29 Ekim 2010 Cuma

Göğüs Pompaları

Hamileyken, göğüs pompası kullanacağım hiç aklıma gelmemişti. İnternet sitelerinde, anne-bebek forumlarında pompa  bahislerini okuduğumda, benle alakasız bir şeyleri okurcasına olduğundan dikkatim, bebek doğduğunda bu konuda neredeyse hiç fikrim yoktu. İlgilenmiyordum hiç çünkü zihnimde pompa çalışan anneler için lazım bilgisi vardı. Ben emzirecektim zati dolayısıyla da pompaya ihtiyacım yoktu. Halt etmişim! 
Önce şu Lansinoh göğüs ucu çıkarıcı ile başladık işe. O arkadaki lila kısma süt birikiyordu, ve biz kolostrum denen ilk gelen en besleyici sütü bununla verdik çoklukla. Sonra Aze'nin 3. gününde Lansinoh manuel el pompası aldık. Alışverişe beraber gittiğimiz, ikiz babası, tecrübeli Erdem, "bu işlerde ilk önce en basitini, en ucuzunu alırsın, ama yetmediğinden sürekli bir üst modele gidersin, ilk anda en pahalısını alsan rahat ve en ekonomik olacakken, ekonomi yapmaya kalktığında daha masraflı olur o iş." dediyse de, biz emizrme işinin yakında normale döneceğinden emin olduğumuzdan, manuel pompanın yeteceğini düşünüp onu aldık. Çok iyi hatırlıyorum, o an onu bile almak gereksiz gelmişti. Bir kaç güne normal emzirecektim ben kesin! Neyse ihtiyacı olana verirdim o zaman!


Çok uzun sürmedi Medela mini elektrikliye geçişimiz. Yine aynı mantık işledi baştan sona. Evet manuel yetmiyordu ama öyle en ileri elektrikliyi almaya gerek yoktu, nasılsa emzirme bir gün gelecek normale dönecekti... Eh ucuz etin yahnisi hesabı, Medela hem çok gürültülüydü hem de çok acı veriyordu. Hatta ilk kullandığım zamanlar göğüs ucunu yara bile yapmıştı.


Geç olsa da emzirmenin yakınlarda normale dönmeyeceğine, hatta belki de hiçbir zaman tek başına emzirerek bu işi götüremeyeceğimize ikna oldum. Epey bir dirensem de sonunda Ameda çift sağmalı pompayı aldım. Başta Erdem'i dinleseydim harcadığımın yarısına hem daha verimli bir alet kullanacaktım hem süt daha çok sağabilecektim hem de fiziksel olarak rahat edecektim. Ameda'yı dünden beri kullanıyorum şimdilik memnunum. O kadar yumuşak ki işlem esnasında, medelanın sertliğine alışmış olan ben "Lan az mı sağıyor bu, sütün çoğu memede mi kalıyor?" endişesiyle arkasından Medela ile bir daha denedim, hiç süt gelmemesiyle hem yumuşak hem başarılı olduğuna emin oldum. Günlük yaklaşık 500 cc anne sütü 500 cc mama ile beslenen Aze Çınar, dün neredeyse 700 cc'ye yakın anne sütü aldı. Can yakmadığı için daha sık sağmaya ve Aze'yi daha uzun emzirmeye başladım. 


Umuyorum ki pompa maceramız burada sona ermiş olsun. Çok sıkıcı, gerginleştirici  bir iş bu. Umuyorum ki hem varlığı yeterli olsun hem de varlığıyla emzirme seanslarımızın artmasına sebep olsun. 
Devamını Oku »

23 Ekim 2010 Cumartesi

Özgür Anne'den Annelik Seçimleri

Yazsaydım temelde böyle yazacaktım. Tam düşündüklerimi çok iyi anlatmış Özgür Anne. Kendisinden izin alıp yayınlıyorum: 



Annelik Seçimleri...

Dün okuduğum bir yorum düşündürdü beni. İş konusunda yazdığım yazı üzerine sanki derdimi anlatamıyorum gibi hissettim. Acele acele iki satır karalayınca kafadaki gibi olmuyor ekrandaki. Oradan nasıl bir çocuk istiyorum, iyi çocuk yetiştirmek ne demek gibi konulara daldım. Bugünlerde aynı anda okuduğum üç kitap var. Dokunmanın mucizesi, (Continuum Concept) ve Narsistik Aile (Narsistic Family). (Üçüncüsü Einstein evreni ile ilgili alakasız bir kitap) Onlar da etkiledi biraz.

Çocuk yetiştirirken boş bir sayfa hayal edip, tamamen özgür bırakrak onu kendisinin doldurmasını beklemek gibi bir olasılık yok. Her yaşın kendi özgürlük alanı var. 18 aylık olunca kendi kıyafetini, 18 yıllık olunca kendi okulunu seçebilir. Ama 5 aylıkken kıyafetini, 5 yıllıkken okulunu seçemez. Onun adına seçimleri biz yaparız. Odasına duvar süsü olarak deniz altı teması yaptık, anneannesi ona deniz altı kitabı aldı, şimdi balıklara bayılıyor Ela. O bayıldığından perdesi de balıklı oldu, pastası da. Ama... biz onun adına seçmiş, yönlendirmiş olduk. Anne ve babanın kültürü, eğitimi, dini, siyasi görüşleri çerçevesinde büyütüyoruz çocuğu. Örneğin Montessori'nin ilkelerine göre hareket edip etmemek bizim elimizde. "Seni kendi işlerini kendin yapabileceğin, farklılıklar açık, yaratıcı bir insan olarak, birey olarak yetiştirmeye çalıştık" aslında yine anne ve babanın sosyal ve kültürel yönelimi sonucu oluşmuş bir cümle.

Çocuk, anne ve babanın seçimlerinden bağımsız değil. Uzunca bir süre. Bizi biz yapan şeylerin başında ailemizin gelmesi tesadüf değil. Sonra sonra okudukça ve yaşadıkça kendimizi inşa etmeye başlıyoruz ama temeli anne ve babamız atıyor.

Örneğin benim için Ela'da mutlaka olmasını istediğim özellikler var. Bu özelliklere sahip olması için elimden geleni yapacağım. Açık fikirli olması. Tek bir fikre saplanıp kalmaması, alternatif düşüncelere yaşam alanı tanıması gibi. Dünyada inanlar kadar inanmayanların da olduğunu bilmesi, insanları bu nedenle ayırmaması. Ahlaklı olması: Hak bilir olması, dürüst olması, yalana dolana itibar etmemesi. Mert olması. Dünyaya ve doğaya saygılı olması. Dünyayı, hayvanları ve bitkileri kendisi için yaratılmış birer tüketim malzemesi olarak görmemesi. Doğanın kendisi gibi "canı" olan, yaşayan, o öldüğünde bizim de öleceğimiz bir kucak olduğunu görmesi...

Ve aslında bunlar benim politik, sosyal görüşlerimle örtüşen şeyler. Daha muhafazakar olsam, "dini bütün olması" derdim belki. Olmadığım için, "dini görüşünü kendi seçene kadar sordukça anlatma" yöntemini benimsemeyi düşünüyorum. Daha geleneksel olsam, "annesinin babasının sözünden çıkmaması" derdim. Bunu da demiyorum. Tersine kendi yolunu çizsin istiyorum. Hiç bir ırkın diğerinden üstün olmadığını bilecek. Her milletin kendi tarih kitapları olduğunu bilecek. Evde kadınlar bunu, erkekler bunu yapar gibi cümleler kurulmayacak. "Erkek adam, ehehe" gibi yorumlar bizden uzak olsun. Oğlum olsaydı ne diyorsam, kızıma bire bir aynısını diyeceğim. Kendine bakabileceği kadar ev işi yapmasını isteyeceğim. Dolma sarması şart değil ama aç kalmasın. Cam silmesi şart değil ama kendi çevresini temiz tutsun. Yaratıcı ve zeki olmasını önemseyeceğim. Okuması için olanaklar yaratacağım. Tek boyutlu olmasın isteyeceğim, öğrendiği her şeyin "aslının", "özünün" peşinde olması için elimden geleni yapacağım. Huzurlu olması, rahat olması için kendime dönüp bakacağım, kendimle yüzleşmekten kaçmayacağım. Ailede huzurlu bir ortam yaratmaya çalışacağım. Evin "hepimizin rahat ettiği yer" olması için uğraşacağım. Kendi duygularını ifade etmesi için ortam yaratacağım. Onu dinleyeceğim. Eğer Öss birincisi olmak isterse de onu destekleyeceğim, heykeltraş olmak isterse de, üniversiteye gitmek istemezse de.

Yukarıda saydıklarım benim, özgüranne olarak kendi çocuğumu büyütürken önemsediğim ilkeler. Başka ilkeler de var, liste çok kısa değil. Belki bir yazıda tam listeyi veririm. Vurgulamak istediğim nokta şu: Bunlar BENİM doğrularım. Ben başka bir insan olsaydım, o liste de başka bir liste olurdu. Bunda yanlış bir şey yok. Eğer tüm anne babalar aynı olsaydı, aynı ilkelerle çocuk büyütseydi, tek tip insan yetiştirirdik ve ortam çok sıkıcı olurdu. Yukarıda saydıklarım "mükemmel insanın" tanımı filan değil. Anne ve babası olarak bizim hayat görüşümüz doğrultusunda şekillendirdiğimiz şeyler. Biri gelip, çok yanlış yapıyorsunuz diyebilir. Bunun doğrusu yok bana göre. Seçimi var. O seçimler "bizi biz yapan" kaynaktan geliyor. O nedenle ne kadarı seçim düşünmek lazım.

Şimdi ben ne yapsam, yapsam, "yaratıcılık önemli değildir" diyemem. "Kitap okuma boşver" diyemem, komik olurum. Evde kitapsız köşe yok. Tornavida görünce bayılan bir kız yetiştiremem, ben öyle değilim çünkü. Bu demek değildir ki, herkes böyle olmalı. Olmayanlar tu kaka değil. Hiç de bile.

Yeliz mutlu olmak amaçtır demiş. Her insan mutlu olmak ister ama zaten sorun nasıl mutlu olunduğunda gizli. Kızım kendine zarar vererek mutlu oluyorsa, başlarım lan mutluluğuna der girişirim mesela. Ya da ben böyle mutluyum diyip, aslında yapabileceği bir adımı korktuğu için atmıyorsa. Doygunluk önemli diye düşünüyorum. Hayatından tatmin olmak. Aşık olduğun adamla evlenmek işin bir yönüyse, çocuk sahibi olmak başka bir yönüyse, kendi bilgini becerini tatmin edebileceğin bir uğraşı içinde olmak başka yönü. Tutkuların varsa, onların peşinden gidecek kadar kendine güvenmek, cesur olmak... Yenilgi biriktirmemek, "yok böyle iyi" diyip oturmamak... Bunlar benim önemsediğim şeyler. Tutkuların yoksa da yoktur, herkes tutkulu olacak diye bir kural yok...

Ben anne olarak, okuyup araştırıp, kendimce en doğrusu olduğunu sandığım şeyi elimden geldiğince uygulamaya çalışırım. Ha sonuçta Ela der mi ki, aman yaratıcılıkmış filan salla, ben bir bankada memur olacağım. Olma mı diyeceğim, yoo. Hayal kırıklığına mı uğrayacağım, yoo. Taş attım da kolum mu yoruldu, şu yukarda saydığım şeyler çok emek mi istiyor. Bence hayır. Bunlar hayatımızı yaşarken bize yol gösteren şeyler. İlla ki bir ana okuluna gidecek. Seçerken kendi ilkelerimle uyumlu olanı seçeceğim. Evde film izlemek mi, çocuğumla oynamak mı seçimini çocuğumdan yana kullanacağım. Bu bir iş mi? Yoo. Gayet eğlenceli. Hem beni, hem onu eğlendirecek oyun neyse onu oynayacağız.

Idle parent, boş ebeveyn felsefesini de benimsediğimden, her dakika çocuğumun üzerine titremeliyim gibi bir halim yok. Bu demek değil ki onunla ilgilenmiyorum. Dirsek mesafesinde izliyorum, onun oyununa uyuyorum. Aktivite yapmaya karşı değilim çünkü şu sürpriz sepeti meselesinde çok eğlendik, projeye dönüşmediği, iş haline gelmediği sürece aklıma yatanı yaparım. (Başkaları projeye dönüştürüyor demiyorum bakınz, kendimden bahsettim. Projeci olduğumdan bu konuda kendimi kontrol ediyorum. Ela ile planlar programlar kilometre taşı, ölçümlemeler yapmaya girişmeyeyim diye. Kendimi bilirim ben deliyim. ) Gerçi Seda diyor ki evde yaptığımız eğitimli öğretmenin yaptığı gibi olmuyormuş. Olsun. Elimizden geldiği kadar...

Çok yazdım ama acaba anlatabildim mi bilmiyorum...

Bu yazı çok ama çok uyksusuz bir gecenin sabahında yazılmıştır.



Devamını Oku »

22 Ekim 2010 Cuma

tadilat, tamirat...

bir heves ettim blogun şeklini şemasını değiştirmeye, tam karar verene dek buralar değişip duracak bir süre.
izninizle efenim.
Devamını Oku »

21 Ekim 2010 Perşembe

Dikkat Gözyaşı Çıkabilir!

Hamileliğin başından beri her şey gözyaşı dökme sebebi. Hormonlar öyle acayip şeyler ki izlediğin dizide biri kayıp düşse bile yarım saat ağlatabiliyor insanı. Hamilelik bitiyor lohusalık başlıyor, aynı şekilde abuk subuk şeylere ağlamaya devam ediyorsun. Lohusalık bitti kurtuldum sanıyordum. Halbuki lohusalık öyle “Kırk gün doldu, kanama bitti, haydi yallah gözün aydın” bir şey değilmiş ki hala bi acayip benim hormonlar.

Sabahtan beri kaç şeye gözlerim doldu, ağladım sayamadım bile. Küçük bir iş yapmaya başladım. Sabahları 3-4 saat bir internet sitesi güncelleme işi. Bu sabah o işi yaparken yatak odasına gittim bir ara kendime hırka almaya, Aze ve babası içerde koyun koyuna uyuyor, bense içeri gitmek zorundayım diye gözlerim doldu. Kendimi sakinleştirip, “Sen böyle yapıyorsan Savaş ne yapsın her gün?” dedikten sonra bu sefer de “Ayyyy ne tatlılardı, ne güzel bir görüntüydü” diye gözlerim doldu.

Maillerimi okurken, emziren anneler grubunda bebeği hasta bir annenin mailini okurken gözlerim doldu.

Bugün öğlen hastaneye gittik. Aze'nin kulakları ile ilgili testler yapılıyor. Yapan kişi, “testi geçemezse, daha ileri bir test var o yapılıyor. Ya uyurken ya da anestezi altında yapılıyor.” dedi. Bu korkunç ihtimali düşündüm ve gözlerim doldu.

Hastane dönüşü bir çılgınlık edip Şiirci Cafe'ye gittik. Çılgınlıktı çünkü daha önce anlattığım emzir-emem-e sıkıntısı sebebiyle, biberonla yanımıza süt almıştık, o süt bitmişti. Savaş “Emzirmeyi denersin.” deyince bir gaz yöneldik Taksim'e ama değil dışarıda emzirmek evde bile tam karnını doyuracak kadar hiç beceremedik emzirmeyi. Hep emzirme ertesinde hazırda duran biberondaki sütü takviye güç kullanmıştık. Neyse vardık Şiirci'ye, Geçtim köşedeki arka masaya, tedirgin tedirgin pozisyon aldım. Savaş yine gaz verdi; “Ya bırak gerilme, açılacaksa bir yerin açılsın, rahat ol sen.” İyi geldi gaz hakkaten. Bana da Aze'ye de iyi gelmiş olacak ki 2.5 aydır ilk kez bu kadar şahane bir iş başardık. Tam 40 dakika iki göğüsten de gayet verimli emdi kızım. İlk kez sadece emerek doymayı başardı. Gıkı bile çıkmadı. Benim gözler yine musluk. İnanmayacaksınız, eve geldik bir de evde 40 dakka emdi ve doydu. Galiba önümüzdeki günlerde iyice başaracağız bu işi ana kız.

Hah bak taze taze, şimdi ara verdim süt sağmak için, Aze'yi de dedesine verdim. (Evet geldi dedesi) 10 dakika dolmadan babam kapıyı çaldı “ağlıyor hadi” diye. “Tamam dolaştır biraz.” dedim. İki dakika geçmedi yine kapıyı çaldı. Bıraktım sağmayı. Aldım Aze'yi ama gözler doldu yine. Aze'ye de minik sinirlenir gibi oldum durmadı, dedesine kızmama sebep oldu diye, o esnada elime sımsıkı sarılınca bu sefer, “nasıl kızdım ben şu şirine?” diye gözlerim doldu. Offf.

Dün ise artık göz yaşarmasını falan geç, ziyaretimize gelen Ayşen'e direk ağla!! Sebep? Ne zaman bitecek bu hormon dalgalanmaları diye. Hakkaten çok uzattı. Çeksin gitsin artık fazla hormonlar. Çok daraldım çok.  
Devamını Oku »

14 Ekim 2010 Perşembe

Çocuklar Kreşe Ebeveynler İşe!!

Bu konu yarın bir gün çocuk sahibi olmayı düşünen herkesi ilgilendirdiği gibi, çocuk sahibi olmayan, olmayacak olanların da toplumsal duyarlılık adına sahip çıkması gereken  bir konu. Ebeveynlere bebekleri belli bir yaşa kadar izin verilmeli, çalışmaya başladıklarındaysa iş yerlerinde kreş zorunlu olmalı. Hele ki yeni doğmuş bebekleri en az 6 ay sadece anne sütüyle beslemeli diyorsa doktorlar, anneler ennnn az 6 ay izinli olmalılar.  


KESK'in konuyla ilgili kampanyasının açıklaması şöyle; 



Tüm yurttaşların nitelikli, erişilebilir ve parasız kamu hizmetleri alma hakkını savunmak KESK olarak yıllardır yürüttüğümüz emek ve demokrasi mücadelesinin temel ilkelerinden biridir.

Bu hakkın gerçekleşmesi, yurttaşların nitelikli kamu hizmetlerinden yararlanabilmesinin yolu öncelikle emekçilerin çağdaş ve evrensel çalışma koşullarında çalışması ve bununla tutarlı özlük haklarına sahip olmasından geçmektedir.

Devletin emekçilerin temel haklarından biri olan kreş ve ebeveyn izni konusundaki yükümlülüğünü ihmal etmesi nedeniyle yıllardır çalışan ebeveynler (anne-baba) çocuk bakımı konusunda bireysel ve külfetli çözüm yollarına başvurmak zorunda kalmaktadırlar.

Çocuk bakımı konusunda emekçiler ya yakınlarından destek almaya ya sınırlı bütçelerinden kaynak ayırarak ücretli bakıcı, özel kreş vb. yöntemlere başvurmaya ya da kadınların çalışma yaşamını terk ederek çocuk bakımına yoğunlaşması gibi yöntemlere başvurmaya zorlanmaktadır.

Devletin bu ihmali, sadece kadınların çalışma yaşamından kopmasına yol açmamakta, aynı zamanda çocuklarımızın daha sağlıklı ve nitelikli koşullarda yetiştirilmesini de engellemektedir.

Okul öncesi olarak adlandırdığımız 0-6 yaş dönemi büyüme ve gelişmenin en hızlı olduğu, yaşamın en kritik dönemlerinden biri olarak, çocukların fiziksel, ruhsal, zihinsel olarak sağlıklı büyüme ve gelişmesinde çok önemli bir dönemdir.

Bunu sağlamanın yolu, etkin, erişilebilir ve parasız okul öncesi eğitim olanaklarından tüm çocuklarımızın yararlanmasıdır. Bu nedenle devlet ihtiyacı karşılayacak sayıda kreşler açmalı, bu alana kamusal kaynak sağlamalıdır.


Ebeveynlerin (anne-baba) çocuklarının gelişimi konusunda hem toplumsal ve de hem yasal hak ve sorumluk sahibidirler. Bu hak ve sorumluluklarının gereğini yerine getirmenin yolu ebeveyn izni hakkının kullanılmasından geçer. Ebeveynler ve çocukları arasında sağlıklı bir ilişkinin kurulması öncelikle buna bağlıdır.

Ebeveyn İzni Nedir?

Ebeveyn İzni, belirli bir yaşa gelinceye dek, ortak sorumluluklarında olan çocukların bakımı için, her iki ebeveyne de (anne-baba) belirli bir süre için izin verilmesidir.

Ebeveyn izni, çocuğun gelişimini öngördüğü ve bu açıdan kadının ve erkeğin eşit katkısını gerektirdiği için doğum izninden farklıdır.

Ebeveyn izni, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, çalışan ebeveynlerin ve özellikle ev-içi emekleri nedeniyle iki kat yükün altında kalan kadınların iş ve aile yaşamları arasında denge kurabilmeleri, çalışan kadınların çocuk sahibi olma nedeniyle uzun süre iş yaşamından ayrı kalmalarını önlemesi ve babaların da çocuk bakımına ilişkin sorumlulukları paylaşmalarına olanak tanıması açısından önemlidir. 

Dünyada ebeveyn izni süresi ülkelere göre değişmekle birlikte üç ay ücretli izinden başlayıp üç yıl ücretsiz izne kadar çıkabilmektedir.


Tablo: Avrupa ülkelerinde annelik ve ebeveyn izni


Doğum İzni (hafta)
Ebeveyn izni (hafta)
İsveç
64
21
Finlandiya
52
112
Portekiz
24
104
İtalya
22
42
İngiltere
18
26
Yunanistan
16
26
İspanya
16
148
Fransa
16
146
Almanya
14
148
Türkiye
16
0


Kreş ve ebeveyn izni haklarımızın engellenmesi, başta Anayasa’nın 10. ve 49. maddeleri olmak üzere, ILO Sözleşmeleri ve CEDAW gibi uluslararası anlaşma ve sözleşmeleri hiçe sayan hukuka aykırı yaklaşımları beraberinde getirmektedir.

“Hak verilmez, alınır” ilkesinden hareketle, çocuk bakımının sadece kadınların sorumluluğu olmadığını; doğum ve çocuk bakımından kaynaklı kayıpların eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ve çalışan ebeveynlerin çocuk bakım yükümlülüklerinin adil dağıtılması gerektiğini, vb. aile-iş yaşamını uzlaştırmaya yönelik taleplerimizi bu yüzden kadın-erkek tüm kamu emekçileri hep birlikte yükseltmeliyiz. Çünkü taleplerimiz ülkemizin ekonomik gerçeklerine uymayan talepler değildir; sorunlarımız bu ülkedeki diğer ekonomik, siyasi vb. sorunlardan daha az önem arz eden sorunlar değildir.

Bu yönde atılacak en önemli adımlardan biri, kreş ve ebeveyn hakkımıza yönelik bu düzenlemelerin kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasına ve daha sağlıklı nesillerin yetiştirilmesine yönelik makro-ekonomik politikaların temel bir parçası olarak kabul edilmesi ve bu yöndeki düzenlemeler için bütçe paylarının arttırılmasıdır.




  • Kapatılan kreşler ihtiyaçlar göz önüne alınarak tekrar açılmalıdır. 0–6 yaş grubu çocuklar için en az 50 çalışanın bulunduğu işyerlerinde ve 50’den az çalışanın bulunduğu işyerleri için çalışma alanına yakın ortak bebek bakım üniteleri ve kreşler açılmalıdır.

  • Bu hizmet bütün çalışma alanlarında verilmeli ve kreşlerde yeterli sayıda uzman personel bulundurulmalıdır.  

  • Doğum izni sürelerinin bitiminden çocuğun ilköğretime başlayacağı süreye kadar geçen sürede ebeveynlerin (anne-baba) 6 ay dönüşümlü olarak kullanabilecekleri 2 yıl ücretli ebeveyn izin hakkı olmalıdır.

  • İzin kullandıkları için, ebeveynlerin sosyal ve özlük halklarında kayba uğramamalı ve işyeri ve çalışma koşullarında aleyhte veya rızaları olmadan değişiklik yapılmamalıdır.

  • Doğum sonrası, ebeveynlik izni süreci olan 2 yıla kadar kadınlar nöbet, vardiya, mesai gibi fazla çalışmaya tabii tutulmamalıdır. 

  • Yukarıdaki bütün haklar evlat edinme durumları ile evli-bekâr tüm çalışanlar için geçerliğini korumalıdır.

·         657 sayılı kanundaki 4/B ve 4/C’ye göre çalışanlar kadroya alınmalı ve kaldırılıncaya kadar yukarıda sözü edilen bu iyileştirmeler kendilerine yansıtılmalıdır.

Devamını Oku »

29 Ekim 2010 Cuma

Göğüs Pompaları

Hamileyken, göğüs pompası kullanacağım hiç aklıma gelmemişti. İnternet sitelerinde, anne-bebek forumlarında pompa  bahislerini okuduğumda, benle alakasız bir şeyleri okurcasına olduğundan dikkatim, bebek doğduğunda bu konuda neredeyse hiç fikrim yoktu. İlgilenmiyordum hiç çünkü zihnimde pompa çalışan anneler için lazım bilgisi vardı. Ben emzirecektim zati dolayısıyla da pompaya ihtiyacım yoktu. Halt etmişim! 
Önce şu Lansinoh göğüs ucu çıkarıcı ile başladık işe. O arkadaki lila kısma süt birikiyordu, ve biz kolostrum denen ilk gelen en besleyici sütü bununla verdik çoklukla. Sonra Aze'nin 3. gününde Lansinoh manuel el pompası aldık. Alışverişe beraber gittiğimiz, ikiz babası, tecrübeli Erdem, "bu işlerde ilk önce en basitini, en ucuzunu alırsın, ama yetmediğinden sürekli bir üst modele gidersin, ilk anda en pahalısını alsan rahat ve en ekonomik olacakken, ekonomi yapmaya kalktığında daha masraflı olur o iş." dediyse de, biz emizrme işinin yakında normale döneceğinden emin olduğumuzdan, manuel pompanın yeteceğini düşünüp onu aldık. Çok iyi hatırlıyorum, o an onu bile almak gereksiz gelmişti. Bir kaç güne normal emzirecektim ben kesin! Neyse ihtiyacı olana verirdim o zaman!


Çok uzun sürmedi Medela mini elektrikliye geçişimiz. Yine aynı mantık işledi baştan sona. Evet manuel yetmiyordu ama öyle en ileri elektrikliyi almaya gerek yoktu, nasılsa emzirme bir gün gelecek normale dönecekti... Eh ucuz etin yahnisi hesabı, Medela hem çok gürültülüydü hem de çok acı veriyordu. Hatta ilk kullandığım zamanlar göğüs ucunu yara bile yapmıştı.


Geç olsa da emzirmenin yakınlarda normale dönmeyeceğine, hatta belki de hiçbir zaman tek başına emzirerek bu işi götüremeyeceğimize ikna oldum. Epey bir dirensem de sonunda Ameda çift sağmalı pompayı aldım. Başta Erdem'i dinleseydim harcadığımın yarısına hem daha verimli bir alet kullanacaktım hem süt daha çok sağabilecektim hem de fiziksel olarak rahat edecektim. Ameda'yı dünden beri kullanıyorum şimdilik memnunum. O kadar yumuşak ki işlem esnasında, medelanın sertliğine alışmış olan ben "Lan az mı sağıyor bu, sütün çoğu memede mi kalıyor?" endişesiyle arkasından Medela ile bir daha denedim, hiç süt gelmemesiyle hem yumuşak hem başarılı olduğuna emin oldum. Günlük yaklaşık 500 cc anne sütü 500 cc mama ile beslenen Aze Çınar, dün neredeyse 700 cc'ye yakın anne sütü aldı. Can yakmadığı için daha sık sağmaya ve Aze'yi daha uzun emzirmeye başladım. 


Umuyorum ki pompa maceramız burada sona ermiş olsun. Çok sıkıcı, gerginleştirici  bir iş bu. Umuyorum ki hem varlığı yeterli olsun hem de varlığıyla emzirme seanslarımızın artmasına sebep olsun. 

23 Ekim 2010 Cumartesi

Özgür Anne'den Annelik Seçimleri

Yazsaydım temelde böyle yazacaktım. Tam düşündüklerimi çok iyi anlatmış Özgür Anne. Kendisinden izin alıp yayınlıyorum: 



Annelik Seçimleri...

Dün okuduğum bir yorum düşündürdü beni. İş konusunda yazdığım yazı üzerine sanki derdimi anlatamıyorum gibi hissettim. Acele acele iki satır karalayınca kafadaki gibi olmuyor ekrandaki. Oradan nasıl bir çocuk istiyorum, iyi çocuk yetiştirmek ne demek gibi konulara daldım. Bugünlerde aynı anda okuduğum üç kitap var. Dokunmanın mucizesi, (Continuum Concept) ve Narsistik Aile (Narsistic Family). (Üçüncüsü Einstein evreni ile ilgili alakasız bir kitap) Onlar da etkiledi biraz.

Çocuk yetiştirirken boş bir sayfa hayal edip, tamamen özgür bırakrak onu kendisinin doldurmasını beklemek gibi bir olasılık yok. Her yaşın kendi özgürlük alanı var. 18 aylık olunca kendi kıyafetini, 18 yıllık olunca kendi okulunu seçebilir. Ama 5 aylıkken kıyafetini, 5 yıllıkken okulunu seçemez. Onun adına seçimleri biz yaparız. Odasına duvar süsü olarak deniz altı teması yaptık, anneannesi ona deniz altı kitabı aldı, şimdi balıklara bayılıyor Ela. O bayıldığından perdesi de balıklı oldu, pastası da. Ama... biz onun adına seçmiş, yönlendirmiş olduk. Anne ve babanın kültürü, eğitimi, dini, siyasi görüşleri çerçevesinde büyütüyoruz çocuğu. Örneğin Montessori'nin ilkelerine göre hareket edip etmemek bizim elimizde. "Seni kendi işlerini kendin yapabileceğin, farklılıklar açık, yaratıcı bir insan olarak, birey olarak yetiştirmeye çalıştık" aslında yine anne ve babanın sosyal ve kültürel yönelimi sonucu oluşmuş bir cümle.

Çocuk, anne ve babanın seçimlerinden bağımsız değil. Uzunca bir süre. Bizi biz yapan şeylerin başında ailemizin gelmesi tesadüf değil. Sonra sonra okudukça ve yaşadıkça kendimizi inşa etmeye başlıyoruz ama temeli anne ve babamız atıyor.

Örneğin benim için Ela'da mutlaka olmasını istediğim özellikler var. Bu özelliklere sahip olması için elimden geleni yapacağım. Açık fikirli olması. Tek bir fikre saplanıp kalmaması, alternatif düşüncelere yaşam alanı tanıması gibi. Dünyada inanlar kadar inanmayanların da olduğunu bilmesi, insanları bu nedenle ayırmaması. Ahlaklı olması: Hak bilir olması, dürüst olması, yalana dolana itibar etmemesi. Mert olması. Dünyaya ve doğaya saygılı olması. Dünyayı, hayvanları ve bitkileri kendisi için yaratılmış birer tüketim malzemesi olarak görmemesi. Doğanın kendisi gibi "canı" olan, yaşayan, o öldüğünde bizim de öleceğimiz bir kucak olduğunu görmesi...

Ve aslında bunlar benim politik, sosyal görüşlerimle örtüşen şeyler. Daha muhafazakar olsam, "dini bütün olması" derdim belki. Olmadığım için, "dini görüşünü kendi seçene kadar sordukça anlatma" yöntemini benimsemeyi düşünüyorum. Daha geleneksel olsam, "annesinin babasının sözünden çıkmaması" derdim. Bunu da demiyorum. Tersine kendi yolunu çizsin istiyorum. Hiç bir ırkın diğerinden üstün olmadığını bilecek. Her milletin kendi tarih kitapları olduğunu bilecek. Evde kadınlar bunu, erkekler bunu yapar gibi cümleler kurulmayacak. "Erkek adam, ehehe" gibi yorumlar bizden uzak olsun. Oğlum olsaydı ne diyorsam, kızıma bire bir aynısını diyeceğim. Kendine bakabileceği kadar ev işi yapmasını isteyeceğim. Dolma sarması şart değil ama aç kalmasın. Cam silmesi şart değil ama kendi çevresini temiz tutsun. Yaratıcı ve zeki olmasını önemseyeceğim. Okuması için olanaklar yaratacağım. Tek boyutlu olmasın isteyeceğim, öğrendiği her şeyin "aslının", "özünün" peşinde olması için elimden geleni yapacağım. Huzurlu olması, rahat olması için kendime dönüp bakacağım, kendimle yüzleşmekten kaçmayacağım. Ailede huzurlu bir ortam yaratmaya çalışacağım. Evin "hepimizin rahat ettiği yer" olması için uğraşacağım. Kendi duygularını ifade etmesi için ortam yaratacağım. Onu dinleyeceğim. Eğer Öss birincisi olmak isterse de onu destekleyeceğim, heykeltraş olmak isterse de, üniversiteye gitmek istemezse de.

Yukarıda saydıklarım benim, özgüranne olarak kendi çocuğumu büyütürken önemsediğim ilkeler. Başka ilkeler de var, liste çok kısa değil. Belki bir yazıda tam listeyi veririm. Vurgulamak istediğim nokta şu: Bunlar BENİM doğrularım. Ben başka bir insan olsaydım, o liste de başka bir liste olurdu. Bunda yanlış bir şey yok. Eğer tüm anne babalar aynı olsaydı, aynı ilkelerle çocuk büyütseydi, tek tip insan yetiştirirdik ve ortam çok sıkıcı olurdu. Yukarıda saydıklarım "mükemmel insanın" tanımı filan değil. Anne ve babası olarak bizim hayat görüşümüz doğrultusunda şekillendirdiğimiz şeyler. Biri gelip, çok yanlış yapıyorsunuz diyebilir. Bunun doğrusu yok bana göre. Seçimi var. O seçimler "bizi biz yapan" kaynaktan geliyor. O nedenle ne kadarı seçim düşünmek lazım.

Şimdi ben ne yapsam, yapsam, "yaratıcılık önemli değildir" diyemem. "Kitap okuma boşver" diyemem, komik olurum. Evde kitapsız köşe yok. Tornavida görünce bayılan bir kız yetiştiremem, ben öyle değilim çünkü. Bu demek değildir ki, herkes böyle olmalı. Olmayanlar tu kaka değil. Hiç de bile.

Yeliz mutlu olmak amaçtır demiş. Her insan mutlu olmak ister ama zaten sorun nasıl mutlu olunduğunda gizli. Kızım kendine zarar vererek mutlu oluyorsa, başlarım lan mutluluğuna der girişirim mesela. Ya da ben böyle mutluyum diyip, aslında yapabileceği bir adımı korktuğu için atmıyorsa. Doygunluk önemli diye düşünüyorum. Hayatından tatmin olmak. Aşık olduğun adamla evlenmek işin bir yönüyse, çocuk sahibi olmak başka bir yönüyse, kendi bilgini becerini tatmin edebileceğin bir uğraşı içinde olmak başka yönü. Tutkuların varsa, onların peşinden gidecek kadar kendine güvenmek, cesur olmak... Yenilgi biriktirmemek, "yok böyle iyi" diyip oturmamak... Bunlar benim önemsediğim şeyler. Tutkuların yoksa da yoktur, herkes tutkulu olacak diye bir kural yok...

Ben anne olarak, okuyup araştırıp, kendimce en doğrusu olduğunu sandığım şeyi elimden geldiğince uygulamaya çalışırım. Ha sonuçta Ela der mi ki, aman yaratıcılıkmış filan salla, ben bir bankada memur olacağım. Olma mı diyeceğim, yoo. Hayal kırıklığına mı uğrayacağım, yoo. Taş attım da kolum mu yoruldu, şu yukarda saydığım şeyler çok emek mi istiyor. Bence hayır. Bunlar hayatımızı yaşarken bize yol gösteren şeyler. İlla ki bir ana okuluna gidecek. Seçerken kendi ilkelerimle uyumlu olanı seçeceğim. Evde film izlemek mi, çocuğumla oynamak mı seçimini çocuğumdan yana kullanacağım. Bu bir iş mi? Yoo. Gayet eğlenceli. Hem beni, hem onu eğlendirecek oyun neyse onu oynayacağız.

Idle parent, boş ebeveyn felsefesini de benimsediğimden, her dakika çocuğumun üzerine titremeliyim gibi bir halim yok. Bu demek değil ki onunla ilgilenmiyorum. Dirsek mesafesinde izliyorum, onun oyununa uyuyorum. Aktivite yapmaya karşı değilim çünkü şu sürpriz sepeti meselesinde çok eğlendik, projeye dönüşmediği, iş haline gelmediği sürece aklıma yatanı yaparım. (Başkaları projeye dönüştürüyor demiyorum bakınz, kendimden bahsettim. Projeci olduğumdan bu konuda kendimi kontrol ediyorum. Ela ile planlar programlar kilometre taşı, ölçümlemeler yapmaya girişmeyeyim diye. Kendimi bilirim ben deliyim. ) Gerçi Seda diyor ki evde yaptığımız eğitimli öğretmenin yaptığı gibi olmuyormuş. Olsun. Elimizden geldiği kadar...

Çok yazdım ama acaba anlatabildim mi bilmiyorum...

Bu yazı çok ama çok uyksusuz bir gecenin sabahında yazılmıştır.



22 Ekim 2010 Cuma

tadilat, tamirat...

bir heves ettim blogun şeklini şemasını değiştirmeye, tam karar verene dek buralar değişip duracak bir süre.
izninizle efenim.

21 Ekim 2010 Perşembe

Dikkat Gözyaşı Çıkabilir!

Hamileliğin başından beri her şey gözyaşı dökme sebebi. Hormonlar öyle acayip şeyler ki izlediğin dizide biri kayıp düşse bile yarım saat ağlatabiliyor insanı. Hamilelik bitiyor lohusalık başlıyor, aynı şekilde abuk subuk şeylere ağlamaya devam ediyorsun. Lohusalık bitti kurtuldum sanıyordum. Halbuki lohusalık öyle “Kırk gün doldu, kanama bitti, haydi yallah gözün aydın” bir şey değilmiş ki hala bi acayip benim hormonlar.

Sabahtan beri kaç şeye gözlerim doldu, ağladım sayamadım bile. Küçük bir iş yapmaya başladım. Sabahları 3-4 saat bir internet sitesi güncelleme işi. Bu sabah o işi yaparken yatak odasına gittim bir ara kendime hırka almaya, Aze ve babası içerde koyun koyuna uyuyor, bense içeri gitmek zorundayım diye gözlerim doldu. Kendimi sakinleştirip, “Sen böyle yapıyorsan Savaş ne yapsın her gün?” dedikten sonra bu sefer de “Ayyyy ne tatlılardı, ne güzel bir görüntüydü” diye gözlerim doldu.

Maillerimi okurken, emziren anneler grubunda bebeği hasta bir annenin mailini okurken gözlerim doldu.

Bugün öğlen hastaneye gittik. Aze'nin kulakları ile ilgili testler yapılıyor. Yapan kişi, “testi geçemezse, daha ileri bir test var o yapılıyor. Ya uyurken ya da anestezi altında yapılıyor.” dedi. Bu korkunç ihtimali düşündüm ve gözlerim doldu.

Hastane dönüşü bir çılgınlık edip Şiirci Cafe'ye gittik. Çılgınlıktı çünkü daha önce anlattığım emzir-emem-e sıkıntısı sebebiyle, biberonla yanımıza süt almıştık, o süt bitmişti. Savaş “Emzirmeyi denersin.” deyince bir gaz yöneldik Taksim'e ama değil dışarıda emzirmek evde bile tam karnını doyuracak kadar hiç beceremedik emzirmeyi. Hep emzirme ertesinde hazırda duran biberondaki sütü takviye güç kullanmıştık. Neyse vardık Şiirci'ye, Geçtim köşedeki arka masaya, tedirgin tedirgin pozisyon aldım. Savaş yine gaz verdi; “Ya bırak gerilme, açılacaksa bir yerin açılsın, rahat ol sen.” İyi geldi gaz hakkaten. Bana da Aze'ye de iyi gelmiş olacak ki 2.5 aydır ilk kez bu kadar şahane bir iş başardık. Tam 40 dakika iki göğüsten de gayet verimli emdi kızım. İlk kez sadece emerek doymayı başardı. Gıkı bile çıkmadı. Benim gözler yine musluk. İnanmayacaksınız, eve geldik bir de evde 40 dakka emdi ve doydu. Galiba önümüzdeki günlerde iyice başaracağız bu işi ana kız.

Hah bak taze taze, şimdi ara verdim süt sağmak için, Aze'yi de dedesine verdim. (Evet geldi dedesi) 10 dakika dolmadan babam kapıyı çaldı “ağlıyor hadi” diye. “Tamam dolaştır biraz.” dedim. İki dakika geçmedi yine kapıyı çaldı. Bıraktım sağmayı. Aldım Aze'yi ama gözler doldu yine. Aze'ye de minik sinirlenir gibi oldum durmadı, dedesine kızmama sebep oldu diye, o esnada elime sımsıkı sarılınca bu sefer, “nasıl kızdım ben şu şirine?” diye gözlerim doldu. Offf.

Dün ise artık göz yaşarmasını falan geç, ziyaretimize gelen Ayşen'e direk ağla!! Sebep? Ne zaman bitecek bu hormon dalgalanmaları diye. Hakkaten çok uzattı. Çeksin gitsin artık fazla hormonlar. Çok daraldım çok.  

14 Ekim 2010 Perşembe

Çocuklar Kreşe Ebeveynler İşe!!

Bu konu yarın bir gün çocuk sahibi olmayı düşünen herkesi ilgilendirdiği gibi, çocuk sahibi olmayan, olmayacak olanların da toplumsal duyarlılık adına sahip çıkması gereken  bir konu. Ebeveynlere bebekleri belli bir yaşa kadar izin verilmeli, çalışmaya başladıklarındaysa iş yerlerinde kreş zorunlu olmalı. Hele ki yeni doğmuş bebekleri en az 6 ay sadece anne sütüyle beslemeli diyorsa doktorlar, anneler ennnn az 6 ay izinli olmalılar.  


KESK'in konuyla ilgili kampanyasının açıklaması şöyle; 



Tüm yurttaşların nitelikli, erişilebilir ve parasız kamu hizmetleri alma hakkını savunmak KESK olarak yıllardır yürüttüğümüz emek ve demokrasi mücadelesinin temel ilkelerinden biridir.

Bu hakkın gerçekleşmesi, yurttaşların nitelikli kamu hizmetlerinden yararlanabilmesinin yolu öncelikle emekçilerin çağdaş ve evrensel çalışma koşullarında çalışması ve bununla tutarlı özlük haklarına sahip olmasından geçmektedir.

Devletin emekçilerin temel haklarından biri olan kreş ve ebeveyn izni konusundaki yükümlülüğünü ihmal etmesi nedeniyle yıllardır çalışan ebeveynler (anne-baba) çocuk bakımı konusunda bireysel ve külfetli çözüm yollarına başvurmak zorunda kalmaktadırlar.

Çocuk bakımı konusunda emekçiler ya yakınlarından destek almaya ya sınırlı bütçelerinden kaynak ayırarak ücretli bakıcı, özel kreş vb. yöntemlere başvurmaya ya da kadınların çalışma yaşamını terk ederek çocuk bakımına yoğunlaşması gibi yöntemlere başvurmaya zorlanmaktadır.

Devletin bu ihmali, sadece kadınların çalışma yaşamından kopmasına yol açmamakta, aynı zamanda çocuklarımızın daha sağlıklı ve nitelikli koşullarda yetiştirilmesini de engellemektedir.

Okul öncesi olarak adlandırdığımız 0-6 yaş dönemi büyüme ve gelişmenin en hızlı olduğu, yaşamın en kritik dönemlerinden biri olarak, çocukların fiziksel, ruhsal, zihinsel olarak sağlıklı büyüme ve gelişmesinde çok önemli bir dönemdir.

Bunu sağlamanın yolu, etkin, erişilebilir ve parasız okul öncesi eğitim olanaklarından tüm çocuklarımızın yararlanmasıdır. Bu nedenle devlet ihtiyacı karşılayacak sayıda kreşler açmalı, bu alana kamusal kaynak sağlamalıdır.


Ebeveynlerin (anne-baba) çocuklarının gelişimi konusunda hem toplumsal ve de hem yasal hak ve sorumluk sahibidirler. Bu hak ve sorumluluklarının gereğini yerine getirmenin yolu ebeveyn izni hakkının kullanılmasından geçer. Ebeveynler ve çocukları arasında sağlıklı bir ilişkinin kurulması öncelikle buna bağlıdır.

Ebeveyn İzni Nedir?

Ebeveyn İzni, belirli bir yaşa gelinceye dek, ortak sorumluluklarında olan çocukların bakımı için, her iki ebeveyne de (anne-baba) belirli bir süre için izin verilmesidir.

Ebeveyn izni, çocuğun gelişimini öngördüğü ve bu açıdan kadının ve erkeğin eşit katkısını gerektirdiği için doğum izninden farklıdır.

Ebeveyn izni, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, çalışan ebeveynlerin ve özellikle ev-içi emekleri nedeniyle iki kat yükün altında kalan kadınların iş ve aile yaşamları arasında denge kurabilmeleri, çalışan kadınların çocuk sahibi olma nedeniyle uzun süre iş yaşamından ayrı kalmalarını önlemesi ve babaların da çocuk bakımına ilişkin sorumlulukları paylaşmalarına olanak tanıması açısından önemlidir. 

Dünyada ebeveyn izni süresi ülkelere göre değişmekle birlikte üç ay ücretli izinden başlayıp üç yıl ücretsiz izne kadar çıkabilmektedir.


Tablo: Avrupa ülkelerinde annelik ve ebeveyn izni


Doğum İzni (hafta)
Ebeveyn izni (hafta)
İsveç
64
21
Finlandiya
52
112
Portekiz
24
104
İtalya
22
42
İngiltere
18
26
Yunanistan
16
26
İspanya
16
148
Fransa
16
146
Almanya
14
148
Türkiye
16
0


Kreş ve ebeveyn izni haklarımızın engellenmesi, başta Anayasa’nın 10. ve 49. maddeleri olmak üzere, ILO Sözleşmeleri ve CEDAW gibi uluslararası anlaşma ve sözleşmeleri hiçe sayan hukuka aykırı yaklaşımları beraberinde getirmektedir.

“Hak verilmez, alınır” ilkesinden hareketle, çocuk bakımının sadece kadınların sorumluluğu olmadığını; doğum ve çocuk bakımından kaynaklı kayıpların eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ve çalışan ebeveynlerin çocuk bakım yükümlülüklerinin adil dağıtılması gerektiğini, vb. aile-iş yaşamını uzlaştırmaya yönelik taleplerimizi bu yüzden kadın-erkek tüm kamu emekçileri hep birlikte yükseltmeliyiz. Çünkü taleplerimiz ülkemizin ekonomik gerçeklerine uymayan talepler değildir; sorunlarımız bu ülkedeki diğer ekonomik, siyasi vb. sorunlardan daha az önem arz eden sorunlar değildir.

Bu yönde atılacak en önemli adımlardan biri, kreş ve ebeveyn hakkımıza yönelik bu düzenlemelerin kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasına ve daha sağlıklı nesillerin yetiştirilmesine yönelik makro-ekonomik politikaların temel bir parçası olarak kabul edilmesi ve bu yöndeki düzenlemeler için bütçe paylarının arttırılmasıdır.




  • Kapatılan kreşler ihtiyaçlar göz önüne alınarak tekrar açılmalıdır. 0–6 yaş grubu çocuklar için en az 50 çalışanın bulunduğu işyerlerinde ve 50’den az çalışanın bulunduğu işyerleri için çalışma alanına yakın ortak bebek bakım üniteleri ve kreşler açılmalıdır.

  • Bu hizmet bütün çalışma alanlarında verilmeli ve kreşlerde yeterli sayıda uzman personel bulundurulmalıdır.  

  • Doğum izni sürelerinin bitiminden çocuğun ilköğretime başlayacağı süreye kadar geçen sürede ebeveynlerin (anne-baba) 6 ay dönüşümlü olarak kullanabilecekleri 2 yıl ücretli ebeveyn izin hakkı olmalıdır.

  • İzin kullandıkları için, ebeveynlerin sosyal ve özlük halklarında kayba uğramamalı ve işyeri ve çalışma koşullarında aleyhte veya rızaları olmadan değişiklik yapılmamalıdır.

  • Doğum sonrası, ebeveynlik izni süreci olan 2 yıla kadar kadınlar nöbet, vardiya, mesai gibi fazla çalışmaya tabii tutulmamalıdır. 

  • Yukarıdaki bütün haklar evlat edinme durumları ile evli-bekâr tüm çalışanlar için geçerliğini korumalıdır.

·         657 sayılı kanundaki 4/B ve 4/C’ye göre çalışanlar kadroya alınmalı ve kaldırılıncaya kadar yukarıda sözü edilen bu iyileştirmeler kendilerine yansıtılmalıdır.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...