Lilypie Second Birthday tickers
1 yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ağustos 2011 Perşembe

Babasından Aze Çınar 1 yıldır bizimle 5

Canım Kızım; 

Seninle aramızda özel bir sevgi var. Ya da ben öyle hissediyorum. Belki de bütün babalar böyle hissediyordur. Bana sarılman, kucağımda uyuman, gülmen, seslenmen, bakışın sanki bir başka. Kız babası olmak başka derlerdi de inanmazdım. İsterim ki hayat boyu mutlu ol. Ben de senin mutlu olmam için elimden geleni yapacağım.

Ben hep doğruyu yapmaya çalışsam da bazen yanlışlar da yapacağım. Tıpkı bu sabah kahvaltıda olduğu gibi. Doğum gününde hayatında ilk kez acıyı tattın. Kahvaltıda sana yanlışlıkla acı biber verdim. Önce ısırdın biberi, acı olduğunu farkedince yüz ifaden değişti, ağzından çıkarmaya çalıştın, çok başarılı olamayınca da ağladın. Yardım isteyen gözlerle Deyyaa'ya (şimdilik annene böyle sesleniyorsun) sonra da bana baktın. İçimiz gitti o an. Başka şeyler yedirerek acının etkisini azaltık. Çok kızdım kendime, bakmalıydım o biberin tatına.
Hayat bazen o biber gibi acı olabilir. Ne zaman babanın yardımı ihtiyacın olursa hemen yanında olacağımı bil.

Koca bir yılı geride bıraktık. Sen büyüdün. Her gün yeni şeyler öğreniyorsun. Şu yürüme işini de bir an önce çözersen çok iyi olacak. Çünkü seni elinden tutup gezdirmekten belime ağrılar girdi :)

Bana bazen baba, bazen de del del (gel) diye sesleniyorsun. Ama nadiren de olsa baba demen ayrı bir hoşuma gidiyor.

Çok sık yazamıyorum sana. 1 senede sadece ikinci yazı oldu. Saysam elli tane mazeret çıkar. Kimi haklı, kimi bahane. Bundan sonra daha sık yazacağıma söz veriyorum.

İyi ki doğdun evimizin Çınar'ı.
Yeniden hoş geldin kızım.
Seni çok seviyorum.

Baban.





Devamını Oku »

Aylin'den; Aze Çınar 1 yıldır bizimle 4

Hayatında ilk kez bir doğuma tanıklık etmiş ergen tarafından yazılanları okumakta olduğunuzu hatırlatıp,yaşanan duygu değişimlerini göz ardı etmenizi temenni ederim. Yazılacak,konuşulacak ne çok şey olduğunu en klişe tabiriyle meşhur film şeridine bakınca anladım.

Azecan bir yıl önce bugün, doktor ablasına ve bize minicik bedeniyle kocaman bi sürpriz yaptı.Bir fındık büyüklüğünde dünyaya gelen bu velet,doğum sırasında annesine pek güçlük yaşatmamıştı.Tabi şimdi Derya abla''sen onu gel de 
bana sor'' diyebilir fakat gözlenen buydu. Evde o gün her zaman olduğu gibi ziyaretçi trafiği yaşanmakta.Öğle vakti Derya ablanın arkadşları Funda ve Melisa geldi ellerinde börekler kurabiyelerle.Onları uğurladıktan sonra
Gökşen ve ablası geldiler. Gökşen'in ablasının ''valla derya bu çocuk bugün doğacak gibi duruyor'' demesine zerre inanmadım ne yalan söyleyeyim. Çünkü kafamda kapı gibi doktor sözü vardı neticete.Sonra Gökay abla geldi. Onunla da Aze ve doğum hakkında mini söyleşimizi yaptıktan sonra,iki yakın dost küçük odaya geçtiler.Ben de Kanal D'de yayınlanan 'Deli deli olma' filmine bakıyordum.O yaz sıcağı, masum masum bi şeyler izlemeye çalışan bu genci rahat bırakmıyor ve bütün beynimi ele geçirmeye çalışışıyordu.Bütün hücrelerim'kalk bi duş aal' diye bas
bas bağırıyordu.İlk ufak sancılar bu esnada geldi.Sonra Gökay ablayla mutfakta yemek yaparken Derya abla geldi ve ''Size çok önemli bi şey söyleyeceğim sıkı durun. Nişan geldi az önce''dedi. Nişandı,suydu,sancıydı beni zaten çok 
öncesinden aydınlattığı için o sırada akla ''nişan ne lan?!''diye bi soru gelmedi tabiki.Hiç bir şeyden emin olamama gibi bi durum vardı bende başından beri.Kadın doğum sancısı çekiyor,nişan geldi diyor,hissediyorum diyor benim akıl hala
doktorun söylediklerinde. ''yok yaa bizi kandırıyor,numara yapıyor''diyorum kendi kendime.Bu sırada sancıların kaç dakikada bir geldiğini ve süresini bilmek için elde kronometre var tabii.Derya abla büyük bi heyecanla telefona sarıldı,doktoru aradı.

Yemeğimizi yedik.Yedik ama nasıl yedik? Biz mi yemeği yedik,o mu bizi yedi belli değildi.Derya abla elinde köftesiyle mutfağın içinde tur atıyordu.Ayakta olması acısını hafifletmesinin yanı sıra doğumu da kolaylaştırıyormuş.Kendisine ve Aze'ye 
iyi gelecceğini düşünerek duş aldı.Mavi elbisesini giydi.Ben de olayların devamını merak ediyorum deli gibi.

Savaş Abim yollara düştü,evine geldi.Bu sırada sancıların şiddeti artmıştı.Sancı geldiğinde pat Gökay ablanın kolundan tutup dakika sayıyorlardı.O gün Derya ablaya hiç rahat yoktu. Oturdu olmadı,uzandı olmadı,e sürekli yürürken de aşırı efor harcıyordu.

Son hazırlıklarımızı yapıp arabaya bindik. Kalabalık bi kadroya sahiptik hastaneye gitmek için. Gökşen,Neşe, ben,Gökay Abla,Derya Abla, abim cümbür cemaat yola düştük.Bilmiyorum dünyanın neresinde güle oynaya doğuma gidilir? Ama biz yaptık ve çok da şahane oldu. Vardık hastaneye,Derya ablayı bi odaya aldılar.Aze'nin kalp seslerini dinledik burada.Her şeyin yolunda olduğunu ve tam zamanında
gittiğimizin haberini aldık.Derya ablayı asıl kalacağı odaya götürdüler.sonra biz  hastanede alkollü insanlar gibi davranıp ona eziyet ettik :)

Bekliyoruz kapının önünde telaşla.Sonra aşırı stresten mi ya da korkudan mı olduğunu kestiremediğim garip bişeyler oldu bana. Hey gidi Derya ablam böyle sedyeyle odadan çıkınca şok oldum. Tabii yani olması gerek o ama insan bir anda sindiremiyor bu tür şeyleri.Ayşen abla koptu geldi hastaneye.Doğuma almadan önce gittim yanına,gülümsediğini gördüm,yanağından bi öpücük aldım ya beyne komut gitti yeniden''tamam iyiymiş o şimdi sakin ol ''diye. Ben böyle hastaneye gidince zart diye bebeği elimize vereceklerini umuyordum halbuki.

Arabanın içinde bekleşirken hafızama kazınan bir diğer şeyi paylaşmak isterim. Abican gelir,arabanın camını tıklatır,''doğum oldu'' der. Ayşen ablaya sarılır,
bana sarılır,sonra bi bakarsın herkes birbirine sarılır :) Derya ablayı ve Azecan'ı son kez görmek için yanlarına gittiğimizde gözümde çok büyük bir zafer kazanmış kadın görüntüsü vardı.

Son sözler Azecan'a;
Tam bir yıl oldu seni kucağıma almaya korkalı.
Tam bir yaş oldu hastane yollarına düşeli.
Evimize,hayatımıza,kucağımıza sen en çok bize hoşgeldin Çınar'ım.
Devamını Oku »

Neşe'den Aze Çınar 1 yıldır bizimle 3

Aze’yi beklemek....

Bir yıl öncesi... 4 Ağustos 2010...

Bilmiyorduk. Bugünler, o günlerde bilinemezdi belki de. Bir yıl sonrasında herşey daha
iyi, daha kötü olabilirdi ama bu denli farklı bir yıl sonrasını, o gün beklemiyorduk. Kopuşla
buluşma; göbek bağının kesilmesiyle memeye sarılma arasındaki diyalektik öncesiydi.
Bugünden başka bir şeydik hepimiz...

Bildiklerimiz de vardı bir yandan. Mesela adını biliyorduk: Aze Çınar. İsim anneleri vardı.
Bazılarımız başka tarihlerde o yollardan geçmişliğin tanışıklığını taşıyordu. Bu tanışlık,
umulan yol rehberliğini taşıyamasa da o günün telaşına. Üstüne, çok heyecanlıydık.
Bilinmeyenle karşı karşıya kalma anının hakiki telaşı. Kaçacak yer, ertelenecek zamanın
kalmadığının bilgisi biraz. Öncesinde -tüm gel gitlere rağmen- ne kadar kararlıysak, kararlılık
ve kararsızlığın doğuma dakika dakika yaklaştımızdaki önemsizliğinin şaşkınıydık...

Öncesinde ne çok düşünmüş, ne çok okumuş, ne çok iç çekmiş, iç dökmüş, konuşmuştuk
üstüne. Bir o kadar korkmuştuk. Ve gelmişti o an işte. Sancı aralarını kısalta kısalta; kendi
bildiği gibi, hep olageldiği gibi geliyordu. Kendi doğrularıyla, kendi kurallarıyla üstelik.
Yapabileceğimiz tek şey geleni karşılamak; ‘olma’sına eşlik etmekti...

Oysa, türlü ‘olabilir’liklere dair hazırlık yapmıştık. Planlarımız yok değildi. Öyküler
dinlemiştik. Öyküler dizinine alfabenin ilk harfinden bir yenisinin ekleniyor olduğunu bilsek
de henüz ilk satırlar vardı. Acemiydik...

O gün o ilk satırları okuyabilen herbirimizin şimdi, bir yıllık hikayeleri, yazılmak üzere
biriktirdiği hikaye malzemeleri var, birbirine ayrı birbirine benzemeyen ama birbirine aşina.
Daha iyi, daha kötü değil ama farklı ve ‘bir’ fazla. O gün, 4 Ağustoz 2010’da ‘bir’ çoğaldık
biz...

Sadece ismini bildiğimize, dokunur olduk. Kokusunu aldık Aze Çınar’ın. Neresinden
öpeceğimizi bilemedik. Gözünün rengini seçtik. Göğsümüze değince sıcaklığını aldık. Uzun
kirpiklerini seyrettik uzun uzun. Eksilen yanlarımızın yanına onun gülüşüyle çoğalmayı
koyduk.

Bir yıl sonrasında hala bekliyoruz... Henüz girişini okuduğumuz Aze Çınar öyküsünün geri
kalanını...Aynı acemilik, aynı telaş ve aynı bilinmezlik içinde...

Çoğal aramızda Aze.
Devamını Oku »

Gökşen'den Aze Çınar 1 yıldır bizimle 2

Sevgili Çınar Aze, 

Her şey bir cumartesi günü ciddi bir toplantının ardından yapılan tüp muhabbetiyle başladı. 
Ne geyik yapmıştık yahu.. İki gün sonra, Derya "siz ne mubarak kadınlarsınız, hamileyim" dedi :)

Derya'nın gün, hafta saymaya ve yazmaya başlamasıyla biz de neler oluyor, bitiyor öğreniyoruz.
Senin yolculuğun devam ederken hazırlıklar kendi ritminde ilerliyor. 
Sen rüyalarımıza girmeye başlıyorsun. İyi, güzel, orjinal, komik rüyalar... 
Hele Derya'nın senin 1 metre doğduğunu gördüğü bir rüyası var, aynı rüya da bir de ünlü
bir çift var, çift senin adını soruyor, cevap çınar gökşen oluyor. 
Bu rüyadan sonra senden uzak durmak mümkün olmuyor tabi :))

Kolektif bir çalışmayla odan için alışverişler yapmaya, temizlik işlerine girişiyoruz.
Perde de bir sorun var ama yaratıcılığımızla çözüveriyoruz. Kimimiz iyi sürücü Neşe gibi,
kiminin temizlik beziyle arası fena değil İsmigül, kimi iyi cam siliyor ben gibi :)

Ve zaman aktıkça buluşma da yaklaşıyor...
Sabırsızlanıyoruz. Seni merak etmekle beraber Derya da artık hafiflesin istiyoruz...
Ben gidicem, 20 günlük bir programım var, yolculuk tarihim 5 ağustos, bana yetiş istiyorum. Du bakali...

3 ağustosta kontrolünüz vardı akşam üzeri ablam Funda'yla sizi ziyaret ettik. Derya yorgundu biraz ama keyifsiz değildi.
Ve yalnız da değil tabi, nöbet teslim alır gibi ziyaretçi vardı o gün. Biz de ziyareti tamamlayıp çıktık. Çıkışta ablam "bugün 
Derya doğurur" dedi. Ben biraz heyecanlandım, gidicem ya bir gün sonra, çok istiyorum gitmeden önce gelmeni ve seni görmeyi :) 
Günün ilerleyen akşam saatlerinde Savaş'tan sancıların başladığı bilgisini aldığımız andan itibaren Neşe ile teyakkuza geçtik ve beklemeye başladık. Bekledikçe heyecan da büyümeye başladı... 

Ayın kocaman olduğu güzel bir geceydi, seninle buluşmak üzere yola düştüğümüzde...
Ve ben seni beklerken birçoğu gibi, sen beni yolculamak için geldin zamanında...
Sabaha doğru katıldın aramıza, ben de huzur için uzun Karadeniz yolculuğuma çıkabilirdim artık. 
Bir gün seni de sırtımda yaylalara çakarabilirim umuyorum... Derya'ya sözüm var. 

Seni odaya getirdiklerinde ilk anlarda nasıl yumurmuşsam (yaptığım harekete ne diyeceğimi bilemedim), Neşe gözleri kocaman olmuş bana bakıyordu. Şansa Derya görmedi, yoksa bana bilmem kaç metreden öteye yaklaşma yasağı koyardı. Kesin koyardı bu yasağı, hep sana uzaktan el sallamak zorunda kalabilirdim :) Ama yaptığım Elif ebenin yaptığının yanında devede kulak kalırdı inan hehhe

Derya bu hikayenin en direngen karakteri bilesin... Senin normal normal aramıza katılman konusundaki inadı, inancı, ve direngenliği.. Öğrenirken, öğretti de...

Bir yıl geçmiş Azecan, zaman zaman kopmalar olsa da -e hayat bu!- takip ediyorum seni. Şansa cümle kurmayı seven bir Derya var ve iyi ki var. Uykusundan gülerek uyanan güzel, tatlı Aze... 

"İmlasını bilirdik bilmesine de, yine de yanlış hecelerdik hayatı" demiş şair. Dilerim imlayı olabildiğince az şaşırdığın bir yaşamın olur. Ve dilerim hayat seni gülen gözlerin kadar güzel karşılar...

Gözleriyle gülen Aze, yolculuk devam ediyor... Buluşmak ve koklaşmak üzere ;)

Sevgiyle,

Gökşen 

Devamını Oku »

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Aze Çınar 1 yıldır bizimle

Geçen sene bu zamanlar sancı çekiyordum. Doğum mu olacak, sahte sancı mı bilemeden oturuyordum Gökşen, Funda, Melisa ve diğer Funda ile. Onlar gittiler, Gökay ve Aylin'le yemek yiyorduk ki nişan adı verilen sıvı geldi. Gece 01.00'e kadar idare ettim. 01.30'da hastanedeydik. 05.19'da Aze Çınar geldi yanımıza. Detaylı hikaye şu linkte: http://baskahamile.blogspot.com/2010/08/acayip-bir-dogum-hikayesi.html  O yüzden detay anlatmayacağım şimdi.

Benim anlatmak istediğim o günden sonrası. Seni kucağıma aldığımdan bugüne uzanan kocaman bir aşkın hikayesi kuzu kızım. Beni büyüten, sabrımı geliştiren, bilmediğim yeteneklerime şaşırtan, yeni yetenekler kazandıran acayip bir aşk bu. Senin bir gülüşün dünyadaki bütün çiçekleri açtırır mesela, gözünden akan bir damla yaş ise yaktırır o dünyaları. O güzel kafanı omzuma koyman için gerekirse dünyanın tüm sınırlarını aşar, tüm ordularıyla savaşırım.

Her anne bebeğini çok sever ya, sen sanki benim zaaflarımı bilişinle, beni idare edişinle, yaşını doldurmadan beni alttan almalarınla, uyumluluğun, güler yüzün, sabrın, kanaatkarlığınla, sıkıntılı durumlarda bile yaygaracı olmamanla beni fazla fazla tavladın.

Ömrüm boyu uykuya dayanamadım, dünyanın en sinirli insanı oldum uykusuz kaldığımda, sen bunu bilir gibi uyum sağladın oluşturmaya çalıştığım düzene, 3. aydan itibaren aralıksız uyudun. 1 koca yıl geçti ve sen 1 kez olsun altın kirli diye ağlamadın. Doğar doğmaz ilk 7 hafta sütü çekememişsin, aç kalmışsın yine de yaygaracılık yapmayıp olanca tahammülünle beklemişsin güzel kuzum. Eve tıkılı kalmam mümkün değildi, ilk aylardan itibaren ben nereye sen oraya hiç sesini çıkarmadan geldiğin gibi bana benzeyip sevdin bile bu gezme fasıllarını.

Benim kimselere benzemeyen koca gözlü kızım. Doğduğun da o kadar kimselere benzemiyordun ki "Doğum esnasında karıştı diyeceğim ama hastanede başka doğum yok hem yanımızdan da hiç ayrılmadı ki" diyorduk. Sonra Sinan amcana benzedin bir ara, daha sonra Kemal Dedeni andırdın. Babanla bana benzememekte şimdilik kararlı gözüküyorsun.

El ele eylemlere koşuyoruz seninle. Dünya daha güzel olsun diye. Sen daha güzel bir dünyada yaşa diye. Eylemlerin maskotu oluyorsun, sloganların ritminde "aa aaaa aa a a aaa aaaaaaaaaaa" diye bağırıyorsun. Barış işareti yapmayı öğretmeye çalışıyorum sana orta parmak henüz işaret parmağın yanında yerini alamıyor. "1 çay" der gibi oluyorsun. Ki senin olduğun her yer barış iklimi oluyor.

Nevi şahsına münhasırsın göz bebeğim. Kızınca hart ısırma çalışmalarına başlıyorsun minicik iki dişinle. İstediğini almakta kararlısın. Direniyorsun epeyce. Eh adını Aze koyduk çekeceğiz getirisini. Çoklukla benden daha olgunsun. Baban " Kızım boşuna uğraşmamayı öğreneceksin annen biraz deli." diyor bazen sen bağırdığında ben de senin gibi bağırmaya başlayınca. İkimiz çığlıklar atıyoruz evde, babayı telef ediyoruz, çoklukla gülmelerimizle sonlanıyor bu delilikler. Ben de çaba harcıyorum bakma. Senin yerinde başkası olsa çoktan koymuştum kapının önüne, sürekli sürekli bir insanın kakası ile mi uğraşılır ayol? Kıymetini bil yani. Yerin ayrı :)

Seni çok seviyoruz be Azoşkam, Çınar dalım, Gül kurum. Sen bu hayattaki en olmazlarımızı olduransın, en görünmezleri gördüren, bilinmezleri bildirtensin. Sen turnusol kağıdımızsın insanları ayırt etmemizi sağlayan, altın topumuzsun, bambamımız, balımız, sincabımız, dünyanın en güzel gülen varlığısın. Hayatının bizim için en zor zamanlarıydı ilk 1 yılın. Gitgide kolaylaştı, gitgide eğlenceli hale geldi. Hep bir festival tadında olan hayatımız kimi zaman sirk kimi zaman şenlikler ötesi hale geldi. En ilk aylar yaşanan korku, panik ve depresif haller su gibi aktı gitti sayende. Umuyorum ve biliyorumki her geçen gün daha da şenlenecek yuvamız, minik ailemiz. Sen dillendikçe daha da eğleneceğiz.

Tekrar edeyim dünya güzeli, sen varsın ya gelsin parasızlıik gelsin zorluk gelsin sıkıntı inadına sevgi inadına özlem inadına aşk...

Kutlu doğum günü münasebetiyle şu andan yarın geceye kadar türlü yazılar gelecek siteye. Doğuma tanık olan arkadaşların doğum hikayelerinden babasnın yazısına kadar... Bekleyiniz...
Devamını Oku »
1 yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ağustos 2011 Perşembe

Babasından Aze Çınar 1 yıldır bizimle 5

Canım Kızım; 

Seninle aramızda özel bir sevgi var. Ya da ben öyle hissediyorum. Belki de bütün babalar böyle hissediyordur. Bana sarılman, kucağımda uyuman, gülmen, seslenmen, bakışın sanki bir başka. Kız babası olmak başka derlerdi de inanmazdım. İsterim ki hayat boyu mutlu ol. Ben de senin mutlu olmam için elimden geleni yapacağım.

Ben hep doğruyu yapmaya çalışsam da bazen yanlışlar da yapacağım. Tıpkı bu sabah kahvaltıda olduğu gibi. Doğum gününde hayatında ilk kez acıyı tattın. Kahvaltıda sana yanlışlıkla acı biber verdim. Önce ısırdın biberi, acı olduğunu farkedince yüz ifaden değişti, ağzından çıkarmaya çalıştın, çok başarılı olamayınca da ağladın. Yardım isteyen gözlerle Deyyaa'ya (şimdilik annene böyle sesleniyorsun) sonra da bana baktın. İçimiz gitti o an. Başka şeyler yedirerek acının etkisini azaltık. Çok kızdım kendime, bakmalıydım o biberin tatına.
Hayat bazen o biber gibi acı olabilir. Ne zaman babanın yardımı ihtiyacın olursa hemen yanında olacağımı bil.

Koca bir yılı geride bıraktık. Sen büyüdün. Her gün yeni şeyler öğreniyorsun. Şu yürüme işini de bir an önce çözersen çok iyi olacak. Çünkü seni elinden tutup gezdirmekten belime ağrılar girdi :)

Bana bazen baba, bazen de del del (gel) diye sesleniyorsun. Ama nadiren de olsa baba demen ayrı bir hoşuma gidiyor.

Çok sık yazamıyorum sana. 1 senede sadece ikinci yazı oldu. Saysam elli tane mazeret çıkar. Kimi haklı, kimi bahane. Bundan sonra daha sık yazacağıma söz veriyorum.

İyi ki doğdun evimizin Çınar'ı.
Yeniden hoş geldin kızım.
Seni çok seviyorum.

Baban.





Aylin'den; Aze Çınar 1 yıldır bizimle 4

Hayatında ilk kez bir doğuma tanıklık etmiş ergen tarafından yazılanları okumakta olduğunuzu hatırlatıp,yaşanan duygu değişimlerini göz ardı etmenizi temenni ederim. Yazılacak,konuşulacak ne çok şey olduğunu en klişe tabiriyle meşhur film şeridine bakınca anladım.

Azecan bir yıl önce bugün, doktor ablasına ve bize minicik bedeniyle kocaman bi sürpriz yaptı.Bir fındık büyüklüğünde dünyaya gelen bu velet,doğum sırasında annesine pek güçlük yaşatmamıştı.Tabi şimdi Derya abla''sen onu gel de 
bana sor'' diyebilir fakat gözlenen buydu. Evde o gün her zaman olduğu gibi ziyaretçi trafiği yaşanmakta.Öğle vakti Derya ablanın arkadşları Funda ve Melisa geldi ellerinde börekler kurabiyelerle.Onları uğurladıktan sonra
Gökşen ve ablası geldiler. Gökşen'in ablasının ''valla derya bu çocuk bugün doğacak gibi duruyor'' demesine zerre inanmadım ne yalan söyleyeyim. Çünkü kafamda kapı gibi doktor sözü vardı neticete.Sonra Gökay abla geldi. Onunla da Aze ve doğum hakkında mini söyleşimizi yaptıktan sonra,iki yakın dost küçük odaya geçtiler.Ben de Kanal D'de yayınlanan 'Deli deli olma' filmine bakıyordum.O yaz sıcağı, masum masum bi şeyler izlemeye çalışan bu genci rahat bırakmıyor ve bütün beynimi ele geçirmeye çalışışıyordu.Bütün hücrelerim'kalk bi duş aal' diye bas
bas bağırıyordu.İlk ufak sancılar bu esnada geldi.Sonra Gökay ablayla mutfakta yemek yaparken Derya abla geldi ve ''Size çok önemli bi şey söyleyeceğim sıkı durun. Nişan geldi az önce''dedi. Nişandı,suydu,sancıydı beni zaten çok 
öncesinden aydınlattığı için o sırada akla ''nişan ne lan?!''diye bi soru gelmedi tabiki.Hiç bir şeyden emin olamama gibi bi durum vardı bende başından beri.Kadın doğum sancısı çekiyor,nişan geldi diyor,hissediyorum diyor benim akıl hala
doktorun söylediklerinde. ''yok yaa bizi kandırıyor,numara yapıyor''diyorum kendi kendime.Bu sırada sancıların kaç dakikada bir geldiğini ve süresini bilmek için elde kronometre var tabii.Derya abla büyük bi heyecanla telefona sarıldı,doktoru aradı.

Yemeğimizi yedik.Yedik ama nasıl yedik? Biz mi yemeği yedik,o mu bizi yedi belli değildi.Derya abla elinde köftesiyle mutfağın içinde tur atıyordu.Ayakta olması acısını hafifletmesinin yanı sıra doğumu da kolaylaştırıyormuş.Kendisine ve Aze'ye 
iyi gelecceğini düşünerek duş aldı.Mavi elbisesini giydi.Ben de olayların devamını merak ediyorum deli gibi.

Savaş Abim yollara düştü,evine geldi.Bu sırada sancıların şiddeti artmıştı.Sancı geldiğinde pat Gökay ablanın kolundan tutup dakika sayıyorlardı.O gün Derya ablaya hiç rahat yoktu. Oturdu olmadı,uzandı olmadı,e sürekli yürürken de aşırı efor harcıyordu.

Son hazırlıklarımızı yapıp arabaya bindik. Kalabalık bi kadroya sahiptik hastaneye gitmek için. Gökşen,Neşe, ben,Gökay Abla,Derya Abla, abim cümbür cemaat yola düştük.Bilmiyorum dünyanın neresinde güle oynaya doğuma gidilir? Ama biz yaptık ve çok da şahane oldu. Vardık hastaneye,Derya ablayı bi odaya aldılar.Aze'nin kalp seslerini dinledik burada.Her şeyin yolunda olduğunu ve tam zamanında
gittiğimizin haberini aldık.Derya ablayı asıl kalacağı odaya götürdüler.sonra biz  hastanede alkollü insanlar gibi davranıp ona eziyet ettik :)

Bekliyoruz kapının önünde telaşla.Sonra aşırı stresten mi ya da korkudan mı olduğunu kestiremediğim garip bişeyler oldu bana. Hey gidi Derya ablam böyle sedyeyle odadan çıkınca şok oldum. Tabii yani olması gerek o ama insan bir anda sindiremiyor bu tür şeyleri.Ayşen abla koptu geldi hastaneye.Doğuma almadan önce gittim yanına,gülümsediğini gördüm,yanağından bi öpücük aldım ya beyne komut gitti yeniden''tamam iyiymiş o şimdi sakin ol ''diye. Ben böyle hastaneye gidince zart diye bebeği elimize vereceklerini umuyordum halbuki.

Arabanın içinde bekleşirken hafızama kazınan bir diğer şeyi paylaşmak isterim. Abican gelir,arabanın camını tıklatır,''doğum oldu'' der. Ayşen ablaya sarılır,
bana sarılır,sonra bi bakarsın herkes birbirine sarılır :) Derya ablayı ve Azecan'ı son kez görmek için yanlarına gittiğimizde gözümde çok büyük bir zafer kazanmış kadın görüntüsü vardı.

Son sözler Azecan'a;
Tam bir yıl oldu seni kucağıma almaya korkalı.
Tam bir yaş oldu hastane yollarına düşeli.
Evimize,hayatımıza,kucağımıza sen en çok bize hoşgeldin Çınar'ım.

Neşe'den Aze Çınar 1 yıldır bizimle 3

Aze’yi beklemek....

Bir yıl öncesi... 4 Ağustos 2010...

Bilmiyorduk. Bugünler, o günlerde bilinemezdi belki de. Bir yıl sonrasında herşey daha
iyi, daha kötü olabilirdi ama bu denli farklı bir yıl sonrasını, o gün beklemiyorduk. Kopuşla
buluşma; göbek bağının kesilmesiyle memeye sarılma arasındaki diyalektik öncesiydi.
Bugünden başka bir şeydik hepimiz...

Bildiklerimiz de vardı bir yandan. Mesela adını biliyorduk: Aze Çınar. İsim anneleri vardı.
Bazılarımız başka tarihlerde o yollardan geçmişliğin tanışıklığını taşıyordu. Bu tanışlık,
umulan yol rehberliğini taşıyamasa da o günün telaşına. Üstüne, çok heyecanlıydık.
Bilinmeyenle karşı karşıya kalma anının hakiki telaşı. Kaçacak yer, ertelenecek zamanın
kalmadığının bilgisi biraz. Öncesinde -tüm gel gitlere rağmen- ne kadar kararlıysak, kararlılık
ve kararsızlığın doğuma dakika dakika yaklaştımızdaki önemsizliğinin şaşkınıydık...

Öncesinde ne çok düşünmüş, ne çok okumuş, ne çok iç çekmiş, iç dökmüş, konuşmuştuk
üstüne. Bir o kadar korkmuştuk. Ve gelmişti o an işte. Sancı aralarını kısalta kısalta; kendi
bildiği gibi, hep olageldiği gibi geliyordu. Kendi doğrularıyla, kendi kurallarıyla üstelik.
Yapabileceğimiz tek şey geleni karşılamak; ‘olma’sına eşlik etmekti...

Oysa, türlü ‘olabilir’liklere dair hazırlık yapmıştık. Planlarımız yok değildi. Öyküler
dinlemiştik. Öyküler dizinine alfabenin ilk harfinden bir yenisinin ekleniyor olduğunu bilsek
de henüz ilk satırlar vardı. Acemiydik...

O gün o ilk satırları okuyabilen herbirimizin şimdi, bir yıllık hikayeleri, yazılmak üzere
biriktirdiği hikaye malzemeleri var, birbirine ayrı birbirine benzemeyen ama birbirine aşina.
Daha iyi, daha kötü değil ama farklı ve ‘bir’ fazla. O gün, 4 Ağustoz 2010’da ‘bir’ çoğaldık
biz...

Sadece ismini bildiğimize, dokunur olduk. Kokusunu aldık Aze Çınar’ın. Neresinden
öpeceğimizi bilemedik. Gözünün rengini seçtik. Göğsümüze değince sıcaklığını aldık. Uzun
kirpiklerini seyrettik uzun uzun. Eksilen yanlarımızın yanına onun gülüşüyle çoğalmayı
koyduk.

Bir yıl sonrasında hala bekliyoruz... Henüz girişini okuduğumuz Aze Çınar öyküsünün geri
kalanını...Aynı acemilik, aynı telaş ve aynı bilinmezlik içinde...

Çoğal aramızda Aze.

Gökşen'den Aze Çınar 1 yıldır bizimle 2

Sevgili Çınar Aze, 

Her şey bir cumartesi günü ciddi bir toplantının ardından yapılan tüp muhabbetiyle başladı. 
Ne geyik yapmıştık yahu.. İki gün sonra, Derya "siz ne mubarak kadınlarsınız, hamileyim" dedi :)

Derya'nın gün, hafta saymaya ve yazmaya başlamasıyla biz de neler oluyor, bitiyor öğreniyoruz.
Senin yolculuğun devam ederken hazırlıklar kendi ritminde ilerliyor. 
Sen rüyalarımıza girmeye başlıyorsun. İyi, güzel, orjinal, komik rüyalar... 
Hele Derya'nın senin 1 metre doğduğunu gördüğü bir rüyası var, aynı rüya da bir de ünlü
bir çift var, çift senin adını soruyor, cevap çınar gökşen oluyor. 
Bu rüyadan sonra senden uzak durmak mümkün olmuyor tabi :))

Kolektif bir çalışmayla odan için alışverişler yapmaya, temizlik işlerine girişiyoruz.
Perde de bir sorun var ama yaratıcılığımızla çözüveriyoruz. Kimimiz iyi sürücü Neşe gibi,
kiminin temizlik beziyle arası fena değil İsmigül, kimi iyi cam siliyor ben gibi :)

Ve zaman aktıkça buluşma da yaklaşıyor...
Sabırsızlanıyoruz. Seni merak etmekle beraber Derya da artık hafiflesin istiyoruz...
Ben gidicem, 20 günlük bir programım var, yolculuk tarihim 5 ağustos, bana yetiş istiyorum. Du bakali...

3 ağustosta kontrolünüz vardı akşam üzeri ablam Funda'yla sizi ziyaret ettik. Derya yorgundu biraz ama keyifsiz değildi.
Ve yalnız da değil tabi, nöbet teslim alır gibi ziyaretçi vardı o gün. Biz de ziyareti tamamlayıp çıktık. Çıkışta ablam "bugün 
Derya doğurur" dedi. Ben biraz heyecanlandım, gidicem ya bir gün sonra, çok istiyorum gitmeden önce gelmeni ve seni görmeyi :) 
Günün ilerleyen akşam saatlerinde Savaş'tan sancıların başladığı bilgisini aldığımız andan itibaren Neşe ile teyakkuza geçtik ve beklemeye başladık. Bekledikçe heyecan da büyümeye başladı... 

Ayın kocaman olduğu güzel bir geceydi, seninle buluşmak üzere yola düştüğümüzde...
Ve ben seni beklerken birçoğu gibi, sen beni yolculamak için geldin zamanında...
Sabaha doğru katıldın aramıza, ben de huzur için uzun Karadeniz yolculuğuma çıkabilirdim artık. 
Bir gün seni de sırtımda yaylalara çakarabilirim umuyorum... Derya'ya sözüm var. 

Seni odaya getirdiklerinde ilk anlarda nasıl yumurmuşsam (yaptığım harekete ne diyeceğimi bilemedim), Neşe gözleri kocaman olmuş bana bakıyordu. Şansa Derya görmedi, yoksa bana bilmem kaç metreden öteye yaklaşma yasağı koyardı. Kesin koyardı bu yasağı, hep sana uzaktan el sallamak zorunda kalabilirdim :) Ama yaptığım Elif ebenin yaptığının yanında devede kulak kalırdı inan hehhe

Derya bu hikayenin en direngen karakteri bilesin... Senin normal normal aramıza katılman konusundaki inadı, inancı, ve direngenliği.. Öğrenirken, öğretti de...

Bir yıl geçmiş Azecan, zaman zaman kopmalar olsa da -e hayat bu!- takip ediyorum seni. Şansa cümle kurmayı seven bir Derya var ve iyi ki var. Uykusundan gülerek uyanan güzel, tatlı Aze... 

"İmlasını bilirdik bilmesine de, yine de yanlış hecelerdik hayatı" demiş şair. Dilerim imlayı olabildiğince az şaşırdığın bir yaşamın olur. Ve dilerim hayat seni gülen gözlerin kadar güzel karşılar...

Gözleriyle gülen Aze, yolculuk devam ediyor... Buluşmak ve koklaşmak üzere ;)

Sevgiyle,

Gökşen 

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Aze Çınar 1 yıldır bizimle

Geçen sene bu zamanlar sancı çekiyordum. Doğum mu olacak, sahte sancı mı bilemeden oturuyordum Gökşen, Funda, Melisa ve diğer Funda ile. Onlar gittiler, Gökay ve Aylin'le yemek yiyorduk ki nişan adı verilen sıvı geldi. Gece 01.00'e kadar idare ettim. 01.30'da hastanedeydik. 05.19'da Aze Çınar geldi yanımıza. Detaylı hikaye şu linkte: http://baskahamile.blogspot.com/2010/08/acayip-bir-dogum-hikayesi.html  O yüzden detay anlatmayacağım şimdi.

Benim anlatmak istediğim o günden sonrası. Seni kucağıma aldığımdan bugüne uzanan kocaman bir aşkın hikayesi kuzu kızım. Beni büyüten, sabrımı geliştiren, bilmediğim yeteneklerime şaşırtan, yeni yetenekler kazandıran acayip bir aşk bu. Senin bir gülüşün dünyadaki bütün çiçekleri açtırır mesela, gözünden akan bir damla yaş ise yaktırır o dünyaları. O güzel kafanı omzuma koyman için gerekirse dünyanın tüm sınırlarını aşar, tüm ordularıyla savaşırım.

Her anne bebeğini çok sever ya, sen sanki benim zaaflarımı bilişinle, beni idare edişinle, yaşını doldurmadan beni alttan almalarınla, uyumluluğun, güler yüzün, sabrın, kanaatkarlığınla, sıkıntılı durumlarda bile yaygaracı olmamanla beni fazla fazla tavladın.

Ömrüm boyu uykuya dayanamadım, dünyanın en sinirli insanı oldum uykusuz kaldığımda, sen bunu bilir gibi uyum sağladın oluşturmaya çalıştığım düzene, 3. aydan itibaren aralıksız uyudun. 1 koca yıl geçti ve sen 1 kez olsun altın kirli diye ağlamadın. Doğar doğmaz ilk 7 hafta sütü çekememişsin, aç kalmışsın yine de yaygaracılık yapmayıp olanca tahammülünle beklemişsin güzel kuzum. Eve tıkılı kalmam mümkün değildi, ilk aylardan itibaren ben nereye sen oraya hiç sesini çıkarmadan geldiğin gibi bana benzeyip sevdin bile bu gezme fasıllarını.

Benim kimselere benzemeyen koca gözlü kızım. Doğduğun da o kadar kimselere benzemiyordun ki "Doğum esnasında karıştı diyeceğim ama hastanede başka doğum yok hem yanımızdan da hiç ayrılmadı ki" diyorduk. Sonra Sinan amcana benzedin bir ara, daha sonra Kemal Dedeni andırdın. Babanla bana benzememekte şimdilik kararlı gözüküyorsun.

El ele eylemlere koşuyoruz seninle. Dünya daha güzel olsun diye. Sen daha güzel bir dünyada yaşa diye. Eylemlerin maskotu oluyorsun, sloganların ritminde "aa aaaa aa a a aaa aaaaaaaaaaa" diye bağırıyorsun. Barış işareti yapmayı öğretmeye çalışıyorum sana orta parmak henüz işaret parmağın yanında yerini alamıyor. "1 çay" der gibi oluyorsun. Ki senin olduğun her yer barış iklimi oluyor.

Nevi şahsına münhasırsın göz bebeğim. Kızınca hart ısırma çalışmalarına başlıyorsun minicik iki dişinle. İstediğini almakta kararlısın. Direniyorsun epeyce. Eh adını Aze koyduk çekeceğiz getirisini. Çoklukla benden daha olgunsun. Baban " Kızım boşuna uğraşmamayı öğreneceksin annen biraz deli." diyor bazen sen bağırdığında ben de senin gibi bağırmaya başlayınca. İkimiz çığlıklar atıyoruz evde, babayı telef ediyoruz, çoklukla gülmelerimizle sonlanıyor bu delilikler. Ben de çaba harcıyorum bakma. Senin yerinde başkası olsa çoktan koymuştum kapının önüne, sürekli sürekli bir insanın kakası ile mi uğraşılır ayol? Kıymetini bil yani. Yerin ayrı :)

Seni çok seviyoruz be Azoşkam, Çınar dalım, Gül kurum. Sen bu hayattaki en olmazlarımızı olduransın, en görünmezleri gördüren, bilinmezleri bildirtensin. Sen turnusol kağıdımızsın insanları ayırt etmemizi sağlayan, altın topumuzsun, bambamımız, balımız, sincabımız, dünyanın en güzel gülen varlığısın. Hayatının bizim için en zor zamanlarıydı ilk 1 yılın. Gitgide kolaylaştı, gitgide eğlenceli hale geldi. Hep bir festival tadında olan hayatımız kimi zaman sirk kimi zaman şenlikler ötesi hale geldi. En ilk aylar yaşanan korku, panik ve depresif haller su gibi aktı gitti sayende. Umuyorum ve biliyorumki her geçen gün daha da şenlenecek yuvamız, minik ailemiz. Sen dillendikçe daha da eğleneceğiz.

Tekrar edeyim dünya güzeli, sen varsın ya gelsin parasızlıik gelsin zorluk gelsin sıkıntı inadına sevgi inadına özlem inadına aşk...

Kutlu doğum günü münasebetiyle şu andan yarın geceye kadar türlü yazılar gelecek siteye. Doğuma tanık olan arkadaşların doğum hikayelerinden babasnın yazısına kadar... Bekleyiniz...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...