stresten muzdarip?”

Neyse ki çok anne varmış bunu yaşayan. Neyse ki çok doğalmış. Neyse ki ben suçlu-şımarık-kaprisli-abartan-tuhaf olan değilmişim. Ama sen gel bunu -üstelik kendi de yaşadığı için anlaması gerekirken- “aaa bu ne ki”ci başta annem olmak üzere çevremdeki annelere anlat. Esra Sert bu tür annelere dair o kadar güzel yazmış ki şu linkte: http://www.ayseninikizleri.com/BlogDetay.aspx?BlogID=95

Üzerine bıraksalar 5 sayfa daha yazarım çünkü şu son 6 ayda o kadar çektim ki eş dost empatisizliğinden o kadar olur. Ama yazmayacağım çünkü çok acıtıyor. İyi gün dostum çokmuş onu anladım. Hormonlardan dolayı kırdığım, küstüğüm, kırıldığım, sert çıktığım çok eş dost arkadaş oldu. Bazen haklı olduğum bazen haksız. İki durumda da “Kötü dönemden geçiyor, şimdi idare etmeyip ne zaman idare edeceğim.” diyenler canım ciğerim oldu, demeyip arkasını dönenlerin ise “Canları sağolsun.”

Blogcu Anne bugünkü yazısında ben ve benim gibi bir sürü annenin dermanını yazmış aslında. İşin kötü yanı şu ki insan böyle açıktan istemeden süngeri olan insanları olsun istiyor. Hem senin anlattıkları emip çekmesi açısından istiyor süngerliği hem de sert çıkıp kafa attığında kaya olup can acıtmayıp, sünger olup yumuşatsın darbeyi diye. Böyle kötü zamanlarda anlıyor ne kadar az gerçek dostu var ve var olan dostlarının da ne kadar azı sünger özelliğine sahip.

Ben ruh halimi pek göstermem. Dışardan bakıldığında genelde bana bakan yüzde 90 gülümseyen bir surat görür. Benim gibi insanların olması ihtimalini de göze alarak tavsiyeme uyun derim: Bir 5-6 ay önce doğurmuşa bulaşmayın. Yirmi çocuk doğurmuş bir anne bile olsanız annelik öğretmeye kalkmayın. Ayların dolmuşluğuyla kıyılarında gezindiği cinnetle saniye düşünmeden doğranabilirsiniz demedi demeyin. İyilik edecekseniz bir börek yapın, yanına içecek bir şey verin, oturun da bol bol dinleyin. Elif Anne'nin dediği gibi, çözüm isteyen yok sizden korkmayın. Sadece dinleyin ve dinleyin.  

21 Ekim 2010 Perşembe

Dikkat Gözyaşı Çıkabilir!

Hamileliğin başından beri her şey gözyaşı dökme sebebi. Hormonlar öyle acayip şeyler ki izlediğin dizide biri kayıp düşse bile yarım saat ağlatabiliyor insanı. Hamilelik bitiyor lohusalık başlıyor, aynı şekilde abuk subuk şeylere ağlamaya devam ediyorsun. Lohusalık bitti kurtuldum sanıyordum. Halbuki lohusalık öyle “Kırk gün doldu, kanama bitti, haydi yallah gözün aydın” bir şey değilmiş ki hala bi acayip benim hormonlar.

Sabahtan beri kaç şeye gözlerim doldu, ağladım sayamadım bile. Küçük bir iş yapmaya başladım. Sabahları 3-4 saat bir internet sitesi güncelleme işi. Bu sabah o işi yaparken yatak odasına gittim bir ara kendime hırka almaya, Aze ve babası içerde koyun koyuna uyuyor, bense içeri gitmek zorundayım diye gözlerim doldu. Kendimi sakinleştirip, “Sen böyle yapıyorsan Savaş ne yapsın her gün?” dedikten sonra bu sefer de “Ayyyy ne tatlılardı, ne güzel bir görüntüydü” diye gözlerim doldu.

Maillerimi okurken, emziren anneler grubunda bebeği hasta bir annenin mailini okurken gözlerim doldu.

Bugün öğlen hastaneye gittik. Aze'nin kulakları ile ilgili testler yapılıyor. Yapan kişi, “testi geçemezse, daha ileri bir test var o yapılıyor. Ya uyurken ya da anestezi altında yapılıyor.” dedi. Bu korkunç ihtimali düşündüm ve gözlerim doldu.

Hastane dönüşü bir çılgınlık edip Şiirci Cafe'ye gittik. Çılgınlıktı çünkü daha önce anlattığım emzir-emem-e sıkıntısı sebebiyle, biberonla yanımıza süt almıştık, o süt bitmişti. Savaş “Emzirmeyi denersin.” deyince bir gaz yöneldik Taksim'e ama değil dışarıda emzirmek evde bile tam karnını doyuracak kadar hiç beceremedik emzirmeyi. Hep emzirme ertesinde hazırda duran biberondaki sütü takviye güç kullanmıştık. Neyse vardık Şiirci'ye, Geçtim köşedeki arka masaya, tedirgin tedirgin pozisyon aldım. Savaş yine gaz verdi; “Ya bırak gerilme, açılacaksa bir yerin açılsın, rahat ol sen.” İyi geldi gaz hakkaten. Bana da Aze'ye de iyi gelmiş olacak ki 2.5 aydır ilk kez bu kadar şahane bir iş başardık. Tam 40 dakika iki göğüsten de gayet verimli emdi kızım. İlk kez sadece emerek doymayı başardı. Gıkı bile çıkmadı. Benim gözler yine musluk. İnanmayacaksınız, eve geldik bir de evde 40 dakka emdi ve doydu. Galiba önümüzdeki günlerde iyice başaracağız bu işi ana kız.

Hah bak taze taze, şimdi ara verdim süt sağmak için, Aze'yi de dedesine verdim. (Evet geldi dedesi) 10 dakika dolmadan babam kapıyı çaldı “ağlıyor hadi” diye. “Tamam dolaştır biraz.” dedim. İki dakika geçmedi yine kapıyı çaldı. Bıraktım sağmayı. Aldım Aze'yi ama gözler doldu yine. Aze'ye de minik sinirlenir gibi oldum durmadı, dedesine kızmama sebep oldu diye, o esnada elime sımsıkı sarılınca bu sefer, “nasıl kızdım ben şu şirine?” diye gözlerim doldu. Offf.

Dün ise artık göz yaşarmasını falan geç, ziyaretimize gelen Ayşen'e direk ağla!! Sebep? Ne zaman bitecek bu hormon dalgalanmaları diye. Hakkaten çok uzattı. Çeksin gitsin artık fazla hormonlar. Çok daraldım çok.  

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...