Lilypie Second Birthday tickers
Aze Çınar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aze Çınar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2011 Pazar

Aze Çınar ne alemde?

Yine epey ara verdim yazmaya. Bu sefer güzel bir sebebim var. Tam istediğim gibi bir iş buldum. Mutlu mesut çalışıyorum. İş saatleri biraz bana bağlı. Yetiştirilmesi gereken işler olduğunda bazen sabahlamak gerekebilecekken bazense işe öğlen gideceğim. İşi seviyorum, yerini seviyorum. Keyifler bu anlamda iyi anlayacağınız. Şu ara bir çok şeye vakit ayıramadım ama. Emzirme reformu ile ilgili yapmam gereken işler vardı yapamadım. Sevgili Peri sağolsun benim işimi yaparak üzüntümü azalttı. Onun dışında iş öncesinde neredeyse her gün görüştüğüm arkadaşlarımla görüşmelerimiz azaldı. Bir kaç gün sabah 4'te geldim eve, Neredeyse anne baba blogger toplantısına da gidemeyecektim ki işle eğlenceyi birleştirip, daha sonra gündemde olan bloggerlarla röportajı organize ederek buluşmaya gidebildim :)) Kızımı bu hafta çok az gördüğümden, hem Bebek'teki buluşmaya hem diğer yerlere getirdi babası. Bu arada hem şahane ikramları vesüt hediyeleri için hem güler yüzleri için, üstüne üstlük çekim yapmamız için tüm kolaylıkları gösterdikleri için L'era Fresca'ya da ayrıca teşekkür ederiz. 
Akşam da babanneye gittik bir tam günü beraber geçirmiş olduk doya doya. 


Son görüştüğümüzden beri Maya'mızın doğumgünü oldu. Mayakuş doomgünüsünde pek hastaydı, hiç eğlenemedi. 



Bayadır Aze'nin gelişimi ile ilgili de yazmıyordum. Aze'nin boyu uzuyor fekat kilosu 12 civarı sabitlendi. İyice ince bir kız oldu. Öndeki göbeği saymıyoruz. Neredeyse her söyleneni anlıyor, yapıyor. İstediğimiz şeyleri getiriyor, götürüyor. İsimlerini söyleyip şunu götür dediğimiz kişiye götürüyor. Herkesi tanıyor yani. Derdini anlatıyor iyiden iyiye. Söylenen hemen her şeyi taklitle tekrar ediyor. Anlamını bilerek söyledikleri ise aklıma geldiğince şöyle: 

Su : Şu
Onu: Onnuu
Mama
Balon: Buluun
Maymun: Mamuun
Ada
Maya
Mumu: Mommoo
Gel: Gel
Git: git
Anne
Baba
Derya
Savaş: Şaaş
Dede
Dayı: Dayi 
Hala: Haya
Köpek: how how
Kedi: Miaaağw 
Kuş: Gak 
Üzüm: üjüm
Burun: Buyun
Göz
Kulak: kukku
Gökay: goygoy
Zeynel: Zeyzi
Zeytin: zetti
Alo: Ayo (Herşeyi ama her şeyi telefon olarak kullanabiliyor. Kibriti de, kalemi de, anahtarı da kulağına götürüp "Ayoooo" diyor) (Aynı şekilde çatal, düdük, kalem, cezve sapı her şeyi ağzına sokup flüt muamelesi yapıyor elleriyle.) 
Müzik: Nanana  (Şirinlerin şarkısının ilk üç notasını doğru söylüyor. Çalan müziği tanıyınca içinden kelimeler söylüyor. Mesela Ali, mesela denni:deniz)
Uyku: Eeee eee (bebeklerini uyutmaya çalışıyor eee eee diyerek. Bir de pış pışlıyor. Geçen gün birini ayağına koymuş sallıyordu. Ki biz onu hiç ayakta sallamadık. Ayakta sallanan bir çocuk da hiç görmedi.) 
Kitap: Kipa (Alıyor okuyor, okutuyor, kendi kendine bir şeyler sallıyor okuyormuş gibi) 
Benim: Mennim
Merhaba: Memaaa (elini uzatıp uzatılan eli sıkıp sallıyor) 
Makina: Maanna
Dıgıdık dıgıdık
At
Top: gol
bitttiiiii
Neden: dedeeen


Halay çekiyor, tey tey diyor. 
Acıkınca, mama sandalyesine götürüyor bizi, "Haydi mutfağa götürüp beni doyurun" mesajı veriyor.
Öpüyor, bay bay yapıyor, eliyle öpücük gönderiyor. 
Sarılıyor, beni özleyince babasına telefonu götürüp aramasını istiyor. Müzik isteyince de telefonu uzatıyor. Dans etmeye bayılıyor. Uykusu gelince salonun kapısına gidip el sallıyor. 


Uykusunu teke düşürdü bu ay. Akşam 20.30 civarı uyuyor. Sabah 08.30 civarı kalkıyor. Saat 13.00 gibi uyuyup 2 saat sonra kalkıyor. Her gün çorbasını, ev yoğurdunu, etini, ortalama 250 cc formül mamasını, meyvesini, pekmez, yumurta, ıhlamur, ceviz, tereyağ, zeytin, buğday ekmeği, peynirden oluşan kahvaltısını yapmaya devam ediyor. 

İnanılmaz eğlenceli bir insan oldu. Kendi kendine oynamasını da bildiği için ortada takılıyor, bize dinlenme fırsatı da tanıyor bolca. Zaman zaman inat, sinir, ağlama krizleri de yaşanmıyor değil. Fekat hala 2 yaş krizi düzeyine gelmediği için çabuk atlatıyoruz. 

Böyle işte. Aze Çınar Büyüyor. 
Devamını Oku »

17 Ekim 2011 Pazartesi

Geldik

Epeydir düzenli yazmıyorum bloga. Minik minik duyurular, haberler vs ile yetiniyorum. Bahardan beri hayatımız sürekli değişti. Kötü değişim değildi hiçbiri. Değişimleri severim. Ama bir rutin ve düzeni engelledi sürekli değişimler. 1 kere taşınma, 1 dönemsel iş, 5 kez şehir dışı, 1 kez daha taşınma, Savaş'ın iş değiştirmesi, Biri İnternet'in beceriksizlikleri ve internetsizlik, TTNet'e maalesef dönüş, Savaş'ın işten çıkması derken yerleşik yaşamı oturtamadık bir türlü. Bu oturtamamak blogu geciktirmek gibi küçük şeyler dışında bir sıkıntıya yol açmadı hiç, yersizlik yurtsuzluk, göçebelik halini de severiz biz aslında ama bebek olunca yerleşikliği, rutini daha çok arar olduk.

Ama bugün farkettim ki ben aslında her zorluğa rağmen çok daha önce bir şeyler yazabilirmişim. Beni durduran şey sınırlı internet, zaman zaman internetsizlik değil gitgide biriken anlatılacak şeyleri toparlamaya üşenmek, nereden başlayacağını bilememek falanmış. Ayların fotoğrafları Savaş'ın laptopta. Oradan al, benim emektara taşı, foto seç, yükle de eksta yük! "Yaz ne istersen, fotoğrafsız yaz  yahu" der demez kendi kendime hop burada bulverdim işte kendimi. O yüzden kaç zamandır düşündüğüm gibi, son bıraktığım yerden başlayıp, şu oldu bu oldu diye anlatmayacağım. Biliyorum çok kere "oo anlatacak çok şey var gelince anlatacağım." dedim ama bunu yapmayı beklersem daha çok bekleyecek bu  blog gibi geliyor bana. O yüzden kronolojik olmayacak aklıma gelenler geçecek sadece.

Buralara gelmeyeli Aze Çınar  14 aylık ve 12 kilo oldu. Takır takır koşuyor, laf anlıyor, düştü, gel, git, al, ver, anne, baba, dede, bulun (balon), mama, bitti, aç gibi kelimeleri söylüyor. Söylenen bir çok şeyi anlıyor. mesela kumandayı şuna götür dediğimizde evdeki 5-6 kişi içinde kimi demişsek ona götürüyor. "Uyandıysan, daha fazla uyumayacaksan emziğini çıkar" dediğimde emziğini çıkarıyordu, son günlerde ise geliştirip, uyumuyorsak napıyoruz? diye soruyorum hop atıyor ağzından emziği. Uykusu geldiğinde bazen elimizden tutup yatağa götürüyor bizi. Hangimizi seçmişse geride kalana el sallıyor. Geçenlerde Mumu (Mustafa Murat) bizde kaldı. Ahu bir seminere gitti. Baya bir süre oyuncak kapıştılar yerde. bir süre sonra Mumu ağlamaklı olunca "Ama kızım Mumu'nun annesi burada değil bak yazık, üzülmesin." der demez elindekini uzattı Mumu'ya kuzum.

Her şeyi yiyor. Bazen bazı şeyleri istemiyor ve çok net belli ediyor. Çok güzel sarılıyor, öpüyor. İnsanları tanıyor. Kişisine göre tepki veriyor. Genel itibariyle sıcakkanlı ve güleç. Tüm geçtiğimiz süreçte anne-bebek grubumuzla görüşmelerimiz sıklıkla devam etti. Eylemlere gitti. Bol bol babanneye gitti. Annaneye gitti. Sokakta bol bol oynadı. Kedi ve köpeklere aşık oldu. Köpek deyince "Hov" , kedi deyince "maaağv" diyor. Yatak gibi yumuşak yerlerde de ayağa kalkıp dik durabilmeye başladı. Yapınca da kendini alkışlıyor.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Hep birlikte karşıya geçmek üzereyiz. Hızlıca ilk aklıma gelenleri yazmak istedim ki artık başlamış olayım şu bloga. Devamı gelecek.

Öperiz hepinizi.
Devamını Oku »

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Kısa kısa kısa kısa

- Aze konuşmaya başladı. Sanırım bir karışıklık olmuş, kendisi Fransız bir insan. Fransız aksanıyla fransızca konuşuyor. Fekat bizim tekrarlattığımız kelimeleri aynen tekrarlıyor (canı isterse). Kedi, anne, baba, hadi, bebek... Ne dersek söylüyor.

- Yürüme çalışmaları ilerledi. Tek elle elimizi tutup ışık hızıyla ilerliyor.

- Baya laftan anlamaya başladı. Tabakta üzüm var, Savaş "Anne ver kızım." diyor, bizimki iki parmağıyla tutup ağzıma sokuyor üzümü, "babaya ver" diyor, hop Savaş'ın ağzına... Bugün Şiirci'de "aaa Aze Pınar'ın parmaklarına bak!" dedim, ki bu laf Aze anlayıp baksın diye değil, Pınar parmaklarını Aze'ye uzatsın diyeydi, Aze uzanıp Pınar'ın parmaklarına baktı!

- Aze'nin babası bir yaş daha büyüdü, pazar aile kutlamasının dışında bir de sürpriz yaptık kendisine. Hep mutlu, kutlu, sağlıklı ve bizimle olsun.

- Aze geçtiğimiz pazar Feride teyzesi sayesinde atlıkarınca vb bilumum alete bindi. Çok eğlendi. Yine Feri sayesinde 3 boyutlu bir şeye bindik biz de Savaş  ve Vedat'la o Aze'ye bakarken. Bize anlatışından ben uzayda geziyormuşuz gibi olacak sanmıştım. Halbuki uzay dekoru içinde roller coaster'a biniyormuş gibi oluyormuş!!! Bindiğimizin 10. saniyesinde gözlükleri çıkardım, yetmedi Savaş anlayıp elimi tuttu hemen, yetmedi gözlerimi kapadım bitene kadar, o da yetmedi kafamı sağa çevirip kısık gözle Vedat'a baktım arada bir ve kendi kendime "koltukta oturuyosun şu an, bak Vedat yanında koltuktasın koltuktasıııın" Çok korkarım ben öyle aletlerden arkadaş. Koltukta olduğumu bilsem de çok korkarım yüksekten. İnene kadar bakmadım ekrana.

- Dukan diyeti diye bi diyete başladım. Başladığım 1. gün regle denk geldi, ben ağrı ve halsizlik içinde yattım 2 gün. Regl geçti, günler geçti ben hala halsizlikten ölüyorum. Diyette sadece protein yiyorsun karbonhidrat ve şeker yok. Herhalde o yüzden diyorum, aynı diyeti yapan Perizad'a soruyorum, hayır o ilk gün dışında yaşamamış böyle bir şey... Sonunda bugün anlaşılıyor ki meğer vitamin almak gerekiyormuş!!! Kaç günün uyur uyanık, bitkin hali bu yüzdenmiş.

- Cevahir Alışveriş Merkezi'nde ramazan etkinlikleri düzenleniyor. Dün oradaydık. Aze'yi yaklaştırdım izlesin diye, önce tiyatrocu tipler bir mini perde arkasından müzikli bir şov sergilediler. Bütün şarkılar popüler, saçma sapan olanlardandı. Arkasından Karagöz ile Hacivat çıktı sahneye. Hadi birbirlerine Eşek, beygirle başlayıp devam eden hakaretleri geçtim, Karagöz iki de bir hacivatın kafasına dan diye vuruyordu ses çıkaran bir şeyle. Aze korktu her vurduğunda, 3.de ayrıldık hemen oradan. Ama çocuklara yönelik bir gösteride çocuklara vurmayı, hakareti sevimlileştiren içeriği sevmedim.

- Her akşam dışarı çıkmaya devam. Şu bitik halde bile :((

- Tadilat işleri çok korkunç. Sürekli acele ediyor olmak, kısıtlı kaynak vs işin heyecanını sıfırlıyor. Yine de tebdili mekanda ferahlık vardır umalım.

- Mihri Belli Öldü. Bir tarih, bir sembol öldü. Yarın 16.30'da Şişli Camii'nden (Ateistleri başka türlü uğurlamalı )  uğurlayacağız.

- Bugün foto yok. Yazı olabilmesine bile şükür. Hiç halim yok hiiiç.
Devamını Oku »

11 Ağustos 2011 Perşembe

53. Hafta, Yılanın derisi...

Şu aralar hiçbir şeyi yetiştirememekten yana sıkıntılıyım. Bloga istediğim sıklıkta yazı yazamamaktan, istediğim hızda kitap okuyamamaktan, Yapmayı planladığım bir sürü şeye zaman bulamamaktan... Halbuki ortalamanın epey üstünde rahatım. Dün gece dışarıda içip, gece evde muhabbete devam edip 03.00 civarı yatıp, sabah 11.00'de kalkabilmek lüksüm var. 1 yaşında bir çocuğa rağmen. Ama işte ortalamanın çoğundan daha rahat olmam, yapamadığım şeylere üzülmemi engellemiyor. Niye böyle bir giriş yaptım, kaç zamandır yazmayı düşündüğüm bir çok konuyu hala bloga yazamamış, kısa kısa güncellemeleri bile zamanında yazamıyor olmanın verdiği dertlenme sebebiyle...

Gelelim son haftaya; En son yazdığımdan beri yine koştur koştur sürüyor hayat. Geçtiğimiz çarşamba idi Aze'nin tam doğumgünü. Doğumgünü çocuğunu Gökay'a bırakıp Savaş'la kutlamaya gittik. "Ne şahane yapmışız beaaa, helal bize" temalı, karşılıklı hediyeleşmeli gecemizi geçirdik.

Önceki gün Aze'nin 1 yaş kontrolüne gitmiştik. Boy: 76 cm, Kilo 10.9, Her şey normal... Sonraki günler her akşam dışarılarda dolandık.


Cumartesi günü Perizad ve dünya güzeli Elvin'le görüştük. Cumartesi Anneleri'nin oturma eyleminden gelmişlerdi, kederliydiler. Sonrasında bebelerin sınır tanımaz tüm ilgiyi üzerlerine toplamaları ile annelik, bebekler ve bebek işleri arasında sohbetle geçti günümüz. Hacıpolo'da kahvemizi de içtik ama henüz az bebe soslu derin sohbetler gerçekleştiremedik, umarız yakına.



Pazar günü ise dünya tatlısı Doruk ve ailesine gittik öğle çay-kahvesine. Sevgili Özlem ve Nevzat çok güzel ağırladılar bizi. Funda-Barış-Ayşe İdil de geldiler. Özlem'in yaptığı şahane börekler, kekler yendi, bebeler acayip sosyalleşti. Bu grubun babaları şahane olduğundan onlar bebelerle oynarken anneler miss oturup sohbet edebildi. Emziren anneler grubuna bitmek bilmez teşekkürlerden biri daha gerekiyor bu keyifli zamanlara sebep olduğu için. (Farkettiniz mi Aze Çınar dimdik ayakta)

k.validenin yüze dikkat :))


Ondan sonra kayınvalidelere gittik. Savaş'a aile doğumgünü kutlaması yaptık. Evet bizim ailemizin üçte biri ağustos doğumlu. Aze her zamanki gibi onca kişinin ilgisi içinde kendinden geçti.




Ertesi gün ise uzun yıllardır arkadaşımız olan (Alevilikte musahiplik vardır, bir nevi kardeşlik ilanı, heh Savaş'la Ümit musahipler.) Ümit, Dilek ve oğulları Batu ile birlikteydik. Aze Çınar çok acayip bir akşam geçirdi. En sosyal, en sınırsız, en korku-sevgi-eğlence karışık ve mutlu anlarını. Biz de canlı olarak iki kardeş nasıl yaşıyor onu gördük. Aze Batu'dan bazen çok korktu ama ona rağmen sürekli peşinden dolaştı, gülmekten yıkıldı, zıp zıp zıpladı. Batu'yu taklit edip durdu... Ve o gün doğduğundan beri ilk kez bu kadar saat uyanık kalıp gece 23.30 civarı uyudu.

Bir kaç zamandır bir tadilat işleriyle de uğraşıyoruz. Hem beden hem ruh yoruyor. Göçebe kaplumbağalar olarak yine göçüyoruz. Bu sefer daha bir başka. Ama hayır bu sefer de çok uzun süreli olmayacak. Her göçte biraz daha yük atıyoruz, biraz daha minimalize oluyoruz. Faydası oluyor bence bu taşınmaların :) Çok uzak değil "son" taşınmamız. Biraz daha zamanı var ama çok uzak değil. O zamana kadar zihnimiz de son şekline doğru hızla yol alıyor. Öyle hissediyorum ki aynı zamana denk gelecek zihnimizin olgunlaşması, oturması ile bizim fiziksel olarak da "aha da burası" deyip oturmamız. Eskiden "Yılan gibi olmak lazım" derdik. "Soyulan deriyi boşuna vücutta tutmamak gerek. Hayatında gereksiz yer kaplayan her şeyi kuruyan deri gibi atmak gerek. Hiçbir şeye boyun eğmeyip, kanıksayıp, olumsuz haliyle kabul etmeyip, gerekirse tüm hayatı değiştirmek pahasına silkinip atmak deriyi..." O zamanlar sadece derdik, bir süredir yapıyoruz da dediğimizi. Gitgide duruluyor, sakinliyor, hayatı daha net algılayıp, hayata daha çok gülebiliyoruz. İşte büyümek böyle bir şey herhalde. Bilmiyorum çoğunluk yaşıtımızın artık "yaşlanıyoruz" demeye başladığı bu anlarda bizim "büyüyoruz" dememiz neye denk düşüyor. Ama seviyorum bu halimizi. Adına ister yaşlanmak ister büyümek diyelim.








Devamını Oku »

4 Ağustos 2011 Perşembe

Babasından Aze Çınar 1 yıldır bizimle 5

Canım Kızım; 

Seninle aramızda özel bir sevgi var. Ya da ben öyle hissediyorum. Belki de bütün babalar böyle hissediyordur. Bana sarılman, kucağımda uyuman, gülmen, seslenmen, bakışın sanki bir başka. Kız babası olmak başka derlerdi de inanmazdım. İsterim ki hayat boyu mutlu ol. Ben de senin mutlu olmam için elimden geleni yapacağım.

Ben hep doğruyu yapmaya çalışsam da bazen yanlışlar da yapacağım. Tıpkı bu sabah kahvaltıda olduğu gibi. Doğum gününde hayatında ilk kez acıyı tattın. Kahvaltıda sana yanlışlıkla acı biber verdim. Önce ısırdın biberi, acı olduğunu farkedince yüz ifaden değişti, ağzından çıkarmaya çalıştın, çok başarılı olamayınca da ağladın. Yardım isteyen gözlerle Deyyaa'ya (şimdilik annene böyle sesleniyorsun) sonra da bana baktın. İçimiz gitti o an. Başka şeyler yedirerek acının etkisini azaltık. Çok kızdım kendime, bakmalıydım o biberin tatına.
Hayat bazen o biber gibi acı olabilir. Ne zaman babanın yardımı ihtiyacın olursa hemen yanında olacağımı bil.

Koca bir yılı geride bıraktık. Sen büyüdün. Her gün yeni şeyler öğreniyorsun. Şu yürüme işini de bir an önce çözersen çok iyi olacak. Çünkü seni elinden tutup gezdirmekten belime ağrılar girdi :)

Bana bazen baba, bazen de del del (gel) diye sesleniyorsun. Ama nadiren de olsa baba demen ayrı bir hoşuma gidiyor.

Çok sık yazamıyorum sana. 1 senede sadece ikinci yazı oldu. Saysam elli tane mazeret çıkar. Kimi haklı, kimi bahane. Bundan sonra daha sık yazacağıma söz veriyorum.

İyi ki doğdun evimizin Çınar'ı.
Yeniden hoş geldin kızım.
Seni çok seviyorum.

Baban.





Devamını Oku »

Aylin'den; Aze Çınar 1 yıldır bizimle 4

Hayatında ilk kez bir doğuma tanıklık etmiş ergen tarafından yazılanları okumakta olduğunuzu hatırlatıp,yaşanan duygu değişimlerini göz ardı etmenizi temenni ederim. Yazılacak,konuşulacak ne çok şey olduğunu en klişe tabiriyle meşhur film şeridine bakınca anladım.

Azecan bir yıl önce bugün, doktor ablasına ve bize minicik bedeniyle kocaman bi sürpriz yaptı.Bir fındık büyüklüğünde dünyaya gelen bu velet,doğum sırasında annesine pek güçlük yaşatmamıştı.Tabi şimdi Derya abla''sen onu gel de 
bana sor'' diyebilir fakat gözlenen buydu. Evde o gün her zaman olduğu gibi ziyaretçi trafiği yaşanmakta.Öğle vakti Derya ablanın arkadşları Funda ve Melisa geldi ellerinde börekler kurabiyelerle.Onları uğurladıktan sonra
Gökşen ve ablası geldiler. Gökşen'in ablasının ''valla derya bu çocuk bugün doğacak gibi duruyor'' demesine zerre inanmadım ne yalan söyleyeyim. Çünkü kafamda kapı gibi doktor sözü vardı neticete.Sonra Gökay abla geldi. Onunla da Aze ve doğum hakkında mini söyleşimizi yaptıktan sonra,iki yakın dost küçük odaya geçtiler.Ben de Kanal D'de yayınlanan 'Deli deli olma' filmine bakıyordum.O yaz sıcağı, masum masum bi şeyler izlemeye çalışan bu genci rahat bırakmıyor ve bütün beynimi ele geçirmeye çalışışıyordu.Bütün hücrelerim'kalk bi duş aal' diye bas
bas bağırıyordu.İlk ufak sancılar bu esnada geldi.Sonra Gökay ablayla mutfakta yemek yaparken Derya abla geldi ve ''Size çok önemli bi şey söyleyeceğim sıkı durun. Nişan geldi az önce''dedi. Nişandı,suydu,sancıydı beni zaten çok 
öncesinden aydınlattığı için o sırada akla ''nişan ne lan?!''diye bi soru gelmedi tabiki.Hiç bir şeyden emin olamama gibi bi durum vardı bende başından beri.Kadın doğum sancısı çekiyor,nişan geldi diyor,hissediyorum diyor benim akıl hala
doktorun söylediklerinde. ''yok yaa bizi kandırıyor,numara yapıyor''diyorum kendi kendime.Bu sırada sancıların kaç dakikada bir geldiğini ve süresini bilmek için elde kronometre var tabii.Derya abla büyük bi heyecanla telefona sarıldı,doktoru aradı.

Yemeğimizi yedik.Yedik ama nasıl yedik? Biz mi yemeği yedik,o mu bizi yedi belli değildi.Derya abla elinde köftesiyle mutfağın içinde tur atıyordu.Ayakta olması acısını hafifletmesinin yanı sıra doğumu da kolaylaştırıyormuş.Kendisine ve Aze'ye 
iyi gelecceğini düşünerek duş aldı.Mavi elbisesini giydi.Ben de olayların devamını merak ediyorum deli gibi.

Savaş Abim yollara düştü,evine geldi.Bu sırada sancıların şiddeti artmıştı.Sancı geldiğinde pat Gökay ablanın kolundan tutup dakika sayıyorlardı.O gün Derya ablaya hiç rahat yoktu. Oturdu olmadı,uzandı olmadı,e sürekli yürürken de aşırı efor harcıyordu.

Son hazırlıklarımızı yapıp arabaya bindik. Kalabalık bi kadroya sahiptik hastaneye gitmek için. Gökşen,Neşe, ben,Gökay Abla,Derya Abla, abim cümbür cemaat yola düştük.Bilmiyorum dünyanın neresinde güle oynaya doğuma gidilir? Ama biz yaptık ve çok da şahane oldu. Vardık hastaneye,Derya ablayı bi odaya aldılar.Aze'nin kalp seslerini dinledik burada.Her şeyin yolunda olduğunu ve tam zamanında
gittiğimizin haberini aldık.Derya ablayı asıl kalacağı odaya götürdüler.sonra biz  hastanede alkollü insanlar gibi davranıp ona eziyet ettik :)

Bekliyoruz kapının önünde telaşla.Sonra aşırı stresten mi ya da korkudan mı olduğunu kestiremediğim garip bişeyler oldu bana. Hey gidi Derya ablam böyle sedyeyle odadan çıkınca şok oldum. Tabii yani olması gerek o ama insan bir anda sindiremiyor bu tür şeyleri.Ayşen abla koptu geldi hastaneye.Doğuma almadan önce gittim yanına,gülümsediğini gördüm,yanağından bi öpücük aldım ya beyne komut gitti yeniden''tamam iyiymiş o şimdi sakin ol ''diye. Ben böyle hastaneye gidince zart diye bebeği elimize vereceklerini umuyordum halbuki.

Arabanın içinde bekleşirken hafızama kazınan bir diğer şeyi paylaşmak isterim. Abican gelir,arabanın camını tıklatır,''doğum oldu'' der. Ayşen ablaya sarılır,
bana sarılır,sonra bi bakarsın herkes birbirine sarılır :) Derya ablayı ve Azecan'ı son kez görmek için yanlarına gittiğimizde gözümde çok büyük bir zafer kazanmış kadın görüntüsü vardı.

Son sözler Azecan'a;
Tam bir yıl oldu seni kucağıma almaya korkalı.
Tam bir yaş oldu hastane yollarına düşeli.
Evimize,hayatımıza,kucağımıza sen en çok bize hoşgeldin Çınar'ım.
Devamını Oku »

Neşe'den Aze Çınar 1 yıldır bizimle 3

Aze’yi beklemek....

Bir yıl öncesi... 4 Ağustos 2010...

Bilmiyorduk. Bugünler, o günlerde bilinemezdi belki de. Bir yıl sonrasında herşey daha
iyi, daha kötü olabilirdi ama bu denli farklı bir yıl sonrasını, o gün beklemiyorduk. Kopuşla
buluşma; göbek bağının kesilmesiyle memeye sarılma arasındaki diyalektik öncesiydi.
Bugünden başka bir şeydik hepimiz...

Bildiklerimiz de vardı bir yandan. Mesela adını biliyorduk: Aze Çınar. İsim anneleri vardı.
Bazılarımız başka tarihlerde o yollardan geçmişliğin tanışıklığını taşıyordu. Bu tanışlık,
umulan yol rehberliğini taşıyamasa da o günün telaşına. Üstüne, çok heyecanlıydık.
Bilinmeyenle karşı karşıya kalma anının hakiki telaşı. Kaçacak yer, ertelenecek zamanın
kalmadığının bilgisi biraz. Öncesinde -tüm gel gitlere rağmen- ne kadar kararlıysak, kararlılık
ve kararsızlığın doğuma dakika dakika yaklaştımızdaki önemsizliğinin şaşkınıydık...

Öncesinde ne çok düşünmüş, ne çok okumuş, ne çok iç çekmiş, iç dökmüş, konuşmuştuk
üstüne. Bir o kadar korkmuştuk. Ve gelmişti o an işte. Sancı aralarını kısalta kısalta; kendi
bildiği gibi, hep olageldiği gibi geliyordu. Kendi doğrularıyla, kendi kurallarıyla üstelik.
Yapabileceğimiz tek şey geleni karşılamak; ‘olma’sına eşlik etmekti...

Oysa, türlü ‘olabilir’liklere dair hazırlık yapmıştık. Planlarımız yok değildi. Öyküler
dinlemiştik. Öyküler dizinine alfabenin ilk harfinden bir yenisinin ekleniyor olduğunu bilsek
de henüz ilk satırlar vardı. Acemiydik...

O gün o ilk satırları okuyabilen herbirimizin şimdi, bir yıllık hikayeleri, yazılmak üzere
biriktirdiği hikaye malzemeleri var, birbirine ayrı birbirine benzemeyen ama birbirine aşina.
Daha iyi, daha kötü değil ama farklı ve ‘bir’ fazla. O gün, 4 Ağustoz 2010’da ‘bir’ çoğaldık
biz...

Sadece ismini bildiğimize, dokunur olduk. Kokusunu aldık Aze Çınar’ın. Neresinden
öpeceğimizi bilemedik. Gözünün rengini seçtik. Göğsümüze değince sıcaklığını aldık. Uzun
kirpiklerini seyrettik uzun uzun. Eksilen yanlarımızın yanına onun gülüşüyle çoğalmayı
koyduk.

Bir yıl sonrasında hala bekliyoruz... Henüz girişini okuduğumuz Aze Çınar öyküsünün geri
kalanını...Aynı acemilik, aynı telaş ve aynı bilinmezlik içinde...

Çoğal aramızda Aze.
Devamını Oku »

Gökşen'den Aze Çınar 1 yıldır bizimle 2

Sevgili Çınar Aze, 

Her şey bir cumartesi günü ciddi bir toplantının ardından yapılan tüp muhabbetiyle başladı. 
Ne geyik yapmıştık yahu.. İki gün sonra, Derya "siz ne mubarak kadınlarsınız, hamileyim" dedi :)

Derya'nın gün, hafta saymaya ve yazmaya başlamasıyla biz de neler oluyor, bitiyor öğreniyoruz.
Senin yolculuğun devam ederken hazırlıklar kendi ritminde ilerliyor. 
Sen rüyalarımıza girmeye başlıyorsun. İyi, güzel, orjinal, komik rüyalar... 
Hele Derya'nın senin 1 metre doğduğunu gördüğü bir rüyası var, aynı rüya da bir de ünlü
bir çift var, çift senin adını soruyor, cevap çınar gökşen oluyor. 
Bu rüyadan sonra senden uzak durmak mümkün olmuyor tabi :))

Kolektif bir çalışmayla odan için alışverişler yapmaya, temizlik işlerine girişiyoruz.
Perde de bir sorun var ama yaratıcılığımızla çözüveriyoruz. Kimimiz iyi sürücü Neşe gibi,
kiminin temizlik beziyle arası fena değil İsmigül, kimi iyi cam siliyor ben gibi :)

Ve zaman aktıkça buluşma da yaklaşıyor...
Sabırsızlanıyoruz. Seni merak etmekle beraber Derya da artık hafiflesin istiyoruz...
Ben gidicem, 20 günlük bir programım var, yolculuk tarihim 5 ağustos, bana yetiş istiyorum. Du bakali...

3 ağustosta kontrolünüz vardı akşam üzeri ablam Funda'yla sizi ziyaret ettik. Derya yorgundu biraz ama keyifsiz değildi.
Ve yalnız da değil tabi, nöbet teslim alır gibi ziyaretçi vardı o gün. Biz de ziyareti tamamlayıp çıktık. Çıkışta ablam "bugün 
Derya doğurur" dedi. Ben biraz heyecanlandım, gidicem ya bir gün sonra, çok istiyorum gitmeden önce gelmeni ve seni görmeyi :) 
Günün ilerleyen akşam saatlerinde Savaş'tan sancıların başladığı bilgisini aldığımız andan itibaren Neşe ile teyakkuza geçtik ve beklemeye başladık. Bekledikçe heyecan da büyümeye başladı... 

Ayın kocaman olduğu güzel bir geceydi, seninle buluşmak üzere yola düştüğümüzde...
Ve ben seni beklerken birçoğu gibi, sen beni yolculamak için geldin zamanında...
Sabaha doğru katıldın aramıza, ben de huzur için uzun Karadeniz yolculuğuma çıkabilirdim artık. 
Bir gün seni de sırtımda yaylalara çakarabilirim umuyorum... Derya'ya sözüm var. 

Seni odaya getirdiklerinde ilk anlarda nasıl yumurmuşsam (yaptığım harekete ne diyeceğimi bilemedim), Neşe gözleri kocaman olmuş bana bakıyordu. Şansa Derya görmedi, yoksa bana bilmem kaç metreden öteye yaklaşma yasağı koyardı. Kesin koyardı bu yasağı, hep sana uzaktan el sallamak zorunda kalabilirdim :) Ama yaptığım Elif ebenin yaptığının yanında devede kulak kalırdı inan hehhe

Derya bu hikayenin en direngen karakteri bilesin... Senin normal normal aramıza katılman konusundaki inadı, inancı, ve direngenliği.. Öğrenirken, öğretti de...

Bir yıl geçmiş Azecan, zaman zaman kopmalar olsa da -e hayat bu!- takip ediyorum seni. Şansa cümle kurmayı seven bir Derya var ve iyi ki var. Uykusundan gülerek uyanan güzel, tatlı Aze... 

"İmlasını bilirdik bilmesine de, yine de yanlış hecelerdik hayatı" demiş şair. Dilerim imlayı olabildiğince az şaşırdığın bir yaşamın olur. Ve dilerim hayat seni gülen gözlerin kadar güzel karşılar...

Gözleriyle gülen Aze, yolculuk devam ediyor... Buluşmak ve koklaşmak üzere ;)

Sevgiyle,

Gökşen 

Devamını Oku »

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Aze Çınar 1 yıldır bizimle

Geçen sene bu zamanlar sancı çekiyordum. Doğum mu olacak, sahte sancı mı bilemeden oturuyordum Gökşen, Funda, Melisa ve diğer Funda ile. Onlar gittiler, Gökay ve Aylin'le yemek yiyorduk ki nişan adı verilen sıvı geldi. Gece 01.00'e kadar idare ettim. 01.30'da hastanedeydik. 05.19'da Aze Çınar geldi yanımıza. Detaylı hikaye şu linkte: http://baskahamile.blogspot.com/2010/08/acayip-bir-dogum-hikayesi.html  O yüzden detay anlatmayacağım şimdi.

Benim anlatmak istediğim o günden sonrası. Seni kucağıma aldığımdan bugüne uzanan kocaman bir aşkın hikayesi kuzu kızım. Beni büyüten, sabrımı geliştiren, bilmediğim yeteneklerime şaşırtan, yeni yetenekler kazandıran acayip bir aşk bu. Senin bir gülüşün dünyadaki bütün çiçekleri açtırır mesela, gözünden akan bir damla yaş ise yaktırır o dünyaları. O güzel kafanı omzuma koyman için gerekirse dünyanın tüm sınırlarını aşar, tüm ordularıyla savaşırım.

Her anne bebeğini çok sever ya, sen sanki benim zaaflarımı bilişinle, beni idare edişinle, yaşını doldurmadan beni alttan almalarınla, uyumluluğun, güler yüzün, sabrın, kanaatkarlığınla, sıkıntılı durumlarda bile yaygaracı olmamanla beni fazla fazla tavladın.

Ömrüm boyu uykuya dayanamadım, dünyanın en sinirli insanı oldum uykusuz kaldığımda, sen bunu bilir gibi uyum sağladın oluşturmaya çalıştığım düzene, 3. aydan itibaren aralıksız uyudun. 1 koca yıl geçti ve sen 1 kez olsun altın kirli diye ağlamadın. Doğar doğmaz ilk 7 hafta sütü çekememişsin, aç kalmışsın yine de yaygaracılık yapmayıp olanca tahammülünle beklemişsin güzel kuzum. Eve tıkılı kalmam mümkün değildi, ilk aylardan itibaren ben nereye sen oraya hiç sesini çıkarmadan geldiğin gibi bana benzeyip sevdin bile bu gezme fasıllarını.

Benim kimselere benzemeyen koca gözlü kızım. Doğduğun da o kadar kimselere benzemiyordun ki "Doğum esnasında karıştı diyeceğim ama hastanede başka doğum yok hem yanımızdan da hiç ayrılmadı ki" diyorduk. Sonra Sinan amcana benzedin bir ara, daha sonra Kemal Dedeni andırdın. Babanla bana benzememekte şimdilik kararlı gözüküyorsun.

El ele eylemlere koşuyoruz seninle. Dünya daha güzel olsun diye. Sen daha güzel bir dünyada yaşa diye. Eylemlerin maskotu oluyorsun, sloganların ritminde "aa aaaa aa a a aaa aaaaaaaaaaa" diye bağırıyorsun. Barış işareti yapmayı öğretmeye çalışıyorum sana orta parmak henüz işaret parmağın yanında yerini alamıyor. "1 çay" der gibi oluyorsun. Ki senin olduğun her yer barış iklimi oluyor.

Nevi şahsına münhasırsın göz bebeğim. Kızınca hart ısırma çalışmalarına başlıyorsun minicik iki dişinle. İstediğini almakta kararlısın. Direniyorsun epeyce. Eh adını Aze koyduk çekeceğiz getirisini. Çoklukla benden daha olgunsun. Baban " Kızım boşuna uğraşmamayı öğreneceksin annen biraz deli." diyor bazen sen bağırdığında ben de senin gibi bağırmaya başlayınca. İkimiz çığlıklar atıyoruz evde, babayı telef ediyoruz, çoklukla gülmelerimizle sonlanıyor bu delilikler. Ben de çaba harcıyorum bakma. Senin yerinde başkası olsa çoktan koymuştum kapının önüne, sürekli sürekli bir insanın kakası ile mi uğraşılır ayol? Kıymetini bil yani. Yerin ayrı :)

Seni çok seviyoruz be Azoşkam, Çınar dalım, Gül kurum. Sen bu hayattaki en olmazlarımızı olduransın, en görünmezleri gördüren, bilinmezleri bildirtensin. Sen turnusol kağıdımızsın insanları ayırt etmemizi sağlayan, altın topumuzsun, bambamımız, balımız, sincabımız, dünyanın en güzel gülen varlığısın. Hayatının bizim için en zor zamanlarıydı ilk 1 yılın. Gitgide kolaylaştı, gitgide eğlenceli hale geldi. Hep bir festival tadında olan hayatımız kimi zaman sirk kimi zaman şenlikler ötesi hale geldi. En ilk aylar yaşanan korku, panik ve depresif haller su gibi aktı gitti sayende. Umuyorum ve biliyorumki her geçen gün daha da şenlenecek yuvamız, minik ailemiz. Sen dillendikçe daha da eğleneceğiz.

Tekrar edeyim dünya güzeli, sen varsın ya gelsin parasızlıik gelsin zorluk gelsin sıkıntı inadına sevgi inadına özlem inadına aşk...

Kutlu doğum günü münasebetiyle şu andan yarın geceye kadar türlü yazılar gelecek siteye. Doğuma tanık olan arkadaşların doğum hikayelerinden babasnın yazısına kadar... Bekleyiniz...
Devamını Oku »

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Bu bir teşekkür yazısıdır.

Azoşkamızın doğum gününü yaptık. Bol sirkülasyonlu, bol dostlu, bol temiz havalı, bol yemekli bir gün oldu. Aze Çınar herkesi kendine nöbetçi etti tek tek, ellerinden tutup yürüttü. Top oynadı, Ada, Ayşe İdil, Doruk, İdil Eylül ve Batuhan ile oynadı. Mumu ve Maya'nın yolunu gözledi. Uyudu uyandı, aaa eğlence, kalabalık hala sürüyor, çok sevindi kucaktan kucağa dolandı.

Gökay bir gün önceden bizdeydi ve Funda ile birlikte işin en büyüğünü hallettiler. İki canavar poğaçalar, börekler, makarna salataları hazırladılar. Hatta Funda bebelerin de yiyebileceği pastayı bile yaptı. Ben de boş durmadım tabi -yapılmasıdünyanınenzorişi- patates salatasını ve çocuklara içecek ıhlamur, kuru erik, kuru kayısı kompostosu yaptım pekmezli :) Aygül Anne şahane patatesli böreklerinden yaptı. Peri ve Özgün kek ve burma tatlısı, Mete simit, çatal (eheheh), Çiğdem meyve suyu, Ece irmik helvası, revani ve su böreği getirmiş, arkadaşı Sami ise herkese Alaska Frigo getirmiş sağolsunlar. Eyüp annesine süper bi kek yaptırmış, ikisi de sağolsun. Neşe ve Gökşen'e Aze'ye değil bana hediye getirdikleri için ayrıca teşekkür ederim :)))))

Tüm gün yanımızda olan Nevzat - Özlem - Doruk'a, Dilek-Ümit-Batuhan'a, Selin-Burç-Ada'ya, Funda-Barış-AYşe İdil'e, Gökay, Funda-Mete, ÖZgün, Peri, Çiğdem, Ece, Eyüp, Aygül Anne, Emre, Erkan, Vedat, Barış, İdil, Selahattin, İmam, Cem, Çağın, Tülay Abla'ya, Aylin, Gökşen, Çiğdem, İrem, Neşe, Tayfun, Fulya, Pınar, Suvar, Can, Tolga ve Burcu ve Şenol'a kucaklarca teşekkürümüzü sunuyoruz.

Uzaklarda olup, acil işi çıkıp gelemeyen, arayan, yazan, tebrik eden tüm dostlarımıza teşekkür ederiz.

Varlığıyla bile ailemizi acayip bir enerjiyle doldurabilen, hayatın ışığını biraz daha açan Tülay Abla'yı bol bol öpüyoruz.

Şu tüm bir yıl boyunca zor zamanlarımızda nazımızı çeken, bi telefonumuzun ucunda olan, Daralıp gezmek istediğimizde hop Aze'ye bakan, Dert dinleyen, çözmeye çalışan, Aze'yi şu hale getirmemizde büyük katkısı olan başta Gökay ve Vedat olmak üzere tüm dostlarımıza çok teşekkür ediyoruz.

Aze aksırdı, Aze tıksırdı, ateşi çıktı, düştü, zırt oldu, vırt oldu. Önemli önemsiz demeden, gece gündüz tüm telefonlarıma, mesajlarıma tüm özeniyle ve beni rahatlatarak karşılık veren sevgili arkadaşımız ve doktorumuz Erdem Gönüllü'ye bolca teşekkürlerimizi sunuyoruz.


Son olarak bir tanecik kocam, sevgilim, kızımın babasına tüm şaşkınlığımız ve başlangıçtaki afallamalarımıza rağmen beni hep idare ettiği için, Aze büyürken "yardım" etmeyip bizzat tüm işi paylaştığı için, hayatı artık eskisi kadar ciddi yaşamayıp daha kolay sallayabildiği için, ben gibi bir deliyle yaşamayı becerebilmek için elinden geleni yaptığından ve hepsinden öte o olmasa idi Aze Çınar hiç olmayacağı için ne kadar teşekkür etsem az. Harika bir ekip işi çıkardık olm!

Bu tüm 1 yıl boyunca sanki annesinin hassasiyetlerini, zaaflarını bilircesine davranan, mesela 3. aydan beri geceleri aralıksız uyuyan, eyleme, partiye, konsere, gezmeye her ortama uyum sağlayan, güler yüzlü, eğlenceli karakteriyle her günümüzü aydınlatan bir tanecik kızımı unutmadım elbet. Ona yazımı tam doğum gününde yazacağım.

Ve ben! Kızım kendini aştın be! 2 yıl önce gözümle görsem inanmazdım şu hallerine ki hala da bir çok şeye yaparken bile inanamıyorum.Sabrını geliştir, Sinirlerini azalt. Her zaman söylüyorum karşında bebe var inatlaşma la!  Daha alacağın çok yol var fakat aferin şu 1 yılı fena atlatmadın. Her şeyi geç şu tatlı kuzunun üretim aşamasının büyük kısmını hallettin, aferim. Çok iyi niyetli, şeker gibi bi insansın Deryacım böyle devam et ehahhehh.

Dünyanın en şahane arkadaşı Aze Çınar Gül, hoş geldin ve şahane alıştın la bu hayata aferim!

Kuzumun doğum günü hatrına, kutlama fotoğraflarını blogumu okuyanlar da görebilsin diye bir süreliğine herkesin görebileceği ayarda bırakıyorum. 1 hafta 10 güne kapatırım. Şu adresten bakabilirsiniz:

http://www.facebook.com/media/set/?set=a.10150192686589159.269116.584869158
Devamını Oku »

28 Temmuz 2011 Perşembe

11. Ay ve kısa kısa

Aze sloganlara eşlik ederken
Neredeyse yaşına girecek ben hala 11. ay yazısını yazmamışım. Niye yazmamışım çünkü gezmekten vakit bulamamışız. Neredeyse 3 aydır günlerimiz şöyle geçiyor. Bir gün ben bir gün Savaş Aze'yle uyanıyoruz ve Aze'nin mamasını yediriyoruz. Saat 11 gibi diğerini kaldırıyoruz ve 3'ümüz kahvaltı ediyoruz. Azoçka ile biraz oynadıktan sonra onu yıkıyoruz ve uyutuyoruz. Onun uyku vakti bizim özel vaktimiz, sohbet, muhabbet, kahve, film, dizi, romantik zamanlar vesaire birbirimizle vakit geçiriyoruz. Sonra kuzu uyanıyor. Hazırlanıyoruz, yediriyoruz ve serin bir yerlere doğru yola çıkıyoruz.  Haliyle gündüz vakti internete pek uğramıyoruz. 


Sıklıkla Ahu-Mumu ve Özlem-Maya ile buluşuyoruz, geç vakitlere kadar sohbet, gezinti sürüyor. Ahu'da kahvaltı ediyoruz, Maçka Parkı'nda diğer anne babalarla buluşuyoruz, AVM geziyoruz serin serin. Kimi zaman bugün Gökay ve Funda ile olduğu gibi diğer arkadaşlarımızla buluşuyoruz. Bazen olduğunda eylemlere gidiyoruz ve netice olarak eve dönüşümüz 21-22 arası oluyor. O saatten sonra da yorgunluk, Aze'yi temizle yatır, gece mamasını ver derken hiçbir şey yazacak halim olmuyor. Hafta sonları zaten neredeyse full dışarıda gezmelerde oluyoruz zaten. Öteki türlü Aze Çınar'ı zaptetmem artık hiç mümkün olmuyor evde. Ki özellikle bu yüzden yine yaşantımızda kimi değişiklikler yapma arifesindeyiz. 


Ve 11. ayda neler oldu. Aze konuşma çabasını geliştirdi. Bir çok kişinin duyduğu üzere Derya'yı Değğğyaa şeklinde söylüyor istediğinde. dedede, babababa, dıgit dogit, dıgi dogi, dıgıl, mama :), bu, su, tette ki gökay bunun teyze olduğunu iddia ediyor,
Gel --> Del del del   şeklinde aralıksız söyleniyor el işaretiyle birlikte. 
Bay bay denince el sallanıyor. 
Alkış der demez alkışlamaya başlıyor. 


Müzik duyar duymaz ki bu ıslık ya da melodili araba kornası bile olabilir dans etmeye başlıyor. 
Elinden tutulunca değil yürümek koşuyor. Ve bunu sürekli ama sürekli yapmak istiyor şu yaz sıcağında. Eller bırakılınca ise küt popoyu yere salıyor korkak şempanze. 
Haa şempanze demişken, bazen bildiğin şempanze gibi davranıyor. Onlar gibi bağırıyor, sarılıyor falan... 
Yeme işi biraz yavaşladı. Her şeyi yiyor yine ama miktarlar azaldı. Sıcaklar, diş falan herhalde... 


Bu ay ilk kez sarma, poğaça, börek, enginar yedi. Cam suya geçtik artık kaynatmıyoruz sularını.
Kiraza bayılıyor, karpuz kemirmelik büyük olursa yiyor. Limona bayılıyor manyak, ekmek, lavaş, kömbe yiyor. 
Artık ezmeyi bıraktık, kuzucuk iki adet dişle (evet hala 2) kıtır kıtır yiyor her şeyi. 
Ellerini çok güzel kullanıyor. İstediği şeyi küçük büyük ayırt etmeden tutabiliyor. Derdini vücut diliyle anlatmaya başladı. Ayaklarının üzerinde durabiliyor. Zorlayınca bir iki adım atıyor ama korkuyor. Çok güzel sarılıyor. 




Şu son 3-5 gündür içine şeytan kaçtı yalnız benim minik meleğimin. Her şeye inat ediyor, kucağa alsan yere inmek istiyor, yere indirsen elimden tut yürüt beni diyor, kesinlikle kendi yatağında yatmak istemiyor. Kıl ötesi bir şey oldu. hatta dün baktım çok ağlıyor, gece aldım benim yatağımda yanına uzanarak uyuttum. etrafına yastıklar dizip öyle kalktım yanından. gece yarısı uyanıp sesine on saniyede cevap alamayınca sen kalk yataktan inmeye kalk ve kafa üstü düş yere!!! 11 aydır zerre görmediğimiz şeyler olunca Savaş'a da bana da geldiler 2 gündür. Resmen yetişkin varmış gibi öfkeleniyoruz kendisine, bizi öyle görünce o daha da öfkeleniyor, mesela elindeki emziği atıyor yere gözümüzün içine baka baka ya da elimizi falan ısırmaya kalkıyor. Bugün Savaş'la camdan sarkmış bakınıp kahvelerimizi içerken aşağıda bebek arabasında 7-8 yaşlarında bir çocuk gördük. Ben denyoca "Yuh o yaşta niye bebek arabasına koyuyorlar?" derken tam çocuk kendini tokatlamaya başladı. Annesi bir tişört yardımızla ellerini sararak engelledi. Farkettik ki çocukta zeka geriliği var. Bir on dakika ağladıktan sonra kendi kendime küfrederek "iki asilikte delirdin insanlar nelerle baş etmek zorunda" diyerek bi sakinledim. 




Bir de zaten çok sevdiğim fakat zorluklarını yakinen gördüğüm ikiz çocuklar var. Her hatırladığımda "Oyh çok şükür bir tane" diyorum. Ben tam bunlarla biraz kendime gelmişken, Azoşka'da birazcık daha sakinledi bugün. Bizimle yer de oyun oynadı, yuvarlandı, pek arıza yapmadı. Konuştuğum kim anneler bu aylarda böyle şeylerin yaşandığını ve geçtiğini söylediler. Geçici bir dönem olsun da başka bir şey istemiyorum. 






Aze bu ay ilk kez bir nikaha gitti. Neslihan, Duygu ve Damla tarafından ziyaret edildi. Yazgül Halasını ziyaret etti. Ve Aze'nin bu ay bir yeğen-kardeşi oldu. 15 Temmuz 2011 tarihinde Zeynel Haydar aramıza katıldı. Hoş geldi sefa getirdi. Adı ile büyüsün sağ salim analı babalı kocaman bir güzel adam olsun.










Ciddiyet had safhada!

Devamını Oku »

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Akçakoca Tatili

Neredeyse bir hafta olacak biz Akçakoca'dan döneli ama biz gezentiliğe doyamadığımızdan, her gün dışarıda olduğumuzdan ve hatta tüm haftasonunu dışarıda geçirdiğimizden hala yazamadım Akçakoca anılarını.

Baba-kız vedalaşırken

Giderken yazmıştım Aze el üstünde tutulacak ve dinlenmiş döneceğiz diye. Beklediğimin kat kat üstünde oldu her şey. Savaş'ın yokluğuna rağmen hiç tek başımaymışım gibi hissetmedim. Pek sevgili kızkardeşim kekem Gökay'ın ailesi , ailemiz olarak yaşayabileceğimiz en güzel tatillerden birini yaşattılar bize. Koca bir hafta boyunca ben neredeyse sadece yemek işiyle ilgilendim Aze Çınar'ın geri kalan her tür özeni, ilgiyi, işi Cesur ailesi halletti. Bana da 1 hafta içinde 3 kitap bitirmek, bol bol yüzmek, dinlenmek kaldı.



Azoçka sabah uyandığında ben mama hazırlarken Hülya Abla, kızı Müge ya da Gökay alıyordu Aze'yi. Altı değiştiriliyordu, kucakta eğlendiriliyordu, mama gelene kadar olanca özenle geçirtiliyordu zaman. Mamasını yedikten sonra biz kahvaltıya geçiyorduk, Hamiyet Teyze'nin erkenden kalkıp hazırladığı patates kızartmaları, kayganalar, patlıcan ezmeleri, minik çilek reçelleri eşliğinde. Hamiyet Teyze Aze Çınar'a mama sandalyesi yaptı! Aze yetişkinlerle sofraya oturduğu için zevkten dört köşe, elinde ekmeği bizimle birlikte geçirdi hep kahvaltı zamanını.



Ardından Hamiyet Teyze'den Müge'ye her biri Aze Çınar'ın yeni eğlencesi ellerinden tutup dolaştırma çilesine gönüllü oluyorlardı. Onun da ardından ise uyutuyordum Azekuşu. O uyurken ben yanındaki yatakta kitabımı okuyordum, ya da uyuyordum onunla. Uyanıp, yemek hazırlığını yapıp denize iniyorduk. Aze'yi bir daldırıp, kurutup, giydirip arabasına yerleştirdikten sonra, ya Gökay ya Hülya Abla onun yanındayken bir diğeri ile denize giriyordum ben. Aze kendi kendine oynuyordu, yanındakiyle oynuyordu, Müge Ablasının (ki Aze'nin favorisiydi kendisi) arkadaşlarının kucağında göbek atıp, oynuyordu... O esnada biz ya yine denizde oluyorduk ya da uzanıp kitabımızı okuyorduk. Akşam vakitleri yine birilerinin elinden tutup kumsalda yürümeye çalışıyordu Azoçka. “hov hov” kovaladı, insanları takip etti, sudan kaçtı. Toplamda çok çok eğlendi.










Eve dönüşümüz 21.00'i buluyordu genelde. Duş alıp, Aze'yi doyurmayı da halledince 21.30-22.00 olmuş oluyordu saat ve Aze'nin uyku vakti geliyordu. Uyutuyordum. Bir hafta sürekli beraber yattık. O uyuduktan sonra biz yemeğimizi yiyorduk. Bazen dışarı çıkıyorduk Aze'yi evdekilere bırakıp, bazen kitap okumaya devam ediyorduk, bazen misafirimiz oluyordu sohbet ederek geçiriyorduk vakti.

En olağanüstü şeylerden biri Aze'nin bir hafta boyunca organik şeyler yemiş olması oldu. Daha önce benim de hiç yemediğim frenk üzümü dedikleri şu fotodaki meyveden yedik:

frenk üzümü
dağ çileği















İlk poğaça

Aze'nin ilk sarması


Minik dağ çilekleri, taze taze fasulyeler, ıhlamurlar, semiz otları, kabaklar.... Tavuğun altından alınmış köy yumurtaları, taze sütten yapılmış taze yoğurtlar... Azekuş ilk kez yaprak sarması yedi! Gökay Teyzesinin yaptığı poğaçaları yedi. Ufak ufak yetişkin insan yiyeceklerine başlamış olduk oralarda.



5 gün sonra Savaş geldi dayanamayıp. Aze Çınar telefondan babasının sesini duyunca ağlamaya başlamıştı artık özlemden. Kavuşmaları da aynı duygusallıkta oldu :) 2 gün de tüm çekirdek aile beraber geçirdik. Yine ev sahiplerimizin üstün özenleriyle.








Hayatımda yaşadığım en şahane tatillerden biriydi. Çocuklu bir insana böylesi bir tatil yaşattıkları için Cesur ailesine ne kadar teşekkür etsek az. Sağolsunlar varolsunlar.
















Devamını Oku »

24 Haziran 2011 Cuma

Tatil'in anne olmayan yanı... (Tatil 5)

Peki, Aze bu kadar şahane ve uyumlu, tatil yeri süper de eski tatillerle arasında hiç mi fark yok? Hiç mi özlenen yanı yok? Hiç olmaz mı sevgili okur hiç olmaz mı...


Bir kere Savaş'la oybirliğiyle kabul ettiğimiz en birinci fark sabah istediğin kadar uyuma özgürlüğü! Bebek olunca el mecbur o kalktığında kalkmak zorundasın. E mutfağın yanında olmadığından biri mamayı yapmak üzere kalınan yerin mutfağına giderken diğeri kendini yataktan aşağı atmaya çalışan bebeği oyalamalı. Dolayısıyla evde yaptığımız gibi bir sıra pek mümkün olmuyor. Sonrasında istediğin saatte uyuyabilirsin evet ama istediğin saatte uyanma lüksün yok işte.

İkincisi günü sen değil bebek belirliyor. Mama saati, alt değiştirme rutini, güneşin etkisi, yatma vakti derken tüm gün bebek yönlendirmesiyle geçiyor. Tatilin en önemli yanından biri olan saatten azade, tüm rutinlerden arınıp istediğince takılma kısmı böylece fos oluyor. Bunu biraz nöbetle, sırayla yapmaya çalıştık ama özünde var işte böyle bir yanı.

Üçüncüsü biraz kaldığımız yerle ilgiliydi. Gündüz uykularını yanımızda yapmasını sağladık, gece için de sağlardık ama gece çok sivrisinek olduğundan odada yatırdık. E haliyle biz de 22.00'den sonrayı odada geçirdik. Şimdi anlatacağım tek örnek zaten yeterince anlatıyor bebekli tatilin getirisini;
Geceleri genelde indirdiğimiz dizileri, filmleri izledik kaldığımız yerin verandasında. Sineklere rağmen Aze Çınar uyanmasın diye. Epey House izledik mesela. Pazartesi gecesi de Behzat Ç.'nin son bölümünü izlerken laptop'ın şarjı biteyazdı. Hop odaya girdik ama sabredemedik dolmasını. Girdik banyoya, taktık fişe, oturduk küvetin kenarına, 20 dakika tuvalette dizi izledik!!


Dördüncüsü ve en önemlilerinden bir tanesi romantizm ve cinsel hayat tabi ki çocuksuzkenki tatiller gibi olamıyor. Ve fakat yaratıcılık gelişiyor bu sayede!


Ama ikisinin de yeri ayrı be arkadaş. O ilk suya girerkenki hali, sımsıkı sarılması, yürümeye çalışması, uyumlu halleri.... Yani deseler ki zamanı iki yıl geri alacağız istemezsen yapma Aze'yi,  yine yaparım yine yaparım (Ama mümkünse bu seferden çıkardığım dersler de olsun aklımdaki bir sürü kişiyi baştan uzaklaştırayım hayattan da daha mutlu geçireyim o süreci.)


Hee ama mümkünse Aze varken onu bir yerlere satıp sevgiliyle başbaşa bir daha tatile de hayır demem tabi.

Bir dahaki yazıya: Bebekli tatilde neleri kesin almalı











Devamını Oku »
Aze Çınar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aze Çınar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2011 Pazar

Aze Çınar ne alemde?

Yine epey ara verdim yazmaya. Bu sefer güzel bir sebebim var. Tam istediğim gibi bir iş buldum. Mutlu mesut çalışıyorum. İş saatleri biraz bana bağlı. Yetiştirilmesi gereken işler olduğunda bazen sabahlamak gerekebilecekken bazense işe öğlen gideceğim. İşi seviyorum, yerini seviyorum. Keyifler bu anlamda iyi anlayacağınız. Şu ara bir çok şeye vakit ayıramadım ama. Emzirme reformu ile ilgili yapmam gereken işler vardı yapamadım. Sevgili Peri sağolsun benim işimi yaparak üzüntümü azalttı. Onun dışında iş öncesinde neredeyse her gün görüştüğüm arkadaşlarımla görüşmelerimiz azaldı. Bir kaç gün sabah 4'te geldim eve, Neredeyse anne baba blogger toplantısına da gidemeyecektim ki işle eğlenceyi birleştirip, daha sonra gündemde olan bloggerlarla röportajı organize ederek buluşmaya gidebildim :)) Kızımı bu hafta çok az gördüğümden, hem Bebek'teki buluşmaya hem diğer yerlere getirdi babası. Bu arada hem şahane ikramları vesüt hediyeleri için hem güler yüzleri için, üstüne üstlük çekim yapmamız için tüm kolaylıkları gösterdikleri için L'era Fresca'ya da ayrıca teşekkür ederiz. 
Akşam da babanneye gittik bir tam günü beraber geçirmiş olduk doya doya. 


Son görüştüğümüzden beri Maya'mızın doğumgünü oldu. Mayakuş doomgünüsünde pek hastaydı, hiç eğlenemedi. 



Bayadır Aze'nin gelişimi ile ilgili de yazmıyordum. Aze'nin boyu uzuyor fekat kilosu 12 civarı sabitlendi. İyice ince bir kız oldu. Öndeki göbeği saymıyoruz. Neredeyse her söyleneni anlıyor, yapıyor. İstediğimiz şeyleri getiriyor, götürüyor. İsimlerini söyleyip şunu götür dediğimiz kişiye götürüyor. Herkesi tanıyor yani. Derdini anlatıyor iyiden iyiye. Söylenen hemen her şeyi taklitle tekrar ediyor. Anlamını bilerek söyledikleri ise aklıma geldiğince şöyle: 

Su : Şu
Onu: Onnuu
Mama
Balon: Buluun
Maymun: Mamuun
Ada
Maya
Mumu: Mommoo
Gel: Gel
Git: git
Anne
Baba
Derya
Savaş: Şaaş
Dede
Dayı: Dayi 
Hala: Haya
Köpek: how how
Kedi: Miaaağw 
Kuş: Gak 
Üzüm: üjüm
Burun: Buyun
Göz
Kulak: kukku
Gökay: goygoy
Zeynel: Zeyzi
Zeytin: zetti
Alo: Ayo (Herşeyi ama her şeyi telefon olarak kullanabiliyor. Kibriti de, kalemi de, anahtarı da kulağına götürüp "Ayoooo" diyor) (Aynı şekilde çatal, düdük, kalem, cezve sapı her şeyi ağzına sokup flüt muamelesi yapıyor elleriyle.) 
Müzik: Nanana  (Şirinlerin şarkısının ilk üç notasını doğru söylüyor. Çalan müziği tanıyınca içinden kelimeler söylüyor. Mesela Ali, mesela denni:deniz)
Uyku: Eeee eee (bebeklerini uyutmaya çalışıyor eee eee diyerek. Bir de pış pışlıyor. Geçen gün birini ayağına koymuş sallıyordu. Ki biz onu hiç ayakta sallamadık. Ayakta sallanan bir çocuk da hiç görmedi.) 
Kitap: Kipa (Alıyor okuyor, okutuyor, kendi kendine bir şeyler sallıyor okuyormuş gibi) 
Benim: Mennim
Merhaba: Memaaa (elini uzatıp uzatılan eli sıkıp sallıyor) 
Makina: Maanna
Dıgıdık dıgıdık
At
Top: gol
bitttiiiii
Neden: dedeeen


Halay çekiyor, tey tey diyor. 
Acıkınca, mama sandalyesine götürüyor bizi, "Haydi mutfağa götürüp beni doyurun" mesajı veriyor.
Öpüyor, bay bay yapıyor, eliyle öpücük gönderiyor. 
Sarılıyor, beni özleyince babasına telefonu götürüp aramasını istiyor. Müzik isteyince de telefonu uzatıyor. Dans etmeye bayılıyor. Uykusu gelince salonun kapısına gidip el sallıyor. 


Uykusunu teke düşürdü bu ay. Akşam 20.30 civarı uyuyor. Sabah 08.30 civarı kalkıyor. Saat 13.00 gibi uyuyup 2 saat sonra kalkıyor. Her gün çorbasını, ev yoğurdunu, etini, ortalama 250 cc formül mamasını, meyvesini, pekmez, yumurta, ıhlamur, ceviz, tereyağ, zeytin, buğday ekmeği, peynirden oluşan kahvaltısını yapmaya devam ediyor. 

İnanılmaz eğlenceli bir insan oldu. Kendi kendine oynamasını da bildiği için ortada takılıyor, bize dinlenme fırsatı da tanıyor bolca. Zaman zaman inat, sinir, ağlama krizleri de yaşanmıyor değil. Fekat hala 2 yaş krizi düzeyine gelmediği için çabuk atlatıyoruz. 

Böyle işte. Aze Çınar Büyüyor. 

17 Ekim 2011 Pazartesi

Geldik

Epeydir düzenli yazmıyorum bloga. Minik minik duyurular, haberler vs ile yetiniyorum. Bahardan beri hayatımız sürekli değişti. Kötü değişim değildi hiçbiri. Değişimleri severim. Ama bir rutin ve düzeni engelledi sürekli değişimler. 1 kere taşınma, 1 dönemsel iş, 5 kez şehir dışı, 1 kez daha taşınma, Savaş'ın iş değiştirmesi, Biri İnternet'in beceriksizlikleri ve internetsizlik, TTNet'e maalesef dönüş, Savaş'ın işten çıkması derken yerleşik yaşamı oturtamadık bir türlü. Bu oturtamamak blogu geciktirmek gibi küçük şeyler dışında bir sıkıntıya yol açmadı hiç, yersizlik yurtsuzluk, göçebelik halini de severiz biz aslında ama bebek olunca yerleşikliği, rutini daha çok arar olduk.

Ama bugün farkettim ki ben aslında her zorluğa rağmen çok daha önce bir şeyler yazabilirmişim. Beni durduran şey sınırlı internet, zaman zaman internetsizlik değil gitgide biriken anlatılacak şeyleri toparlamaya üşenmek, nereden başlayacağını bilememek falanmış. Ayların fotoğrafları Savaş'ın laptopta. Oradan al, benim emektara taşı, foto seç, yükle de eksta yük! "Yaz ne istersen, fotoğrafsız yaz  yahu" der demez kendi kendime hop burada bulverdim işte kendimi. O yüzden kaç zamandır düşündüğüm gibi, son bıraktığım yerden başlayıp, şu oldu bu oldu diye anlatmayacağım. Biliyorum çok kere "oo anlatacak çok şey var gelince anlatacağım." dedim ama bunu yapmayı beklersem daha çok bekleyecek bu  blog gibi geliyor bana. O yüzden kronolojik olmayacak aklıma gelenler geçecek sadece.

Buralara gelmeyeli Aze Çınar  14 aylık ve 12 kilo oldu. Takır takır koşuyor, laf anlıyor, düştü, gel, git, al, ver, anne, baba, dede, bulun (balon), mama, bitti, aç gibi kelimeleri söylüyor. Söylenen bir çok şeyi anlıyor. mesela kumandayı şuna götür dediğimizde evdeki 5-6 kişi içinde kimi demişsek ona götürüyor. "Uyandıysan, daha fazla uyumayacaksan emziğini çıkar" dediğimde emziğini çıkarıyordu, son günlerde ise geliştirip, uyumuyorsak napıyoruz? diye soruyorum hop atıyor ağzından emziği. Uykusu geldiğinde bazen elimizden tutup yatağa götürüyor bizi. Hangimizi seçmişse geride kalana el sallıyor. Geçenlerde Mumu (Mustafa Murat) bizde kaldı. Ahu bir seminere gitti. Baya bir süre oyuncak kapıştılar yerde. bir süre sonra Mumu ağlamaklı olunca "Ama kızım Mumu'nun annesi burada değil bak yazık, üzülmesin." der demez elindekini uzattı Mumu'ya kuzum.

Her şeyi yiyor. Bazen bazı şeyleri istemiyor ve çok net belli ediyor. Çok güzel sarılıyor, öpüyor. İnsanları tanıyor. Kişisine göre tepki veriyor. Genel itibariyle sıcakkanlı ve güleç. Tüm geçtiğimiz süreçte anne-bebek grubumuzla görüşmelerimiz sıklıkla devam etti. Eylemlere gitti. Bol bol babanneye gitti. Annaneye gitti. Sokakta bol bol oynadı. Kedi ve köpeklere aşık oldu. Köpek deyince "Hov" , kedi deyince "maaağv" diyor. Yatak gibi yumuşak yerlerde de ayağa kalkıp dik durabilmeye başladı. Yapınca da kendini alkışlıyor.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Hep birlikte karşıya geçmek üzereyiz. Hızlıca ilk aklıma gelenleri yazmak istedim ki artık başlamış olayım şu bloga. Devamı gelecek.

Öperiz hepinizi.

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Kısa kısa kısa kısa

- Aze konuşmaya başladı. Sanırım bir karışıklık olmuş, kendisi Fransız bir insan. Fransız aksanıyla fransızca konuşuyor. Fekat bizim tekrarlattığımız kelimeleri aynen tekrarlıyor (canı isterse). Kedi, anne, baba, hadi, bebek... Ne dersek söylüyor.

- Yürüme çalışmaları ilerledi. Tek elle elimizi tutup ışık hızıyla ilerliyor.

- Baya laftan anlamaya başladı. Tabakta üzüm var, Savaş "Anne ver kızım." diyor, bizimki iki parmağıyla tutup ağzıma sokuyor üzümü, "babaya ver" diyor, hop Savaş'ın ağzına... Bugün Şiirci'de "aaa Aze Pınar'ın parmaklarına bak!" dedim, ki bu laf Aze anlayıp baksın diye değil, Pınar parmaklarını Aze'ye uzatsın diyeydi, Aze uzanıp Pınar'ın parmaklarına baktı!

- Aze'nin babası bir yaş daha büyüdü, pazar aile kutlamasının dışında bir de sürpriz yaptık kendisine. Hep mutlu, kutlu, sağlıklı ve bizimle olsun.

- Aze geçtiğimiz pazar Feride teyzesi sayesinde atlıkarınca vb bilumum alete bindi. Çok eğlendi. Yine Feri sayesinde 3 boyutlu bir şeye bindik biz de Savaş  ve Vedat'la o Aze'ye bakarken. Bize anlatışından ben uzayda geziyormuşuz gibi olacak sanmıştım. Halbuki uzay dekoru içinde roller coaster'a biniyormuş gibi oluyormuş!!! Bindiğimizin 10. saniyesinde gözlükleri çıkardım, yetmedi Savaş anlayıp elimi tuttu hemen, yetmedi gözlerimi kapadım bitene kadar, o da yetmedi kafamı sağa çevirip kısık gözle Vedat'a baktım arada bir ve kendi kendime "koltukta oturuyosun şu an, bak Vedat yanında koltuktasın koltuktasıııın" Çok korkarım ben öyle aletlerden arkadaş. Koltukta olduğumu bilsem de çok korkarım yüksekten. İnene kadar bakmadım ekrana.

- Dukan diyeti diye bi diyete başladım. Başladığım 1. gün regle denk geldi, ben ağrı ve halsizlik içinde yattım 2 gün. Regl geçti, günler geçti ben hala halsizlikten ölüyorum. Diyette sadece protein yiyorsun karbonhidrat ve şeker yok. Herhalde o yüzden diyorum, aynı diyeti yapan Perizad'a soruyorum, hayır o ilk gün dışında yaşamamış böyle bir şey... Sonunda bugün anlaşılıyor ki meğer vitamin almak gerekiyormuş!!! Kaç günün uyur uyanık, bitkin hali bu yüzdenmiş.

- Cevahir Alışveriş Merkezi'nde ramazan etkinlikleri düzenleniyor. Dün oradaydık. Aze'yi yaklaştırdım izlesin diye, önce tiyatrocu tipler bir mini perde arkasından müzikli bir şov sergilediler. Bütün şarkılar popüler, saçma sapan olanlardandı. Arkasından Karagöz ile Hacivat çıktı sahneye. Hadi birbirlerine Eşek, beygirle başlayıp devam eden hakaretleri geçtim, Karagöz iki de bir hacivatın kafasına dan diye vuruyordu ses çıkaran bir şeyle. Aze korktu her vurduğunda, 3.de ayrıldık hemen oradan. Ama çocuklara yönelik bir gösteride çocuklara vurmayı, hakareti sevimlileştiren içeriği sevmedim.

- Her akşam dışarı çıkmaya devam. Şu bitik halde bile :((

- Tadilat işleri çok korkunç. Sürekli acele ediyor olmak, kısıtlı kaynak vs işin heyecanını sıfırlıyor. Yine de tebdili mekanda ferahlık vardır umalım.

- Mihri Belli Öldü. Bir tarih, bir sembol öldü. Yarın 16.30'da Şişli Camii'nden (Ateistleri başka türlü uğurlamalı )  uğurlayacağız.

- Bugün foto yok. Yazı olabilmesine bile şükür. Hiç halim yok hiiiç.

11 Ağustos 2011 Perşembe

53. Hafta, Yılanın derisi...

Şu aralar hiçbir şeyi yetiştirememekten yana sıkıntılıyım. Bloga istediğim sıklıkta yazı yazamamaktan, istediğim hızda kitap okuyamamaktan, Yapmayı planladığım bir sürü şeye zaman bulamamaktan... Halbuki ortalamanın epey üstünde rahatım. Dün gece dışarıda içip, gece evde muhabbete devam edip 03.00 civarı yatıp, sabah 11.00'de kalkabilmek lüksüm var. 1 yaşında bir çocuğa rağmen. Ama işte ortalamanın çoğundan daha rahat olmam, yapamadığım şeylere üzülmemi engellemiyor. Niye böyle bir giriş yaptım, kaç zamandır yazmayı düşündüğüm bir çok konuyu hala bloga yazamamış, kısa kısa güncellemeleri bile zamanında yazamıyor olmanın verdiği dertlenme sebebiyle...

Gelelim son haftaya; En son yazdığımdan beri yine koştur koştur sürüyor hayat. Geçtiğimiz çarşamba idi Aze'nin tam doğumgünü. Doğumgünü çocuğunu Gökay'a bırakıp Savaş'la kutlamaya gittik. "Ne şahane yapmışız beaaa, helal bize" temalı, karşılıklı hediyeleşmeli gecemizi geçirdik.

Önceki gün Aze'nin 1 yaş kontrolüne gitmiştik. Boy: 76 cm, Kilo 10.9, Her şey normal... Sonraki günler her akşam dışarılarda dolandık.


Cumartesi günü Perizad ve dünya güzeli Elvin'le görüştük. Cumartesi Anneleri'nin oturma eyleminden gelmişlerdi, kederliydiler. Sonrasında bebelerin sınır tanımaz tüm ilgiyi üzerlerine toplamaları ile annelik, bebekler ve bebek işleri arasında sohbetle geçti günümüz. Hacıpolo'da kahvemizi de içtik ama henüz az bebe soslu derin sohbetler gerçekleştiremedik, umarız yakına.



Pazar günü ise dünya tatlısı Doruk ve ailesine gittik öğle çay-kahvesine. Sevgili Özlem ve Nevzat çok güzel ağırladılar bizi. Funda-Barış-Ayşe İdil de geldiler. Özlem'in yaptığı şahane börekler, kekler yendi, bebeler acayip sosyalleşti. Bu grubun babaları şahane olduğundan onlar bebelerle oynarken anneler miss oturup sohbet edebildi. Emziren anneler grubuna bitmek bilmez teşekkürlerden biri daha gerekiyor bu keyifli zamanlara sebep olduğu için. (Farkettiniz mi Aze Çınar dimdik ayakta)

k.validenin yüze dikkat :))


Ondan sonra kayınvalidelere gittik. Savaş'a aile doğumgünü kutlaması yaptık. Evet bizim ailemizin üçte biri ağustos doğumlu. Aze her zamanki gibi onca kişinin ilgisi içinde kendinden geçti.




Ertesi gün ise uzun yıllardır arkadaşımız olan (Alevilikte musahiplik vardır, bir nevi kardeşlik ilanı, heh Savaş'la Ümit musahipler.) Ümit, Dilek ve oğulları Batu ile birlikteydik. Aze Çınar çok acayip bir akşam geçirdi. En sosyal, en sınırsız, en korku-sevgi-eğlence karışık ve mutlu anlarını. Biz de canlı olarak iki kardeş nasıl yaşıyor onu gördük. Aze Batu'dan bazen çok korktu ama ona rağmen sürekli peşinden dolaştı, gülmekten yıkıldı, zıp zıp zıpladı. Batu'yu taklit edip durdu... Ve o gün doğduğundan beri ilk kez bu kadar saat uyanık kalıp gece 23.30 civarı uyudu.

Bir kaç zamandır bir tadilat işleriyle de uğraşıyoruz. Hem beden hem ruh yoruyor. Göçebe kaplumbağalar olarak yine göçüyoruz. Bu sefer daha bir başka. Ama hayır bu sefer de çok uzun süreli olmayacak. Her göçte biraz daha yük atıyoruz, biraz daha minimalize oluyoruz. Faydası oluyor bence bu taşınmaların :) Çok uzak değil "son" taşınmamız. Biraz daha zamanı var ama çok uzak değil. O zamana kadar zihnimiz de son şekline doğru hızla yol alıyor. Öyle hissediyorum ki aynı zamana denk gelecek zihnimizin olgunlaşması, oturması ile bizim fiziksel olarak da "aha da burası" deyip oturmamız. Eskiden "Yılan gibi olmak lazım" derdik. "Soyulan deriyi boşuna vücutta tutmamak gerek. Hayatında gereksiz yer kaplayan her şeyi kuruyan deri gibi atmak gerek. Hiçbir şeye boyun eğmeyip, kanıksayıp, olumsuz haliyle kabul etmeyip, gerekirse tüm hayatı değiştirmek pahasına silkinip atmak deriyi..." O zamanlar sadece derdik, bir süredir yapıyoruz da dediğimizi. Gitgide duruluyor, sakinliyor, hayatı daha net algılayıp, hayata daha çok gülebiliyoruz. İşte büyümek böyle bir şey herhalde. Bilmiyorum çoğunluk yaşıtımızın artık "yaşlanıyoruz" demeye başladığı bu anlarda bizim "büyüyoruz" dememiz neye denk düşüyor. Ama seviyorum bu halimizi. Adına ister yaşlanmak ister büyümek diyelim.








4 Ağustos 2011 Perşembe

Babasından Aze Çınar 1 yıldır bizimle 5

Canım Kızım; 

Seninle aramızda özel bir sevgi var. Ya da ben öyle hissediyorum. Belki de bütün babalar böyle hissediyordur. Bana sarılman, kucağımda uyuman, gülmen, seslenmen, bakışın sanki bir başka. Kız babası olmak başka derlerdi de inanmazdım. İsterim ki hayat boyu mutlu ol. Ben de senin mutlu olmam için elimden geleni yapacağım.

Ben hep doğruyu yapmaya çalışsam da bazen yanlışlar da yapacağım. Tıpkı bu sabah kahvaltıda olduğu gibi. Doğum gününde hayatında ilk kez acıyı tattın. Kahvaltıda sana yanlışlıkla acı biber verdim. Önce ısırdın biberi, acı olduğunu farkedince yüz ifaden değişti, ağzından çıkarmaya çalıştın, çok başarılı olamayınca da ağladın. Yardım isteyen gözlerle Deyyaa'ya (şimdilik annene böyle sesleniyorsun) sonra da bana baktın. İçimiz gitti o an. Başka şeyler yedirerek acının etkisini azaltık. Çok kızdım kendime, bakmalıydım o biberin tatına.
Hayat bazen o biber gibi acı olabilir. Ne zaman babanın yardımı ihtiyacın olursa hemen yanında olacağımı bil.

Koca bir yılı geride bıraktık. Sen büyüdün. Her gün yeni şeyler öğreniyorsun. Şu yürüme işini de bir an önce çözersen çok iyi olacak. Çünkü seni elinden tutup gezdirmekten belime ağrılar girdi :)

Bana bazen baba, bazen de del del (gel) diye sesleniyorsun. Ama nadiren de olsa baba demen ayrı bir hoşuma gidiyor.

Çok sık yazamıyorum sana. 1 senede sadece ikinci yazı oldu. Saysam elli tane mazeret çıkar. Kimi haklı, kimi bahane. Bundan sonra daha sık yazacağıma söz veriyorum.

İyi ki doğdun evimizin Çınar'ı.
Yeniden hoş geldin kızım.
Seni çok seviyorum.

Baban.





Aylin'den; Aze Çınar 1 yıldır bizimle 4

Hayatında ilk kez bir doğuma tanıklık etmiş ergen tarafından yazılanları okumakta olduğunuzu hatırlatıp,yaşanan duygu değişimlerini göz ardı etmenizi temenni ederim. Yazılacak,konuşulacak ne çok şey olduğunu en klişe tabiriyle meşhur film şeridine bakınca anladım.

Azecan bir yıl önce bugün, doktor ablasına ve bize minicik bedeniyle kocaman bi sürpriz yaptı.Bir fındık büyüklüğünde dünyaya gelen bu velet,doğum sırasında annesine pek güçlük yaşatmamıştı.Tabi şimdi Derya abla''sen onu gel de 
bana sor'' diyebilir fakat gözlenen buydu. Evde o gün her zaman olduğu gibi ziyaretçi trafiği yaşanmakta.Öğle vakti Derya ablanın arkadşları Funda ve Melisa geldi ellerinde börekler kurabiyelerle.Onları uğurladıktan sonra
Gökşen ve ablası geldiler. Gökşen'in ablasının ''valla derya bu çocuk bugün doğacak gibi duruyor'' demesine zerre inanmadım ne yalan söyleyeyim. Çünkü kafamda kapı gibi doktor sözü vardı neticete.Sonra Gökay abla geldi. Onunla da Aze ve doğum hakkında mini söyleşimizi yaptıktan sonra,iki yakın dost küçük odaya geçtiler.Ben de Kanal D'de yayınlanan 'Deli deli olma' filmine bakıyordum.O yaz sıcağı, masum masum bi şeyler izlemeye çalışan bu genci rahat bırakmıyor ve bütün beynimi ele geçirmeye çalışışıyordu.Bütün hücrelerim'kalk bi duş aal' diye bas
bas bağırıyordu.İlk ufak sancılar bu esnada geldi.Sonra Gökay ablayla mutfakta yemek yaparken Derya abla geldi ve ''Size çok önemli bi şey söyleyeceğim sıkı durun. Nişan geldi az önce''dedi. Nişandı,suydu,sancıydı beni zaten çok 
öncesinden aydınlattığı için o sırada akla ''nişan ne lan?!''diye bi soru gelmedi tabiki.Hiç bir şeyden emin olamama gibi bi durum vardı bende başından beri.Kadın doğum sancısı çekiyor,nişan geldi diyor,hissediyorum diyor benim akıl hala
doktorun söylediklerinde. ''yok yaa bizi kandırıyor,numara yapıyor''diyorum kendi kendime.Bu sırada sancıların kaç dakikada bir geldiğini ve süresini bilmek için elde kronometre var tabii.Derya abla büyük bi heyecanla telefona sarıldı,doktoru aradı.

Yemeğimizi yedik.Yedik ama nasıl yedik? Biz mi yemeği yedik,o mu bizi yedi belli değildi.Derya abla elinde köftesiyle mutfağın içinde tur atıyordu.Ayakta olması acısını hafifletmesinin yanı sıra doğumu da kolaylaştırıyormuş.Kendisine ve Aze'ye 
iyi gelecceğini düşünerek duş aldı.Mavi elbisesini giydi.Ben de olayların devamını merak ediyorum deli gibi.

Savaş Abim yollara düştü,evine geldi.Bu sırada sancıların şiddeti artmıştı.Sancı geldiğinde pat Gökay ablanın kolundan tutup dakika sayıyorlardı.O gün Derya ablaya hiç rahat yoktu. Oturdu olmadı,uzandı olmadı,e sürekli yürürken de aşırı efor harcıyordu.

Son hazırlıklarımızı yapıp arabaya bindik. Kalabalık bi kadroya sahiptik hastaneye gitmek için. Gökşen,Neşe, ben,Gökay Abla,Derya Abla, abim cümbür cemaat yola düştük.Bilmiyorum dünyanın neresinde güle oynaya doğuma gidilir? Ama biz yaptık ve çok da şahane oldu. Vardık hastaneye,Derya ablayı bi odaya aldılar.Aze'nin kalp seslerini dinledik burada.Her şeyin yolunda olduğunu ve tam zamanında
gittiğimizin haberini aldık.Derya ablayı asıl kalacağı odaya götürdüler.sonra biz  hastanede alkollü insanlar gibi davranıp ona eziyet ettik :)

Bekliyoruz kapının önünde telaşla.Sonra aşırı stresten mi ya da korkudan mı olduğunu kestiremediğim garip bişeyler oldu bana. Hey gidi Derya ablam böyle sedyeyle odadan çıkınca şok oldum. Tabii yani olması gerek o ama insan bir anda sindiremiyor bu tür şeyleri.Ayşen abla koptu geldi hastaneye.Doğuma almadan önce gittim yanına,gülümsediğini gördüm,yanağından bi öpücük aldım ya beyne komut gitti yeniden''tamam iyiymiş o şimdi sakin ol ''diye. Ben böyle hastaneye gidince zart diye bebeği elimize vereceklerini umuyordum halbuki.

Arabanın içinde bekleşirken hafızama kazınan bir diğer şeyi paylaşmak isterim. Abican gelir,arabanın camını tıklatır,''doğum oldu'' der. Ayşen ablaya sarılır,
bana sarılır,sonra bi bakarsın herkes birbirine sarılır :) Derya ablayı ve Azecan'ı son kez görmek için yanlarına gittiğimizde gözümde çok büyük bir zafer kazanmış kadın görüntüsü vardı.

Son sözler Azecan'a;
Tam bir yıl oldu seni kucağıma almaya korkalı.
Tam bir yaş oldu hastane yollarına düşeli.
Evimize,hayatımıza,kucağımıza sen en çok bize hoşgeldin Çınar'ım.

Neşe'den Aze Çınar 1 yıldır bizimle 3

Aze’yi beklemek....

Bir yıl öncesi... 4 Ağustos 2010...

Bilmiyorduk. Bugünler, o günlerde bilinemezdi belki de. Bir yıl sonrasında herşey daha
iyi, daha kötü olabilirdi ama bu denli farklı bir yıl sonrasını, o gün beklemiyorduk. Kopuşla
buluşma; göbek bağının kesilmesiyle memeye sarılma arasındaki diyalektik öncesiydi.
Bugünden başka bir şeydik hepimiz...

Bildiklerimiz de vardı bir yandan. Mesela adını biliyorduk: Aze Çınar. İsim anneleri vardı.
Bazılarımız başka tarihlerde o yollardan geçmişliğin tanışıklığını taşıyordu. Bu tanışlık,
umulan yol rehberliğini taşıyamasa da o günün telaşına. Üstüne, çok heyecanlıydık.
Bilinmeyenle karşı karşıya kalma anının hakiki telaşı. Kaçacak yer, ertelenecek zamanın
kalmadığının bilgisi biraz. Öncesinde -tüm gel gitlere rağmen- ne kadar kararlıysak, kararlılık
ve kararsızlığın doğuma dakika dakika yaklaştımızdaki önemsizliğinin şaşkınıydık...

Öncesinde ne çok düşünmüş, ne çok okumuş, ne çok iç çekmiş, iç dökmüş, konuşmuştuk
üstüne. Bir o kadar korkmuştuk. Ve gelmişti o an işte. Sancı aralarını kısalta kısalta; kendi
bildiği gibi, hep olageldiği gibi geliyordu. Kendi doğrularıyla, kendi kurallarıyla üstelik.
Yapabileceğimiz tek şey geleni karşılamak; ‘olma’sına eşlik etmekti...

Oysa, türlü ‘olabilir’liklere dair hazırlık yapmıştık. Planlarımız yok değildi. Öyküler
dinlemiştik. Öyküler dizinine alfabenin ilk harfinden bir yenisinin ekleniyor olduğunu bilsek
de henüz ilk satırlar vardı. Acemiydik...

O gün o ilk satırları okuyabilen herbirimizin şimdi, bir yıllık hikayeleri, yazılmak üzere
biriktirdiği hikaye malzemeleri var, birbirine ayrı birbirine benzemeyen ama birbirine aşina.
Daha iyi, daha kötü değil ama farklı ve ‘bir’ fazla. O gün, 4 Ağustoz 2010’da ‘bir’ çoğaldık
biz...

Sadece ismini bildiğimize, dokunur olduk. Kokusunu aldık Aze Çınar’ın. Neresinden
öpeceğimizi bilemedik. Gözünün rengini seçtik. Göğsümüze değince sıcaklığını aldık. Uzun
kirpiklerini seyrettik uzun uzun. Eksilen yanlarımızın yanına onun gülüşüyle çoğalmayı
koyduk.

Bir yıl sonrasında hala bekliyoruz... Henüz girişini okuduğumuz Aze Çınar öyküsünün geri
kalanını...Aynı acemilik, aynı telaş ve aynı bilinmezlik içinde...

Çoğal aramızda Aze.

Gökşen'den Aze Çınar 1 yıldır bizimle 2

Sevgili Çınar Aze, 

Her şey bir cumartesi günü ciddi bir toplantının ardından yapılan tüp muhabbetiyle başladı. 
Ne geyik yapmıştık yahu.. İki gün sonra, Derya "siz ne mubarak kadınlarsınız, hamileyim" dedi :)

Derya'nın gün, hafta saymaya ve yazmaya başlamasıyla biz de neler oluyor, bitiyor öğreniyoruz.
Senin yolculuğun devam ederken hazırlıklar kendi ritminde ilerliyor. 
Sen rüyalarımıza girmeye başlıyorsun. İyi, güzel, orjinal, komik rüyalar... 
Hele Derya'nın senin 1 metre doğduğunu gördüğü bir rüyası var, aynı rüya da bir de ünlü
bir çift var, çift senin adını soruyor, cevap çınar gökşen oluyor. 
Bu rüyadan sonra senden uzak durmak mümkün olmuyor tabi :))

Kolektif bir çalışmayla odan için alışverişler yapmaya, temizlik işlerine girişiyoruz.
Perde de bir sorun var ama yaratıcılığımızla çözüveriyoruz. Kimimiz iyi sürücü Neşe gibi,
kiminin temizlik beziyle arası fena değil İsmigül, kimi iyi cam siliyor ben gibi :)

Ve zaman aktıkça buluşma da yaklaşıyor...
Sabırsızlanıyoruz. Seni merak etmekle beraber Derya da artık hafiflesin istiyoruz...
Ben gidicem, 20 günlük bir programım var, yolculuk tarihim 5 ağustos, bana yetiş istiyorum. Du bakali...

3 ağustosta kontrolünüz vardı akşam üzeri ablam Funda'yla sizi ziyaret ettik. Derya yorgundu biraz ama keyifsiz değildi.
Ve yalnız da değil tabi, nöbet teslim alır gibi ziyaretçi vardı o gün. Biz de ziyareti tamamlayıp çıktık. Çıkışta ablam "bugün 
Derya doğurur" dedi. Ben biraz heyecanlandım, gidicem ya bir gün sonra, çok istiyorum gitmeden önce gelmeni ve seni görmeyi :) 
Günün ilerleyen akşam saatlerinde Savaş'tan sancıların başladığı bilgisini aldığımız andan itibaren Neşe ile teyakkuza geçtik ve beklemeye başladık. Bekledikçe heyecan da büyümeye başladı... 

Ayın kocaman olduğu güzel bir geceydi, seninle buluşmak üzere yola düştüğümüzde...
Ve ben seni beklerken birçoğu gibi, sen beni yolculamak için geldin zamanında...
Sabaha doğru katıldın aramıza, ben de huzur için uzun Karadeniz yolculuğuma çıkabilirdim artık. 
Bir gün seni de sırtımda yaylalara çakarabilirim umuyorum... Derya'ya sözüm var. 

Seni odaya getirdiklerinde ilk anlarda nasıl yumurmuşsam (yaptığım harekete ne diyeceğimi bilemedim), Neşe gözleri kocaman olmuş bana bakıyordu. Şansa Derya görmedi, yoksa bana bilmem kaç metreden öteye yaklaşma yasağı koyardı. Kesin koyardı bu yasağı, hep sana uzaktan el sallamak zorunda kalabilirdim :) Ama yaptığım Elif ebenin yaptığının yanında devede kulak kalırdı inan hehhe

Derya bu hikayenin en direngen karakteri bilesin... Senin normal normal aramıza katılman konusundaki inadı, inancı, ve direngenliği.. Öğrenirken, öğretti de...

Bir yıl geçmiş Azecan, zaman zaman kopmalar olsa da -e hayat bu!- takip ediyorum seni. Şansa cümle kurmayı seven bir Derya var ve iyi ki var. Uykusundan gülerek uyanan güzel, tatlı Aze... 

"İmlasını bilirdik bilmesine de, yine de yanlış hecelerdik hayatı" demiş şair. Dilerim imlayı olabildiğince az şaşırdığın bir yaşamın olur. Ve dilerim hayat seni gülen gözlerin kadar güzel karşılar...

Gözleriyle gülen Aze, yolculuk devam ediyor... Buluşmak ve koklaşmak üzere ;)

Sevgiyle,

Gökşen 

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Aze Çınar 1 yıldır bizimle

Geçen sene bu zamanlar sancı çekiyordum. Doğum mu olacak, sahte sancı mı bilemeden oturuyordum Gökşen, Funda, Melisa ve diğer Funda ile. Onlar gittiler, Gökay ve Aylin'le yemek yiyorduk ki nişan adı verilen sıvı geldi. Gece 01.00'e kadar idare ettim. 01.30'da hastanedeydik. 05.19'da Aze Çınar geldi yanımıza. Detaylı hikaye şu linkte: http://baskahamile.blogspot.com/2010/08/acayip-bir-dogum-hikayesi.html  O yüzden detay anlatmayacağım şimdi.

Benim anlatmak istediğim o günden sonrası. Seni kucağıma aldığımdan bugüne uzanan kocaman bir aşkın hikayesi kuzu kızım. Beni büyüten, sabrımı geliştiren, bilmediğim yeteneklerime şaşırtan, yeni yetenekler kazandıran acayip bir aşk bu. Senin bir gülüşün dünyadaki bütün çiçekleri açtırır mesela, gözünden akan bir damla yaş ise yaktırır o dünyaları. O güzel kafanı omzuma koyman için gerekirse dünyanın tüm sınırlarını aşar, tüm ordularıyla savaşırım.

Her anne bebeğini çok sever ya, sen sanki benim zaaflarımı bilişinle, beni idare edişinle, yaşını doldurmadan beni alttan almalarınla, uyumluluğun, güler yüzün, sabrın, kanaatkarlığınla, sıkıntılı durumlarda bile yaygaracı olmamanla beni fazla fazla tavladın.

Ömrüm boyu uykuya dayanamadım, dünyanın en sinirli insanı oldum uykusuz kaldığımda, sen bunu bilir gibi uyum sağladın oluşturmaya çalıştığım düzene, 3. aydan itibaren aralıksız uyudun. 1 koca yıl geçti ve sen 1 kez olsun altın kirli diye ağlamadın. Doğar doğmaz ilk 7 hafta sütü çekememişsin, aç kalmışsın yine de yaygaracılık yapmayıp olanca tahammülünle beklemişsin güzel kuzum. Eve tıkılı kalmam mümkün değildi, ilk aylardan itibaren ben nereye sen oraya hiç sesini çıkarmadan geldiğin gibi bana benzeyip sevdin bile bu gezme fasıllarını.

Benim kimselere benzemeyen koca gözlü kızım. Doğduğun da o kadar kimselere benzemiyordun ki "Doğum esnasında karıştı diyeceğim ama hastanede başka doğum yok hem yanımızdan da hiç ayrılmadı ki" diyorduk. Sonra Sinan amcana benzedin bir ara, daha sonra Kemal Dedeni andırdın. Babanla bana benzememekte şimdilik kararlı gözüküyorsun.

El ele eylemlere koşuyoruz seninle. Dünya daha güzel olsun diye. Sen daha güzel bir dünyada yaşa diye. Eylemlerin maskotu oluyorsun, sloganların ritminde "aa aaaa aa a a aaa aaaaaaaaaaa" diye bağırıyorsun. Barış işareti yapmayı öğretmeye çalışıyorum sana orta parmak henüz işaret parmağın yanında yerini alamıyor. "1 çay" der gibi oluyorsun. Ki senin olduğun her yer barış iklimi oluyor.

Nevi şahsına münhasırsın göz bebeğim. Kızınca hart ısırma çalışmalarına başlıyorsun minicik iki dişinle. İstediğini almakta kararlısın. Direniyorsun epeyce. Eh adını Aze koyduk çekeceğiz getirisini. Çoklukla benden daha olgunsun. Baban " Kızım boşuna uğraşmamayı öğreneceksin annen biraz deli." diyor bazen sen bağırdığında ben de senin gibi bağırmaya başlayınca. İkimiz çığlıklar atıyoruz evde, babayı telef ediyoruz, çoklukla gülmelerimizle sonlanıyor bu delilikler. Ben de çaba harcıyorum bakma. Senin yerinde başkası olsa çoktan koymuştum kapının önüne, sürekli sürekli bir insanın kakası ile mi uğraşılır ayol? Kıymetini bil yani. Yerin ayrı :)

Seni çok seviyoruz be Azoşkam, Çınar dalım, Gül kurum. Sen bu hayattaki en olmazlarımızı olduransın, en görünmezleri gördüren, bilinmezleri bildirtensin. Sen turnusol kağıdımızsın insanları ayırt etmemizi sağlayan, altın topumuzsun, bambamımız, balımız, sincabımız, dünyanın en güzel gülen varlığısın. Hayatının bizim için en zor zamanlarıydı ilk 1 yılın. Gitgide kolaylaştı, gitgide eğlenceli hale geldi. Hep bir festival tadında olan hayatımız kimi zaman sirk kimi zaman şenlikler ötesi hale geldi. En ilk aylar yaşanan korku, panik ve depresif haller su gibi aktı gitti sayende. Umuyorum ve biliyorumki her geçen gün daha da şenlenecek yuvamız, minik ailemiz. Sen dillendikçe daha da eğleneceğiz.

Tekrar edeyim dünya güzeli, sen varsın ya gelsin parasızlıik gelsin zorluk gelsin sıkıntı inadına sevgi inadına özlem inadına aşk...

Kutlu doğum günü münasebetiyle şu andan yarın geceye kadar türlü yazılar gelecek siteye. Doğuma tanık olan arkadaşların doğum hikayelerinden babasnın yazısına kadar... Bekleyiniz...

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Bu bir teşekkür yazısıdır.

Azoşkamızın doğum gününü yaptık. Bol sirkülasyonlu, bol dostlu, bol temiz havalı, bol yemekli bir gün oldu. Aze Çınar herkesi kendine nöbetçi etti tek tek, ellerinden tutup yürüttü. Top oynadı, Ada, Ayşe İdil, Doruk, İdil Eylül ve Batuhan ile oynadı. Mumu ve Maya'nın yolunu gözledi. Uyudu uyandı, aaa eğlence, kalabalık hala sürüyor, çok sevindi kucaktan kucağa dolandı.

Gökay bir gün önceden bizdeydi ve Funda ile birlikte işin en büyüğünü hallettiler. İki canavar poğaçalar, börekler, makarna salataları hazırladılar. Hatta Funda bebelerin de yiyebileceği pastayı bile yaptı. Ben de boş durmadım tabi -yapılmasıdünyanınenzorişi- patates salatasını ve çocuklara içecek ıhlamur, kuru erik, kuru kayısı kompostosu yaptım pekmezli :) Aygül Anne şahane patatesli böreklerinden yaptı. Peri ve Özgün kek ve burma tatlısı, Mete simit, çatal (eheheh), Çiğdem meyve suyu, Ece irmik helvası, revani ve su böreği getirmiş, arkadaşı Sami ise herkese Alaska Frigo getirmiş sağolsunlar. Eyüp annesine süper bi kek yaptırmış, ikisi de sağolsun. Neşe ve Gökşen'e Aze'ye değil bana hediye getirdikleri için ayrıca teşekkür ederim :)))))

Tüm gün yanımızda olan Nevzat - Özlem - Doruk'a, Dilek-Ümit-Batuhan'a, Selin-Burç-Ada'ya, Funda-Barış-AYşe İdil'e, Gökay, Funda-Mete, ÖZgün, Peri, Çiğdem, Ece, Eyüp, Aygül Anne, Emre, Erkan, Vedat, Barış, İdil, Selahattin, İmam, Cem, Çağın, Tülay Abla'ya, Aylin, Gökşen, Çiğdem, İrem, Neşe, Tayfun, Fulya, Pınar, Suvar, Can, Tolga ve Burcu ve Şenol'a kucaklarca teşekkürümüzü sunuyoruz.

Uzaklarda olup, acil işi çıkıp gelemeyen, arayan, yazan, tebrik eden tüm dostlarımıza teşekkür ederiz.

Varlığıyla bile ailemizi acayip bir enerjiyle doldurabilen, hayatın ışığını biraz daha açan Tülay Abla'yı bol bol öpüyoruz.

Şu tüm bir yıl boyunca zor zamanlarımızda nazımızı çeken, bi telefonumuzun ucunda olan, Daralıp gezmek istediğimizde hop Aze'ye bakan, Dert dinleyen, çözmeye çalışan, Aze'yi şu hale getirmemizde büyük katkısı olan başta Gökay ve Vedat olmak üzere tüm dostlarımıza çok teşekkür ediyoruz.

Aze aksırdı, Aze tıksırdı, ateşi çıktı, düştü, zırt oldu, vırt oldu. Önemli önemsiz demeden, gece gündüz tüm telefonlarıma, mesajlarıma tüm özeniyle ve beni rahatlatarak karşılık veren sevgili arkadaşımız ve doktorumuz Erdem Gönüllü'ye bolca teşekkürlerimizi sunuyoruz.


Son olarak bir tanecik kocam, sevgilim, kızımın babasına tüm şaşkınlığımız ve başlangıçtaki afallamalarımıza rağmen beni hep idare ettiği için, Aze büyürken "yardım" etmeyip bizzat tüm işi paylaştığı için, hayatı artık eskisi kadar ciddi yaşamayıp daha kolay sallayabildiği için, ben gibi bir deliyle yaşamayı becerebilmek için elinden geleni yaptığından ve hepsinden öte o olmasa idi Aze Çınar hiç olmayacağı için ne kadar teşekkür etsem az. Harika bir ekip işi çıkardık olm!

Bu tüm 1 yıl boyunca sanki annesinin hassasiyetlerini, zaaflarını bilircesine davranan, mesela 3. aydan beri geceleri aralıksız uyuyan, eyleme, partiye, konsere, gezmeye her ortama uyum sağlayan, güler yüzlü, eğlenceli karakteriyle her günümüzü aydınlatan bir tanecik kızımı unutmadım elbet. Ona yazımı tam doğum gününde yazacağım.

Ve ben! Kızım kendini aştın be! 2 yıl önce gözümle görsem inanmazdım şu hallerine ki hala da bir çok şeye yaparken bile inanamıyorum.Sabrını geliştir, Sinirlerini azalt. Her zaman söylüyorum karşında bebe var inatlaşma la!  Daha alacağın çok yol var fakat aferin şu 1 yılı fena atlatmadın. Her şeyi geç şu tatlı kuzunun üretim aşamasının büyük kısmını hallettin, aferim. Çok iyi niyetli, şeker gibi bi insansın Deryacım böyle devam et ehahhehh.

Dünyanın en şahane arkadaşı Aze Çınar Gül, hoş geldin ve şahane alıştın la bu hayata aferim!

Kuzumun doğum günü hatrına, kutlama fotoğraflarını blogumu okuyanlar da görebilsin diye bir süreliğine herkesin görebileceği ayarda bırakıyorum. 1 hafta 10 güne kapatırım. Şu adresten bakabilirsiniz:

http://www.facebook.com/media/set/?set=a.10150192686589159.269116.584869158

28 Temmuz 2011 Perşembe

11. Ay ve kısa kısa

Aze sloganlara eşlik ederken
Neredeyse yaşına girecek ben hala 11. ay yazısını yazmamışım. Niye yazmamışım çünkü gezmekten vakit bulamamışız. Neredeyse 3 aydır günlerimiz şöyle geçiyor. Bir gün ben bir gün Savaş Aze'yle uyanıyoruz ve Aze'nin mamasını yediriyoruz. Saat 11 gibi diğerini kaldırıyoruz ve 3'ümüz kahvaltı ediyoruz. Azoçka ile biraz oynadıktan sonra onu yıkıyoruz ve uyutuyoruz. Onun uyku vakti bizim özel vaktimiz, sohbet, muhabbet, kahve, film, dizi, romantik zamanlar vesaire birbirimizle vakit geçiriyoruz. Sonra kuzu uyanıyor. Hazırlanıyoruz, yediriyoruz ve serin bir yerlere doğru yola çıkıyoruz.  Haliyle gündüz vakti internete pek uğramıyoruz. 


Sıklıkla Ahu-Mumu ve Özlem-Maya ile buluşuyoruz, geç vakitlere kadar sohbet, gezinti sürüyor. Ahu'da kahvaltı ediyoruz, Maçka Parkı'nda diğer anne babalarla buluşuyoruz, AVM geziyoruz serin serin. Kimi zaman bugün Gökay ve Funda ile olduğu gibi diğer arkadaşlarımızla buluşuyoruz. Bazen olduğunda eylemlere gidiyoruz ve netice olarak eve dönüşümüz 21-22 arası oluyor. O saatten sonra da yorgunluk, Aze'yi temizle yatır, gece mamasını ver derken hiçbir şey yazacak halim olmuyor. Hafta sonları zaten neredeyse full dışarıda gezmelerde oluyoruz zaten. Öteki türlü Aze Çınar'ı zaptetmem artık hiç mümkün olmuyor evde. Ki özellikle bu yüzden yine yaşantımızda kimi değişiklikler yapma arifesindeyiz. 


Ve 11. ayda neler oldu. Aze konuşma çabasını geliştirdi. Bir çok kişinin duyduğu üzere Derya'yı Değğğyaa şeklinde söylüyor istediğinde. dedede, babababa, dıgit dogit, dıgi dogi, dıgıl, mama :), bu, su, tette ki gökay bunun teyze olduğunu iddia ediyor,
Gel --> Del del del   şeklinde aralıksız söyleniyor el işaretiyle birlikte. 
Bay bay denince el sallanıyor. 
Alkış der demez alkışlamaya başlıyor. 


Müzik duyar duymaz ki bu ıslık ya da melodili araba kornası bile olabilir dans etmeye başlıyor. 
Elinden tutulunca değil yürümek koşuyor. Ve bunu sürekli ama sürekli yapmak istiyor şu yaz sıcağında. Eller bırakılınca ise küt popoyu yere salıyor korkak şempanze. 
Haa şempanze demişken, bazen bildiğin şempanze gibi davranıyor. Onlar gibi bağırıyor, sarılıyor falan... 
Yeme işi biraz yavaşladı. Her şeyi yiyor yine ama miktarlar azaldı. Sıcaklar, diş falan herhalde... 


Bu ay ilk kez sarma, poğaça, börek, enginar yedi. Cam suya geçtik artık kaynatmıyoruz sularını.
Kiraza bayılıyor, karpuz kemirmelik büyük olursa yiyor. Limona bayılıyor manyak, ekmek, lavaş, kömbe yiyor. 
Artık ezmeyi bıraktık, kuzucuk iki adet dişle (evet hala 2) kıtır kıtır yiyor her şeyi. 
Ellerini çok güzel kullanıyor. İstediği şeyi küçük büyük ayırt etmeden tutabiliyor. Derdini vücut diliyle anlatmaya başladı. Ayaklarının üzerinde durabiliyor. Zorlayınca bir iki adım atıyor ama korkuyor. Çok güzel sarılıyor. 




Şu son 3-5 gündür içine şeytan kaçtı yalnız benim minik meleğimin. Her şeye inat ediyor, kucağa alsan yere inmek istiyor, yere indirsen elimden tut yürüt beni diyor, kesinlikle kendi yatağında yatmak istemiyor. Kıl ötesi bir şey oldu. hatta dün baktım çok ağlıyor, gece aldım benim yatağımda yanına uzanarak uyuttum. etrafına yastıklar dizip öyle kalktım yanından. gece yarısı uyanıp sesine on saniyede cevap alamayınca sen kalk yataktan inmeye kalk ve kafa üstü düş yere!!! 11 aydır zerre görmediğimiz şeyler olunca Savaş'a da bana da geldiler 2 gündür. Resmen yetişkin varmış gibi öfkeleniyoruz kendisine, bizi öyle görünce o daha da öfkeleniyor, mesela elindeki emziği atıyor yere gözümüzün içine baka baka ya da elimizi falan ısırmaya kalkıyor. Bugün Savaş'la camdan sarkmış bakınıp kahvelerimizi içerken aşağıda bebek arabasında 7-8 yaşlarında bir çocuk gördük. Ben denyoca "Yuh o yaşta niye bebek arabasına koyuyorlar?" derken tam çocuk kendini tokatlamaya başladı. Annesi bir tişört yardımızla ellerini sararak engelledi. Farkettik ki çocukta zeka geriliği var. Bir on dakika ağladıktan sonra kendi kendime küfrederek "iki asilikte delirdin insanlar nelerle baş etmek zorunda" diyerek bi sakinledim. 




Bir de zaten çok sevdiğim fakat zorluklarını yakinen gördüğüm ikiz çocuklar var. Her hatırladığımda "Oyh çok şükür bir tane" diyorum. Ben tam bunlarla biraz kendime gelmişken, Azoşka'da birazcık daha sakinledi bugün. Bizimle yer de oyun oynadı, yuvarlandı, pek arıza yapmadı. Konuştuğum kim anneler bu aylarda böyle şeylerin yaşandığını ve geçtiğini söylediler. Geçici bir dönem olsun da başka bir şey istemiyorum. 






Aze bu ay ilk kez bir nikaha gitti. Neslihan, Duygu ve Damla tarafından ziyaret edildi. Yazgül Halasını ziyaret etti. Ve Aze'nin bu ay bir yeğen-kardeşi oldu. 15 Temmuz 2011 tarihinde Zeynel Haydar aramıza katıldı. Hoş geldi sefa getirdi. Adı ile büyüsün sağ salim analı babalı kocaman bir güzel adam olsun.










Ciddiyet had safhada!

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Akçakoca Tatili

Neredeyse bir hafta olacak biz Akçakoca'dan döneli ama biz gezentiliğe doyamadığımızdan, her gün dışarıda olduğumuzdan ve hatta tüm haftasonunu dışarıda geçirdiğimizden hala yazamadım Akçakoca anılarını.

Baba-kız vedalaşırken

Giderken yazmıştım Aze el üstünde tutulacak ve dinlenmiş döneceğiz diye. Beklediğimin kat kat üstünde oldu her şey. Savaş'ın yokluğuna rağmen hiç tek başımaymışım gibi hissetmedim. Pek sevgili kızkardeşim kekem Gökay'ın ailesi , ailemiz olarak yaşayabileceğimiz en güzel tatillerden birini yaşattılar bize. Koca bir hafta boyunca ben neredeyse sadece yemek işiyle ilgilendim Aze Çınar'ın geri kalan her tür özeni, ilgiyi, işi Cesur ailesi halletti. Bana da 1 hafta içinde 3 kitap bitirmek, bol bol yüzmek, dinlenmek kaldı.



Azoçka sabah uyandığında ben mama hazırlarken Hülya Abla, kızı Müge ya da Gökay alıyordu Aze'yi. Altı değiştiriliyordu, kucakta eğlendiriliyordu, mama gelene kadar olanca özenle geçirtiliyordu zaman. Mamasını yedikten sonra biz kahvaltıya geçiyorduk, Hamiyet Teyze'nin erkenden kalkıp hazırladığı patates kızartmaları, kayganalar, patlıcan ezmeleri, minik çilek reçelleri eşliğinde. Hamiyet Teyze Aze Çınar'a mama sandalyesi yaptı! Aze yetişkinlerle sofraya oturduğu için zevkten dört köşe, elinde ekmeği bizimle birlikte geçirdi hep kahvaltı zamanını.



Ardından Hamiyet Teyze'den Müge'ye her biri Aze Çınar'ın yeni eğlencesi ellerinden tutup dolaştırma çilesine gönüllü oluyorlardı. Onun da ardından ise uyutuyordum Azekuşu. O uyurken ben yanındaki yatakta kitabımı okuyordum, ya da uyuyordum onunla. Uyanıp, yemek hazırlığını yapıp denize iniyorduk. Aze'yi bir daldırıp, kurutup, giydirip arabasına yerleştirdikten sonra, ya Gökay ya Hülya Abla onun yanındayken bir diğeri ile denize giriyordum ben. Aze kendi kendine oynuyordu, yanındakiyle oynuyordu, Müge Ablasının (ki Aze'nin favorisiydi kendisi) arkadaşlarının kucağında göbek atıp, oynuyordu... O esnada biz ya yine denizde oluyorduk ya da uzanıp kitabımızı okuyorduk. Akşam vakitleri yine birilerinin elinden tutup kumsalda yürümeye çalışıyordu Azoçka. “hov hov” kovaladı, insanları takip etti, sudan kaçtı. Toplamda çok çok eğlendi.










Eve dönüşümüz 21.00'i buluyordu genelde. Duş alıp, Aze'yi doyurmayı da halledince 21.30-22.00 olmuş oluyordu saat ve Aze'nin uyku vakti geliyordu. Uyutuyordum. Bir hafta sürekli beraber yattık. O uyuduktan sonra biz yemeğimizi yiyorduk. Bazen dışarı çıkıyorduk Aze'yi evdekilere bırakıp, bazen kitap okumaya devam ediyorduk, bazen misafirimiz oluyordu sohbet ederek geçiriyorduk vakti.

En olağanüstü şeylerden biri Aze'nin bir hafta boyunca organik şeyler yemiş olması oldu. Daha önce benim de hiç yemediğim frenk üzümü dedikleri şu fotodaki meyveden yedik:

frenk üzümü
dağ çileği















İlk poğaça

Aze'nin ilk sarması


Minik dağ çilekleri, taze taze fasulyeler, ıhlamurlar, semiz otları, kabaklar.... Tavuğun altından alınmış köy yumurtaları, taze sütten yapılmış taze yoğurtlar... Azekuş ilk kez yaprak sarması yedi! Gökay Teyzesinin yaptığı poğaçaları yedi. Ufak ufak yetişkin insan yiyeceklerine başlamış olduk oralarda.



5 gün sonra Savaş geldi dayanamayıp. Aze Çınar telefondan babasının sesini duyunca ağlamaya başlamıştı artık özlemden. Kavuşmaları da aynı duygusallıkta oldu :) 2 gün de tüm çekirdek aile beraber geçirdik. Yine ev sahiplerimizin üstün özenleriyle.








Hayatımda yaşadığım en şahane tatillerden biriydi. Çocuklu bir insana böylesi bir tatil yaşattıkları için Cesur ailesine ne kadar teşekkür etsek az. Sağolsunlar varolsunlar.
















24 Haziran 2011 Cuma

Tatil'in anne olmayan yanı... (Tatil 5)

Peki, Aze bu kadar şahane ve uyumlu, tatil yeri süper de eski tatillerle arasında hiç mi fark yok? Hiç mi özlenen yanı yok? Hiç olmaz mı sevgili okur hiç olmaz mı...


Bir kere Savaş'la oybirliğiyle kabul ettiğimiz en birinci fark sabah istediğin kadar uyuma özgürlüğü! Bebek olunca el mecbur o kalktığında kalkmak zorundasın. E mutfağın yanında olmadığından biri mamayı yapmak üzere kalınan yerin mutfağına giderken diğeri kendini yataktan aşağı atmaya çalışan bebeği oyalamalı. Dolayısıyla evde yaptığımız gibi bir sıra pek mümkün olmuyor. Sonrasında istediğin saatte uyuyabilirsin evet ama istediğin saatte uyanma lüksün yok işte.

İkincisi günü sen değil bebek belirliyor. Mama saati, alt değiştirme rutini, güneşin etkisi, yatma vakti derken tüm gün bebek yönlendirmesiyle geçiyor. Tatilin en önemli yanından biri olan saatten azade, tüm rutinlerden arınıp istediğince takılma kısmı böylece fos oluyor. Bunu biraz nöbetle, sırayla yapmaya çalıştık ama özünde var işte böyle bir yanı.

Üçüncüsü biraz kaldığımız yerle ilgiliydi. Gündüz uykularını yanımızda yapmasını sağladık, gece için de sağlardık ama gece çok sivrisinek olduğundan odada yatırdık. E haliyle biz de 22.00'den sonrayı odada geçirdik. Şimdi anlatacağım tek örnek zaten yeterince anlatıyor bebekli tatilin getirisini;
Geceleri genelde indirdiğimiz dizileri, filmleri izledik kaldığımız yerin verandasında. Sineklere rağmen Aze Çınar uyanmasın diye. Epey House izledik mesela. Pazartesi gecesi de Behzat Ç.'nin son bölümünü izlerken laptop'ın şarjı biteyazdı. Hop odaya girdik ama sabredemedik dolmasını. Girdik banyoya, taktık fişe, oturduk küvetin kenarına, 20 dakika tuvalette dizi izledik!!


Dördüncüsü ve en önemlilerinden bir tanesi romantizm ve cinsel hayat tabi ki çocuksuzkenki tatiller gibi olamıyor. Ve fakat yaratıcılık gelişiyor bu sayede!


Ama ikisinin de yeri ayrı be arkadaş. O ilk suya girerkenki hali, sımsıkı sarılması, yürümeye çalışması, uyumlu halleri.... Yani deseler ki zamanı iki yıl geri alacağız istemezsen yapma Aze'yi,  yine yaparım yine yaparım (Ama mümkünse bu seferden çıkardığım dersler de olsun aklımdaki bir sürü kişiyi baştan uzaklaştırayım hayattan da daha mutlu geçireyim o süreci.)


Hee ama mümkünse Aze varken onu bir yerlere satıp sevgiliyle başbaşa bir daha tatile de hayır demem tabi.

Bir dahaki yazıya: Bebekli tatilde neleri kesin almalı











LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...