Lilypie Second Birthday tickers
doğum anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğum anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2011 Salı

Aze'nin Doğumundan Bugüne Sık Kullandığım Faydalı Hedeler

Geçenlerde doğum yapan Seçil ile yazışırken baya bir liste çıkmıştı ortaya. Maileştiğim başka hamileler de benzeri sorular sorunca benim kullandığım ve çok işime yarayan şeyleri yazayım dedim. Daha önce hamileden hamileye tavsiyeler başlığında tavsiyeleri yazmıştım. Bunlar da alet edevatlar:

- Ana Kucağı; dediğim şey şu . Benim hayatımı kurtardı.Aze içinde çok rahat ediyordu. O onun içinde sallanırken, bazen uyuklarken kitap bile okudum. Çok tavsiye ediyorum.

- Süt Sağma Makinası -  Ameda kullandım ben. Daha doğrusu, manuel pompa, medela pompa'nın ardından en memnun kalıp, uzun süreli kullandığım o oldu. Sağma makinası enteresan bir cihaz. İhtiyaç duyup duymayacağınız hiç belli değil. Doğumdan sonra bebeğin, memelerin, sütün durumuna ve çalışma ihtimaline bağlı. Detaylı olarak şu linkte anlatmıştım.

- Sırt Çantası: Koccaman bir çanta gerek bebeden sonra. Kıyafetler, bezler, biberonlar, mamalar, sular, oyuncaklar, battaniyeler derken valizimsi bir şeyler kullanmak gerekiyor. Zilyon tane anne-bebe çantası adı verilen şey satılıyor. Ben ömür boyu kullandığım çantalardan tercih ettim ve şöyle bir tane aldım. Herhangi bir bebe çantasından çok daha işimi görüyor benim.

- Sling: Kendisine özel yazılar yazdım, maniler düzdüm, şarkılar yazdım! Bebeğimi en rahat, en kucak kucağa taşıma yöntemimdi. Çoook memnundum çok. Herkese çok tavsiye ederim. Ben wrap slingte rahat ettim.

- Eldivenli tulum: Bebeler eldivenleri çıkarıp attığı için kendinden açıp kapamalı tulumlar bizi çok rahat ettirdi. Bebelerin elinde eldivenin sürekli olmaması, dokunarak etrafı keşfetmeleri de önerildiğinden gündüz açtık eldivenleri, gece kendini çizmesin diye kapadık. Atmayı beceremedi. Süper oldu. Tulum ve bodylerde Mothercare çoklu paketlerini tek geçerim. Hem uygun fiyat hem kaliteli ve fonksiyonel.

- Oyun Halısı: Bebeklerin ilgisini çektiği kesin. Uzanıp dokunmaya çalışıyorlar. Renklere gözleri alışıyor. Yüzüstü durmak sıkıcı gelmiyor. Aze seviyordu. Onlarla oynarken ben dinlenebiliyordum.

- Nuby Biberon: Göğüse benzediği için bebeklerin emmeyi bırakma ihtimalini azaltıyor bu biberon.  Elastik olduğu için gaz yapmıyor, tutuşu bebeğin hoşuna gidiyor. Hala kullanıyoruz memnuniyetle.

- Nuk emzik: Emzik işini önemsedik biz. Kullansın ki emme güdüsü tatmin olsun dedik. Çünkü beni emmiyordu. Ama suyunu da çıkarmaması için sadece uykuya hazırlık aşamasında verdik, uyurken emdi. Gündüz herhangi bir anda kullanmıyor hala. Nuk emzik kullandık ilk andan beri. Hala da öyle gidiyoruz.

- Park yatak - Yatak: İlk 6 ay bizim yatağın yanında yattı Aze Çınar. Park Yatakta. Rahattı, oyun aletleri, yüksekliği, müziği, titreşimi falan epey işimize yaradı. Oyun parkı olarak kullanmadık hiç. Aze küçücük alanda rahat etmez gibi geldi.
Karyolada ise sallanan, parmaklığı inen vs bir şey aldığınızda çok dikkat etmeniz gerekiyor. Bizimki epey laçka çıktı mesela. Sallamaya kalktığınızda dağılacak gibi oluyor, parmaklıkları Aze sallamaya başladığında dökülmeye başladı. Savaş yukarıdan aşağıya sıkıca bağladı da Aze'nin firar ihtimali ortadan kalktı. Sade bir karyola en iyisiymiş.
Aze ilk doğduğunda gündüzleri odasında geceleri yanımızda yatırıyorduk. Bu onun gece-gündüz ayrımı yapmasına da yaradı diye düşünüyorum.

- Ergo Baby: Aze slinge sığmaz hale gelince, benim bele ağrılar girince Savaş taşısın diye aldık Ergo'yu. Aze rahat, Savaş rahat, sırtta taşıyınca ben bile idare edebiliyorum.

- Tracy Hogg Bebek Bakım Sorunlarına Mucizevi Çözümler: Ahanda bu kitap hakkaten mucize bir kitap. ŞU linkte detaylı yazdığım Aze Çınar'a kendi kendine uyumayı öğretme şekli Tracy ablamıza ait. Ayrıca EASY dediği (bunu yazacaktım hala yazmadım) yöntem hayatımızı yine acayip kolaylaştıran bir şey oldu. Aze süper bir rutine sahip oldu. Hala da ne zaman kaka yapacağı bile bellidir çoklukla.

- Harvey Karpp: Tracy kadar olmasa da önerileri çok iyi geldi bize. "Bebeği kucağa alıştırma" denen şeyin aslında tersi olduğunu farkettirdi. (Bebek doğmadan 7/24 senin kucağındayken doğduktan sonra değil kucağa alıştırma tam tersi kucaktan vazgeçirme oluyor yaptığımız. O zaman mümkünse yavaş yavaş alıştıralım dünyaya. Bol bol kucakta olsun, ne kadar çok tutsan da eski alışkanlığı kadar tutamazsın.)

- Yürüteç: Biz çok az kullandık. Arada bir günde 5 dakika falan. Aze eğleniyordu ama kullanım şekli falan bana "yanlış bir şey var" hissi verdi hep.

- Hoppala: Aze seviyor. Ama saatlerce durmuyor. Oynuyor, zıplıyor, eğleniyor. Doyunca "beni kucağına al" hareketi yapıp çıkıyor içinden :))

- Bebek Bezi: Prima Premium Care kullandık biz Aze 8 aylık falan olana dek. Hakikaten sıvı kakayı çekiyor, sızdırmıyor, pişik yapmıyor. Kimyasal bir kokusu var rahatsız eden, onun dışında hiç sorun yaşamadık. Şimdilerde Prima aktif bebek kullanıyoruz.

- Islak mendil: İlk 6 ay hep pamuğu ılık suyla ıslatıp temizledik Aze'yi, yıkamadığımız zamanlar. 6 Aydan sonra Unibaby yenidoğan kullandık, kullanıyoruz hala. Alkol ve kimyasal oranı en düşük bez diyorlar onun için.

- Oyuncak: İlk aylar ana kucağından, park yataktan sarkan minik hayvanlar vs dışında bizimle oynadı en çok. bez kitaplar da ilgisini çekti.

Aklıma gelenler bunlar. Gelirse başkaca eklerim.


Devamını Oku »

15 Ağustos 2010 Pazar

Acayip bir doğum hikayesi

Dört gözle bekliyordum doğum hikayemi yazacağım zamanı. Doğum sonrası yazmanın biraz zaman alacağı, benim de hiç acele etmeyeceğimi düşünememişim. Bugün kızımın 11. günü ancak zaman ve yeterli motivasyonu sağlayıp oturuyorum bilgisayar başına.

3 Ağustos salı öğlen, eşimle kalkıp rutin muayenemize gittik hastaneye. 39 hafta 3 günlüktü hamileliğim. Doktorumuz vajinal muayene yaptı. Son söylediğinde olduğu gibi bebeğin doğum yoluna hala girmediğini, rahim ağzının arkaya dönük olduğunu, pazardan önce bebeğin gelmesinin zor olduğunu söyledi. Bir yandan canım sıkıldı bekleme işi devam edecek diye bir yandan da tam zamanında gelecek diye sevindim. Doktorumla pazarlık yaptık. O “cuma gel kontrole” dedi. Ben “Çok yoruluyorum geldiğimde, pazartesi geleyim yaa, arada doğum olursa gelirim işte.” dedim. En ufak tuhaf şeyde kontrole geleceğime söz verdikten sonra pazartesi gününde anlaştık.

Dönüşte Savo'yla kafeinsiz kahve içmek istedim, Beşiktaş'ta Starbucks'a gittik. Ferah ferah içtim kahvemi. Savo'nun daha vakti vardı ama eve arkadaşlar gelecek diye ben erken kalktım, karşıdan da mahallenin otobüsünü görünce, ışık mışık düşünmeden koştur koştur geçtim durağa. O denli iyi hissediyordum kendimi yani.

Eve geldim, arkadaşlar vardı, bloğa yazmıştım, o akşam baya arkadaş gelip gitti. Farklı bir ağrım vardı ama aklıma gelmedi doğum zira en erken pazar demişti doktor. Saat 21.00 suları tuvalete gittim. Kırmızı, regl akıntısına benzer bir şeyler geldi. “Aha nişan mı yoksa?” diye heyecanlandım. Doktoru aradım. “Vajinal muayeneden sebep olmuştur o. Doğum olması mümkün değil.” dedi. Pöffleyerek kapadım telefonu. Bir yandan da sancılarım artmaya, düzenli hale gelmeye başlamıştı. “Emziren Anneler” mail grubuna mail atıp sordum. “Şöyle bir sıvı geldi, şöyle sancılarım var acaba nedir nedir?” diyerek. Gelen cevapların hepsi, büyük ihtimalle doğumun başladığı yönündeydi. Hamileliğimin ortalarından beri bloğunu (Blogcu Anne) takip ettiğim Elif'le telefonda konuştuk. Bu arada sancı aralarım ilk zaman tuttuğumuzda 6-7 dakika gibiydi ve öncesini çok ağır hissetmeden bu aralıkla başlamış olması bana mümkün değilmiş gibi geliyordu. Elif de zaman tutmaya devam etmemi, düzenli giderse, doktoru aramamı, büyük ihtimalle doğumun başladığını söyledi.

Çok kısa süre sonra sancı araları 4-5 dakikaya düşmüştü bile. Halimiz çok komikti. Evde en yakın arkadaşım Gökay ve Savo'nun kız kardeşi Aylin vardı. Sancı başlayınca ben “geldi” diyorum, Gökay bir yandan kronometre tutarken, bir yandan tutunmam için bir kolunu bana uzatıyor, Ben eğilip kitaplığın bir rafından destek alıyorum, Aylin'se belime masaj yapıyor. :) Sancı araları ise daha da komik. Yemek yiyoruz, ben evi toparlıyorum, dondurma yiyorum, güzel güzel duşumu alıyorum, gülüp eğleniyorum falan. Tam hayal ettiğim gibi ilerleyebiliyor her şey. Tek yapamadığım oturmak. Saat 21.30'dan gece 01.00'e kadar neredeyse hiç oturmadım. O kadar iyi hazırlanmıştım ki bu sürece, o kadar iyi eğitmiştim ki kendimi en iyi nasıl yaşanabileceğine dair, olabilecek ennnn şahane şekilde geçirebildim. Sakin, fonksiyonel, başarılı.

Savaş'ı aradım. “Sakin ol, büyük ihtimalle doğum başladı, ama idare ediyorum, sancı araları 2 dakikaya falan düşünce ararız doktoru.” dedim. O da sakin kaldı gerçekten :) Saat 24.00'te evde oldu. Bana kalsa hala doktoru aramayacaktım ama Savaş çok ısrarcı oldu. Doktoru arayıp, “sancı araları neredeyse 2 dakkaya düştü” deyince, “hastaneye gelin” dedi.

Aylar öncesinden hazır olan valizimizi aldık, toparlandık, o esnada Neşe ve Gökşen geldi, kalabalık bir ordu halinde, yola koyulduk. Boğaz Köprüsü'ne nazır sancılarımızı yaşamak ayrı keyifliydi. Hastaneye vardık. Hızla acile aldılar. İşte orada doğumumun en şahane şeyi ile karşılaştık: Elif Ebe. Hiç incitmeden yaptığı vajinal muayenelerden, verdiği morallere, güler yüzüne, ilgisine resmen çok büyük lütuf oldu tüm gece boyunca bizim için. Elif Ebe beni odaya aldı, herkesi çıkardı. Muayeneyi yaptı, bu arada benim kalbim duracak; “Ya doktorun dediği gibi gündüz ki muayene yüzündense tüm bu ağrılar falan, ya doğum başlamadıysa, ya şimdi kös kös eve dönmemiz gerekirse...” derken Elif Ebe müjdeyi verdi: “Oo süper, doğum çoktan başlamış, rahim ağzı açıklığı 5-6 cm'ye varmış. Şahanesiniz.” Hoba bende bir sevinç bir sevinç... Millet içeri girdi, müjdeyi verdim, bizimkiler boş bulunup bir alkışlama... hastane çalışanları gelip kafayı uzatıyorlar “ne oluyor” diye! Biz hep beraber gülüyoruz, Elif Ebe şaşkın; “Sancı çekerken böyle gülen hamile ilk kez görüyorum.” Tam o ara aha!! haftalardır beklenen şey; suyum geliyor!!! Endişeliydim hep, “Ya geldiyse de ben farketmediysem? Nasıl bir şey ki bu? Ne kadar geliyor ki?” Dedikleri kadar var. Geldiğinde farketmemek mümkün değil. Rahat bir iki kilo su!!

Yatışımız yapılıyor. Bizi üst kata alıyorlar, tam odaya giriyoruz, hobaa bir daha su geliyor. Elif Ebe bakıyor, Eyvah, bebek kakasını yapmış içerde, suda yeşil renk var. Eğer bebeğin kalp atışları düşerse acil sezaryen gerekebilir! İşte o an paniklemeye başlıyoruz biraz. O safhaya kadar güzel güzel gelmişken, sezaryenle bitmesin süreç! En başından itibaren hep normal doğum istedim. 9 ay taşıdıktan sonra, ben uyurken dünyaya gelsin, başkaları karşılasın ben saatler sonra göreyim istemedim. Süt geldi mi gelecek mi endişesi yaşamak istemedim. Normal gelişmesi gereken, bin yıllardır böyle gelişen bir sürece müdahale edip, çocuğu doğurmak değil, müdahaleyle “aldırmak” istemedim.

Doktorumuz geliyor o ara. Muayene ediyor. NST'ye bağlatıyor bebeğin kalp atışlarını duyabilmek için. Şu hamilelik boyunca en kıl olduğum şey NST'ye bağlanmak. Evde sancıları ayakta daha rahat karşılamışken hastanede yatağa bağlı olmak beni rahatsız ediyor. Bu esnada Ayşen geliyor hastaneye. Biz de sanırım gecenin 2'sinde, hastaneye doğuma en kalabalık gelen tiplemeler rekorunu kırıyoruz böylece.

Rutin işlemler yapılıyor. Sırada doğumdan çok korktuğum iki şey var: Lavman ve epidural için kateter takılması. Lavman Elif Ebe'nin mahareti sayesinde çok kolay halloluyor. Sonra epidural için ameliyathanye alıyorlar. Doktorum, sezaryen olma ihtimaline karşı ilaç yaptırtmıyor. Sadece kateter takılacak. Benim talebim de eğer normal doğum olacaksa en düşük doz epidural almak. Çünkü hem doğum uzun sürerse bebeği etkilemesinden korkuyorum hem de epidural yüksek olursa doğum esnasında sancılrı hissedemeyip, yeterli ıkınamamaktan, doğumu zorlaştırmaktan. Ameliyathaneye tek başıma indiriyorlar. Korkutucu. Anestezist tatlı bir kadın. Ama ne kadar tatlı olursa olsun, ameliyat masasında çene karında, dizler o hamile göbeğin izin verdiğince karna çekili, nefes alamaz halde ve sancılar gelip giderken kıpırdamadan durmak çok zor. Doktorun ikizlerinden birinin adı Çınar'mış, Hemşireninse soyismi Çınar'mış. Bunlar konuşulurken olup bitiyor kateter takma işi.

Tekrar yukarı çıkarıyorlar. Savaş dışındakileri de dışarı çıkarıyorlar, artık doğma anı yaklaşıyor diye. Savaş, ben, Elif Ebe odada başbaşayız. Sancılar gitgide daha çok hissediliyor. Doktor geliyor, bebeğin kalp atışları normal. “Böyle giderse normal doğumla halledeceğiz.” diyor. Seviniyoruz. En düşüğünden epidural yapılıyor. Savaş elimi tutuyor. Gözü bebeğin kalp atışlarının olduğu ekranda, sürekli hatırlatıyor bana: “Hadi hayatım öğrendiğin gibi, derin nefes al, yavaş yavaş bırak.” Ben sancılarla gergin, “Almayacaaam” şımarıklığı yaptığımda hatırlatıyor: “Bak kalp atışı düşüyor Çınar'ın sen derin nefes almayınca, sezaryen mi olsun istiyorsun? Hadi bir derin nefes... Hah bak arttı şimdi, aferin.”

Sancılar maksimuma ulaştığında geldi doktorum. Muayene etti ve “Açıklık tamam, haydi doğumhaneye gidiyoruz.” dedi. Henüz beklemiyordum. Ama artık sancılar da çok zorlamaya başlamıştı. Bir de ben basınç hissini vajinada yaşayacağım sanıyordum. Halbuki tuvalete çıkma daha doğrusu çıkamama, kabızlık hissinin, ziplenmiş haliymiş tamemen.

Doğumhaneye aldılar, sancılarla ıkınma süreci başladı. Saat 05.05. Tam okuduğum hikayelerdeki gibi, her sancıda ıkınıyorum ama hiçbir gelişme yok, hiçbir ilerleme yok gibi geliyor bana. Boşu boşuna uğraşıyorum ve doğum asla bitmeyecek, birazdan doktor “Olmayacak haydi sezaryene.” diyecek gibi geliyor. Bir yandan bebeği ittirirken tüm gücümle bir yandan da Savaş'a bakıyorum, öyle heyecanlı, öyle panik ki... Son gücümle ittiriyorum ve Savaş “Derya bak doğdu.” diyor. Saat 05.19. İçimden kocaman bir ağırlık çekiliyor dışarı. Göbeğini kesiyor doktor. Bebeği yan masayı alıyorlar. Savaş'a bakıyorum, yeşil ameliyat kıyafeti, bonesi içinde gözleri dolu dolu, öyle mutlu ve güzel ki. Herkes “Bebeğimi görür görmez tüm acılarımı unuttum.” der, ben Savaş'ı öyle görünce tüm acılarımı unuttum. Mümkün olmaz sanardım ya o ana kadar ki sevgimin yüz katını hissetmeye başlıyorum o anda sevgilime karşı.

Bu arada bebeğimiz ağlamadı. Doktora sordum. “Normal, her zaman ağlamazlar, biz de ağlatmıyoruz” dedi. İnce bir hortumla ağzını, burnunu temizlediler. O zaman minik bir “uvveaaa” sesi geldi. Sonrasında hemen kucağıma verdiler.

Bebeği temizleyip giydirirlerken (Biz heyecanlı, hemşireler daha heyecanlı bebeğimin şapkası başka takımdan, zıbını başka, altı başka. Ama kimin umurunda?!) , benden plasentayı aldılar. Dikiş tamamlandı. Bebeğimle beraber odaya çıkardılar.

9 aydır heyecanla ve merakla beklenen süreç tamamlanıyor. Normal doğum sayesinde, hiç akış bozulmadan, kesintiye uğramadan... İstese bizi sezaryene yönlendirebilecekken yapmayan doktorum, Sürekli beni destekleyip, moral veren sevgilim ve çok sevgili arkadaşlarımın da büyük katkılarıyla.

Tüm hamile kadınlara öneririm normal doğumu. Bir süre yaşayacağınız yoğun acı, bir ömür gülümseyerek, şahane hatırlayacağınız ana değiyor.  
Devamını Oku »
doğum anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğum anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2011 Salı

Aze'nin Doğumundan Bugüne Sık Kullandığım Faydalı Hedeler

Geçenlerde doğum yapan Seçil ile yazışırken baya bir liste çıkmıştı ortaya. Maileştiğim başka hamileler de benzeri sorular sorunca benim kullandığım ve çok işime yarayan şeyleri yazayım dedim. Daha önce hamileden hamileye tavsiyeler başlığında tavsiyeleri yazmıştım. Bunlar da alet edevatlar:

- Ana Kucağı; dediğim şey şu . Benim hayatımı kurtardı.Aze içinde çok rahat ediyordu. O onun içinde sallanırken, bazen uyuklarken kitap bile okudum. Çok tavsiye ediyorum.

- Süt Sağma Makinası -  Ameda kullandım ben. Daha doğrusu, manuel pompa, medela pompa'nın ardından en memnun kalıp, uzun süreli kullandığım o oldu. Sağma makinası enteresan bir cihaz. İhtiyaç duyup duymayacağınız hiç belli değil. Doğumdan sonra bebeğin, memelerin, sütün durumuna ve çalışma ihtimaline bağlı. Detaylı olarak şu linkte anlatmıştım.

- Sırt Çantası: Koccaman bir çanta gerek bebeden sonra. Kıyafetler, bezler, biberonlar, mamalar, sular, oyuncaklar, battaniyeler derken valizimsi bir şeyler kullanmak gerekiyor. Zilyon tane anne-bebe çantası adı verilen şey satılıyor. Ben ömür boyu kullandığım çantalardan tercih ettim ve şöyle bir tane aldım. Herhangi bir bebe çantasından çok daha işimi görüyor benim.

- Sling: Kendisine özel yazılar yazdım, maniler düzdüm, şarkılar yazdım! Bebeğimi en rahat, en kucak kucağa taşıma yöntemimdi. Çoook memnundum çok. Herkese çok tavsiye ederim. Ben wrap slingte rahat ettim.

- Eldivenli tulum: Bebeler eldivenleri çıkarıp attığı için kendinden açıp kapamalı tulumlar bizi çok rahat ettirdi. Bebelerin elinde eldivenin sürekli olmaması, dokunarak etrafı keşfetmeleri de önerildiğinden gündüz açtık eldivenleri, gece kendini çizmesin diye kapadık. Atmayı beceremedi. Süper oldu. Tulum ve bodylerde Mothercare çoklu paketlerini tek geçerim. Hem uygun fiyat hem kaliteli ve fonksiyonel.

- Oyun Halısı: Bebeklerin ilgisini çektiği kesin. Uzanıp dokunmaya çalışıyorlar. Renklere gözleri alışıyor. Yüzüstü durmak sıkıcı gelmiyor. Aze seviyordu. Onlarla oynarken ben dinlenebiliyordum.

- Nuby Biberon: Göğüse benzediği için bebeklerin emmeyi bırakma ihtimalini azaltıyor bu biberon.  Elastik olduğu için gaz yapmıyor, tutuşu bebeğin hoşuna gidiyor. Hala kullanıyoruz memnuniyetle.

- Nuk emzik: Emzik işini önemsedik biz. Kullansın ki emme güdüsü tatmin olsun dedik. Çünkü beni emmiyordu. Ama suyunu da çıkarmaması için sadece uykuya hazırlık aşamasında verdik, uyurken emdi. Gündüz herhangi bir anda kullanmıyor hala. Nuk emzik kullandık ilk andan beri. Hala da öyle gidiyoruz.

- Park yatak - Yatak: İlk 6 ay bizim yatağın yanında yattı Aze Çınar. Park Yatakta. Rahattı, oyun aletleri, yüksekliği, müziği, titreşimi falan epey işimize yaradı. Oyun parkı olarak kullanmadık hiç. Aze küçücük alanda rahat etmez gibi geldi.
Karyolada ise sallanan, parmaklığı inen vs bir şey aldığınızda çok dikkat etmeniz gerekiyor. Bizimki epey laçka çıktı mesela. Sallamaya kalktığınızda dağılacak gibi oluyor, parmaklıkları Aze sallamaya başladığında dökülmeye başladı. Savaş yukarıdan aşağıya sıkıca bağladı da Aze'nin firar ihtimali ortadan kalktı. Sade bir karyola en iyisiymiş.
Aze ilk doğduğunda gündüzleri odasında geceleri yanımızda yatırıyorduk. Bu onun gece-gündüz ayrımı yapmasına da yaradı diye düşünüyorum.

- Ergo Baby: Aze slinge sığmaz hale gelince, benim bele ağrılar girince Savaş taşısın diye aldık Ergo'yu. Aze rahat, Savaş rahat, sırtta taşıyınca ben bile idare edebiliyorum.

- Tracy Hogg Bebek Bakım Sorunlarına Mucizevi Çözümler: Ahanda bu kitap hakkaten mucize bir kitap. ŞU linkte detaylı yazdığım Aze Çınar'a kendi kendine uyumayı öğretme şekli Tracy ablamıza ait. Ayrıca EASY dediği (bunu yazacaktım hala yazmadım) yöntem hayatımızı yine acayip kolaylaştıran bir şey oldu. Aze süper bir rutine sahip oldu. Hala da ne zaman kaka yapacağı bile bellidir çoklukla.

- Harvey Karpp: Tracy kadar olmasa da önerileri çok iyi geldi bize. "Bebeği kucağa alıştırma" denen şeyin aslında tersi olduğunu farkettirdi. (Bebek doğmadan 7/24 senin kucağındayken doğduktan sonra değil kucağa alıştırma tam tersi kucaktan vazgeçirme oluyor yaptığımız. O zaman mümkünse yavaş yavaş alıştıralım dünyaya. Bol bol kucakta olsun, ne kadar çok tutsan da eski alışkanlığı kadar tutamazsın.)

- Yürüteç: Biz çok az kullandık. Arada bir günde 5 dakika falan. Aze eğleniyordu ama kullanım şekli falan bana "yanlış bir şey var" hissi verdi hep.

- Hoppala: Aze seviyor. Ama saatlerce durmuyor. Oynuyor, zıplıyor, eğleniyor. Doyunca "beni kucağına al" hareketi yapıp çıkıyor içinden :))

- Bebek Bezi: Prima Premium Care kullandık biz Aze 8 aylık falan olana dek. Hakikaten sıvı kakayı çekiyor, sızdırmıyor, pişik yapmıyor. Kimyasal bir kokusu var rahatsız eden, onun dışında hiç sorun yaşamadık. Şimdilerde Prima aktif bebek kullanıyoruz.

- Islak mendil: İlk 6 ay hep pamuğu ılık suyla ıslatıp temizledik Aze'yi, yıkamadığımız zamanlar. 6 Aydan sonra Unibaby yenidoğan kullandık, kullanıyoruz hala. Alkol ve kimyasal oranı en düşük bez diyorlar onun için.

- Oyuncak: İlk aylar ana kucağından, park yataktan sarkan minik hayvanlar vs dışında bizimle oynadı en çok. bez kitaplar da ilgisini çekti.

Aklıma gelenler bunlar. Gelirse başkaca eklerim.


15 Ağustos 2010 Pazar

Acayip bir doğum hikayesi

Dört gözle bekliyordum doğum hikayemi yazacağım zamanı. Doğum sonrası yazmanın biraz zaman alacağı, benim de hiç acele etmeyeceğimi düşünememişim. Bugün kızımın 11. günü ancak zaman ve yeterli motivasyonu sağlayıp oturuyorum bilgisayar başına.

3 Ağustos salı öğlen, eşimle kalkıp rutin muayenemize gittik hastaneye. 39 hafta 3 günlüktü hamileliğim. Doktorumuz vajinal muayene yaptı. Son söylediğinde olduğu gibi bebeğin doğum yoluna hala girmediğini, rahim ağzının arkaya dönük olduğunu, pazardan önce bebeğin gelmesinin zor olduğunu söyledi. Bir yandan canım sıkıldı bekleme işi devam edecek diye bir yandan da tam zamanında gelecek diye sevindim. Doktorumla pazarlık yaptık. O “cuma gel kontrole” dedi. Ben “Çok yoruluyorum geldiğimde, pazartesi geleyim yaa, arada doğum olursa gelirim işte.” dedim. En ufak tuhaf şeyde kontrole geleceğime söz verdikten sonra pazartesi gününde anlaştık.

Dönüşte Savo'yla kafeinsiz kahve içmek istedim, Beşiktaş'ta Starbucks'a gittik. Ferah ferah içtim kahvemi. Savo'nun daha vakti vardı ama eve arkadaşlar gelecek diye ben erken kalktım, karşıdan da mahallenin otobüsünü görünce, ışık mışık düşünmeden koştur koştur geçtim durağa. O denli iyi hissediyordum kendimi yani.

Eve geldim, arkadaşlar vardı, bloğa yazmıştım, o akşam baya arkadaş gelip gitti. Farklı bir ağrım vardı ama aklıma gelmedi doğum zira en erken pazar demişti doktor. Saat 21.00 suları tuvalete gittim. Kırmızı, regl akıntısına benzer bir şeyler geldi. “Aha nişan mı yoksa?” diye heyecanlandım. Doktoru aradım. “Vajinal muayeneden sebep olmuştur o. Doğum olması mümkün değil.” dedi. Pöffleyerek kapadım telefonu. Bir yandan da sancılarım artmaya, düzenli hale gelmeye başlamıştı. “Emziren Anneler” mail grubuna mail atıp sordum. “Şöyle bir sıvı geldi, şöyle sancılarım var acaba nedir nedir?” diyerek. Gelen cevapların hepsi, büyük ihtimalle doğumun başladığı yönündeydi. Hamileliğimin ortalarından beri bloğunu (Blogcu Anne) takip ettiğim Elif'le telefonda konuştuk. Bu arada sancı aralarım ilk zaman tuttuğumuzda 6-7 dakika gibiydi ve öncesini çok ağır hissetmeden bu aralıkla başlamış olması bana mümkün değilmiş gibi geliyordu. Elif de zaman tutmaya devam etmemi, düzenli giderse, doktoru aramamı, büyük ihtimalle doğumun başladığını söyledi.

Çok kısa süre sonra sancı araları 4-5 dakikaya düşmüştü bile. Halimiz çok komikti. Evde en yakın arkadaşım Gökay ve Savo'nun kız kardeşi Aylin vardı. Sancı başlayınca ben “geldi” diyorum, Gökay bir yandan kronometre tutarken, bir yandan tutunmam için bir kolunu bana uzatıyor, Ben eğilip kitaplığın bir rafından destek alıyorum, Aylin'se belime masaj yapıyor. :) Sancı araları ise daha da komik. Yemek yiyoruz, ben evi toparlıyorum, dondurma yiyorum, güzel güzel duşumu alıyorum, gülüp eğleniyorum falan. Tam hayal ettiğim gibi ilerleyebiliyor her şey. Tek yapamadığım oturmak. Saat 21.30'dan gece 01.00'e kadar neredeyse hiç oturmadım. O kadar iyi hazırlanmıştım ki bu sürece, o kadar iyi eğitmiştim ki kendimi en iyi nasıl yaşanabileceğine dair, olabilecek ennnn şahane şekilde geçirebildim. Sakin, fonksiyonel, başarılı.

Savaş'ı aradım. “Sakin ol, büyük ihtimalle doğum başladı, ama idare ediyorum, sancı araları 2 dakikaya falan düşünce ararız doktoru.” dedim. O da sakin kaldı gerçekten :) Saat 24.00'te evde oldu. Bana kalsa hala doktoru aramayacaktım ama Savaş çok ısrarcı oldu. Doktoru arayıp, “sancı araları neredeyse 2 dakkaya düştü” deyince, “hastaneye gelin” dedi.

Aylar öncesinden hazır olan valizimizi aldık, toparlandık, o esnada Neşe ve Gökşen geldi, kalabalık bir ordu halinde, yola koyulduk. Boğaz Köprüsü'ne nazır sancılarımızı yaşamak ayrı keyifliydi. Hastaneye vardık. Hızla acile aldılar. İşte orada doğumumun en şahane şeyi ile karşılaştık: Elif Ebe. Hiç incitmeden yaptığı vajinal muayenelerden, verdiği morallere, güler yüzüne, ilgisine resmen çok büyük lütuf oldu tüm gece boyunca bizim için. Elif Ebe beni odaya aldı, herkesi çıkardı. Muayeneyi yaptı, bu arada benim kalbim duracak; “Ya doktorun dediği gibi gündüz ki muayene yüzündense tüm bu ağrılar falan, ya doğum başlamadıysa, ya şimdi kös kös eve dönmemiz gerekirse...” derken Elif Ebe müjdeyi verdi: “Oo süper, doğum çoktan başlamış, rahim ağzı açıklığı 5-6 cm'ye varmış. Şahanesiniz.” Hoba bende bir sevinç bir sevinç... Millet içeri girdi, müjdeyi verdim, bizimkiler boş bulunup bir alkışlama... hastane çalışanları gelip kafayı uzatıyorlar “ne oluyor” diye! Biz hep beraber gülüyoruz, Elif Ebe şaşkın; “Sancı çekerken böyle gülen hamile ilk kez görüyorum.” Tam o ara aha!! haftalardır beklenen şey; suyum geliyor!!! Endişeliydim hep, “Ya geldiyse de ben farketmediysem? Nasıl bir şey ki bu? Ne kadar geliyor ki?” Dedikleri kadar var. Geldiğinde farketmemek mümkün değil. Rahat bir iki kilo su!!

Yatışımız yapılıyor. Bizi üst kata alıyorlar, tam odaya giriyoruz, hobaa bir daha su geliyor. Elif Ebe bakıyor, Eyvah, bebek kakasını yapmış içerde, suda yeşil renk var. Eğer bebeğin kalp atışları düşerse acil sezaryen gerekebilir! İşte o an paniklemeye başlıyoruz biraz. O safhaya kadar güzel güzel gelmişken, sezaryenle bitmesin süreç! En başından itibaren hep normal doğum istedim. 9 ay taşıdıktan sonra, ben uyurken dünyaya gelsin, başkaları karşılasın ben saatler sonra göreyim istemedim. Süt geldi mi gelecek mi endişesi yaşamak istemedim. Normal gelişmesi gereken, bin yıllardır böyle gelişen bir sürece müdahale edip, çocuğu doğurmak değil, müdahaleyle “aldırmak” istemedim.

Doktorumuz geliyor o ara. Muayene ediyor. NST'ye bağlatıyor bebeğin kalp atışlarını duyabilmek için. Şu hamilelik boyunca en kıl olduğum şey NST'ye bağlanmak. Evde sancıları ayakta daha rahat karşılamışken hastanede yatağa bağlı olmak beni rahatsız ediyor. Bu esnada Ayşen geliyor hastaneye. Biz de sanırım gecenin 2'sinde, hastaneye doğuma en kalabalık gelen tiplemeler rekorunu kırıyoruz böylece.

Rutin işlemler yapılıyor. Sırada doğumdan çok korktuğum iki şey var: Lavman ve epidural için kateter takılması. Lavman Elif Ebe'nin mahareti sayesinde çok kolay halloluyor. Sonra epidural için ameliyathanye alıyorlar. Doktorum, sezaryen olma ihtimaline karşı ilaç yaptırtmıyor. Sadece kateter takılacak. Benim talebim de eğer normal doğum olacaksa en düşük doz epidural almak. Çünkü hem doğum uzun sürerse bebeği etkilemesinden korkuyorum hem de epidural yüksek olursa doğum esnasında sancılrı hissedemeyip, yeterli ıkınamamaktan, doğumu zorlaştırmaktan. Ameliyathaneye tek başıma indiriyorlar. Korkutucu. Anestezist tatlı bir kadın. Ama ne kadar tatlı olursa olsun, ameliyat masasında çene karında, dizler o hamile göbeğin izin verdiğince karna çekili, nefes alamaz halde ve sancılar gelip giderken kıpırdamadan durmak çok zor. Doktorun ikizlerinden birinin adı Çınar'mış, Hemşireninse soyismi Çınar'mış. Bunlar konuşulurken olup bitiyor kateter takma işi.

Tekrar yukarı çıkarıyorlar. Savaş dışındakileri de dışarı çıkarıyorlar, artık doğma anı yaklaşıyor diye. Savaş, ben, Elif Ebe odada başbaşayız. Sancılar gitgide daha çok hissediliyor. Doktor geliyor, bebeğin kalp atışları normal. “Böyle giderse normal doğumla halledeceğiz.” diyor. Seviniyoruz. En düşüğünden epidural yapılıyor. Savaş elimi tutuyor. Gözü bebeğin kalp atışlarının olduğu ekranda, sürekli hatırlatıyor bana: “Hadi hayatım öğrendiğin gibi, derin nefes al, yavaş yavaş bırak.” Ben sancılarla gergin, “Almayacaaam” şımarıklığı yaptığımda hatırlatıyor: “Bak kalp atışı düşüyor Çınar'ın sen derin nefes almayınca, sezaryen mi olsun istiyorsun? Hadi bir derin nefes... Hah bak arttı şimdi, aferin.”

Sancılar maksimuma ulaştığında geldi doktorum. Muayene etti ve “Açıklık tamam, haydi doğumhaneye gidiyoruz.” dedi. Henüz beklemiyordum. Ama artık sancılar da çok zorlamaya başlamıştı. Bir de ben basınç hissini vajinada yaşayacağım sanıyordum. Halbuki tuvalete çıkma daha doğrusu çıkamama, kabızlık hissinin, ziplenmiş haliymiş tamemen.

Doğumhaneye aldılar, sancılarla ıkınma süreci başladı. Saat 05.05. Tam okuduğum hikayelerdeki gibi, her sancıda ıkınıyorum ama hiçbir gelişme yok, hiçbir ilerleme yok gibi geliyor bana. Boşu boşuna uğraşıyorum ve doğum asla bitmeyecek, birazdan doktor “Olmayacak haydi sezaryene.” diyecek gibi geliyor. Bir yandan bebeği ittirirken tüm gücümle bir yandan da Savaş'a bakıyorum, öyle heyecanlı, öyle panik ki... Son gücümle ittiriyorum ve Savaş “Derya bak doğdu.” diyor. Saat 05.19. İçimden kocaman bir ağırlık çekiliyor dışarı. Göbeğini kesiyor doktor. Bebeği yan masayı alıyorlar. Savaş'a bakıyorum, yeşil ameliyat kıyafeti, bonesi içinde gözleri dolu dolu, öyle mutlu ve güzel ki. Herkes “Bebeğimi görür görmez tüm acılarımı unuttum.” der, ben Savaş'ı öyle görünce tüm acılarımı unuttum. Mümkün olmaz sanardım ya o ana kadar ki sevgimin yüz katını hissetmeye başlıyorum o anda sevgilime karşı.

Bu arada bebeğimiz ağlamadı. Doktora sordum. “Normal, her zaman ağlamazlar, biz de ağlatmıyoruz” dedi. İnce bir hortumla ağzını, burnunu temizlediler. O zaman minik bir “uvveaaa” sesi geldi. Sonrasında hemen kucağıma verdiler.

Bebeği temizleyip giydirirlerken (Biz heyecanlı, hemşireler daha heyecanlı bebeğimin şapkası başka takımdan, zıbını başka, altı başka. Ama kimin umurunda?!) , benden plasentayı aldılar. Dikiş tamamlandı. Bebeğimle beraber odaya çıkardılar.

9 aydır heyecanla ve merakla beklenen süreç tamamlanıyor. Normal doğum sayesinde, hiç akış bozulmadan, kesintiye uğramadan... İstese bizi sezaryene yönlendirebilecekken yapmayan doktorum, Sürekli beni destekleyip, moral veren sevgilim ve çok sevgili arkadaşlarımın da büyük katkılarıyla.

Tüm hamile kadınlara öneririm normal doğumu. Bir süre yaşayacağınız yoğun acı, bir ömür gülümseyerek, şahane hatırlayacağınız ana değiyor.  

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...