Lilypie Second Birthday tickers
bebek gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebek gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2011 Cuma

Dillerini yediğim...

Bizim kız bülbül oldu a dostlar! Kime benzediyse bi geveze oldu bi geveze oldu sormayın! Bir kere duyduğu her şeyi tekrar ediyor. Bugün asansör dedi mesela (asansö olarak) . Onun dışında her bir haltı anlıyor, çoklukla da söylüyor. Yani tek tek yazayım desem geçen günkü yazıda olduğu gibi sayfalarca sürecek. Enteresanları söyleyecek olursam; montu çıkar, şapkayı tak diyor, Zeynel zeyzi iken zennel oldu. Kulak kuak oldu. Hayvanlara inek möö ile eklendi. Horoz üüüüü ile. Goygoy Gökay; Gokku oldu. Aaaba eklendi mis gibi. Balığa bakka diyor fekat genel olarak mama diyor akvaryumda bile görse. Biraz obur bi kızımız var.
Sevgili Deniz ve OİP'in Fil'in Banyosu'na hasta. Telefonu gösterip "fi, fi" diyor. Hello diyen fili taklit ederek "hüllüüooo" diyor.

Gelelim en enteresanına; hani şimdiki zaman eki -yor'dur ya, ingilizce'de -ing , kürtçe'de -kir... fiilin sonuna ekleriz ve zamanlı yüklem yaparız. Azoçka buna kendince bir yol bulmuş. Sanırım bizim cümlelerde "yor"u duymuş, genelde kelimelerden son harfi atma eğiliminde olduğu için son harfi atmış, önüne gelen kelimeye ekleyerek yeni anlamlar kazandırmış.

- Mamayo : mama yiyoruz /yiyelim/yedim (arada boşluklu olursa mamaya hayır demek oluyor: mama? yoooooo)
- Eeeyo : Uyuyalım/ Uyuyoruz / Uyudum
- Nanayoo : Müzik açıyoruz/  Müzik açtık/ En çok da: Müzik açsanıza ulan!
- Gityo: Gidelim / Gidiyoruz
- Anneyoooo : Anne gelmiş, anne gelsin...
- Haydeyooo: Kazım Koyuncu'dan Hayde'yi açın. ahhaha evet valla bu demek. Kazım'ın fotoğrafını görünce de Hayde diyor zaten.


12 kilo, Boy 80 küsur cm. tam bilmiyorum kaç oldu. İştahı eskiye göre azaldı epey. Çok güzel sarılıyor. Öpüyor. Babası şahane öğretmiş; bezini götürüp çöpe atıyor, eve döndüğünde ayakkabısını çıkarıp ayakkabılığa, montunu odasındaki askıya asıyor. müzik aletleriyle arası şahane, davul, melodika, org, zil, mızıka, bağlama haşır neşir olduğu aletler. Dans etmeye bayılıyor. "Nana" diyerek müziği açtırıyor, nanayo diyerek oynuyor. Kendi oynamakla kalmıyor, odada kim varsa tek tek kaldırıp oynatıyor.
Kitaplarıyla da arası iyi. Bizim kütüphanedeki bir raf onun. Oradaki kitaplarını alıyo, okuyo, geri koyuyor yerine. Bizimkilere dokunmuyor. Arada bir el edecek olduğunda "Ama o annenin kızım seninkiler nerede?" deyince kendininkilere yöneliyor hemen.

Azı dişleri geliyor sanırım çok kaşınıyor damakları. Şu ana kadar hiçbir dişte sıkıntı yaşamamıştı. Ama bu sefer pek kastırdı.
Kalabalık mekanlarda genelde pek kopup gitmiyor. Bir iki yürüyor, duruyor ama durduğu, gittiği yerden bizi gözetliyor sürekli. Biz gider gibi yapıyoruz bazen, kontrollü bir şekilde arkadan arkadan geliyor. Dün Koçtaş'ta bizim döndüğümüz köşeyi kaçırıp bir önceki köşeden döndü. Ortada kısa raflar olduğundan biz görebiliyoruz onun olduğu koridoru. O bizi göremiyor. Bir iki adım attı, bizi göremeyince hızlandı ve şahane bir şekilde bağırdı: Babaaaaaaaaaaaaaa . Ahahahha hatırladıkça gülüyorum çok tatlıydı. Tabii ki üzmedik daha fazla hemen ses ettik de rahatladı.

Bu arada artık dikili iki ağacımız var. Biri Aze'nin biri benim:



Benim iş saatlerim yavaş yavaş oturuyor. Aze de çalışıyor olmama alışıyor. Geçirdiğimiz vakit artıyor. Şu an herkes halinden memnun.
16. Ay da böyle geçti işte.

Bu arada bir şey duyurmak isterim: Van'daki çocuklara, kadınlara, erkeklere batının 3-5 katı soğukta üşümemeleri için örgü örüyoruz kampanyası başladı. Patik, şapka, bere, yelek, hırka neyi yapabilirseniz hepsine ihtiyaç var. Detaylı bilgiler ve hatta örgü tarifleri bu adreste: http://vanicinoruyoruz.com/
Devamını Oku »

20 Kasım 2011 Pazar

Aze Çınar ne alemde?

Yine epey ara verdim yazmaya. Bu sefer güzel bir sebebim var. Tam istediğim gibi bir iş buldum. Mutlu mesut çalışıyorum. İş saatleri biraz bana bağlı. Yetiştirilmesi gereken işler olduğunda bazen sabahlamak gerekebilecekken bazense işe öğlen gideceğim. İşi seviyorum, yerini seviyorum. Keyifler bu anlamda iyi anlayacağınız. Şu ara bir çok şeye vakit ayıramadım ama. Emzirme reformu ile ilgili yapmam gereken işler vardı yapamadım. Sevgili Peri sağolsun benim işimi yaparak üzüntümü azalttı. Onun dışında iş öncesinde neredeyse her gün görüştüğüm arkadaşlarımla görüşmelerimiz azaldı. Bir kaç gün sabah 4'te geldim eve, Neredeyse anne baba blogger toplantısına da gidemeyecektim ki işle eğlenceyi birleştirip, daha sonra gündemde olan bloggerlarla röportajı organize ederek buluşmaya gidebildim :)) Kızımı bu hafta çok az gördüğümden, hem Bebek'teki buluşmaya hem diğer yerlere getirdi babası. Bu arada hem şahane ikramları vesüt hediyeleri için hem güler yüzleri için, üstüne üstlük çekim yapmamız için tüm kolaylıkları gösterdikleri için L'era Fresca'ya da ayrıca teşekkür ederiz. 
Akşam da babanneye gittik bir tam günü beraber geçirmiş olduk doya doya. 


Son görüştüğümüzden beri Maya'mızın doğumgünü oldu. Mayakuş doomgünüsünde pek hastaydı, hiç eğlenemedi. 



Bayadır Aze'nin gelişimi ile ilgili de yazmıyordum. Aze'nin boyu uzuyor fekat kilosu 12 civarı sabitlendi. İyice ince bir kız oldu. Öndeki göbeği saymıyoruz. Neredeyse her söyleneni anlıyor, yapıyor. İstediğimiz şeyleri getiriyor, götürüyor. İsimlerini söyleyip şunu götür dediğimiz kişiye götürüyor. Herkesi tanıyor yani. Derdini anlatıyor iyiden iyiye. Söylenen hemen her şeyi taklitle tekrar ediyor. Anlamını bilerek söyledikleri ise aklıma geldiğince şöyle: 

Su : Şu
Onu: Onnuu
Mama
Balon: Buluun
Maymun: Mamuun
Ada
Maya
Mumu: Mommoo
Gel: Gel
Git: git
Anne
Baba
Derya
Savaş: Şaaş
Dede
Dayı: Dayi 
Hala: Haya
Köpek: how how
Kedi: Miaaağw 
Kuş: Gak 
Üzüm: üjüm
Burun: Buyun
Göz
Kulak: kukku
Gökay: goygoy
Zeynel: Zeyzi
Zeytin: zetti
Alo: Ayo (Herşeyi ama her şeyi telefon olarak kullanabiliyor. Kibriti de, kalemi de, anahtarı da kulağına götürüp "Ayoooo" diyor) (Aynı şekilde çatal, düdük, kalem, cezve sapı her şeyi ağzına sokup flüt muamelesi yapıyor elleriyle.) 
Müzik: Nanana  (Şirinlerin şarkısının ilk üç notasını doğru söylüyor. Çalan müziği tanıyınca içinden kelimeler söylüyor. Mesela Ali, mesela denni:deniz)
Uyku: Eeee eee (bebeklerini uyutmaya çalışıyor eee eee diyerek. Bir de pış pışlıyor. Geçen gün birini ayağına koymuş sallıyordu. Ki biz onu hiç ayakta sallamadık. Ayakta sallanan bir çocuk da hiç görmedi.) 
Kitap: Kipa (Alıyor okuyor, okutuyor, kendi kendine bir şeyler sallıyor okuyormuş gibi) 
Benim: Mennim
Merhaba: Memaaa (elini uzatıp uzatılan eli sıkıp sallıyor) 
Makina: Maanna
Dıgıdık dıgıdık
At
Top: gol
bitttiiiii
Neden: dedeeen


Halay çekiyor, tey tey diyor. 
Acıkınca, mama sandalyesine götürüyor bizi, "Haydi mutfağa götürüp beni doyurun" mesajı veriyor.
Öpüyor, bay bay yapıyor, eliyle öpücük gönderiyor. 
Sarılıyor, beni özleyince babasına telefonu götürüp aramasını istiyor. Müzik isteyince de telefonu uzatıyor. Dans etmeye bayılıyor. Uykusu gelince salonun kapısına gidip el sallıyor. 


Uykusunu teke düşürdü bu ay. Akşam 20.30 civarı uyuyor. Sabah 08.30 civarı kalkıyor. Saat 13.00 gibi uyuyup 2 saat sonra kalkıyor. Her gün çorbasını, ev yoğurdunu, etini, ortalama 250 cc formül mamasını, meyvesini, pekmez, yumurta, ıhlamur, ceviz, tereyağ, zeytin, buğday ekmeği, peynirden oluşan kahvaltısını yapmaya devam ediyor. 

İnanılmaz eğlenceli bir insan oldu. Kendi kendine oynamasını da bildiği için ortada takılıyor, bize dinlenme fırsatı da tanıyor bolca. Zaman zaman inat, sinir, ağlama krizleri de yaşanmıyor değil. Fekat hala 2 yaş krizi düzeyine gelmediği için çabuk atlatıyoruz. 

Böyle işte. Aze Çınar Büyüyor. 
Devamını Oku »

25 Ağustos 2011 Perşembe

Kucağa Alıştırma

Aze Çınar'ın doğum sürecinde öğrendiğim bilgilerin en başında bebeklerin aslında evrim vsden üç ay erken doğduğu (Harvey Karpp) bu yüzden ilk üç ay olgunlaşmamış vücut sebebiyle yoğun gaz sıkıntısı çektikleri oldu. Bu sebepten de ilk 3 ay bebek kendini ne kadar anne karnında hissederse o kadar mutlu olurmuş. Yıllardır uygulanan kundağın da sebebini bilmeden aslında bebeğin en rahat ettiği pozisyon olduğundan uygulandığını tahmin edebiliyoruz. Aynı şekilde bebeğe söylenen "şşşşşş şşşşşşşş" sesi de bebeğin anne rahmindeki ortamında duyduğu su sesine benzerliği sebebiyle bebeği sakinleştiriyormuş.

Gel gör ki hangi tecrübe aktarımındandır bilinmez ta hamilelikten itibaren her denk gelen; "Aman dikkat edin kucağa alıştırmayın, çok sıkıntı çekersiniz." diyordu. Yenidoğan sahibi olmanın sıkıntı çektirmeyen yanı zaten yoktu fakat sıkıntı çekeriz diye bebeği yeni geldiği bol gürültülü bol ışıklı bir yerde, kendini en rahat hissedeceği yerden uzakta tutmak bize pek adil gelmedi.

Kucakla ilgili bizi en ikna eden şey Karpp'ın şuna yakın sözleri oldu: "Bebek doğduğunda kucağınızda tutmanız onu kucağa alıştırmaz. Tam tersi! Dünyaya gelmeden evvel 7/24 kucağınızda olan bebeği, azaltarak kucaktan vazgeçiriyorsunuzdur. Uyanık olduğu tüm anlarda bebek kucağınızda bile olsa, hamileykenki kadar çok olamaz. Dolayısıyla yaptığınız alıştırmak değil azaltmaktır ne kadar çok kucaklarsanız kucaklayın."

Bir başka pek çok doktor ve kitaptan duyduğumuz bilgi ise "İlk üç ay bebek hiçbir alışkanlık kazanmaz." idi. Bu yüzden uyku eğitimine de 4. ay başladık, kucağa alışıyor mu alışmıyor mu diye de hiç düşünmedik. Dünyaya güven duyarak, aylarca içinde olduğu kişinin kokusunu alıp, kalp atışını duyarak alışsın istedik.

Bizim Aze'yi kundaklama girişimlerimiz Aze'nin kundağı dağıtıp fırlatmasıyla son bulduysa da evde dışarıda bol bol slingleyerek anne karnı ihtiyacını bol bol gidermiş olduk. Savaş evdeyse kolunda, kucağında taşıdı, ben de ya göğsümde, ya slingle tamamen sarılı halde. Aze'nin gaz sıkıntısı da diğer bebelere göre epey azdı. Ki bunu da slinge bağlıyorum. Sonrasındaysa kucağa alışık bir bebek olmadı. Bebek arabasından kalkmadan saatlerce yol aldı. Orada uyudu, oynadı, etrafını izledi, asla ama asla kucak istemedi. Evdeyken ise oyun halısında, ana kucağında yine saatlerce vakit geçirdi kucak istemeden.

Yine iddia edildiği gibi "Kucağa alıştırırsan yabani olur, anne babadan başkasına gitmez" tezini de çürüttü Aze Çınar ve sıcakkanlı, herkesin kucağında duran, annesi babası olmadan başkalarıyla saatlerce zaman geçiren bir bebek oldu.

Sözün özü; Özellikle ilk 3 ay kucak, sling, kundak bebekler için çok faydalı, bebeğe kendini çok iyi hissettiren şeyler. Sağda solda duyduğunuz şeylere inanmayın, sarın bebeğinizi vücudunuza bol bol gezin. 9 ay taşıdınız karnınızda bir üç ay daha taşırsınız evelallah. Hem bu sefer nöbet değişimi yapacak baba da var yanınızda :)
Devamını Oku »

11 Ağustos 2011 Perşembe

53. Hafta, Yılanın derisi...

Şu aralar hiçbir şeyi yetiştirememekten yana sıkıntılıyım. Bloga istediğim sıklıkta yazı yazamamaktan, istediğim hızda kitap okuyamamaktan, Yapmayı planladığım bir sürü şeye zaman bulamamaktan... Halbuki ortalamanın epey üstünde rahatım. Dün gece dışarıda içip, gece evde muhabbete devam edip 03.00 civarı yatıp, sabah 11.00'de kalkabilmek lüksüm var. 1 yaşında bir çocuğa rağmen. Ama işte ortalamanın çoğundan daha rahat olmam, yapamadığım şeylere üzülmemi engellemiyor. Niye böyle bir giriş yaptım, kaç zamandır yazmayı düşündüğüm bir çok konuyu hala bloga yazamamış, kısa kısa güncellemeleri bile zamanında yazamıyor olmanın verdiği dertlenme sebebiyle...

Gelelim son haftaya; En son yazdığımdan beri yine koştur koştur sürüyor hayat. Geçtiğimiz çarşamba idi Aze'nin tam doğumgünü. Doğumgünü çocuğunu Gökay'a bırakıp Savaş'la kutlamaya gittik. "Ne şahane yapmışız beaaa, helal bize" temalı, karşılıklı hediyeleşmeli gecemizi geçirdik.

Önceki gün Aze'nin 1 yaş kontrolüne gitmiştik. Boy: 76 cm, Kilo 10.9, Her şey normal... Sonraki günler her akşam dışarılarda dolandık.


Cumartesi günü Perizad ve dünya güzeli Elvin'le görüştük. Cumartesi Anneleri'nin oturma eyleminden gelmişlerdi, kederliydiler. Sonrasında bebelerin sınır tanımaz tüm ilgiyi üzerlerine toplamaları ile annelik, bebekler ve bebek işleri arasında sohbetle geçti günümüz. Hacıpolo'da kahvemizi de içtik ama henüz az bebe soslu derin sohbetler gerçekleştiremedik, umarız yakına.



Pazar günü ise dünya tatlısı Doruk ve ailesine gittik öğle çay-kahvesine. Sevgili Özlem ve Nevzat çok güzel ağırladılar bizi. Funda-Barış-Ayşe İdil de geldiler. Özlem'in yaptığı şahane börekler, kekler yendi, bebeler acayip sosyalleşti. Bu grubun babaları şahane olduğundan onlar bebelerle oynarken anneler miss oturup sohbet edebildi. Emziren anneler grubuna bitmek bilmez teşekkürlerden biri daha gerekiyor bu keyifli zamanlara sebep olduğu için. (Farkettiniz mi Aze Çınar dimdik ayakta)

k.validenin yüze dikkat :))


Ondan sonra kayınvalidelere gittik. Savaş'a aile doğumgünü kutlaması yaptık. Evet bizim ailemizin üçte biri ağustos doğumlu. Aze her zamanki gibi onca kişinin ilgisi içinde kendinden geçti.




Ertesi gün ise uzun yıllardır arkadaşımız olan (Alevilikte musahiplik vardır, bir nevi kardeşlik ilanı, heh Savaş'la Ümit musahipler.) Ümit, Dilek ve oğulları Batu ile birlikteydik. Aze Çınar çok acayip bir akşam geçirdi. En sosyal, en sınırsız, en korku-sevgi-eğlence karışık ve mutlu anlarını. Biz de canlı olarak iki kardeş nasıl yaşıyor onu gördük. Aze Batu'dan bazen çok korktu ama ona rağmen sürekli peşinden dolaştı, gülmekten yıkıldı, zıp zıp zıpladı. Batu'yu taklit edip durdu... Ve o gün doğduğundan beri ilk kez bu kadar saat uyanık kalıp gece 23.30 civarı uyudu.

Bir kaç zamandır bir tadilat işleriyle de uğraşıyoruz. Hem beden hem ruh yoruyor. Göçebe kaplumbağalar olarak yine göçüyoruz. Bu sefer daha bir başka. Ama hayır bu sefer de çok uzun süreli olmayacak. Her göçte biraz daha yük atıyoruz, biraz daha minimalize oluyoruz. Faydası oluyor bence bu taşınmaların :) Çok uzak değil "son" taşınmamız. Biraz daha zamanı var ama çok uzak değil. O zamana kadar zihnimiz de son şekline doğru hızla yol alıyor. Öyle hissediyorum ki aynı zamana denk gelecek zihnimizin olgunlaşması, oturması ile bizim fiziksel olarak da "aha da burası" deyip oturmamız. Eskiden "Yılan gibi olmak lazım" derdik. "Soyulan deriyi boşuna vücutta tutmamak gerek. Hayatında gereksiz yer kaplayan her şeyi kuruyan deri gibi atmak gerek. Hiçbir şeye boyun eğmeyip, kanıksayıp, olumsuz haliyle kabul etmeyip, gerekirse tüm hayatı değiştirmek pahasına silkinip atmak deriyi..." O zamanlar sadece derdik, bir süredir yapıyoruz da dediğimizi. Gitgide duruluyor, sakinliyor, hayatı daha net algılayıp, hayata daha çok gülebiliyoruz. İşte büyümek böyle bir şey herhalde. Bilmiyorum çoğunluk yaşıtımızın artık "yaşlanıyoruz" demeye başladığı bu anlarda bizim "büyüyoruz" dememiz neye denk düşüyor. Ama seviyorum bu halimizi. Adına ister yaşlanmak ister büyümek diyelim.








Devamını Oku »

3 Mayıs 2011 Salı

9 iyidir.


Karnımda geçirdiği süre kadarını dünyada da geçirdi Aze Çınar an itibariyle. 9. ayını bitirdi. 9. ay pek hoş geldi. 2 minik dişle, 1 minik ev ve 1 minik işle geldi. Şimdi farkettim ki pek mini mini gelmiş hakkaten. Mini mini not geçeyim o halde;

- Azoşka'm babba, mamma diyor gayet anlamlarını bilerek. Dertlendiğinde, ağladığında, naz yaptığında sarılıp mağmmmmm diye ağlıyor ki ben bunun anne demek olduğunu düşünüyorum :) tüm hamileliğim boyunca house m.d. - greys anatomy falan izlediğimden kızım ingilizceye aşina ondan mam diyo bana ehehhe.
Baya bildiğin şarkı söylüyor. Tempo tutuyor. Müzik kulağı pek iyi.

- Bir haftadır pek değişti huyu kuzumun. Bir yandan biraz huysuzlaştı öte yandan sarılmalar, yanak ısırmaya çalışmalar, ele yapışmalar, kahkahalar dünya tatlısı oldu iyice. El sallamayı öğretti Savaş, "gel" ve "bay bay" şeklinde 2 adet el işaretimiz var.  Huysuzluk da hem diş hem yeni eve alışamamak falan normal tabi.

- Kızım kuzum an itibariyle, peynir, pekmez, ceviz, tereyağı, buğday ekmeği, ıhlamur, yumurta, kıyma, brokoli, pırasa, karnabahar, lahana, bezelye, nohut, patates, şehriye, makarna, pilav, elma, armut, avokado, yoğurt yiyor durumda. Bayadır tartılmıyor ama sanırım 10 kiloyu geçti dana. Tembelliğinden emeklemiyor. Ayakta baya bir duruyor koltuklara ve bilumum yerlere tutunup.


- Evimize iyiden iyiye yerleştik. İteleye iteleye sığdık. Rahata erdik, merkeziliğin tadını çıkarmaya başladık.

- Aze kuzu anne karnının ardından, bizzat da 1 Mayıs'a katılmış oldu. Oynadı, halay çekti, tepindi, halkı selamladı, güldü, kahkaha attı. Velhasıl epey iyi geldi ona 1 Mayıs.

- Aze annesi ise geçici bir işe başladı 40 günlük. Çat diye bir gün içinde oldu bitti. Yaklaşık 18 ayın üstüne de acayip iyi geldi ne yalan söyleyeyim.
Bir de üst üste gelen iki acayip benzer iş teklifi bir kez daha şoka soktu kendisini. Yaklaşık aynı şekillerde, aynı sürelerde gerçekleşmesi istenen benzer iki işin birinin diğerinden 6 kat daha az olması ve üstelik 6 kat fazla olan yüksek olduğu için değil, diğeri yerlerde süründüğü, hakaret gibi olduğu için oluşan bu şokla birlikte, insanda kapitalizmin insanın en korkunç yanlarını nasıl ortaya çıkardığına bir kez daha tanık olmuş oldu. Gidecek bu diyarlardan en kısa zamanda kesin. Hiçbir zaman para kazanmak için ( hem de artı değer üzerinden) bu hallere düşmeyecek.

- Başladığı iş ise, (niye kendimden 3. şahıs gibi bahsetme moduna geçtim hiç bilmiyorum.) yine TV. Seçime kadar sürecek bir program ile ilgili. Bugün ilk günümdü ve uzun bir aradan sonra sevdiğim işi (aslında hangi işi yapsam şu an mutlu olurdum) yapmaktan hemi de tam zamanlı olmayan şekilde yapmaktan mutlu oldum. Kızçemi özlesem de eve geldikten sonra, daha öncekilerden çok daha uzun süreli oynadığımızı ve daha eğlenerek, mutlu olarak vakit geçirdiğimi farkettim.

- Ebeveyn buluşmalarımız olanca güzelliğiyle sürüyor. Dans atölyesinden sonra, bir de Taksim buluşması yaptık. Bu hafta açık hava düşünüyorduk ama benim iş sebebiyle anneli babalı pazar  pikniğine çevireceğiz sanırım. Bekleriz tüm anne ve babaları.  Damdan düşeni damdan düşer anlar ya, şahane iyi geliyor her birimize bu toplaşmalar. Toplaşmalara gelen ailelerin aynı modda olup iyi anlaşması da yap bal oluyor tabi.

Eveeet bu seferlik de bu kadar. Arayı çok açmamak dileğiyle sıcak baharlar dileriz.
Devamını Oku »

21 Nisan 2011 Perşembe

Neler Oluyor Hayatta...

Hamileyken, "Bugünleri çok arayacaksın." demişlerdi. "Hayır aramayacağım." demiştim. Ortada görünen bir değer olmadan, gelecekteki bir güzelliği bekleyerek yaşanan çileli günleri aramayacağım dedim aramadım. Doğum yaptığım günler, "Bu günlerin tadını çıkar, çok arayacaksın, su gibi geçip gidecek." dediler. "Su gibi geçip gitsin, bunca sıkıntılı bir dönemi aramayacağım." dedim. Aramadım.
Şimdi cennet günler yaşıyorum. Hormonsuz, süt var mı yok mu sıkıntısı olmadan, minicik bebek dünyaya tutunabilecek mi, büyüdü mü, büyüyecek mi, gazı bitecek mi, daha uzun süre uyuyacak mı dertlerinin bittiği, Aze'nin türlü güzellikler sergilediği günler...

Baba demekten, ayakta durmaya, zıplayarak kucaktan kucağa geçmeye, çığlıkla şarkı söylemeye, ellerini kullanışına, dans edişine Savaş'ı da beni de gün içinde yüzlerce kez kendine tekrar tekrar aşık eden bin türlü işve, oyun, şov.
Yatağa yanıma koyuyorum bir bakıyorum 90 derece dönmüş, ayakları sarkıtmış, kendini yataktan atmak üzere. Yatağına koyuyoruz bir bakıyoruz tutunup kalkmış etrafı izliyor. Yanaklarımızı, kafamızı ısırmaya kalkıyor, direk kucak istiyor, ağlama numarası yapıyor. Bir güzel sarılıyor ki...

Artık her şeyi yiyebiliyor ve dahi yemek istiyor. Sebze hariç her şeyi. Bu bakımdan biraz anneye benzemiş. Sabah devam sütü içiyor, 12 gibi, peynir, pekmez, buğday ekmeği, ceviz, ıhlamurdan oluşan kahvaltısını yiyor. 16.00-17.00 gibi sebze püresi, 18.00 gibi yoğurt-elma, 23.00 gibi yine devam mamasını yiyor uyku arasında. 19.30 gibi yatıp sabah 08.00 gibi kalkıyor. Uyumlu hallerine devam ediyor. Gelen misafirlere yarım saatte alışıp, kucaklarına gidiyor. Yolda belde gördüklerine gülümsüyor. Müziğe bayılıyor. Ne zaman müzik duysa hemen ayakları sallamaya başlıyor. Son günlerde buna eller de eklendi.
Karnımdayken Grup Yorum'un İnönü konserine gitmişti. Bu pazar da Bakırköy'deki konserine gitti. Pek eğlendi. Yarın da Galata'da gerçekleşecek bir müzik etkinliğine götüreceğiz. Çok isterim ileride de müzikle ilgili olsun, bir şeyler çalsın, söylesin.

Hamileliği, ilk ayları aramayacağım demiştim, aramadım. Ama şu günleri çok arayacağımı biliyorum. Öyle uyumlu, öyle oyuncu, öyle sakin, güzel bir bebek ki, bu aylarını ömrümce özleyeceğime eminim.
Devamını Oku »

30 Mart 2011 Çarşamba

Aze Çınar 8 Aylık

Evet 8 aylık oldu. Yani 4 gün sonra 8 aylık. Şöyle bir durup bakıyorum bazen... Sonra Savaş'a diyorum ki "Olm doğmuş da kocaman insan olmuş la bu?" sonra da diyorum ki "Bunu ben yaptım.", "Hoop benim de katkılarım inkar edilemez." diyor. "Minicik olm senin katkın, malzemeyi alıp ben yaptım gerisini."... Daha önce yazmıştım bu linkte , bu acayip mucizeye alışmak çok korktuğum bir şey. Daha geçenlerde tek kolumda saatlerce taşıdığım, kafasını çeviremeyen, parmak dışında bir şey tutamayan bu şeyin, şimdilerde yanaktan makas alması, fotoğraf makinalarına poz vermesi, eliyle armut yemesi, sarılması, ayaklarının üzerinde durması, oturması, kendince şarkı söylemesi, bizi çağırması normal gelmemeli bana. Alışmamalıyım. 


Hele bu uyumlu sıpanın bir eyleme gelip, gıkını çıkarmaması, slogan sesleri arasında uyuması, sıcakkanlılığıyla kucaktan kucağa gitmesi, güler yüzlülüğü, içki içtiğimiz, uykusuz olduğumuz, arkadaşta kaldığımız gecelerde normalden fazla uyuması normal gelmemeli bana. Onun farklı ve şahane bir insan olduğunu hiç aklımdan çıkarmamalıyım. 


Eylem arkadaşları; Leyla, Deniz, Aze
Şimdilerde en çok yaptığı şey ıslık çalmak! pfşşşş, fışşşşhh sesleri çıkarıp çıkarıp gülüyor. Ellerini uzatıp kucağımıza gelmek istiyor. Yerde halısında otururken birden kendini arkaya atıveriyor o nasıl bir güvense... Otururken yana doğru düşeyazsa eliyle destek alıp düşmekten kurtarabiliyor kendini artık. Yoğurt delisi oldu, sebzelerden pek hazzetmiyor. Yoğurduna karıştırırsak belki yiyor. Peynir, pekmez, yumurta yiyor. Elma, armut, muz seviyor. Şarkılara tempo tutuyor. Elleri ile, ayakları ile, kafası ile... Uyku vakti gelip de yatağına koyduğumda bir sürü maymunluk yapıyor. Ayakları dikiyor havaya, ne battaniye kalıyor ne ayağında çorap. 2 dakika sonra ise teslim oluyor uykuya. 




Yatarken, yarı yatar halde sütünü içerken elini uzatıyor, bu "yaklaş seveceğim" demek. Yaklaştığımızda saçımızı okşuyor, yanağımızı seviyor, bu esnada gözümüzün içine içine bakıyor. Törensel bir an. 


Blogcu anne "Bebekler fırın ekmeği gibi. Sabahları çıtır çıtır, tadına doyulmaz oluyorlar, akşamları ise artık bayatlıyorlar, sabahki gibi olmuyorlar" yazmıştı. Aynen öyle oluyor. Akşam 17.00-18.00 arası artık bitmiş olduğumdan uyku anını bekliyorum dört gözle. Ama uyuyupta şu saatler geldiğinde, 21.00 - 22.00 olduğunda, gece yemeği vakti gelse de sarılsam diyorum. Öyle özlüyorum ki anlatamam. 


İki gün önce kan sayımı yapılsın diye kan aldılar kuzudan. Ne zormuş! Ne uzunmuş! Öyle ağladı ki bizim ağlamayı pek bilmeyen kuzu... İçimiz parçalandı, elim ayağıma dolandı. "Sen çık" diyen hemşire ile Savaş'a kafa atmamayı becererek "Çıkmayacağım." dedim ama öldüm o iki dakika boyunca. Sonrasında da hemşirenin eldivenden yaptığı balon elinde, koruyu bant elinin üstünde içini çeke çeke uyudu arabasında çınar dalım.  


Benim danam 8. ay itibariyle 70 cm. 9.5 kilo olmuş. Sağ salim 8. yaşlar, 88. yaşlar da görmesi dileğiyle.
Devamını Oku »

25 Şubat 2011 Cuma

İtiraflara tam gaz...

İtiraf edeyim, son 10 gündür falan evde zaman şöyle akıyor benim için Aze uyanıkken; "Bakayım saat kaç, hımm Aze'nin uyumasına 75 dakika var, hımm oley 35 dakika kalmış..." 
Biliyorum ki bir kere bu cümleleri kurabilmek bile, yani saat gibi uyku saati olan, uyku saatinde çat uyuyabilen bir bebek sahibi olmak bile büyük şans. Ama bunu bilmek Savaş'ın tam gaz sınavdı, tezdi okulu bitirme koşuşturmacasında olduğu ve bizim misafirsiz, evde yalnız olduğumuz anlarda Aze Çınar'ın yeni hareketli haline tek başıma sabırla tahammül edebilmeme yetmedi. Aslında daha doğrusu sabırla tahammül ettim. İşin itiraf yanı o. Kızımla mutlu mesut anlar geçirip, normal bir gün yaşamak değildi benimki, büyük bir çoğunluğuna tahammül etmekti. 


Aze de sağolsun hayatında bir level daha atlamış ve ele avuca sığmaz bir hale gelmişti günlerdir. Çatanak çotanak "sevgi" gösterilerinde bulunup can acıtmak mı dersiniz? "Gözünü seveyim" deyimini gerçekleştirmek üzere gözü yerinden çıkarma çabaları mı dersiniz, kucaktayken kendini yay gibi yapıp olanca ağırlığıyla -ki kendisi hiç hafif değil artık- yere hamle çabaları mı dersiniz... Kucakta tutulmaz, mama sandalyesinde tutulmaz, oyun halısına sığamaz, e ben ne yapayım bu sincabı? Türlü numaralar ve dediğim gibi dakika saymalarla bitti neyseki süreç. Savaş'ın yoğun zamanları bitmekle kalmadı, önümüzdeki bir hafta da full tatil. İkimiz de yaşadık.


Katıya geçtik. Başta epey süründürdü, yemedi, yemek döktü, benden yemedi, babadan yedi, o ağladı, ben ağladım derken artık oturttuk gibi. Sebze pek yemese de, yoğurt, muhallebi, pekmezli kahvaltı vs iyi yiyor. (Buraya maşallah gelecek) 


Yalnız emin oldum ki bu hayatta ciddi defolar var. Hiçbir şekilde her şey aynı anda şahane olamıyor. Fabrika ayarlarında yok böylesi bir şey. Mümkünü yok. Bebek gelişimi de aynen böyle. İlk bilmem kaç ay, bitki büyütür gibisin. Ama çok daha zorlusu. Sen zorluk çekerken bebek bitkisi hiç tepki vermiyor. Karşılıksız bir ilişki. Hop tepki vermeye başladı diyorsun, allaaaaah ne güzel la gülüyor, dokunuyor diyorsun. Hop afacanlıklar başlıyor, ikinci hamallık evresi başlıyor. "Şuraya taşı, buraya götür..", Katıya geçsin, memelere özgürlük diyorsun, yemek hazırla, yedi yemedi, aha hala meme, bolca meme dert binbeşyüz oluyor. Ayaklansa da kucakta taşımaktan kurtulsam belim koptu, hem de dillense ya?" deyiversen, seni arkasında nefes nefese maymun ediyor serseri. "O ne?" "neden?"," neden?" lerle aptal ediyor. 


Bu hayat pek fena. İlla başını, belini, beynini, kalbini ağrıtacak bir yol buluyor. 





Devamını Oku »

7 Şubat 2011 Pazartesi

Ya tutarsa!!!!

Dün biz yoğurt mayaladık! 6. ayını dolduran hanım kızımıza her gün mayalanmış taze yoğurt vermek icap ettiğinden ve ben de maharetime pek güvenmediğimden dedik ki yoğurt makinası alalım. 55 liraya ucuz bir tane bulduk. Vimjo'dan sipariş verdik. 2 gün sonra arayıp "Stoklarda yok" dediler terbiyesizler. İş başa düşünce "Bari alana kadar yapalım tutturduğumuz kadar." diyerek giriştik işe. Yoğurt mayasını karşı komşumuzun Aze'den 22 gün büyük torunu Ecrin için mayaladığı yoğurttan yaptık. Yine karşı komşumuz Zarife Teyze'nin anlattığı şekilde önce bir bardak sütü kaynattık. Cam bir kavanoza koyduk. 40 derece civarına kadar soğuduğunda bir çorba kaşığı yoğurt mayasını sütün içine karıştırdık. Ki sonra emziren anneler mail grubunda okudum ki bir tatlı kaşığı olması yeterliymiş. Kavanozun ağzını sıkı sıkı kapadık ki yine sonra öğrendiğimize göre tam sıkı kapanmasa ve hatta kapakta delikler olsa daha iyiymiş. Sıkı sıkı sardık havlularla, masa örtüleriyle koyduk kaloriferin üstüne. 5 saat sonra açtık, ilk önce bi üzüldük zira koyu ayran kıvamındaydı malzeme. Sonra tadına baktık ohannes şahane yoğurt tadı!! Sonra doktorumuzun söylediği sıvımsı yoğurdu bebekler iyi hazmeder lafını da hatırlayınca bu işi başardığımıza kani olduk. Bu gazla da yoğurt makinasından vazgeçtik. Ve karşınızda Aze'm Çınar'ımın ilk yoğurt yiyişi.





Devamını Oku »

31 Ocak 2011 Pazartesi

Aze ve Müzik 1

Yatay Dans
Müzik bence insan gelişiminin en önemli unsurlardından biri. Sürekli müzik dinlemek, hele ki direk müzikle uğraşmak bir insanın sosyal zekasına yapılacak en güçlü katkı bence. Hem böyle düşündüğümden hem ayırdında olmasaydım bile ben müziksiz yapamadığımdan hamilelikten beri Aze müzikle baya iç içe. Hamileliğimin ilk günlerinden bugüne bilumum şarkıyı, türküyü ben dinlediğim için dinlese de bazılarını özellikle dinliyor. Ona söylüyor oluyorum, onun için tekrar tekrar çalıyor oluyorum, o kimisine daha çok tepki verdiğinden onları sık çalıyorum vs.

Hamileyken kızıma ilk ninni-şarkı söyleyeyim ben dediğimde ilk ağzımdan dökülen ne oldu dersiniz?

“Zulüm ejderha olsa da
Telli duvaklı yurdumda
Bir oğul büyütmelisin
Kavgada yiğit olmalı”

Türkünün seksistliğine mi yanayım, ilerleyen mısralarda o oğulun öleceğine mi yanayım, bilinçaltıma mı yanayım bilemedim. İkinci mısraya gelmeden kestim hemen sesimi. Sonrasında Aze'ye nedense en çok Yann Tiersen Le Banquet http://www.youtube.com/watch?v=9vopaDE_9aE dinlettim. Bir ara Savaş kusacak hale gelmişti. (Bir dinleyin Allahaşkına çok güzel değil mi?) Eğer panikle unutmasaydık doğum esnasında bunu dinlemek istiyordum. Aze tanıdık olduğu bir müziğe doğsun... Olmadı.
Sonra tabii ki Aze bizim Aze'yi dinledi sıkça. Hem bizden hem orjinalinden. Sonra ben kızıma ne zaman şarkı söyleyecek olsam ağzımdan hep Gidenlerin Ardından döküldü.  Ninni dediğin acıklı olur kaidesiyle bilinçaltım bildiği en acıklı şarkıyı çağırıyordu herhalde.

Gökyüzüne çizilmiş resimlere benzerdik
Rüzgarın peşine takılan bir nefes gibiydik
Kırdı dallarımızı fırtınalar boranlar
Kaldı bahar çiçekleri üzerinde sevgimiz

Bunun hemen ardındansa Grup Baran'ın Kanatlarında Kaldı Bahar geliyordu: 

Ateşten bir damla gibi
Döksek dünyayı yeniden
Bayrak çekilir gönlümüze

Yetmiş iki yazında yavrum,
Üç günde dağılıp giden
Kuş sürülerinin,
Kanatlarında kaldı bahar

Senden ve sevdandan uzak
Hasret bu yavrucağım
Yedi kat yerden geliyor
Sıcak selamın...

Peki hep mi dertlendirdim kuzuyu? Elbette hayır ama küt solculuğumun dayanılmaz ağırlığıyla hareketli şarkımız da şu oluyordu; http://www.youtube.com/watch?v=9Jfqgfpc330

Hayat denilen kavgaya girdik.
Çelik adımlarla yürüyoruz
Biz bu karanlık yolun sonunda
Doğacak güneşi görüyoruz

Dağları aşıyor, bak yakınlaşıyor
Kızıl yıldız zafer kuşu
Bu bir rüya değil,
Bu bir hülya değil, yıldızıdır kurtuluşun

Endişe etmeyin feminist kardeşler, bolca Kadınlar Vardır da söylendi. http://www.youtube.com/watch?v=Kq61o-j5aEI (Videoyu izlemenizi tavsiye ederim. Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Funda Arar, Şevval Sam, Nilüfer, Aylin Aslım, Zuhal Olcay ve daha kimler kimler)

Suskunduk ve bekledik
Yaşandı seyrettik
Sonunda yeter dedik
Bir daha susmayacağız

Kadınlar vardır, kadınlar vardır
Kadınlar her yerde “

Aze doğduktan sonra ise direkt hareketli müzik hastası oldu. Zaz'dan Je Veux  , Kazım Koyuncu Hayde, Mehmet Atlı'dan Şino Nino, Gogol Bordello Start Wearing Purple 'ı telefon müziğim olduğundan ve çaldığında ben bir türlü bulamadığımdan bolca dinliyor zaten çırpınarak  , Kardeş Türküler'den Newroz (Bu videodaki danslar da müthiş)  , Aynur Doğan Keçe Kurdan, Helldorado Drinking Song  , Disco Partizane kaçar mı?  ,

Ya benim ya Savaş'ın kucağında, elleri kolları sallaya sallaya bir oynayışı var görmeyin gitsin. Bir videosunu ekleyecektim dans ederken ama beceremedim bir türlü. Kimi zaman o ana kucağındayken biz Savaş'la karşısında oynuyoruz, dikkatle izliyor sonra bizim yaptığımız el kol hareketlerini yapmaya çalışıyor sıpa.

Demin de dediğim gibi Türkçe, Kürtçe, Zazaca, İngilizce, Ermenice, Fransızca... her dilde şarkılar, türküler dinletmeye çalışıyoruz Aze'ye. Müziği sevsin, alışsın, gelişimine katkıda bulunsun diye. Bir de çocuk şarkıları ve ninniler var ki çoğunun güftesi bana ait onlar da bir sonraki postta. 
Devamını Oku »

5 Ocak 2011 Çarşamba

Aze Çınar 5 aylık ve Yılbaşı

Azoçka bugün tam 5 ayını doldurdu. 22 haftalık, 154 günlük. Kilosu iyi boyu iyi, sağlığı iyi, keyifler iyi... idi. Bugüne kadar inişleri çıkışları olan, tabii ki değişiklikleri de olan bir bebek olsa da, genel itibariyle uzmanların kitap bebek/melek bebek dedikleri, uyumlu, sakin, sürprizleri olmayan, rutinine 3 aşağı 5 yukarı bağlı bir bebekti Aze Çınar. Ta ki bugüne kadar. Dünden ufak huzursuzlukları başlamıştı aslında. Bugün ise sabahtan itibaren gayet sıralı ve rutin uyuduğu uykularına geçmemeye, sık sık ağlamaya, çığlık atmaya, uyuyunca da kısa süre sonra uyanmaya başladı. Bugüne kadar elleri ile en büyük atraksiyonu emziğini bir elinden diğerine geçirmek, biberonunu tutmak iken, bugün elindeki şıngırdaklı oyuncağını pek sinirli bir psikopat gibi sıkı sıkı tutup çat çat çat anakucağının tutma aksamına vurmaya başladı. Gökşen'in ve benim kucağımızdayken bu sefer kollarımıza pat pat  vurmaya başladı. Ya ellerini bir sonraki aşamaya geçirdi ve yeni özelliğini deniyor ya da bir şeye çok fena sinirlendirdik biz bu kuzuyu! Uyku işi ise, benim kendi kendine uyuyan kuzum yatak odasına kucağımda girer girmez çığlık atmaya başladı. Yatakta durmak istemediği zamanlar kendi yatağımız üstüne koyup, yanına yatarsam benle oynayıp kolayca uyuyordu. Bu sefer onu da yemedi. Bugün toplamda 3 saat ya uyudu ya uyumadı. Saat 20.30'da ise ağlaya ağlaya uyuyakaldı. 23.00'de ağlayarak uyandı ki benim kızımın en sevdiğim özelliği saat kaç olursa olsun, ne kadar aç olursa olsun gülerek,  bize seslenerek uyanmasıydı. Bugüne kadar duyduklarımdan acaba diş mi çıkarıyor onun huzursuzluğu mu yoksa büyüme atağı mı diye düşündüm ama bilemedim. Hayırlısı, bir an önce geçsin huysuzluğu ve uyku dağınıklığı.

Eğlencelik bir hadise ise; Dün artist kızım yüzü babasına dönük şekilde, sırtını babasının dizine yaslamış, babasının karnında otururken yanlarından geçtim, geçerken de yanağını sıkayım dedim. Elinin tersiyle elime bir vurdu! Beni 24 saat gören ve anlaşılan benden sıkılan kızım babasının kucağında "Yeter len babam varken bari kaybol gözümün önünden." mesajını gayet açık vermiş oldu :)

Bir de bize oyunlar yapmaya başladı bu kuzu artık. Oyuncağını alıyor fotoğraftaki gibi yüzüne koyuyor ve ortadaki delikten bize bakıp, biz de bakıp gülünce çapkın çapkın gülmeye başlıyor :)
Dil çıkarıyor, dudağını emiyor. Çene, yanak, kol okşamaya, sarılmaya devam ediyor. Çok güzel, küçük çığlıklar atıyor. Evde insan varsa ya da biz kalabalık bir evdeysek hayatta uyumuyor. Sosyallikte bizi geçti.
Kızım diye söylemiyorum çok eğlenceli bir insan. Gülüşü, oyunları, tekmeleri, zıplamaları, konuşmaya çalışmaları ile tanıdığım en eğlenceli bebek.


Yeni yıl için pek sevdiğimiz insanlardan pek değerli çağrılar aldık. Sevgili Fatmagül ve Öznur, Sinan ve Özlem, Neşe, Ebru, Haydar, Cemre... Yeni yıl piyangosu Savaş'a vurdu ve o gece çalışması gerekti .O çalışırken de ben hiçbir yere gitmek istemedim. O sabah 5. ay kontrolü için dışarı çıktığımızdan hafif yorgundum da, ertesi gün Sinan'larda çalışanlar için yedek yılbaşı kutlaması yapma fikri de oluştuğundan kızımla evde girmeyi tercih ettim. Evde Savaş'a kartpostal yaparak, Tracy Hogg okuyarak, Komedi Dükkanı izleyerek. Saat geceyarısına 20 kala uyandı Aze, yemeğini yedi, benimle oynaştı ve tam 1 kala gözünü kapadı ki benim tatlım annesi babasıyla telefonda konuşabilsin.

Ertesi gün önce İkea'ya gittik, ardından Sinan'larda kalabalık bir ekip içtik. Son zamanlarda sütüm de arttığından sağdıklarımla idare ettik ben de rakı içebildim. Aze 02.00 civarı uyandı. O kalabalığı görünce çılgına döndü. Bir kucaktan bir kucağa epey eğlendi ve herkes odadan çıkıp, sessizlik sağlanınca yeniden uyuyabildi. Ailecek eğlenmiş olduk. Bir gün sonradan da olsa yeni yıla süper giriş yaptık. Bir ertesi gün, Karacaahmet'e gittik arkadaşlarla buluşmaya. Kadıköy'den vapura bindik. Balık ekmek yedik, Deniz sefası yaptık. Savaş 3.5 gün çalışmadı, Aze Çınar babaya doydu. Fotoğraf sevgili Funda'nın çalışması. Noel Aze herkese sevgi ve gülücük dolu yıllar diler.
Devamını Oku »

29 Aralık 2010 Çarşamba

An be An Aze Çınar

Aze kuzu hasta oldu. Baya öksürdü, kafası çok terledi. Ihlamur + tarçın + elma + limon kaynatıp verdik. Böylece bir şekilde ilk ek gıdasını da almış oldu. Hiç duraksamadan lıkır lıkır içti obur sincap. Şimdi biraz daha iyi. Ama sanırım hastayken öksürdüğünde hemen kucağa aldığımız, yatağa koyduğumuzda öksürdüğünde yine kucakladığımız için öksürüğü "istediğimi yapın" aracı haline getirdi. Nasıl ki bebekler ağladığında istediklerinin yapıldığını öğrenip ağlayarak istediklerini yaptırmaya çalışıyorlarsa bizimki de öksürerek yaptırmaya çalışıyor :) Galiba hakkaten her özellik sosyal öğrenimle gerçekleşiyor. Bu hali çok şirin olsa da bugün biraz müdahale edip biraz azalttık sanki. 


Bugün bir buçuk aydır yanımızda olan annanne Altınoluk'a döndü. Belinden küçük bir operasyon geçirmişti, daha iyice hale gelince döndü. Bir yandan Aze'yi bırakıp gitmekte zorlanırken diğer yandan ne zamandır göremediği Su torununu göreceği için de sevinçli idi. 


Şu ara gelip gidenimiz yine çok oldu. Hem annem burada diye hoşgeldin'e ve geçmiş olsun'a gelen eski komşuları, arkadaşları hem bizi ziyarete gelen arkadaşlarımız derken bol gün tadında, kekli börekli günler geçirdik. Bir yandan bu durumdan keyif alırken öte yandan bizim sosyal kuzu ne zaman evde misafir olsa kesinlikle yatmak istemedi, direndi son ana kadar. Biraz düzenimiz bozuldu, biraz şımardık sonunda gün itibariyle biraz daha sakin bir hayata geçtik. Epey yorulmuştuk, dinlenmek iyi olacak. 


Daha önce yazmış mıydım hatırlamıyorum. Bir aydır hiç mama almıyor Aze Çınar. Sağdığım anne sütüyle besleniyor sadece. Çok mutluyuz bunu başardığımız için. Mutlu oldukça sütüm de artıyor, daha iyi besliyorum kızımı.
Son zamanlarda salyalandı baya Aze. İkide bir dilini çıkarmaya başladı. Bir de çok güldüğümüz ve şaşırdığımız şey iki ayağını sıklıkla içten dışarı doğru, tam daire olacak şekilde çevirip duruyor. Bizi gayet iyi tanıyor. Benim aylardır dört gözle beklediğim, başkasındayken bana gelsin isteği şimdilik gözlerle talep etmek şeklinde başladı sayılır :) Dışarıyı çok seviyor. Dışarıda olsun da, hiç yemek yemeden bile durabilir haspam :) 


Gitgide tatlılaşıyor. Gitgide taşımak daha da zorlaşıyor. 
Devamını Oku »

10 Aralık 2010 Cuma

4. Ay

Bir şeyler oldu, bir şeyler yine yasaklandı, bunun sonunda bizim siteye ulaşılamadı baya bir süredir. Meğer www.deryaze.com yönlendirmesini en baştan kaldırsak hiç sorun kalmayacakmış ama eşek Loststone bunu daha yeni söyledi sağolsun. Vakit bulursa o yönlendirmeyle çalışmasını da sağlayacak bir ara. 
Bu kadar süredir yazacak çok şey birikti tabi. Yazmadığım için unuttuklarım da cabası. Artık geriye ne kaldıysa... 




Evet Aze'm Çınar'ım 4. ayını doldurdu. Boyu daha da uzadı, tombiş tombiş bir şey oldu. Öyle güzel, öyle çapkın, cilveli gülüyor ki anlatamam. 3-4 kez gerçek kahkaha attı, onlarca kez de kahkaha sandığı öksürüklü sahte kahkahalarından. İlk şehir dışı yolculuğunu yaptı. İlk nezlesini oldu. Belini, poposunu kaldırmaya başladı. El kullanımı gitgide artıyor. Biberonu direk tanıyor ve hamle yapıyor gördüğünde. Az önce ağzındaki biberonu çekip diğer biberona uzanmışken vermek için, eliyle kulağıma asıldı biberonu çekmeyeyim diye inanamazsınız. Erkekleri, erkekler içindeyse bıyıklı erkekleri daha çok seviyor. Ama istisnasız herkese gülüyor. Deli yatmaya başladı. Annesinin ve babasının kızı... Az evvel gittiğimde yorganının yarısını altına almış yarısını savurmuş demezsin ki 4 aylık... 




Altınoluk'ta kuzeniyle tanıştı. Su Hatun pek hoş karşıladı kendisini. "Ajee, Ajee" diye dolandı. Minik kumru tüm gidiş geliş boyunca bizi hiç üzmedi sağolsun.  Çok daraldığında "eeee eee ee" diye kendini uyutmaya çalıştı, çoklukla da becerdi. Uyku düzeni yine değişti. Bir kaç gündür 21.00 civarı uyuyor. İlk rutininde gece yarısı anca geçiyordu gece uykusuna. 21.00 sanki daha iyiymiş gibi görünse de, erken yatıp erken kalkmasındansa, geç yatıp geç kalkmasını tercih ederdim gece kuşu, sabah uykusu sevdalısı bir anne olarak. Ama maalesef annelik puştluktan azade olmayı gerektirdiğinden "dur uyuma gece yarısını bekle." diyemiyorum :(


Genel olarak iyiyiz. Ben de koksigodini çıktı. 4 aydır yaşadığım ağrılar bu sebeptenmiş. Aze Hanımın dışarıya çıkarken el, ayak artık allah ne verdiyse takmasıyla oluşmuş. Hakkında ayrı bir yazı yazacağım. 
Şu aralar bizim hayat pek çetrefilli. Köklü kararlar verme, plan yapma, gelecek belirleme zamanları. 3 vakte kadar her bir şeyler değişebilir.. Değişmeyen tek şey şu aralar bizim için, tüm değişimlerin Aze Çınar odaklı gelişmesi. Ki Aze Çınar tam en şeker, en sevilecek zamanlara gelmişken en can sıkıcı kararlar ve gelişmeler bile bizi en fazla birazcık somurtur diye düşünüyorum. 
Yazacak çok şey var. Bugün yarın işşşallah. 
Devamını Oku »

26 Kasım 2010 Cuma

Neye niyet...

Tam annem burada çok yazmayı planlıyorum derken hasta olduk biz. Aze bir yandan hapşurup duruyor ben diğer yandan.Burnumuz akıyor, gözlerimiz yaşarıyor, boğazımız acıyor... Aze Çınar'ın gözleri iyice küçücük olup bana benzedi. Benim gözlerim ise artık benim gözlerime benzemiyor. Daha da küçülemeyeceği için yok oldu zira. Doktoru Aze'ye peditus şurup ve gözleri için damla verdi. Burnunu açmak için de serum fizyolojik kullanıyoruz. Bilumum ilaç süte geçtiğinden ben de onun şurubundan otlanıyorum. Bizim obur dana verdiğimiz hiçbir tada hayır demez diye düşünüyorduk bugüne kadarki ilaç vs deneyimlerimizden ama öyle değilmiş. Portakallı Peditustan hazzetmedi pek.
Hal böyle olunca 5 gündür sadece 1 kez banyo yaptı minik kumru. Kaç gündür yeni sesler çıkarmayı da öğrendiğinden öyle yaratıcı inliyor ve ağlamaya benzer sesler çıkarıyor inanamazsınız. Bir de o kadar içli bakıyor ki... Dün Savaş evdeydi hem bugünki sınavına çalışmak hem de bize bakmak için. Annem de bizimle ama o da rahatsız olduğundan mümkün mertebe ona iş bırakmamaya çabalıyorum. O da sağolsun hasta değilmiş gibi koşturup duruyor.
Nereden geldi bu hastalık diye düşünürken yakaladım kendimi. Sanki tüm bayramı sokaklarda geçirmemişiz gibi. Sanırım artık geçme üzere. Kumrum sabah burnu açık ve güleryüzlü uyandı. Gerçi her sabah gülerek uyanıyor ama bir kaç gündür içli ve halsizdi gülmeleri. İkimizin birden hastalanması iyi bir şey. Annenin yarattığı antikorlar sütle bebeye geçtiğinden iyileşmesi hızlanıyormuş. Anne hasta değilse bile bir şekilde kendine bulaştırmaya çalışmalıymış.
On gün öncesinden 4. Ay kontrolüne de gittik. Boyu, kilosu akranlarına tamamen yetişmiş durumda. Sınırda bile değil. Gayet olması gereken aralıkta. Nezle dışında bir sıkıntısı da yok.

Tutma ve çekme işlerinde ustalaştı. Dün annanenin küpesini yakalayıp epey çekiştirmiş mesela. Benim ya da Savaş'ın yanaklarını, dudaklarını yakalıyor kucağımızda sallarken. Demin dediğim gibi çıkardığı sesler de epey arttı. Bazen o sesleri dinleyeceğiz diye durup beklediğimizden ve hemen ilgilenmediğimizden kıyamet kopuyor. Yüzüstü yatmaktan hiç hoşlanmıyor. Dönmeyi de henüz yapamadı. Bol bol yüzüstü bırakmamız gerekiyor anlaşılan.

Dün bize Fulya geldi. Üstelik hazırladığı kısır ve patates salatasıyla. Çay, kurabiye eklenince süper bir öğlen çay saati oldu. Önceki gün de büyük annaneye gittik. Bir önceki yayınladığım "Dayıya kahkaha" videosu oradan. Pek eğlendi yumurcak.


Pazar günü kardeşimiz Sinan'ın düğünü var. Bugün de var aslında. Şöyle ki; gelinimiz Özlem Antalya Manavgat'ta yaşıyor. Bugün Antalya'da kına/düğün bir şey olacak, pazar da burada. Biz Aze Çınar'ın kulağındaki olası rahatsızlık sebebiyle uçağa binmemiz sıkıntı yaratabileceğinden gitmedik. Umuyoruz ki pazara kadar bari tüm hastalığı atlatalım.
Sinan ve Özlem'e de ilk olarak buradan ömür boyu huzurlu, acısız, mutlu günler diliyoruz.
Devamını Oku »

22 Kasım 2010 Pazartesi

Aze Çınar'dan Dayıya Kahkaha!!


İlk kez böyle kahkaha attı hanımefendi. Tarih 22.10.2010
Devamını Oku »

Bayram bayram...

Bayram içerik olarak pek bir şey ifade etmez bana tatil oluşundan başka. Bir de çocukluk anıları tabi. Tatil oluşu sayesinde koca bir hafta eskiye göre pek ev kuşu olan ben ve minik kuzu Aze dışarıya, insana doyduk resmen. Ta pazar günü başladık atraksiyonlara. Ben yüzmeye gittim sabahtan, babası, büyük dayısı ve Aze Şiirci'ye gittiler. Zira baba Savaş bayramda evde olmak için pazar çalıştı. Ben de havuzdan oraya geçtim. Şiirci sakin olduğundan Savo'yla bolca vakit geçirip Metrocity'e geçtik. Vedat ve sevgili Nihan'la birlikte. Orada Aylin de bize katıldı. Bu önümüzdeki pazar düğünümüz var bizim. Savo'nun en küçük erkek kardeşi evleniyor. Onun düğünü için elbise baktık. Gezindik, yemeğimizi yiyip, kahvemizi içtik. Artık kafeinsiz kahveyi daha çok seviyorum. Geç saatte eve döndük. Sanki Savaş hiç çalışmamış gibi oldu. Bizden az sonra da o geldi.

Salı gününün bayram olduğunu kapıyı çalan çocukların tebriğiyle hatırladık. İlk günü kızımın Yağmur Ablası, Ezgi Teyzesi geldiler ziyarete. Akşam ise kuzeni İdil Eylül, Barış ve Semra. İkinci gün esas yoğunluğumuz başladı. Sevgili arkadaşlarımız Ümit ve Betül geldiler Bergama'dan. Senede en az iki kez görüşürüz kendileriyle. Onlar gelir, biz gideriz, Burhaniye, Altınoluk, Ayvalık civarlarında buluşuruz... Yine de birbirimizi çok özleriz hep. Yine çok özlediğimiz bu ara kalkıp geldiler  ne mutlu ki. O günü gezerek geçirdik. Arada yine düğün için bana elbise baktıysak da, şu süt verme hadisesinin bana sağladığı şahane kilolar sebebiyle içime sinen şekilde bir elbise bulamadık.

Ertesi gün, süper bir masada süper muhabbetle rakıya doyduk. Rakıya doyup, alkole doyamayıp üzerine sıcak şaraplar bile götürdük. Tabi öncesinde süt sağdım, mamayı hazır ettim. Eskiden ben o masayı görsem kendi kendime "Vay arkadaş içki masasında bebek arabasının ne işi var? Nasıl bir anne süt vermemeyi tercih edip alkol alır?" derdim. Evet derdim bunu. Şimdi ki Derya o Derya'ya "Çok konuşma dümbük kendi işine bak." diyor :) Uzaktan her bir şey pek kolay gözüküyormuş gerçekten. Neyse ki içtiğimiz mekan evimiz sıcaklığında, rahat ettiğimiz, Aze'nin her ihtiyacını sağlayabilecek bir mekan ve neyse ki süt sağma makinaları ve mamalar var. Ve en büyük neyse ki artık içerilerde sigara içilmiyor. Böylece yukarıda bahsettiğim gibi şahane bir gece geçirmiş olduk. Akşam Vedat da katıldı aramıza.

Bir ertesi gün ise sabaha Beşiktaş'ta kahvaltıyla başladık.Sonrasında alışveriş, dolaşmaca... Beşiktaş'ta elbisemi de bulmuş oldum. Melek gibi bir insan çıktı karşımıza:

- Ya ben kısa istiyordum ama
- Keseriz istediğiniz kadar.
- Ama bunun göğsü şöyle olsaydı?
- Diktiririz?
- Biraz sade mi?
- Şu taşı ekleriz...

Resmen sıfırdan başka bir elbise hazır ettiler. Olabilecek en iyi seçeneği edinmiş olduk böylece. Sonrasında sahilde kahvemizi içtik ve bölündük :) Savo, Vedat ve Aze eve gittiler. Biz Ümit ve Betül Beşiktaş'ta kalıp elbiseyi bekledik. Yemeğimizi yedik ve eve döndük. Aze o ana dek 6 gün en ufak sorun çıkarmadan bizimle sürtüp dururken ve hatta bundan çok keyif alırken o gece biraz huysuzlandı. Gaz sancısı gibi geldi. Damlasını verip, emzirdikten sonra rahatladı kuzucum.

Cumartesi sabah yolcu ettik sevgili arkadaşlarımızı. Ama yine duramadık evde. Bu sefer de Savo ve Vedat'a elbise almaya çıktık. Erkeklerin işi daha kolay derler ama bizimkiler görüntülerine pek hassas olduklarından hiç de öyle olmadı. Biz Aze'yle mekanların keyfini çıkarıp, arada kıyafetlere yorum yapmakla yetindik. Sabahtan akşama o kadar dolanmamız neyse ki boşa gitmedi, tüm alışverişimiz tamamlandı. Evimizde döndük, evde bizi Aze'nin annannesi bekliyordu. Böylece Aze evimizin  DeryAze yalnızlığına direk dalmayıp geçiş sürecine geçmiş oldu.


Bu geçtiğimiz haftaya baktığımızda Aze Çınar gelişmeleri şöyle; Artık nesneleri baya baya tutup, çekiştiriyor. Eline alıp, sallıyor. Gözleriyle takip ediyor. Sesleri iyice duyup, sese doğru dönmeye başladı. bıbıbımmmm, agkuukuuu, bummmm, hiyyeeeee, gibi sesleri net çıkarmaya başladı. Biberonu görünce yemeğin geldiğini anlayıp heyecanını gösteriyor obur kuzu. Uykusu gelince, eliyle gözünü kapatıp kendi kendini uyutmaya çalışıyor. Çoğunlukla da başarıyor. Artık daha net kahkaha atmaya başladı. Ama sık sık da öksürerek kahkaha attığını sanmaya devam ediyor. Savaş'a göre ben o kadar çok ve farklı şekilde gülüp, kahkaha atıyorum ki çocuk da bana yetişmeye çalışıyor :) Bir öğününü 150 cc'ye çıkardık. Gece uyumadan önceki öğününde 180 cc veriyoruz. Daha çok versek daha çok yiyecek (Maşallah mı denir burada?) Kaka sayısı neredeyse günde 1'e düştü. O da sanki bütün günü biriktirip hepsini birden yapmış gibi, badisine, tulumuna geçecek kadar çok oluyor. Birazcık huysuzlukları arttı. Sebebini tam çözemedik. Ama sağlıksal bir sorun yok gibi. Yarın doktora kontrole gideceğiz. Bakalım kilomuz, boyumuz ne durumda.
Sol yumruğa dikkat!

Bayram boyunca özlemişim bloga yazmayı. Bebeğimin fotoğraflarını düzenlemeyi. Annem bir süre buralardayken daha sık yazmaya çalışacağım.
Devamını Oku »
bebek gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebek gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2011 Cuma

Dillerini yediğim...

Bizim kız bülbül oldu a dostlar! Kime benzediyse bi geveze oldu bi geveze oldu sormayın! Bir kere duyduğu her şeyi tekrar ediyor. Bugün asansör dedi mesela (asansö olarak) . Onun dışında her bir haltı anlıyor, çoklukla da söylüyor. Yani tek tek yazayım desem geçen günkü yazıda olduğu gibi sayfalarca sürecek. Enteresanları söyleyecek olursam; montu çıkar, şapkayı tak diyor, Zeynel zeyzi iken zennel oldu. Kulak kuak oldu. Hayvanlara inek möö ile eklendi. Horoz üüüüü ile. Goygoy Gökay; Gokku oldu. Aaaba eklendi mis gibi. Balığa bakka diyor fekat genel olarak mama diyor akvaryumda bile görse. Biraz obur bi kızımız var.
Sevgili Deniz ve OİP'in Fil'in Banyosu'na hasta. Telefonu gösterip "fi, fi" diyor. Hello diyen fili taklit ederek "hüllüüooo" diyor.

Gelelim en enteresanına; hani şimdiki zaman eki -yor'dur ya, ingilizce'de -ing , kürtçe'de -kir... fiilin sonuna ekleriz ve zamanlı yüklem yaparız. Azoçka buna kendince bir yol bulmuş. Sanırım bizim cümlelerde "yor"u duymuş, genelde kelimelerden son harfi atma eğiliminde olduğu için son harfi atmış, önüne gelen kelimeye ekleyerek yeni anlamlar kazandırmış.

- Mamayo : mama yiyoruz /yiyelim/yedim (arada boşluklu olursa mamaya hayır demek oluyor: mama? yoooooo)
- Eeeyo : Uyuyalım/ Uyuyoruz / Uyudum
- Nanayoo : Müzik açıyoruz/  Müzik açtık/ En çok da: Müzik açsanıza ulan!
- Gityo: Gidelim / Gidiyoruz
- Anneyoooo : Anne gelmiş, anne gelsin...
- Haydeyooo: Kazım Koyuncu'dan Hayde'yi açın. ahhaha evet valla bu demek. Kazım'ın fotoğrafını görünce de Hayde diyor zaten.


12 kilo, Boy 80 küsur cm. tam bilmiyorum kaç oldu. İştahı eskiye göre azaldı epey. Çok güzel sarılıyor. Öpüyor. Babası şahane öğretmiş; bezini götürüp çöpe atıyor, eve döndüğünde ayakkabısını çıkarıp ayakkabılığa, montunu odasındaki askıya asıyor. müzik aletleriyle arası şahane, davul, melodika, org, zil, mızıka, bağlama haşır neşir olduğu aletler. Dans etmeye bayılıyor. "Nana" diyerek müziği açtırıyor, nanayo diyerek oynuyor. Kendi oynamakla kalmıyor, odada kim varsa tek tek kaldırıp oynatıyor.
Kitaplarıyla da arası iyi. Bizim kütüphanedeki bir raf onun. Oradaki kitaplarını alıyo, okuyo, geri koyuyor yerine. Bizimkilere dokunmuyor. Arada bir el edecek olduğunda "Ama o annenin kızım seninkiler nerede?" deyince kendininkilere yöneliyor hemen.

Azı dişleri geliyor sanırım çok kaşınıyor damakları. Şu ana kadar hiçbir dişte sıkıntı yaşamamıştı. Ama bu sefer pek kastırdı.
Kalabalık mekanlarda genelde pek kopup gitmiyor. Bir iki yürüyor, duruyor ama durduğu, gittiği yerden bizi gözetliyor sürekli. Biz gider gibi yapıyoruz bazen, kontrollü bir şekilde arkadan arkadan geliyor. Dün Koçtaş'ta bizim döndüğümüz köşeyi kaçırıp bir önceki köşeden döndü. Ortada kısa raflar olduğundan biz görebiliyoruz onun olduğu koridoru. O bizi göremiyor. Bir iki adım attı, bizi göremeyince hızlandı ve şahane bir şekilde bağırdı: Babaaaaaaaaaaaaaa . Ahahahha hatırladıkça gülüyorum çok tatlıydı. Tabii ki üzmedik daha fazla hemen ses ettik de rahatladı.

Bu arada artık dikili iki ağacımız var. Biri Aze'nin biri benim:



Benim iş saatlerim yavaş yavaş oturuyor. Aze de çalışıyor olmama alışıyor. Geçirdiğimiz vakit artıyor. Şu an herkes halinden memnun.
16. Ay da böyle geçti işte.

Bu arada bir şey duyurmak isterim: Van'daki çocuklara, kadınlara, erkeklere batının 3-5 katı soğukta üşümemeleri için örgü örüyoruz kampanyası başladı. Patik, şapka, bere, yelek, hırka neyi yapabilirseniz hepsine ihtiyaç var. Detaylı bilgiler ve hatta örgü tarifleri bu adreste: http://vanicinoruyoruz.com/

20 Kasım 2011 Pazar

Aze Çınar ne alemde?

Yine epey ara verdim yazmaya. Bu sefer güzel bir sebebim var. Tam istediğim gibi bir iş buldum. Mutlu mesut çalışıyorum. İş saatleri biraz bana bağlı. Yetiştirilmesi gereken işler olduğunda bazen sabahlamak gerekebilecekken bazense işe öğlen gideceğim. İşi seviyorum, yerini seviyorum. Keyifler bu anlamda iyi anlayacağınız. Şu ara bir çok şeye vakit ayıramadım ama. Emzirme reformu ile ilgili yapmam gereken işler vardı yapamadım. Sevgili Peri sağolsun benim işimi yaparak üzüntümü azalttı. Onun dışında iş öncesinde neredeyse her gün görüştüğüm arkadaşlarımla görüşmelerimiz azaldı. Bir kaç gün sabah 4'te geldim eve, Neredeyse anne baba blogger toplantısına da gidemeyecektim ki işle eğlenceyi birleştirip, daha sonra gündemde olan bloggerlarla röportajı organize ederek buluşmaya gidebildim :)) Kızımı bu hafta çok az gördüğümden, hem Bebek'teki buluşmaya hem diğer yerlere getirdi babası. Bu arada hem şahane ikramları vesüt hediyeleri için hem güler yüzleri için, üstüne üstlük çekim yapmamız için tüm kolaylıkları gösterdikleri için L'era Fresca'ya da ayrıca teşekkür ederiz. 
Akşam da babanneye gittik bir tam günü beraber geçirmiş olduk doya doya. 


Son görüştüğümüzden beri Maya'mızın doğumgünü oldu. Mayakuş doomgünüsünde pek hastaydı, hiç eğlenemedi. 



Bayadır Aze'nin gelişimi ile ilgili de yazmıyordum. Aze'nin boyu uzuyor fekat kilosu 12 civarı sabitlendi. İyice ince bir kız oldu. Öndeki göbeği saymıyoruz. Neredeyse her söyleneni anlıyor, yapıyor. İstediğimiz şeyleri getiriyor, götürüyor. İsimlerini söyleyip şunu götür dediğimiz kişiye götürüyor. Herkesi tanıyor yani. Derdini anlatıyor iyiden iyiye. Söylenen hemen her şeyi taklitle tekrar ediyor. Anlamını bilerek söyledikleri ise aklıma geldiğince şöyle: 

Su : Şu
Onu: Onnuu
Mama
Balon: Buluun
Maymun: Mamuun
Ada
Maya
Mumu: Mommoo
Gel: Gel
Git: git
Anne
Baba
Derya
Savaş: Şaaş
Dede
Dayı: Dayi 
Hala: Haya
Köpek: how how
Kedi: Miaaağw 
Kuş: Gak 
Üzüm: üjüm
Burun: Buyun
Göz
Kulak: kukku
Gökay: goygoy
Zeynel: Zeyzi
Zeytin: zetti
Alo: Ayo (Herşeyi ama her şeyi telefon olarak kullanabiliyor. Kibriti de, kalemi de, anahtarı da kulağına götürüp "Ayoooo" diyor) (Aynı şekilde çatal, düdük, kalem, cezve sapı her şeyi ağzına sokup flüt muamelesi yapıyor elleriyle.) 
Müzik: Nanana  (Şirinlerin şarkısının ilk üç notasını doğru söylüyor. Çalan müziği tanıyınca içinden kelimeler söylüyor. Mesela Ali, mesela denni:deniz)
Uyku: Eeee eee (bebeklerini uyutmaya çalışıyor eee eee diyerek. Bir de pış pışlıyor. Geçen gün birini ayağına koymuş sallıyordu. Ki biz onu hiç ayakta sallamadık. Ayakta sallanan bir çocuk da hiç görmedi.) 
Kitap: Kipa (Alıyor okuyor, okutuyor, kendi kendine bir şeyler sallıyor okuyormuş gibi) 
Benim: Mennim
Merhaba: Memaaa (elini uzatıp uzatılan eli sıkıp sallıyor) 
Makina: Maanna
Dıgıdık dıgıdık
At
Top: gol
bitttiiiii
Neden: dedeeen


Halay çekiyor, tey tey diyor. 
Acıkınca, mama sandalyesine götürüyor bizi, "Haydi mutfağa götürüp beni doyurun" mesajı veriyor.
Öpüyor, bay bay yapıyor, eliyle öpücük gönderiyor. 
Sarılıyor, beni özleyince babasına telefonu götürüp aramasını istiyor. Müzik isteyince de telefonu uzatıyor. Dans etmeye bayılıyor. Uykusu gelince salonun kapısına gidip el sallıyor. 


Uykusunu teke düşürdü bu ay. Akşam 20.30 civarı uyuyor. Sabah 08.30 civarı kalkıyor. Saat 13.00 gibi uyuyup 2 saat sonra kalkıyor. Her gün çorbasını, ev yoğurdunu, etini, ortalama 250 cc formül mamasını, meyvesini, pekmez, yumurta, ıhlamur, ceviz, tereyağ, zeytin, buğday ekmeği, peynirden oluşan kahvaltısını yapmaya devam ediyor. 

İnanılmaz eğlenceli bir insan oldu. Kendi kendine oynamasını da bildiği için ortada takılıyor, bize dinlenme fırsatı da tanıyor bolca. Zaman zaman inat, sinir, ağlama krizleri de yaşanmıyor değil. Fekat hala 2 yaş krizi düzeyine gelmediği için çabuk atlatıyoruz. 

Böyle işte. Aze Çınar Büyüyor. 

25 Ağustos 2011 Perşembe

Kucağa Alıştırma

Aze Çınar'ın doğum sürecinde öğrendiğim bilgilerin en başında bebeklerin aslında evrim vsden üç ay erken doğduğu (Harvey Karpp) bu yüzden ilk üç ay olgunlaşmamış vücut sebebiyle yoğun gaz sıkıntısı çektikleri oldu. Bu sebepten de ilk 3 ay bebek kendini ne kadar anne karnında hissederse o kadar mutlu olurmuş. Yıllardır uygulanan kundağın da sebebini bilmeden aslında bebeğin en rahat ettiği pozisyon olduğundan uygulandığını tahmin edebiliyoruz. Aynı şekilde bebeğe söylenen "şşşşşş şşşşşşşş" sesi de bebeğin anne rahmindeki ortamında duyduğu su sesine benzerliği sebebiyle bebeği sakinleştiriyormuş.

Gel gör ki hangi tecrübe aktarımındandır bilinmez ta hamilelikten itibaren her denk gelen; "Aman dikkat edin kucağa alıştırmayın, çok sıkıntı çekersiniz." diyordu. Yenidoğan sahibi olmanın sıkıntı çektirmeyen yanı zaten yoktu fakat sıkıntı çekeriz diye bebeği yeni geldiği bol gürültülü bol ışıklı bir yerde, kendini en rahat hissedeceği yerden uzakta tutmak bize pek adil gelmedi.

Kucakla ilgili bizi en ikna eden şey Karpp'ın şuna yakın sözleri oldu: "Bebek doğduğunda kucağınızda tutmanız onu kucağa alıştırmaz. Tam tersi! Dünyaya gelmeden evvel 7/24 kucağınızda olan bebeği, azaltarak kucaktan vazgeçiriyorsunuzdur. Uyanık olduğu tüm anlarda bebek kucağınızda bile olsa, hamileykenki kadar çok olamaz. Dolayısıyla yaptığınız alıştırmak değil azaltmaktır ne kadar çok kucaklarsanız kucaklayın."

Bir başka pek çok doktor ve kitaptan duyduğumuz bilgi ise "İlk üç ay bebek hiçbir alışkanlık kazanmaz." idi. Bu yüzden uyku eğitimine de 4. ay başladık, kucağa alışıyor mu alışmıyor mu diye de hiç düşünmedik. Dünyaya güven duyarak, aylarca içinde olduğu kişinin kokusunu alıp, kalp atışını duyarak alışsın istedik.

Bizim Aze'yi kundaklama girişimlerimiz Aze'nin kundağı dağıtıp fırlatmasıyla son bulduysa da evde dışarıda bol bol slingleyerek anne karnı ihtiyacını bol bol gidermiş olduk. Savaş evdeyse kolunda, kucağında taşıdı, ben de ya göğsümde, ya slingle tamamen sarılı halde. Aze'nin gaz sıkıntısı da diğer bebelere göre epey azdı. Ki bunu da slinge bağlıyorum. Sonrasındaysa kucağa alışık bir bebek olmadı. Bebek arabasından kalkmadan saatlerce yol aldı. Orada uyudu, oynadı, etrafını izledi, asla ama asla kucak istemedi. Evdeyken ise oyun halısında, ana kucağında yine saatlerce vakit geçirdi kucak istemeden.

Yine iddia edildiği gibi "Kucağa alıştırırsan yabani olur, anne babadan başkasına gitmez" tezini de çürüttü Aze Çınar ve sıcakkanlı, herkesin kucağında duran, annesi babası olmadan başkalarıyla saatlerce zaman geçiren bir bebek oldu.

Sözün özü; Özellikle ilk 3 ay kucak, sling, kundak bebekler için çok faydalı, bebeğe kendini çok iyi hissettiren şeyler. Sağda solda duyduğunuz şeylere inanmayın, sarın bebeğinizi vücudunuza bol bol gezin. 9 ay taşıdınız karnınızda bir üç ay daha taşırsınız evelallah. Hem bu sefer nöbet değişimi yapacak baba da var yanınızda :)

11 Ağustos 2011 Perşembe

53. Hafta, Yılanın derisi...

Şu aralar hiçbir şeyi yetiştirememekten yana sıkıntılıyım. Bloga istediğim sıklıkta yazı yazamamaktan, istediğim hızda kitap okuyamamaktan, Yapmayı planladığım bir sürü şeye zaman bulamamaktan... Halbuki ortalamanın epey üstünde rahatım. Dün gece dışarıda içip, gece evde muhabbete devam edip 03.00 civarı yatıp, sabah 11.00'de kalkabilmek lüksüm var. 1 yaşında bir çocuğa rağmen. Ama işte ortalamanın çoğundan daha rahat olmam, yapamadığım şeylere üzülmemi engellemiyor. Niye böyle bir giriş yaptım, kaç zamandır yazmayı düşündüğüm bir çok konuyu hala bloga yazamamış, kısa kısa güncellemeleri bile zamanında yazamıyor olmanın verdiği dertlenme sebebiyle...

Gelelim son haftaya; En son yazdığımdan beri yine koştur koştur sürüyor hayat. Geçtiğimiz çarşamba idi Aze'nin tam doğumgünü. Doğumgünü çocuğunu Gökay'a bırakıp Savaş'la kutlamaya gittik. "Ne şahane yapmışız beaaa, helal bize" temalı, karşılıklı hediyeleşmeli gecemizi geçirdik.

Önceki gün Aze'nin 1 yaş kontrolüne gitmiştik. Boy: 76 cm, Kilo 10.9, Her şey normal... Sonraki günler her akşam dışarılarda dolandık.


Cumartesi günü Perizad ve dünya güzeli Elvin'le görüştük. Cumartesi Anneleri'nin oturma eyleminden gelmişlerdi, kederliydiler. Sonrasında bebelerin sınır tanımaz tüm ilgiyi üzerlerine toplamaları ile annelik, bebekler ve bebek işleri arasında sohbetle geçti günümüz. Hacıpolo'da kahvemizi de içtik ama henüz az bebe soslu derin sohbetler gerçekleştiremedik, umarız yakına.



Pazar günü ise dünya tatlısı Doruk ve ailesine gittik öğle çay-kahvesine. Sevgili Özlem ve Nevzat çok güzel ağırladılar bizi. Funda-Barış-Ayşe İdil de geldiler. Özlem'in yaptığı şahane börekler, kekler yendi, bebeler acayip sosyalleşti. Bu grubun babaları şahane olduğundan onlar bebelerle oynarken anneler miss oturup sohbet edebildi. Emziren anneler grubuna bitmek bilmez teşekkürlerden biri daha gerekiyor bu keyifli zamanlara sebep olduğu için. (Farkettiniz mi Aze Çınar dimdik ayakta)

k.validenin yüze dikkat :))


Ondan sonra kayınvalidelere gittik. Savaş'a aile doğumgünü kutlaması yaptık. Evet bizim ailemizin üçte biri ağustos doğumlu. Aze her zamanki gibi onca kişinin ilgisi içinde kendinden geçti.




Ertesi gün ise uzun yıllardır arkadaşımız olan (Alevilikte musahiplik vardır, bir nevi kardeşlik ilanı, heh Savaş'la Ümit musahipler.) Ümit, Dilek ve oğulları Batu ile birlikteydik. Aze Çınar çok acayip bir akşam geçirdi. En sosyal, en sınırsız, en korku-sevgi-eğlence karışık ve mutlu anlarını. Biz de canlı olarak iki kardeş nasıl yaşıyor onu gördük. Aze Batu'dan bazen çok korktu ama ona rağmen sürekli peşinden dolaştı, gülmekten yıkıldı, zıp zıp zıpladı. Batu'yu taklit edip durdu... Ve o gün doğduğundan beri ilk kez bu kadar saat uyanık kalıp gece 23.30 civarı uyudu.

Bir kaç zamandır bir tadilat işleriyle de uğraşıyoruz. Hem beden hem ruh yoruyor. Göçebe kaplumbağalar olarak yine göçüyoruz. Bu sefer daha bir başka. Ama hayır bu sefer de çok uzun süreli olmayacak. Her göçte biraz daha yük atıyoruz, biraz daha minimalize oluyoruz. Faydası oluyor bence bu taşınmaların :) Çok uzak değil "son" taşınmamız. Biraz daha zamanı var ama çok uzak değil. O zamana kadar zihnimiz de son şekline doğru hızla yol alıyor. Öyle hissediyorum ki aynı zamana denk gelecek zihnimizin olgunlaşması, oturması ile bizim fiziksel olarak da "aha da burası" deyip oturmamız. Eskiden "Yılan gibi olmak lazım" derdik. "Soyulan deriyi boşuna vücutta tutmamak gerek. Hayatında gereksiz yer kaplayan her şeyi kuruyan deri gibi atmak gerek. Hiçbir şeye boyun eğmeyip, kanıksayıp, olumsuz haliyle kabul etmeyip, gerekirse tüm hayatı değiştirmek pahasına silkinip atmak deriyi..." O zamanlar sadece derdik, bir süredir yapıyoruz da dediğimizi. Gitgide duruluyor, sakinliyor, hayatı daha net algılayıp, hayata daha çok gülebiliyoruz. İşte büyümek böyle bir şey herhalde. Bilmiyorum çoğunluk yaşıtımızın artık "yaşlanıyoruz" demeye başladığı bu anlarda bizim "büyüyoruz" dememiz neye denk düşüyor. Ama seviyorum bu halimizi. Adına ister yaşlanmak ister büyümek diyelim.








3 Mayıs 2011 Salı

9 iyidir.


Karnımda geçirdiği süre kadarını dünyada da geçirdi Aze Çınar an itibariyle. 9. ayını bitirdi. 9. ay pek hoş geldi. 2 minik dişle, 1 minik ev ve 1 minik işle geldi. Şimdi farkettim ki pek mini mini gelmiş hakkaten. Mini mini not geçeyim o halde;

- Azoşka'm babba, mamma diyor gayet anlamlarını bilerek. Dertlendiğinde, ağladığında, naz yaptığında sarılıp mağmmmmm diye ağlıyor ki ben bunun anne demek olduğunu düşünüyorum :) tüm hamileliğim boyunca house m.d. - greys anatomy falan izlediğimden kızım ingilizceye aşina ondan mam diyo bana ehehhe.
Baya bildiğin şarkı söylüyor. Tempo tutuyor. Müzik kulağı pek iyi.

- Bir haftadır pek değişti huyu kuzumun. Bir yandan biraz huysuzlaştı öte yandan sarılmalar, yanak ısırmaya çalışmalar, ele yapışmalar, kahkahalar dünya tatlısı oldu iyice. El sallamayı öğretti Savaş, "gel" ve "bay bay" şeklinde 2 adet el işaretimiz var.  Huysuzluk da hem diş hem yeni eve alışamamak falan normal tabi.

- Kızım kuzum an itibariyle, peynir, pekmez, ceviz, tereyağı, buğday ekmeği, ıhlamur, yumurta, kıyma, brokoli, pırasa, karnabahar, lahana, bezelye, nohut, patates, şehriye, makarna, pilav, elma, armut, avokado, yoğurt yiyor durumda. Bayadır tartılmıyor ama sanırım 10 kiloyu geçti dana. Tembelliğinden emeklemiyor. Ayakta baya bir duruyor koltuklara ve bilumum yerlere tutunup.


- Evimize iyiden iyiye yerleştik. İteleye iteleye sığdık. Rahata erdik, merkeziliğin tadını çıkarmaya başladık.

- Aze kuzu anne karnının ardından, bizzat da 1 Mayıs'a katılmış oldu. Oynadı, halay çekti, tepindi, halkı selamladı, güldü, kahkaha attı. Velhasıl epey iyi geldi ona 1 Mayıs.

- Aze annesi ise geçici bir işe başladı 40 günlük. Çat diye bir gün içinde oldu bitti. Yaklaşık 18 ayın üstüne de acayip iyi geldi ne yalan söyleyeyim.
Bir de üst üste gelen iki acayip benzer iş teklifi bir kez daha şoka soktu kendisini. Yaklaşık aynı şekillerde, aynı sürelerde gerçekleşmesi istenen benzer iki işin birinin diğerinden 6 kat daha az olması ve üstelik 6 kat fazla olan yüksek olduğu için değil, diğeri yerlerde süründüğü, hakaret gibi olduğu için oluşan bu şokla birlikte, insanda kapitalizmin insanın en korkunç yanlarını nasıl ortaya çıkardığına bir kez daha tanık olmuş oldu. Gidecek bu diyarlardan en kısa zamanda kesin. Hiçbir zaman para kazanmak için ( hem de artı değer üzerinden) bu hallere düşmeyecek.

- Başladığı iş ise, (niye kendimden 3. şahıs gibi bahsetme moduna geçtim hiç bilmiyorum.) yine TV. Seçime kadar sürecek bir program ile ilgili. Bugün ilk günümdü ve uzun bir aradan sonra sevdiğim işi (aslında hangi işi yapsam şu an mutlu olurdum) yapmaktan hemi de tam zamanlı olmayan şekilde yapmaktan mutlu oldum. Kızçemi özlesem de eve geldikten sonra, daha öncekilerden çok daha uzun süreli oynadığımızı ve daha eğlenerek, mutlu olarak vakit geçirdiğimi farkettim.

- Ebeveyn buluşmalarımız olanca güzelliğiyle sürüyor. Dans atölyesinden sonra, bir de Taksim buluşması yaptık. Bu hafta açık hava düşünüyorduk ama benim iş sebebiyle anneli babalı pazar  pikniğine çevireceğiz sanırım. Bekleriz tüm anne ve babaları.  Damdan düşeni damdan düşer anlar ya, şahane iyi geliyor her birimize bu toplaşmalar. Toplaşmalara gelen ailelerin aynı modda olup iyi anlaşması da yap bal oluyor tabi.

Eveeet bu seferlik de bu kadar. Arayı çok açmamak dileğiyle sıcak baharlar dileriz.

21 Nisan 2011 Perşembe

Neler Oluyor Hayatta...

Hamileyken, "Bugünleri çok arayacaksın." demişlerdi. "Hayır aramayacağım." demiştim. Ortada görünen bir değer olmadan, gelecekteki bir güzelliği bekleyerek yaşanan çileli günleri aramayacağım dedim aramadım. Doğum yaptığım günler, "Bu günlerin tadını çıkar, çok arayacaksın, su gibi geçip gidecek." dediler. "Su gibi geçip gitsin, bunca sıkıntılı bir dönemi aramayacağım." dedim. Aramadım.
Şimdi cennet günler yaşıyorum. Hormonsuz, süt var mı yok mu sıkıntısı olmadan, minicik bebek dünyaya tutunabilecek mi, büyüdü mü, büyüyecek mi, gazı bitecek mi, daha uzun süre uyuyacak mı dertlerinin bittiği, Aze'nin türlü güzellikler sergilediği günler...

Baba demekten, ayakta durmaya, zıplayarak kucaktan kucağa geçmeye, çığlıkla şarkı söylemeye, ellerini kullanışına, dans edişine Savaş'ı da beni de gün içinde yüzlerce kez kendine tekrar tekrar aşık eden bin türlü işve, oyun, şov.
Yatağa yanıma koyuyorum bir bakıyorum 90 derece dönmüş, ayakları sarkıtmış, kendini yataktan atmak üzere. Yatağına koyuyoruz bir bakıyoruz tutunup kalkmış etrafı izliyor. Yanaklarımızı, kafamızı ısırmaya kalkıyor, direk kucak istiyor, ağlama numarası yapıyor. Bir güzel sarılıyor ki...

Artık her şeyi yiyebiliyor ve dahi yemek istiyor. Sebze hariç her şeyi. Bu bakımdan biraz anneye benzemiş. Sabah devam sütü içiyor, 12 gibi, peynir, pekmez, buğday ekmeği, ceviz, ıhlamurdan oluşan kahvaltısını yiyor. 16.00-17.00 gibi sebze püresi, 18.00 gibi yoğurt-elma, 23.00 gibi yine devam mamasını yiyor uyku arasında. 19.30 gibi yatıp sabah 08.00 gibi kalkıyor. Uyumlu hallerine devam ediyor. Gelen misafirlere yarım saatte alışıp, kucaklarına gidiyor. Yolda belde gördüklerine gülümsüyor. Müziğe bayılıyor. Ne zaman müzik duysa hemen ayakları sallamaya başlıyor. Son günlerde buna eller de eklendi.
Karnımdayken Grup Yorum'un İnönü konserine gitmişti. Bu pazar da Bakırköy'deki konserine gitti. Pek eğlendi. Yarın da Galata'da gerçekleşecek bir müzik etkinliğine götüreceğiz. Çok isterim ileride de müzikle ilgili olsun, bir şeyler çalsın, söylesin.

Hamileliği, ilk ayları aramayacağım demiştim, aramadım. Ama şu günleri çok arayacağımı biliyorum. Öyle uyumlu, öyle oyuncu, öyle sakin, güzel bir bebek ki, bu aylarını ömrümce özleyeceğime eminim.

30 Mart 2011 Çarşamba

Aze Çınar 8 Aylık

Evet 8 aylık oldu. Yani 4 gün sonra 8 aylık. Şöyle bir durup bakıyorum bazen... Sonra Savaş'a diyorum ki "Olm doğmuş da kocaman insan olmuş la bu?" sonra da diyorum ki "Bunu ben yaptım.", "Hoop benim de katkılarım inkar edilemez." diyor. "Minicik olm senin katkın, malzemeyi alıp ben yaptım gerisini."... Daha önce yazmıştım bu linkte , bu acayip mucizeye alışmak çok korktuğum bir şey. Daha geçenlerde tek kolumda saatlerce taşıdığım, kafasını çeviremeyen, parmak dışında bir şey tutamayan bu şeyin, şimdilerde yanaktan makas alması, fotoğraf makinalarına poz vermesi, eliyle armut yemesi, sarılması, ayaklarının üzerinde durması, oturması, kendince şarkı söylemesi, bizi çağırması normal gelmemeli bana. Alışmamalıyım. 


Hele bu uyumlu sıpanın bir eyleme gelip, gıkını çıkarmaması, slogan sesleri arasında uyuması, sıcakkanlılığıyla kucaktan kucağa gitmesi, güler yüzlülüğü, içki içtiğimiz, uykusuz olduğumuz, arkadaşta kaldığımız gecelerde normalden fazla uyuması normal gelmemeli bana. Onun farklı ve şahane bir insan olduğunu hiç aklımdan çıkarmamalıyım. 


Eylem arkadaşları; Leyla, Deniz, Aze
Şimdilerde en çok yaptığı şey ıslık çalmak! pfşşşş, fışşşşhh sesleri çıkarıp çıkarıp gülüyor. Ellerini uzatıp kucağımıza gelmek istiyor. Yerde halısında otururken birden kendini arkaya atıveriyor o nasıl bir güvense... Otururken yana doğru düşeyazsa eliyle destek alıp düşmekten kurtarabiliyor kendini artık. Yoğurt delisi oldu, sebzelerden pek hazzetmiyor. Yoğurduna karıştırırsak belki yiyor. Peynir, pekmez, yumurta yiyor. Elma, armut, muz seviyor. Şarkılara tempo tutuyor. Elleri ile, ayakları ile, kafası ile... Uyku vakti gelip de yatağına koyduğumda bir sürü maymunluk yapıyor. Ayakları dikiyor havaya, ne battaniye kalıyor ne ayağında çorap. 2 dakika sonra ise teslim oluyor uykuya. 




Yatarken, yarı yatar halde sütünü içerken elini uzatıyor, bu "yaklaş seveceğim" demek. Yaklaştığımızda saçımızı okşuyor, yanağımızı seviyor, bu esnada gözümüzün içine içine bakıyor. Törensel bir an. 


Blogcu anne "Bebekler fırın ekmeği gibi. Sabahları çıtır çıtır, tadına doyulmaz oluyorlar, akşamları ise artık bayatlıyorlar, sabahki gibi olmuyorlar" yazmıştı. Aynen öyle oluyor. Akşam 17.00-18.00 arası artık bitmiş olduğumdan uyku anını bekliyorum dört gözle. Ama uyuyupta şu saatler geldiğinde, 21.00 - 22.00 olduğunda, gece yemeği vakti gelse de sarılsam diyorum. Öyle özlüyorum ki anlatamam. 


İki gün önce kan sayımı yapılsın diye kan aldılar kuzudan. Ne zormuş! Ne uzunmuş! Öyle ağladı ki bizim ağlamayı pek bilmeyen kuzu... İçimiz parçalandı, elim ayağıma dolandı. "Sen çık" diyen hemşire ile Savaş'a kafa atmamayı becererek "Çıkmayacağım." dedim ama öldüm o iki dakika boyunca. Sonrasında da hemşirenin eldivenden yaptığı balon elinde, koruyu bant elinin üstünde içini çeke çeke uyudu arabasında çınar dalım.  


Benim danam 8. ay itibariyle 70 cm. 9.5 kilo olmuş. Sağ salim 8. yaşlar, 88. yaşlar da görmesi dileğiyle.

25 Şubat 2011 Cuma

İtiraflara tam gaz...

İtiraf edeyim, son 10 gündür falan evde zaman şöyle akıyor benim için Aze uyanıkken; "Bakayım saat kaç, hımm Aze'nin uyumasına 75 dakika var, hımm oley 35 dakika kalmış..." 
Biliyorum ki bir kere bu cümleleri kurabilmek bile, yani saat gibi uyku saati olan, uyku saatinde çat uyuyabilen bir bebek sahibi olmak bile büyük şans. Ama bunu bilmek Savaş'ın tam gaz sınavdı, tezdi okulu bitirme koşuşturmacasında olduğu ve bizim misafirsiz, evde yalnız olduğumuz anlarda Aze Çınar'ın yeni hareketli haline tek başıma sabırla tahammül edebilmeme yetmedi. Aslında daha doğrusu sabırla tahammül ettim. İşin itiraf yanı o. Kızımla mutlu mesut anlar geçirip, normal bir gün yaşamak değildi benimki, büyük bir çoğunluğuna tahammül etmekti. 


Aze de sağolsun hayatında bir level daha atlamış ve ele avuca sığmaz bir hale gelmişti günlerdir. Çatanak çotanak "sevgi" gösterilerinde bulunup can acıtmak mı dersiniz? "Gözünü seveyim" deyimini gerçekleştirmek üzere gözü yerinden çıkarma çabaları mı dersiniz, kucaktayken kendini yay gibi yapıp olanca ağırlığıyla -ki kendisi hiç hafif değil artık- yere hamle çabaları mı dersiniz... Kucakta tutulmaz, mama sandalyesinde tutulmaz, oyun halısına sığamaz, e ben ne yapayım bu sincabı? Türlü numaralar ve dediğim gibi dakika saymalarla bitti neyseki süreç. Savaş'ın yoğun zamanları bitmekle kalmadı, önümüzdeki bir hafta da full tatil. İkimiz de yaşadık.


Katıya geçtik. Başta epey süründürdü, yemedi, yemek döktü, benden yemedi, babadan yedi, o ağladı, ben ağladım derken artık oturttuk gibi. Sebze pek yemese de, yoğurt, muhallebi, pekmezli kahvaltı vs iyi yiyor. (Buraya maşallah gelecek) 


Yalnız emin oldum ki bu hayatta ciddi defolar var. Hiçbir şekilde her şey aynı anda şahane olamıyor. Fabrika ayarlarında yok böylesi bir şey. Mümkünü yok. Bebek gelişimi de aynen böyle. İlk bilmem kaç ay, bitki büyütür gibisin. Ama çok daha zorlusu. Sen zorluk çekerken bebek bitkisi hiç tepki vermiyor. Karşılıksız bir ilişki. Hop tepki vermeye başladı diyorsun, allaaaaah ne güzel la gülüyor, dokunuyor diyorsun. Hop afacanlıklar başlıyor, ikinci hamallık evresi başlıyor. "Şuraya taşı, buraya götür..", Katıya geçsin, memelere özgürlük diyorsun, yemek hazırla, yedi yemedi, aha hala meme, bolca meme dert binbeşyüz oluyor. Ayaklansa da kucakta taşımaktan kurtulsam belim koptu, hem de dillense ya?" deyiversen, seni arkasında nefes nefese maymun ediyor serseri. "O ne?" "neden?"," neden?" lerle aptal ediyor. 


Bu hayat pek fena. İlla başını, belini, beynini, kalbini ağrıtacak bir yol buluyor. 





7 Şubat 2011 Pazartesi

Ya tutarsa!!!!

Dün biz yoğurt mayaladık! 6. ayını dolduran hanım kızımıza her gün mayalanmış taze yoğurt vermek icap ettiğinden ve ben de maharetime pek güvenmediğimden dedik ki yoğurt makinası alalım. 55 liraya ucuz bir tane bulduk. Vimjo'dan sipariş verdik. 2 gün sonra arayıp "Stoklarda yok" dediler terbiyesizler. İş başa düşünce "Bari alana kadar yapalım tutturduğumuz kadar." diyerek giriştik işe. Yoğurt mayasını karşı komşumuzun Aze'den 22 gün büyük torunu Ecrin için mayaladığı yoğurttan yaptık. Yine karşı komşumuz Zarife Teyze'nin anlattığı şekilde önce bir bardak sütü kaynattık. Cam bir kavanoza koyduk. 40 derece civarına kadar soğuduğunda bir çorba kaşığı yoğurt mayasını sütün içine karıştırdık. Ki sonra emziren anneler mail grubunda okudum ki bir tatlı kaşığı olması yeterliymiş. Kavanozun ağzını sıkı sıkı kapadık ki yine sonra öğrendiğimize göre tam sıkı kapanmasa ve hatta kapakta delikler olsa daha iyiymiş. Sıkı sıkı sardık havlularla, masa örtüleriyle koyduk kaloriferin üstüne. 5 saat sonra açtık, ilk önce bi üzüldük zira koyu ayran kıvamındaydı malzeme. Sonra tadına baktık ohannes şahane yoğurt tadı!! Sonra doktorumuzun söylediği sıvımsı yoğurdu bebekler iyi hazmeder lafını da hatırlayınca bu işi başardığımıza kani olduk. Bu gazla da yoğurt makinasından vazgeçtik. Ve karşınızda Aze'm Çınar'ımın ilk yoğurt yiyişi.





31 Ocak 2011 Pazartesi

Aze ve Müzik 1

Yatay Dans
Müzik bence insan gelişiminin en önemli unsurlardından biri. Sürekli müzik dinlemek, hele ki direk müzikle uğraşmak bir insanın sosyal zekasına yapılacak en güçlü katkı bence. Hem böyle düşündüğümden hem ayırdında olmasaydım bile ben müziksiz yapamadığımdan hamilelikten beri Aze müzikle baya iç içe. Hamileliğimin ilk günlerinden bugüne bilumum şarkıyı, türküyü ben dinlediğim için dinlese de bazılarını özellikle dinliyor. Ona söylüyor oluyorum, onun için tekrar tekrar çalıyor oluyorum, o kimisine daha çok tepki verdiğinden onları sık çalıyorum vs.

Hamileyken kızıma ilk ninni-şarkı söyleyeyim ben dediğimde ilk ağzımdan dökülen ne oldu dersiniz?

“Zulüm ejderha olsa da
Telli duvaklı yurdumda
Bir oğul büyütmelisin
Kavgada yiğit olmalı”

Türkünün seksistliğine mi yanayım, ilerleyen mısralarda o oğulun öleceğine mi yanayım, bilinçaltıma mı yanayım bilemedim. İkinci mısraya gelmeden kestim hemen sesimi. Sonrasında Aze'ye nedense en çok Yann Tiersen Le Banquet http://www.youtube.com/watch?v=9vopaDE_9aE dinlettim. Bir ara Savaş kusacak hale gelmişti. (Bir dinleyin Allahaşkına çok güzel değil mi?) Eğer panikle unutmasaydık doğum esnasında bunu dinlemek istiyordum. Aze tanıdık olduğu bir müziğe doğsun... Olmadı.
Sonra tabii ki Aze bizim Aze'yi dinledi sıkça. Hem bizden hem orjinalinden. Sonra ben kızıma ne zaman şarkı söyleyecek olsam ağzımdan hep Gidenlerin Ardından döküldü.  Ninni dediğin acıklı olur kaidesiyle bilinçaltım bildiği en acıklı şarkıyı çağırıyordu herhalde.

Gökyüzüne çizilmiş resimlere benzerdik
Rüzgarın peşine takılan bir nefes gibiydik
Kırdı dallarımızı fırtınalar boranlar
Kaldı bahar çiçekleri üzerinde sevgimiz

Bunun hemen ardındansa Grup Baran'ın Kanatlarında Kaldı Bahar geliyordu: 

Ateşten bir damla gibi
Döksek dünyayı yeniden
Bayrak çekilir gönlümüze

Yetmiş iki yazında yavrum,
Üç günde dağılıp giden
Kuş sürülerinin,
Kanatlarında kaldı bahar

Senden ve sevdandan uzak
Hasret bu yavrucağım
Yedi kat yerden geliyor
Sıcak selamın...

Peki hep mi dertlendirdim kuzuyu? Elbette hayır ama küt solculuğumun dayanılmaz ağırlığıyla hareketli şarkımız da şu oluyordu; http://www.youtube.com/watch?v=9Jfqgfpc330

Hayat denilen kavgaya girdik.
Çelik adımlarla yürüyoruz
Biz bu karanlık yolun sonunda
Doğacak güneşi görüyoruz

Dağları aşıyor, bak yakınlaşıyor
Kızıl yıldız zafer kuşu
Bu bir rüya değil,
Bu bir hülya değil, yıldızıdır kurtuluşun

Endişe etmeyin feminist kardeşler, bolca Kadınlar Vardır da söylendi. http://www.youtube.com/watch?v=Kq61o-j5aEI (Videoyu izlemenizi tavsiye ederim. Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Funda Arar, Şevval Sam, Nilüfer, Aylin Aslım, Zuhal Olcay ve daha kimler kimler)

Suskunduk ve bekledik
Yaşandı seyrettik
Sonunda yeter dedik
Bir daha susmayacağız

Kadınlar vardır, kadınlar vardır
Kadınlar her yerde “

Aze doğduktan sonra ise direkt hareketli müzik hastası oldu. Zaz'dan Je Veux  , Kazım Koyuncu Hayde, Mehmet Atlı'dan Şino Nino, Gogol Bordello Start Wearing Purple 'ı telefon müziğim olduğundan ve çaldığında ben bir türlü bulamadığımdan bolca dinliyor zaten çırpınarak  , Kardeş Türküler'den Newroz (Bu videodaki danslar da müthiş)  , Aynur Doğan Keçe Kurdan, Helldorado Drinking Song  , Disco Partizane kaçar mı?  ,

Ya benim ya Savaş'ın kucağında, elleri kolları sallaya sallaya bir oynayışı var görmeyin gitsin. Bir videosunu ekleyecektim dans ederken ama beceremedim bir türlü. Kimi zaman o ana kucağındayken biz Savaş'la karşısında oynuyoruz, dikkatle izliyor sonra bizim yaptığımız el kol hareketlerini yapmaya çalışıyor sıpa.

Demin de dediğim gibi Türkçe, Kürtçe, Zazaca, İngilizce, Ermenice, Fransızca... her dilde şarkılar, türküler dinletmeye çalışıyoruz Aze'ye. Müziği sevsin, alışsın, gelişimine katkıda bulunsun diye. Bir de çocuk şarkıları ve ninniler var ki çoğunun güftesi bana ait onlar da bir sonraki postta. 

5 Ocak 2011 Çarşamba

Aze Çınar 5 aylık ve Yılbaşı

Azoçka bugün tam 5 ayını doldurdu. 22 haftalık, 154 günlük. Kilosu iyi boyu iyi, sağlığı iyi, keyifler iyi... idi. Bugüne kadar inişleri çıkışları olan, tabii ki değişiklikleri de olan bir bebek olsa da, genel itibariyle uzmanların kitap bebek/melek bebek dedikleri, uyumlu, sakin, sürprizleri olmayan, rutinine 3 aşağı 5 yukarı bağlı bir bebekti Aze Çınar. Ta ki bugüne kadar. Dünden ufak huzursuzlukları başlamıştı aslında. Bugün ise sabahtan itibaren gayet sıralı ve rutin uyuduğu uykularına geçmemeye, sık sık ağlamaya, çığlık atmaya, uyuyunca da kısa süre sonra uyanmaya başladı. Bugüne kadar elleri ile en büyük atraksiyonu emziğini bir elinden diğerine geçirmek, biberonunu tutmak iken, bugün elindeki şıngırdaklı oyuncağını pek sinirli bir psikopat gibi sıkı sıkı tutup çat çat çat anakucağının tutma aksamına vurmaya başladı. Gökşen'in ve benim kucağımızdayken bu sefer kollarımıza pat pat  vurmaya başladı. Ya ellerini bir sonraki aşamaya geçirdi ve yeni özelliğini deniyor ya da bir şeye çok fena sinirlendirdik biz bu kuzuyu! Uyku işi ise, benim kendi kendine uyuyan kuzum yatak odasına kucağımda girer girmez çığlık atmaya başladı. Yatakta durmak istemediği zamanlar kendi yatağımız üstüne koyup, yanına yatarsam benle oynayıp kolayca uyuyordu. Bu sefer onu da yemedi. Bugün toplamda 3 saat ya uyudu ya uyumadı. Saat 20.30'da ise ağlaya ağlaya uyuyakaldı. 23.00'de ağlayarak uyandı ki benim kızımın en sevdiğim özelliği saat kaç olursa olsun, ne kadar aç olursa olsun gülerek,  bize seslenerek uyanmasıydı. Bugüne kadar duyduklarımdan acaba diş mi çıkarıyor onun huzursuzluğu mu yoksa büyüme atağı mı diye düşündüm ama bilemedim. Hayırlısı, bir an önce geçsin huysuzluğu ve uyku dağınıklığı.

Eğlencelik bir hadise ise; Dün artist kızım yüzü babasına dönük şekilde, sırtını babasının dizine yaslamış, babasının karnında otururken yanlarından geçtim, geçerken de yanağını sıkayım dedim. Elinin tersiyle elime bir vurdu! Beni 24 saat gören ve anlaşılan benden sıkılan kızım babasının kucağında "Yeter len babam varken bari kaybol gözümün önünden." mesajını gayet açık vermiş oldu :)

Bir de bize oyunlar yapmaya başladı bu kuzu artık. Oyuncağını alıyor fotoğraftaki gibi yüzüne koyuyor ve ortadaki delikten bize bakıp, biz de bakıp gülünce çapkın çapkın gülmeye başlıyor :)
Dil çıkarıyor, dudağını emiyor. Çene, yanak, kol okşamaya, sarılmaya devam ediyor. Çok güzel, küçük çığlıklar atıyor. Evde insan varsa ya da biz kalabalık bir evdeysek hayatta uyumuyor. Sosyallikte bizi geçti.
Kızım diye söylemiyorum çok eğlenceli bir insan. Gülüşü, oyunları, tekmeleri, zıplamaları, konuşmaya çalışmaları ile tanıdığım en eğlenceli bebek.


Yeni yıl için pek sevdiğimiz insanlardan pek değerli çağrılar aldık. Sevgili Fatmagül ve Öznur, Sinan ve Özlem, Neşe, Ebru, Haydar, Cemre... Yeni yıl piyangosu Savaş'a vurdu ve o gece çalışması gerekti .O çalışırken de ben hiçbir yere gitmek istemedim. O sabah 5. ay kontrolü için dışarı çıktığımızdan hafif yorgundum da, ertesi gün Sinan'larda çalışanlar için yedek yılbaşı kutlaması yapma fikri de oluştuğundan kızımla evde girmeyi tercih ettim. Evde Savaş'a kartpostal yaparak, Tracy Hogg okuyarak, Komedi Dükkanı izleyerek. Saat geceyarısına 20 kala uyandı Aze, yemeğini yedi, benimle oynaştı ve tam 1 kala gözünü kapadı ki benim tatlım annesi babasıyla telefonda konuşabilsin.

Ertesi gün önce İkea'ya gittik, ardından Sinan'larda kalabalık bir ekip içtik. Son zamanlarda sütüm de arttığından sağdıklarımla idare ettik ben de rakı içebildim. Aze 02.00 civarı uyandı. O kalabalığı görünce çılgına döndü. Bir kucaktan bir kucağa epey eğlendi ve herkes odadan çıkıp, sessizlik sağlanınca yeniden uyuyabildi. Ailecek eğlenmiş olduk. Bir gün sonradan da olsa yeni yıla süper giriş yaptık. Bir ertesi gün, Karacaahmet'e gittik arkadaşlarla buluşmaya. Kadıköy'den vapura bindik. Balık ekmek yedik, Deniz sefası yaptık. Savaş 3.5 gün çalışmadı, Aze Çınar babaya doydu. Fotoğraf sevgili Funda'nın çalışması. Noel Aze herkese sevgi ve gülücük dolu yıllar diler.

29 Aralık 2010 Çarşamba

An be An Aze Çınar

Aze kuzu hasta oldu. Baya öksürdü, kafası çok terledi. Ihlamur + tarçın + elma + limon kaynatıp verdik. Böylece bir şekilde ilk ek gıdasını da almış oldu. Hiç duraksamadan lıkır lıkır içti obur sincap. Şimdi biraz daha iyi. Ama sanırım hastayken öksürdüğünde hemen kucağa aldığımız, yatağa koyduğumuzda öksürdüğünde yine kucakladığımız için öksürüğü "istediğimi yapın" aracı haline getirdi. Nasıl ki bebekler ağladığında istediklerinin yapıldığını öğrenip ağlayarak istediklerini yaptırmaya çalışıyorlarsa bizimki de öksürerek yaptırmaya çalışıyor :) Galiba hakkaten her özellik sosyal öğrenimle gerçekleşiyor. Bu hali çok şirin olsa da bugün biraz müdahale edip biraz azalttık sanki. 


Bugün bir buçuk aydır yanımızda olan annanne Altınoluk'a döndü. Belinden küçük bir operasyon geçirmişti, daha iyice hale gelince döndü. Bir yandan Aze'yi bırakıp gitmekte zorlanırken diğer yandan ne zamandır göremediği Su torununu göreceği için de sevinçli idi. 


Şu ara gelip gidenimiz yine çok oldu. Hem annem burada diye hoşgeldin'e ve geçmiş olsun'a gelen eski komşuları, arkadaşları hem bizi ziyarete gelen arkadaşlarımız derken bol gün tadında, kekli börekli günler geçirdik. Bir yandan bu durumdan keyif alırken öte yandan bizim sosyal kuzu ne zaman evde misafir olsa kesinlikle yatmak istemedi, direndi son ana kadar. Biraz düzenimiz bozuldu, biraz şımardık sonunda gün itibariyle biraz daha sakin bir hayata geçtik. Epey yorulmuştuk, dinlenmek iyi olacak. 


Daha önce yazmış mıydım hatırlamıyorum. Bir aydır hiç mama almıyor Aze Çınar. Sağdığım anne sütüyle besleniyor sadece. Çok mutluyuz bunu başardığımız için. Mutlu oldukça sütüm de artıyor, daha iyi besliyorum kızımı.
Son zamanlarda salyalandı baya Aze. İkide bir dilini çıkarmaya başladı. Bir de çok güldüğümüz ve şaşırdığımız şey iki ayağını sıklıkla içten dışarı doğru, tam daire olacak şekilde çevirip duruyor. Bizi gayet iyi tanıyor. Benim aylardır dört gözle beklediğim, başkasındayken bana gelsin isteği şimdilik gözlerle talep etmek şeklinde başladı sayılır :) Dışarıyı çok seviyor. Dışarıda olsun da, hiç yemek yemeden bile durabilir haspam :) 


Gitgide tatlılaşıyor. Gitgide taşımak daha da zorlaşıyor. 

10 Aralık 2010 Cuma

4. Ay

Bir şeyler oldu, bir şeyler yine yasaklandı, bunun sonunda bizim siteye ulaşılamadı baya bir süredir. Meğer www.deryaze.com yönlendirmesini en baştan kaldırsak hiç sorun kalmayacakmış ama eşek Loststone bunu daha yeni söyledi sağolsun. Vakit bulursa o yönlendirmeyle çalışmasını da sağlayacak bir ara. 
Bu kadar süredir yazacak çok şey birikti tabi. Yazmadığım için unuttuklarım da cabası. Artık geriye ne kaldıysa... 




Evet Aze'm Çınar'ım 4. ayını doldurdu. Boyu daha da uzadı, tombiş tombiş bir şey oldu. Öyle güzel, öyle çapkın, cilveli gülüyor ki anlatamam. 3-4 kez gerçek kahkaha attı, onlarca kez de kahkaha sandığı öksürüklü sahte kahkahalarından. İlk şehir dışı yolculuğunu yaptı. İlk nezlesini oldu. Belini, poposunu kaldırmaya başladı. El kullanımı gitgide artıyor. Biberonu direk tanıyor ve hamle yapıyor gördüğünde. Az önce ağzındaki biberonu çekip diğer biberona uzanmışken vermek için, eliyle kulağıma asıldı biberonu çekmeyeyim diye inanamazsınız. Erkekleri, erkekler içindeyse bıyıklı erkekleri daha çok seviyor. Ama istisnasız herkese gülüyor. Deli yatmaya başladı. Annesinin ve babasının kızı... Az evvel gittiğimde yorganının yarısını altına almış yarısını savurmuş demezsin ki 4 aylık... 




Altınoluk'ta kuzeniyle tanıştı. Su Hatun pek hoş karşıladı kendisini. "Ajee, Ajee" diye dolandı. Minik kumru tüm gidiş geliş boyunca bizi hiç üzmedi sağolsun.  Çok daraldığında "eeee eee ee" diye kendini uyutmaya çalıştı, çoklukla da becerdi. Uyku düzeni yine değişti. Bir kaç gündür 21.00 civarı uyuyor. İlk rutininde gece yarısı anca geçiyordu gece uykusuna. 21.00 sanki daha iyiymiş gibi görünse de, erken yatıp erken kalkmasındansa, geç yatıp geç kalkmasını tercih ederdim gece kuşu, sabah uykusu sevdalısı bir anne olarak. Ama maalesef annelik puştluktan azade olmayı gerektirdiğinden "dur uyuma gece yarısını bekle." diyemiyorum :(


Genel olarak iyiyiz. Ben de koksigodini çıktı. 4 aydır yaşadığım ağrılar bu sebeptenmiş. Aze Hanımın dışarıya çıkarken el, ayak artık allah ne verdiyse takmasıyla oluşmuş. Hakkında ayrı bir yazı yazacağım. 
Şu aralar bizim hayat pek çetrefilli. Köklü kararlar verme, plan yapma, gelecek belirleme zamanları. 3 vakte kadar her bir şeyler değişebilir.. Değişmeyen tek şey şu aralar bizim için, tüm değişimlerin Aze Çınar odaklı gelişmesi. Ki Aze Çınar tam en şeker, en sevilecek zamanlara gelmişken en can sıkıcı kararlar ve gelişmeler bile bizi en fazla birazcık somurtur diye düşünüyorum. 
Yazacak çok şey var. Bugün yarın işşşallah. 

26 Kasım 2010 Cuma

Neye niyet...

Tam annem burada çok yazmayı planlıyorum derken hasta olduk biz. Aze bir yandan hapşurup duruyor ben diğer yandan.Burnumuz akıyor, gözlerimiz yaşarıyor, boğazımız acıyor... Aze Çınar'ın gözleri iyice küçücük olup bana benzedi. Benim gözlerim ise artık benim gözlerime benzemiyor. Daha da küçülemeyeceği için yok oldu zira. Doktoru Aze'ye peditus şurup ve gözleri için damla verdi. Burnunu açmak için de serum fizyolojik kullanıyoruz. Bilumum ilaç süte geçtiğinden ben de onun şurubundan otlanıyorum. Bizim obur dana verdiğimiz hiçbir tada hayır demez diye düşünüyorduk bugüne kadarki ilaç vs deneyimlerimizden ama öyle değilmiş. Portakallı Peditustan hazzetmedi pek.
Hal böyle olunca 5 gündür sadece 1 kez banyo yaptı minik kumru. Kaç gündür yeni sesler çıkarmayı da öğrendiğinden öyle yaratıcı inliyor ve ağlamaya benzer sesler çıkarıyor inanamazsınız. Bir de o kadar içli bakıyor ki... Dün Savaş evdeydi hem bugünki sınavına çalışmak hem de bize bakmak için. Annem de bizimle ama o da rahatsız olduğundan mümkün mertebe ona iş bırakmamaya çabalıyorum. O da sağolsun hasta değilmiş gibi koşturup duruyor.
Nereden geldi bu hastalık diye düşünürken yakaladım kendimi. Sanki tüm bayramı sokaklarda geçirmemişiz gibi. Sanırım artık geçme üzere. Kumrum sabah burnu açık ve güleryüzlü uyandı. Gerçi her sabah gülerek uyanıyor ama bir kaç gündür içli ve halsizdi gülmeleri. İkimizin birden hastalanması iyi bir şey. Annenin yarattığı antikorlar sütle bebeye geçtiğinden iyileşmesi hızlanıyormuş. Anne hasta değilse bile bir şekilde kendine bulaştırmaya çalışmalıymış.
On gün öncesinden 4. Ay kontrolüne de gittik. Boyu, kilosu akranlarına tamamen yetişmiş durumda. Sınırda bile değil. Gayet olması gereken aralıkta. Nezle dışında bir sıkıntısı da yok.

Tutma ve çekme işlerinde ustalaştı. Dün annanenin küpesini yakalayıp epey çekiştirmiş mesela. Benim ya da Savaş'ın yanaklarını, dudaklarını yakalıyor kucağımızda sallarken. Demin dediğim gibi çıkardığı sesler de epey arttı. Bazen o sesleri dinleyeceğiz diye durup beklediğimizden ve hemen ilgilenmediğimizden kıyamet kopuyor. Yüzüstü yatmaktan hiç hoşlanmıyor. Dönmeyi de henüz yapamadı. Bol bol yüzüstü bırakmamız gerekiyor anlaşılan.

Dün bize Fulya geldi. Üstelik hazırladığı kısır ve patates salatasıyla. Çay, kurabiye eklenince süper bir öğlen çay saati oldu. Önceki gün de büyük annaneye gittik. Bir önceki yayınladığım "Dayıya kahkaha" videosu oradan. Pek eğlendi yumurcak.


Pazar günü kardeşimiz Sinan'ın düğünü var. Bugün de var aslında. Şöyle ki; gelinimiz Özlem Antalya Manavgat'ta yaşıyor. Bugün Antalya'da kına/düğün bir şey olacak, pazar da burada. Biz Aze Çınar'ın kulağındaki olası rahatsızlık sebebiyle uçağa binmemiz sıkıntı yaratabileceğinden gitmedik. Umuyoruz ki pazara kadar bari tüm hastalığı atlatalım.
Sinan ve Özlem'e de ilk olarak buradan ömür boyu huzurlu, acısız, mutlu günler diliyoruz.

22 Kasım 2010 Pazartesi

Aze Çınar'dan Dayıya Kahkaha!!


İlk kez böyle kahkaha attı hanımefendi. Tarih 22.10.2010

Bayram bayram...

Bayram içerik olarak pek bir şey ifade etmez bana tatil oluşundan başka. Bir de çocukluk anıları tabi. Tatil oluşu sayesinde koca bir hafta eskiye göre pek ev kuşu olan ben ve minik kuzu Aze dışarıya, insana doyduk resmen. Ta pazar günü başladık atraksiyonlara. Ben yüzmeye gittim sabahtan, babası, büyük dayısı ve Aze Şiirci'ye gittiler. Zira baba Savaş bayramda evde olmak için pazar çalıştı. Ben de havuzdan oraya geçtim. Şiirci sakin olduğundan Savo'yla bolca vakit geçirip Metrocity'e geçtik. Vedat ve sevgili Nihan'la birlikte. Orada Aylin de bize katıldı. Bu önümüzdeki pazar düğünümüz var bizim. Savo'nun en küçük erkek kardeşi evleniyor. Onun düğünü için elbise baktık. Gezindik, yemeğimizi yiyip, kahvemizi içtik. Artık kafeinsiz kahveyi daha çok seviyorum. Geç saatte eve döndük. Sanki Savaş hiç çalışmamış gibi oldu. Bizden az sonra da o geldi.

Salı gününün bayram olduğunu kapıyı çalan çocukların tebriğiyle hatırladık. İlk günü kızımın Yağmur Ablası, Ezgi Teyzesi geldiler ziyarete. Akşam ise kuzeni İdil Eylül, Barış ve Semra. İkinci gün esas yoğunluğumuz başladı. Sevgili arkadaşlarımız Ümit ve Betül geldiler Bergama'dan. Senede en az iki kez görüşürüz kendileriyle. Onlar gelir, biz gideriz, Burhaniye, Altınoluk, Ayvalık civarlarında buluşuruz... Yine de birbirimizi çok özleriz hep. Yine çok özlediğimiz bu ara kalkıp geldiler  ne mutlu ki. O günü gezerek geçirdik. Arada yine düğün için bana elbise baktıysak da, şu süt verme hadisesinin bana sağladığı şahane kilolar sebebiyle içime sinen şekilde bir elbise bulamadık.

Ertesi gün, süper bir masada süper muhabbetle rakıya doyduk. Rakıya doyup, alkole doyamayıp üzerine sıcak şaraplar bile götürdük. Tabi öncesinde süt sağdım, mamayı hazır ettim. Eskiden ben o masayı görsem kendi kendime "Vay arkadaş içki masasında bebek arabasının ne işi var? Nasıl bir anne süt vermemeyi tercih edip alkol alır?" derdim. Evet derdim bunu. Şimdi ki Derya o Derya'ya "Çok konuşma dümbük kendi işine bak." diyor :) Uzaktan her bir şey pek kolay gözüküyormuş gerçekten. Neyse ki içtiğimiz mekan evimiz sıcaklığında, rahat ettiğimiz, Aze'nin her ihtiyacını sağlayabilecek bir mekan ve neyse ki süt sağma makinaları ve mamalar var. Ve en büyük neyse ki artık içerilerde sigara içilmiyor. Böylece yukarıda bahsettiğim gibi şahane bir gece geçirmiş olduk. Akşam Vedat da katıldı aramıza.

Bir ertesi gün ise sabaha Beşiktaş'ta kahvaltıyla başladık.Sonrasında alışveriş, dolaşmaca... Beşiktaş'ta elbisemi de bulmuş oldum. Melek gibi bir insan çıktı karşımıza:

- Ya ben kısa istiyordum ama
- Keseriz istediğiniz kadar.
- Ama bunun göğsü şöyle olsaydı?
- Diktiririz?
- Biraz sade mi?
- Şu taşı ekleriz...

Resmen sıfırdan başka bir elbise hazır ettiler. Olabilecek en iyi seçeneği edinmiş olduk böylece. Sonrasında sahilde kahvemizi içtik ve bölündük :) Savo, Vedat ve Aze eve gittiler. Biz Ümit ve Betül Beşiktaş'ta kalıp elbiseyi bekledik. Yemeğimizi yedik ve eve döndük. Aze o ana dek 6 gün en ufak sorun çıkarmadan bizimle sürtüp dururken ve hatta bundan çok keyif alırken o gece biraz huysuzlandı. Gaz sancısı gibi geldi. Damlasını verip, emzirdikten sonra rahatladı kuzucum.

Cumartesi sabah yolcu ettik sevgili arkadaşlarımızı. Ama yine duramadık evde. Bu sefer de Savo ve Vedat'a elbise almaya çıktık. Erkeklerin işi daha kolay derler ama bizimkiler görüntülerine pek hassas olduklarından hiç de öyle olmadı. Biz Aze'yle mekanların keyfini çıkarıp, arada kıyafetlere yorum yapmakla yetindik. Sabahtan akşama o kadar dolanmamız neyse ki boşa gitmedi, tüm alışverişimiz tamamlandı. Evimizde döndük, evde bizi Aze'nin annannesi bekliyordu. Böylece Aze evimizin  DeryAze yalnızlığına direk dalmayıp geçiş sürecine geçmiş oldu.


Bu geçtiğimiz haftaya baktığımızda Aze Çınar gelişmeleri şöyle; Artık nesneleri baya baya tutup, çekiştiriyor. Eline alıp, sallıyor. Gözleriyle takip ediyor. Sesleri iyice duyup, sese doğru dönmeye başladı. bıbıbımmmm, agkuukuuu, bummmm, hiyyeeeee, gibi sesleri net çıkarmaya başladı. Biberonu görünce yemeğin geldiğini anlayıp heyecanını gösteriyor obur kuzu. Uykusu gelince, eliyle gözünü kapatıp kendi kendini uyutmaya çalışıyor. Çoğunlukla da başarıyor. Artık daha net kahkaha atmaya başladı. Ama sık sık da öksürerek kahkaha attığını sanmaya devam ediyor. Savaş'a göre ben o kadar çok ve farklı şekilde gülüp, kahkaha atıyorum ki çocuk da bana yetişmeye çalışıyor :) Bir öğününü 150 cc'ye çıkardık. Gece uyumadan önceki öğününde 180 cc veriyoruz. Daha çok versek daha çok yiyecek (Maşallah mı denir burada?) Kaka sayısı neredeyse günde 1'e düştü. O da sanki bütün günü biriktirip hepsini birden yapmış gibi, badisine, tulumuna geçecek kadar çok oluyor. Birazcık huysuzlukları arttı. Sebebini tam çözemedik. Ama sağlıksal bir sorun yok gibi. Yarın doktora kontrole gideceğiz. Bakalım kilomuz, boyumuz ne durumda.
Sol yumruğa dikkat!

Bayram boyunca özlemişim bloga yazmayı. Bebeğimin fotoğraflarını düzenlemeyi. Annem bir süre buralardayken daha sık yazmaya çalışacağım.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...