18 Temmuz 2011 Pazartesi

Akçakoca Tatili

Neredeyse bir hafta olacak biz Akçakoca'dan döneli ama biz gezentiliğe doyamadığımızdan, her gün dışarıda olduğumuzdan ve hatta tüm haftasonunu dışarıda geçirdiğimizden hala yazamadım Akçakoca anılarını.

Baba-kız vedalaşırken

Giderken yazmıştım Aze el üstünde tutulacak ve dinlenmiş döneceğiz diye. Beklediğimin kat kat üstünde oldu her şey. Savaş'ın yokluğuna rağmen hiç tek başımaymışım gibi hissetmedim. Pek sevgili kızkardeşim kekem Gökay'ın ailesi , ailemiz olarak yaşayabileceğimiz en güzel tatillerden birini yaşattılar bize. Koca bir hafta boyunca ben neredeyse sadece yemek işiyle ilgilendim Aze Çınar'ın geri kalan her tür özeni, ilgiyi, işi Cesur ailesi halletti. Bana da 1 hafta içinde 3 kitap bitirmek, bol bol yüzmek, dinlenmek kaldı.



Azoçka sabah uyandığında ben mama hazırlarken Hülya Abla, kızı Müge ya da Gökay alıyordu Aze'yi. Altı değiştiriliyordu, kucakta eğlendiriliyordu, mama gelene kadar olanca özenle geçirtiliyordu zaman. Mamasını yedikten sonra biz kahvaltıya geçiyorduk, Hamiyet Teyze'nin erkenden kalkıp hazırladığı patates kızartmaları, kayganalar, patlıcan ezmeleri, minik çilek reçelleri eşliğinde. Hamiyet Teyze Aze Çınar'a mama sandalyesi yaptı! Aze yetişkinlerle sofraya oturduğu için zevkten dört köşe, elinde ekmeği bizimle birlikte geçirdi hep kahvaltı zamanını.



Ardından Hamiyet Teyze'den Müge'ye her biri Aze Çınar'ın yeni eğlencesi ellerinden tutup dolaştırma çilesine gönüllü oluyorlardı. Onun da ardından ise uyutuyordum Azekuşu. O uyurken ben yanındaki yatakta kitabımı okuyordum, ya da uyuyordum onunla. Uyanıp, yemek hazırlığını yapıp denize iniyorduk. Aze'yi bir daldırıp, kurutup, giydirip arabasına yerleştirdikten sonra, ya Gökay ya Hülya Abla onun yanındayken bir diğeri ile denize giriyordum ben. Aze kendi kendine oynuyordu, yanındakiyle oynuyordu, Müge Ablasının (ki Aze'nin favorisiydi kendisi) arkadaşlarının kucağında göbek atıp, oynuyordu... O esnada biz ya yine denizde oluyorduk ya da uzanıp kitabımızı okuyorduk. Akşam vakitleri yine birilerinin elinden tutup kumsalda yürümeye çalışıyordu Azoçka. “hov hov” kovaladı, insanları takip etti, sudan kaçtı. Toplamda çok çok eğlendi.










Eve dönüşümüz 21.00'i buluyordu genelde. Duş alıp, Aze'yi doyurmayı da halledince 21.30-22.00 olmuş oluyordu saat ve Aze'nin uyku vakti geliyordu. Uyutuyordum. Bir hafta sürekli beraber yattık. O uyuduktan sonra biz yemeğimizi yiyorduk. Bazen dışarı çıkıyorduk Aze'yi evdekilere bırakıp, bazen kitap okumaya devam ediyorduk, bazen misafirimiz oluyordu sohbet ederek geçiriyorduk vakti.

En olağanüstü şeylerden biri Aze'nin bir hafta boyunca organik şeyler yemiş olması oldu. Daha önce benim de hiç yemediğim frenk üzümü dedikleri şu fotodaki meyveden yedik:

frenk üzümü
dağ çileği















İlk poğaça

Aze'nin ilk sarması


Minik dağ çilekleri, taze taze fasulyeler, ıhlamurlar, semiz otları, kabaklar.... Tavuğun altından alınmış köy yumurtaları, taze sütten yapılmış taze yoğurtlar... Azekuş ilk kez yaprak sarması yedi! Gökay Teyzesinin yaptığı poğaçaları yedi. Ufak ufak yetişkin insan yiyeceklerine başlamış olduk oralarda.



5 gün sonra Savaş geldi dayanamayıp. Aze Çınar telefondan babasının sesini duyunca ağlamaya başlamıştı artık özlemden. Kavuşmaları da aynı duygusallıkta oldu :) 2 gün de tüm çekirdek aile beraber geçirdik. Yine ev sahiplerimizin üstün özenleriyle.








Hayatımda yaşadığım en şahane tatillerden biriydi. Çocuklu bir insana böylesi bir tatil yaşattıkları için Cesur ailesine ne kadar teşekkür etsek az. Sağolsunlar varolsunlar.
















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Akçakoca Tatili

Neredeyse bir hafta olacak biz Akçakoca'dan döneli ama biz gezentiliğe doyamadığımızdan, her gün dışarıda olduğumuzdan ve hatta tüm haftasonunu dışarıda geçirdiğimizden hala yazamadım Akçakoca anılarını.

Baba-kız vedalaşırken

Giderken yazmıştım Aze el üstünde tutulacak ve dinlenmiş döneceğiz diye. Beklediğimin kat kat üstünde oldu her şey. Savaş'ın yokluğuna rağmen hiç tek başımaymışım gibi hissetmedim. Pek sevgili kızkardeşim kekem Gökay'ın ailesi , ailemiz olarak yaşayabileceğimiz en güzel tatillerden birini yaşattılar bize. Koca bir hafta boyunca ben neredeyse sadece yemek işiyle ilgilendim Aze Çınar'ın geri kalan her tür özeni, ilgiyi, işi Cesur ailesi halletti. Bana da 1 hafta içinde 3 kitap bitirmek, bol bol yüzmek, dinlenmek kaldı.



Azoçka sabah uyandığında ben mama hazırlarken Hülya Abla, kızı Müge ya da Gökay alıyordu Aze'yi. Altı değiştiriliyordu, kucakta eğlendiriliyordu, mama gelene kadar olanca özenle geçirtiliyordu zaman. Mamasını yedikten sonra biz kahvaltıya geçiyorduk, Hamiyet Teyze'nin erkenden kalkıp hazırladığı patates kızartmaları, kayganalar, patlıcan ezmeleri, minik çilek reçelleri eşliğinde. Hamiyet Teyze Aze Çınar'a mama sandalyesi yaptı! Aze yetişkinlerle sofraya oturduğu için zevkten dört köşe, elinde ekmeği bizimle birlikte geçirdi hep kahvaltı zamanını.



Ardından Hamiyet Teyze'den Müge'ye her biri Aze Çınar'ın yeni eğlencesi ellerinden tutup dolaştırma çilesine gönüllü oluyorlardı. Onun da ardından ise uyutuyordum Azekuşu. O uyurken ben yanındaki yatakta kitabımı okuyordum, ya da uyuyordum onunla. Uyanıp, yemek hazırlığını yapıp denize iniyorduk. Aze'yi bir daldırıp, kurutup, giydirip arabasına yerleştirdikten sonra, ya Gökay ya Hülya Abla onun yanındayken bir diğeri ile denize giriyordum ben. Aze kendi kendine oynuyordu, yanındakiyle oynuyordu, Müge Ablasının (ki Aze'nin favorisiydi kendisi) arkadaşlarının kucağında göbek atıp, oynuyordu... O esnada biz ya yine denizde oluyorduk ya da uzanıp kitabımızı okuyorduk. Akşam vakitleri yine birilerinin elinden tutup kumsalda yürümeye çalışıyordu Azoçka. “hov hov” kovaladı, insanları takip etti, sudan kaçtı. Toplamda çok çok eğlendi.










Eve dönüşümüz 21.00'i buluyordu genelde. Duş alıp, Aze'yi doyurmayı da halledince 21.30-22.00 olmuş oluyordu saat ve Aze'nin uyku vakti geliyordu. Uyutuyordum. Bir hafta sürekli beraber yattık. O uyuduktan sonra biz yemeğimizi yiyorduk. Bazen dışarı çıkıyorduk Aze'yi evdekilere bırakıp, bazen kitap okumaya devam ediyorduk, bazen misafirimiz oluyordu sohbet ederek geçiriyorduk vakti.

En olağanüstü şeylerden biri Aze'nin bir hafta boyunca organik şeyler yemiş olması oldu. Daha önce benim de hiç yemediğim frenk üzümü dedikleri şu fotodaki meyveden yedik:

frenk üzümü
dağ çileği















İlk poğaça

Aze'nin ilk sarması


Minik dağ çilekleri, taze taze fasulyeler, ıhlamurlar, semiz otları, kabaklar.... Tavuğun altından alınmış köy yumurtaları, taze sütten yapılmış taze yoğurtlar... Azekuş ilk kez yaprak sarması yedi! Gökay Teyzesinin yaptığı poğaçaları yedi. Ufak ufak yetişkin insan yiyeceklerine başlamış olduk oralarda.



5 gün sonra Savaş geldi dayanamayıp. Aze Çınar telefondan babasının sesini duyunca ağlamaya başlamıştı artık özlemden. Kavuşmaları da aynı duygusallıkta oldu :) 2 gün de tüm çekirdek aile beraber geçirdik. Yine ev sahiplerimizin üstün özenleriyle.








Hayatımda yaşadığım en şahane tatillerden biriydi. Çocuklu bir insana böylesi bir tatil yaşattıkları için Cesur ailesine ne kadar teşekkür etsek az. Sağolsunlar varolsunlar.
















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...