15 Mart 2011 Salı

Bütün dünya buna inansa, hayat formüle olsa?

Hayat kötü bir felsefe dersi gibi aslında derininde. Ve milyonlarca bilinmeyenden, sorudan oluşuyor. En büyük sorularımdan biri, hani şu meşhur deneydeki fareler var ya, hani bir tanesinin kaynar suya atıyorlar ve hemen kaçmaya çalışıyor, diğeriniyse soğuk suya koyup yavaş yavaş ısıtıyorlar ve yanarak ölüyor... İşte hayattaki kimi anım "Acaba şu an yandığını farketmeyen fare miyim?" diye düşünerek geçiyor. 


Daha büyük sorun ise aslında böylesi durumlardaki davranış biçimi. Hayatına dışarıdan 3. göz olarak bakmayı başaramayangillerden biri olarak ben, şöyle berbat bir ikilemde kalıyorum çoklukla: "acaba kötü bir haldeyim ama o kadar suyun içindeyim ve su o kadar yavaş ısınıyor ve başka da bir sürü olumlu şey aslında düpedüz yandığımı farkettirmiyor mu bana?" yoksa ""ulan yanıyor muyum" acaba paranoyasıyla konuya çok mu önyargılı yaklaşıyorum." 


Bunu ayırt etmek öyle zor ki çoklukla, kimi zaman derhal kaçıp kurtulmam gereken durumlarda "yok canım, bunlar çözülecek sorunlar, aslında bıdı bıdı bıdı. O yüzden de kalıp uğraşmak gerekir." deyip çok fena hasar aldım kimi zamansa "Aha bu çok berbat bir durum. Hemen tepki gösterip kaçmam gerek." diye düşünerek, çözülecek, iyi hale gelecek mevzuları çöpe atıp, epey bir şeyler kaybettim. 


Dışarıdan bakmak çok kolay! Uç bir örnekle anlatayım. Bir arkadaşınız geldi size ve dedi ki "Geçen gün sevgilim bana tokat attı." Naparsın dışarıdan bakan göz? Seni bilmem ben direk en bilmiş halimle "Neeee? Vay hayvan! Hemen terkettin di mi? Allahın cezasına bak! Öküz......." derken arkadaşınız dedi ki: "Ama çok sinirliydi. Normalde hiç böyle değildir ki, İşten çıkarılma durumları var çok stresli. Ben de çok üstüne gittim hakkaten. Bu yaptığını haklı çıkarmaz tabi ama abartmamak da lazım. İstisnai bir haldi. Ödettim tabi ona ama geçti gitti işte. Şimdi iyiyiz. Ben: "..............." Ne diyeceksin ki? Adın gibi biliyorsun aslında, bunu 1 kere yapabilen adam her an yeniden yapabilir. Şiddetin istisnası olmaz. Ama anlatamaz hiçbir üçüncü göz, suyun içindeki fareye kaynama noktasına yaklaştığını. İlla yanacak dümbük. Belki ben yaşasam, çok sevdiğin adama konduramasam ben de aynı mazerete sığınacağım. Farketmiyor ki insan (çoklukla) kaynayana kadar suyun içindeyken. 


Bu uç bir örnekti. Hadi biraz daha erken farkedilebilir bir örnek diyelim hatta. Ama işte fenası bu kadar bariz olmayan durumlarda geçerli. Ne bileyim, (daha bugün taze anlattı bir arkadaşım bak) sarhoşken sürekli hakaret ediyor olsun, sevgilinin ailesine sövüyor olsun, hakkını teslim etmiyor olsun, ilgisizleşmiş olsun, aklınıza ne gelirse...Hatta bariz örnek olsun diye sevgililikle başladım ama geçin sevgiliyi arkadaşlık, dostluk olsun... Sınırlar nerede başlamalı. "Eh yok artık, bu iş yürümez" neye göre, nasıl denmeli.  1, 3, 5 arkadaşınızın sürekli size haksızlık ettiğini hissediyorsunuz bir dönemdir. Ne zamana kadar "Bir sorunu var herhalde, böyle değildir o  du bakalım." demek lazım? "Sorunları vargeçecek bu günler, dost değil miyiz? İlişkiye onca emek verdik, silip atacak mıyız?" ne kadar süre geçerlidir? Alçak hayat formüle edilemiyor ki?


İşte ilk paragrafta söylemeye çalıştığım tam bu. Ben gerçekten kestiremiyorum galiba bir süredir bu soruların cevaplarını. "Eh yeter artık bu geçici bir dönem değil, alışkanlık. Böylesi bir ilişki için emek harcamak istemiyorum artık." dediğimde ya gerçekten karşımdaki dönemsel bir sorunla boğuşuyorsa ve bok ediyorsam ben o ilişkiyi? 
Ya da "Sabret geçecek", "Dur yahu çözülmeyecek sorun mu?" deyip deyip alttan almaya devam ettikçe aslında kaynayan suyun içindeysem aslında?, karşı tarafın umrunda olan sadece kendisiyse ve ben enayilik ediyorsam? kendimi yıpratıp duruyorsam?


Geneldeyse, hem benim hem diğer insan evlatları için bu iş tahammüle bakıyor. Yani karşı tarafın niyeti ne olursa olsun, senin algın ne olursa olsun, sen tahammülünün sonuna geldiğinde o iş sonlanıyor. O andan sonra da ister tahammülün bittiği için aslında şahane bir insanı kaybetmiş ol, istersen sabredeyim derken haketmeyen biri için sabrettiğin zamanları kaybetmiş ol bir şey değişmiyor. "Noolduysa oldu." basitliğinde geçip gitmiş oluyor. Önümüzdeki maçlara bakmak kalıyor bize de sadece. 


Sinir oluyorum "insanı diğer canlılardan ayıran" düşünme özelliğine. Yaşasak hiç düşünmeden ve ne oluyorsa olsa? Ya da formüle olsa hayat ve yine düşünmeden formülleri uygulayarak yaşasak?


Kendine ve yaşadıklarına dışarıdan bakabilmek şahane iş. Yapabilenlere selam olsun. 


Sizde nasıl gelişiyor bu süreçler?

3 yorum:

Adsız dedi ki...

Sanırım ben arkadaşlığın, dostluğun, sevgililiğin bütününe bakmaya çalışıyorum. Mesela; o an başımıza gelen şey haricinde, bize ve ona ne kadar güveniyorum? Bu olay bir saat sonra unutulduğunda ağzımdan çıkacaklara pişman olur muyum, bana yakışır mı gibi?
Aslında hepimiz dönemsel olarak da değil, sıkça hatalı davranıyoruz, ama kusurları o ilişkiyi gerçek kılandır, sınama noktalarıdır. Birbirini kusurlarla da sevebiliyor (sen her özel günde arasan da arada bir hatırlayan benim gibi bir arkadaşı anlayabiliyorsan mesela), hem kafanı bunlarla meşgul etmiyorsun hem de İNSANI detaylarından sıyrılmış çıplak haliyle (bir kere tokat atmasa da, davranışlarıyla dövmekten beter eziyet eden bir eşi) daha net görüyorsun.
Bu da aslında tam olarak senin bahsettiğin formül gibi, ama denklem bir eşitlikten ziyade, büyük-küçük (< >) işaretleriyle ifade ediliyor gibi sanki?? (çok büyük, çok küçük veya küçük eşit gibi?)
ne dersin?

özlem

kaknem dedi ki...

Hani mutlu ilişkilerle, uzun süreli beraberliklerle ilgili belki de son konuşabilecek insan benim. Sürekli terk ediliyorum, olmadı ben terk ediyorum. Katıksız bir yalnlzığım var ve bu benim için bir üzüntü kaynağı değil, sadece gerçek. Mutsuzluğumdan bile şikayetçi değilim, o derece kabul.
Kendimi böyle anlattım çünkü uzaktan maval okuyor gibi durmak istemedim; ilişkilerimi değil ancak sana kendimi bir şekilde açabilirim:

Bir konuda (arkadaşlık, ilişki, iş, herhangi bir kafa bulanıklığı) negatif sularda yüzmeye başladıysam ve bunun, geçici ruh halime paralel mi yoksa gerçeği görüş mü olduğunu anlayamıyorsam her zaman yaptığım tek bir şey var: Uzaklaşmak ve uzaktan bakmak. Gerçekten uzaklaşmak ama. İletişimi, görmeyi kesmek. Normal şartların hemen hemen tümünü yok etmek. Herkesten uzaklaşmak. Telefonları açmamak. Yabancı bir yere, yabancı insanlara gitmek/tamamiyle yalnız kalmak.
Bunca iletişimin, yoğunluğun içinde düşünemiyoruz aslında, göremiyoruz. Koptuğun an içini görüyorsun. Basit bir örnek vereyim; evde televizyonu, bilgisayarı, müziği kapadığın an, garip garip düşünceler doluşur beyne. Yalnızsan, öylece kaldıysan kendini tanırsın. Yalnızlık ve uzaklık, insana içini gösteriyor. "İnsan sosyal hayatta gerçek kimliğine ulaşır" derler ya, sosyal kimlik öyle evet. Fakat bilirsin ki bir biz var herkesten gizli. Saçma sapan. İşte o uzaklaşınca ve uzaktan bakınca perdesiz gözüküyor.
Uzaktan döndüğümde, normalime geri geldiğimde kararlarım kesin oluyor ve hiç pişmanlık duymuyorum. Pişmanlıklarımı toplasak buradan köye yol olur o ayrı da; bu kararlar neticesinde hiç pişman olmadım. Ve uzaktayken yanı başımda deliler gibi aramadığım bir adam-arkadaş, uzaktayken bana mantıklı gelmeyen herhangi bir şey yok olduğunda hiç eksiklik hissetmedim.
Lütfen bir kez olsun dene.
Çok uzun oldu özür dilerim. Karmaşa bizi öldürüyor diyebilirdim sadece. Gürültü soyut sesleri de bastırıyor.
Sevgiler.

DeryAze dedi ki...

ÖZlem, evet öyle ama işte bu hal içinde o büyük - küçük işini nasıl belirleyeceğiz? matematiksel veriler yok ki elimizde şu hata -3 puan bu iyi hal +5 puan diyelim?
kaknem o dediğin bende tam tersi etki yaratıyor. hatta yazının tamamının sebebi o diyebilirim. o dediğimde şu ki; ben çok öfkelenirim, çok şiddetli öfkelenirim ama kısa süre içinde de geçer o. hele ki dediğin gibi uzaklaşırsam öfkem iyice silinir, net düşünmeyip pozitif düşünmeye başlarm, özlerim falan.sonra hiçbir şey olmamış gibi devam ederim. ta ki birikip birikip bomm patlayıncaya kadar.
acayip işler. matematiğe zor derler bir de. keşke hayat matematik kadar kolay olsaydı.

Yorum Gönder

15 Mart 2011 Salı

Bütün dünya buna inansa, hayat formüle olsa?

Hayat kötü bir felsefe dersi gibi aslında derininde. Ve milyonlarca bilinmeyenden, sorudan oluşuyor. En büyük sorularımdan biri, hani şu meşhur deneydeki fareler var ya, hani bir tanesinin kaynar suya atıyorlar ve hemen kaçmaya çalışıyor, diğeriniyse soğuk suya koyup yavaş yavaş ısıtıyorlar ve yanarak ölüyor... İşte hayattaki kimi anım "Acaba şu an yandığını farketmeyen fare miyim?" diye düşünerek geçiyor. 


Daha büyük sorun ise aslında böylesi durumlardaki davranış biçimi. Hayatına dışarıdan 3. göz olarak bakmayı başaramayangillerden biri olarak ben, şöyle berbat bir ikilemde kalıyorum çoklukla: "acaba kötü bir haldeyim ama o kadar suyun içindeyim ve su o kadar yavaş ısınıyor ve başka da bir sürü olumlu şey aslında düpedüz yandığımı farkettirmiyor mu bana?" yoksa ""ulan yanıyor muyum" acaba paranoyasıyla konuya çok mu önyargılı yaklaşıyorum." 


Bunu ayırt etmek öyle zor ki çoklukla, kimi zaman derhal kaçıp kurtulmam gereken durumlarda "yok canım, bunlar çözülecek sorunlar, aslında bıdı bıdı bıdı. O yüzden de kalıp uğraşmak gerekir." deyip çok fena hasar aldım kimi zamansa "Aha bu çok berbat bir durum. Hemen tepki gösterip kaçmam gerek." diye düşünerek, çözülecek, iyi hale gelecek mevzuları çöpe atıp, epey bir şeyler kaybettim. 


Dışarıdan bakmak çok kolay! Uç bir örnekle anlatayım. Bir arkadaşınız geldi size ve dedi ki "Geçen gün sevgilim bana tokat attı." Naparsın dışarıdan bakan göz? Seni bilmem ben direk en bilmiş halimle "Neeee? Vay hayvan! Hemen terkettin di mi? Allahın cezasına bak! Öküz......." derken arkadaşınız dedi ki: "Ama çok sinirliydi. Normalde hiç böyle değildir ki, İşten çıkarılma durumları var çok stresli. Ben de çok üstüne gittim hakkaten. Bu yaptığını haklı çıkarmaz tabi ama abartmamak da lazım. İstisnai bir haldi. Ödettim tabi ona ama geçti gitti işte. Şimdi iyiyiz. Ben: "..............." Ne diyeceksin ki? Adın gibi biliyorsun aslında, bunu 1 kere yapabilen adam her an yeniden yapabilir. Şiddetin istisnası olmaz. Ama anlatamaz hiçbir üçüncü göz, suyun içindeki fareye kaynama noktasına yaklaştığını. İlla yanacak dümbük. Belki ben yaşasam, çok sevdiğin adama konduramasam ben de aynı mazerete sığınacağım. Farketmiyor ki insan (çoklukla) kaynayana kadar suyun içindeyken. 


Bu uç bir örnekti. Hadi biraz daha erken farkedilebilir bir örnek diyelim hatta. Ama işte fenası bu kadar bariz olmayan durumlarda geçerli. Ne bileyim, (daha bugün taze anlattı bir arkadaşım bak) sarhoşken sürekli hakaret ediyor olsun, sevgilinin ailesine sövüyor olsun, hakkını teslim etmiyor olsun, ilgisizleşmiş olsun, aklınıza ne gelirse...Hatta bariz örnek olsun diye sevgililikle başladım ama geçin sevgiliyi arkadaşlık, dostluk olsun... Sınırlar nerede başlamalı. "Eh yok artık, bu iş yürümez" neye göre, nasıl denmeli.  1, 3, 5 arkadaşınızın sürekli size haksızlık ettiğini hissediyorsunuz bir dönemdir. Ne zamana kadar "Bir sorunu var herhalde, böyle değildir o  du bakalım." demek lazım? "Sorunları vargeçecek bu günler, dost değil miyiz? İlişkiye onca emek verdik, silip atacak mıyız?" ne kadar süre geçerlidir? Alçak hayat formüle edilemiyor ki?


İşte ilk paragrafta söylemeye çalıştığım tam bu. Ben gerçekten kestiremiyorum galiba bir süredir bu soruların cevaplarını. "Eh yeter artık bu geçici bir dönem değil, alışkanlık. Böylesi bir ilişki için emek harcamak istemiyorum artık." dediğimde ya gerçekten karşımdaki dönemsel bir sorunla boğuşuyorsa ve bok ediyorsam ben o ilişkiyi? 
Ya da "Sabret geçecek", "Dur yahu çözülmeyecek sorun mu?" deyip deyip alttan almaya devam ettikçe aslında kaynayan suyun içindeysem aslında?, karşı tarafın umrunda olan sadece kendisiyse ve ben enayilik ediyorsam? kendimi yıpratıp duruyorsam?


Geneldeyse, hem benim hem diğer insan evlatları için bu iş tahammüle bakıyor. Yani karşı tarafın niyeti ne olursa olsun, senin algın ne olursa olsun, sen tahammülünün sonuna geldiğinde o iş sonlanıyor. O andan sonra da ister tahammülün bittiği için aslında şahane bir insanı kaybetmiş ol, istersen sabredeyim derken haketmeyen biri için sabrettiğin zamanları kaybetmiş ol bir şey değişmiyor. "Noolduysa oldu." basitliğinde geçip gitmiş oluyor. Önümüzdeki maçlara bakmak kalıyor bize de sadece. 


Sinir oluyorum "insanı diğer canlılardan ayıran" düşünme özelliğine. Yaşasak hiç düşünmeden ve ne oluyorsa olsa? Ya da formüle olsa hayat ve yine düşünmeden formülleri uygulayarak yaşasak?


Kendine ve yaşadıklarına dışarıdan bakabilmek şahane iş. Yapabilenlere selam olsun. 


Sizde nasıl gelişiyor bu süreçler?

3 yorum:

  1. Sanırım ben arkadaşlığın, dostluğun, sevgililiğin bütününe bakmaya çalışıyorum. Mesela; o an başımıza gelen şey haricinde, bize ve ona ne kadar güveniyorum? Bu olay bir saat sonra unutulduğunda ağzımdan çıkacaklara pişman olur muyum, bana yakışır mı gibi?
    Aslında hepimiz dönemsel olarak da değil, sıkça hatalı davranıyoruz, ama kusurları o ilişkiyi gerçek kılandır, sınama noktalarıdır. Birbirini kusurlarla da sevebiliyor (sen her özel günde arasan da arada bir hatırlayan benim gibi bir arkadaşı anlayabiliyorsan mesela), hem kafanı bunlarla meşgul etmiyorsun hem de İNSANI detaylarından sıyrılmış çıplak haliyle (bir kere tokat atmasa da, davranışlarıyla dövmekten beter eziyet eden bir eşi) daha net görüyorsun.
    Bu da aslında tam olarak senin bahsettiğin formül gibi, ama denklem bir eşitlikten ziyade, büyük-küçük (< >) işaretleriyle ifade ediliyor gibi sanki?? (çok büyük, çok küçük veya küçük eşit gibi?)
    ne dersin?

    özlem

    YanıtlaSil
  2. Hani mutlu ilişkilerle, uzun süreli beraberliklerle ilgili belki de son konuşabilecek insan benim. Sürekli terk ediliyorum, olmadı ben terk ediyorum. Katıksız bir yalnlzığım var ve bu benim için bir üzüntü kaynağı değil, sadece gerçek. Mutsuzluğumdan bile şikayetçi değilim, o derece kabul.
    Kendimi böyle anlattım çünkü uzaktan maval okuyor gibi durmak istemedim; ilişkilerimi değil ancak sana kendimi bir şekilde açabilirim:

    Bir konuda (arkadaşlık, ilişki, iş, herhangi bir kafa bulanıklığı) negatif sularda yüzmeye başladıysam ve bunun, geçici ruh halime paralel mi yoksa gerçeği görüş mü olduğunu anlayamıyorsam her zaman yaptığım tek bir şey var: Uzaklaşmak ve uzaktan bakmak. Gerçekten uzaklaşmak ama. İletişimi, görmeyi kesmek. Normal şartların hemen hemen tümünü yok etmek. Herkesten uzaklaşmak. Telefonları açmamak. Yabancı bir yere, yabancı insanlara gitmek/tamamiyle yalnız kalmak.
    Bunca iletişimin, yoğunluğun içinde düşünemiyoruz aslında, göremiyoruz. Koptuğun an içini görüyorsun. Basit bir örnek vereyim; evde televizyonu, bilgisayarı, müziği kapadığın an, garip garip düşünceler doluşur beyne. Yalnızsan, öylece kaldıysan kendini tanırsın. Yalnızlık ve uzaklık, insana içini gösteriyor. "İnsan sosyal hayatta gerçek kimliğine ulaşır" derler ya, sosyal kimlik öyle evet. Fakat bilirsin ki bir biz var herkesten gizli. Saçma sapan. İşte o uzaklaşınca ve uzaktan bakınca perdesiz gözüküyor.
    Uzaktan döndüğümde, normalime geri geldiğimde kararlarım kesin oluyor ve hiç pişmanlık duymuyorum. Pişmanlıklarımı toplasak buradan köye yol olur o ayrı da; bu kararlar neticesinde hiç pişman olmadım. Ve uzaktayken yanı başımda deliler gibi aramadığım bir adam-arkadaş, uzaktayken bana mantıklı gelmeyen herhangi bir şey yok olduğunda hiç eksiklik hissetmedim.
    Lütfen bir kez olsun dene.
    Çok uzun oldu özür dilerim. Karmaşa bizi öldürüyor diyebilirdim sadece. Gürültü soyut sesleri de bastırıyor.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. ÖZlem, evet öyle ama işte bu hal içinde o büyük - küçük işini nasıl belirleyeceğiz? matematiksel veriler yok ki elimizde şu hata -3 puan bu iyi hal +5 puan diyelim?
    kaknem o dediğin bende tam tersi etki yaratıyor. hatta yazının tamamının sebebi o diyebilirim. o dediğimde şu ki; ben çok öfkelenirim, çok şiddetli öfkelenirim ama kısa süre içinde de geçer o. hele ki dediğin gibi uzaklaşırsam öfkem iyice silinir, net düşünmeyip pozitif düşünmeye başlarm, özlerim falan.sonra hiçbir şey olmamış gibi devam ederim. ta ki birikip birikip bomm patlayıncaya kadar.
    acayip işler. matematiğe zor derler bir de. keşke hayat matematik kadar kolay olsaydı.

    YanıtlaSil

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...