20 Kasım 2011 Pazar

Hayat Akıyor Dostum

Şu mutluluk denen şeyin tanımlı, net bir şey olmaması tüm insanlık için büyük bir kayıp bence. Aslında komple hayatın tarifli, aşamalı, net bir halde olmaması da öyle. Oyunlar gibi levelli olsaydı, levelleri bitirip bir sonraki aşamaya geçseydik ya da geçemeyip "tüh yeni baştan, şuraya dikkat etmeliyim" diyebilseydik, en önemlisi "135. Levelde bitecek oyun, hayde bakalım hayatımızın amacı 135. levele kadar mümkün olduğunca çok puan kazanmak" gibi bir bilgiye sahip olsaydık... İnanın bana hayat çok daha kolay ve çok daha mutlu olurdu. Bunca bilinmeyenli, kaotik, çelişkili ve kimi zaman olabildiğince anlamsızlık çok can sıkıcı.

Tanımlı olmayınca şeyler, ne kadar haz verdiğini geçtikten sonra anlayabiliyor insan. Yarın bir hastalık, bir ayrılık, bir acı, bir sevgi bitmesi ile karşılaştığında dün ne kadar mutlu olduğunu fark ediyor. Kimi zamansa sorunsuz, mutlu bir hayat sıkıcı ve anlamsızlaşabiliyor somut bir hedef olmayınca.

Tüm bu bahsettiğim tanımsızlığın benim için en büyük handikapıysa öncelikler belirleyemiyor olmak. Yorulmadan, kasılmadan, minimum acı ve zorlukla hayatı tamamlamaksa amaç oh pek şahane başarıyorum bunu gerçekten. İnsana, özellikle ben gibi yeni nesil "çocuklarım çok başarılı olacak" ana babalarının evlatlarında çoklukla gözüken, "Üretmeliyim, yaratmalıyım, yazmalı, çizmeli, şarkı söylemeli, sanat tarihine bu iş nasıl yapılır göstermeliyim" zihniyetini ne yapmalıyım bunu bilemiyorum mesela.

Çok yazasım var. Yazasım var derken yazma potansiyelim, okunma potansiyelim ve bunlar birleşse ne güzel olur hissiyatım var. Girişimlerim var. Bir tanesi Derya normlarına göre epey ilerledi bile. Kendimce bu yazma işleminin toplumsal faydalarına bile inandım. Fakat gel gör ki "Ne manası var?" sorusundan asla kurtulamıyorum. Bazen bir cafede, önümde laptop birbirimize bakarken, bazen şu an olduğu gibi Savaş yazayım diye Aze'yi dışarıda gezdirirken, bir yandan yazacaklarımı otomatik tık tık yazarken diğer yandan da  "Neden?" diye düşünüyorum. Neden yapmaya çalışıyorum bunu? Kişisel tatmin mi? Para kazanmanın bir yolu mu? "Çünkü yapabiliyorum" mu?

Aze Çınar'ım, gülüm dalım iyice büyüdü. Yani anne babaya kökten bağımlılık kısmı neredeyse bitti. Dolayısıyla 14-5 aydır süren ulvi misyon yürütücülüğü işi sona erdi. Ben karışmasam da kendi kendine yaşayabilir artık. Üstüne üstlük bir iş buldum. Üstelik hani bana deselerdi ki "Otur yaz nasıl bir iş istiyorsun, içeriği ne olsun, koşulları ne olsun, tanımı ne olsun, maaşı ne olsun, adresi ne olsun" oturup şu an bulduğum işin detaylarını yazardım aynen. O derece müthiş gelişti süreç. Çat çat çat oldu her şey. Yani 2 yıllık "çocuk üreticiliği ve geliştiriciliği" işimden emekli olup görevimi Savaş'a devrettim afili bir törenle. Yani şu an milyonlarca insanın hayal edeceği-ettiği, dilediği bir hayat döneminden geçiyorum. Çok iyi, mutlu olduğum bir işim var, başımızı sokacak bir evim, sağlıklı, neşeli, zeki, çok eğlenceli bir kızım var. İşten sebep yakın zamanda maddi olarak da rahata çıkacağız. Yanisi somut olarak hiç dert yok şu aralar ortalıkta.

Ve fakat insan evladının doğası sanırım bu, anlamsal kıllıklar yaratmaya başladı zihnim. Hayatta olanlar, olması yakınlar değil olmayanlar ve olup olmamasının faydalarının bilinmediği durumlar kaplamaya başladı zihnimi. Önümde eşim, dostum, yakınım, uzağım, sadece tanıdığım, gördüğüm, duyduğum, okuduğum hayatlar var. Bunların kısmı eğlenceli kimi gerekli kimi naif kimi afili kimi şık kimi kuul kimi uzak durulası kimi irrite edici kimi zorlayıcı görünüyor durduğum yerden. Fakat esas soru şu ki bu görünenlerin benle ilişkisi ne? Yani benim istediğim hayat bunlardan hangilerinden oluşuyor.

Tüm bunları düşünürken şunu farkettim sevgili okur, ben neredeyse hiçbir şekilde kendime detaylı ömür hayali kurmamışım, üzerinde düşünüp adımlar atmamışım. Üniversite seçerken, giderken, bitirdiğimde, sonrasında toplumsal bir hayal ile yetinip kendiminkini akışına bırakmışım ne yana giderse o yana kabulümsün diyerek. Ama şimdi Aze'nin varlığı ile "normalize" olan ve düzenlileşen hayatımın kişisel talebini düşündüğümde boşluğa düşme bulantısı yaşıyorum. Durum şu ki: Ne istediğimi kesinlikle bilmiyorum.

Ne istemediklerimi gayet iyi biliyorum. Ömrümün her aşamasında olduğu gibi. Hayatının merkezinde kendisi, eşi ve çocukları olan, afili anne/iş kadınlarından olmayı istemediğimi biliyorum mesela. Çalışmayı sevmediğim bir alanda çalışmayacağımı bildiğim gibi. Derdim "Bakın nasıl da şahane bir insanım, ne kadar ilkeliyim, ulviyim" demek olmadığından daha onlarca böyle şeyi saymayacağım. Demeye çalıştığım şu ki, ne istemediğini bilip, ne istediğini bilmemek hiçbir halt bilmemekle eş değer aslında.

İşte bu yüzden yazının en başında yazdığım şeyler olsaydı keşke hayatta. Neyi niye yapacağımız, amaçlarımız belli olsaydı keşke. Oyunun ne olduğunu, oyun sahnelerini yine biz seçseydik tamam ama somut bir amaç ve yol olsaydı be arkadaş.

Önümde çok acayip bir süreç var. 32 yaşında kazık kadar olmuşken bu hayatı niye yaşadığımı, kişisel olarak ne beklediğimi ne istediğimi düşünmem gerekecek. Yıllar boyu kişisel olarak tek derdim borç harç olmadan yaşamak iken bunu hallettiğim anda anca farkettim mevzunun sadece bu olmadığını. Ve sıkılıyorum. Yani bunu düşünmem, karar vermem ve hareket etmem gerektiği için sıkılıyorum. Buna nasıl karar verilir bilmiyorum. Düşünmek enerjimi alıyor, enerjim azaldıkça hiç düşünemiyorum. Belki kitap yazmam, müzikle ilgilenmem, iyi bir blog yazarı olmam, x'lerle görüşmem, y'lerde gezmekten hoşlanmam falan gerekmiyordur. Ya da ön yargılı olduğum kişiler ya da yerlerdir esas keyif alarak olmak istediklerim. Belki sadece budur işte hayat, ailemle sorunsuz bir ömür geçirmek. Bilimsel bir icat yapmam gerek yoktur. Bu denli basittir.

Ezberleri bozmak, öğretilenleri sorgulamak gerektiğinin farkına varalı epey olmuştu. Ama bunu yaparken kişi olarak "olmalı" üzerinden davranıp ne istediğimi hiç düşünmediğimi farketmem yeni oldu. Ki bu da boş iş. Kaç level sonra bitecek bu oyun biri bana onun bilgisini verse??

3 yorum:

Peri dedi ki...

Bak şimdi sen çok derin konuştun ama! Böyle güzel yazılabilirdi ancak! Okurken aynı pencereden baktığını hissetmek, budur.

Başka Anne dedi ki...

ayyy ne güzel! somut şeylerde aynı bakmak görece daha kolay ama böyle derinliklerde aynı yerde olmak çok güzel :))

burak sarımehmetoğlu dedi ki...

merhaba, adım burak sarımehmetoğlu, "tırı vırı dünya" isimli kişisel blogun editörüyüm. sizin siteniz için oy kullandım, siz de benim sitem için kullanırsanız sevinirim. teşekkürler.
https://www.blogodulleri.com/Ara/1033
http://www.xlargeworld.com/

Yorum Gönder

20 Kasım 2011 Pazar

Hayat Akıyor Dostum

Şu mutluluk denen şeyin tanımlı, net bir şey olmaması tüm insanlık için büyük bir kayıp bence. Aslında komple hayatın tarifli, aşamalı, net bir halde olmaması da öyle. Oyunlar gibi levelli olsaydı, levelleri bitirip bir sonraki aşamaya geçseydik ya da geçemeyip "tüh yeni baştan, şuraya dikkat etmeliyim" diyebilseydik, en önemlisi "135. Levelde bitecek oyun, hayde bakalım hayatımızın amacı 135. levele kadar mümkün olduğunca çok puan kazanmak" gibi bir bilgiye sahip olsaydık... İnanın bana hayat çok daha kolay ve çok daha mutlu olurdu. Bunca bilinmeyenli, kaotik, çelişkili ve kimi zaman olabildiğince anlamsızlık çok can sıkıcı.

Tanımlı olmayınca şeyler, ne kadar haz verdiğini geçtikten sonra anlayabiliyor insan. Yarın bir hastalık, bir ayrılık, bir acı, bir sevgi bitmesi ile karşılaştığında dün ne kadar mutlu olduğunu fark ediyor. Kimi zamansa sorunsuz, mutlu bir hayat sıkıcı ve anlamsızlaşabiliyor somut bir hedef olmayınca.

Tüm bu bahsettiğim tanımsızlığın benim için en büyük handikapıysa öncelikler belirleyemiyor olmak. Yorulmadan, kasılmadan, minimum acı ve zorlukla hayatı tamamlamaksa amaç oh pek şahane başarıyorum bunu gerçekten. İnsana, özellikle ben gibi yeni nesil "çocuklarım çok başarılı olacak" ana babalarının evlatlarında çoklukla gözüken, "Üretmeliyim, yaratmalıyım, yazmalı, çizmeli, şarkı söylemeli, sanat tarihine bu iş nasıl yapılır göstermeliyim" zihniyetini ne yapmalıyım bunu bilemiyorum mesela.

Çok yazasım var. Yazasım var derken yazma potansiyelim, okunma potansiyelim ve bunlar birleşse ne güzel olur hissiyatım var. Girişimlerim var. Bir tanesi Derya normlarına göre epey ilerledi bile. Kendimce bu yazma işleminin toplumsal faydalarına bile inandım. Fakat gel gör ki "Ne manası var?" sorusundan asla kurtulamıyorum. Bazen bir cafede, önümde laptop birbirimize bakarken, bazen şu an olduğu gibi Savaş yazayım diye Aze'yi dışarıda gezdirirken, bir yandan yazacaklarımı otomatik tık tık yazarken diğer yandan da  "Neden?" diye düşünüyorum. Neden yapmaya çalışıyorum bunu? Kişisel tatmin mi? Para kazanmanın bir yolu mu? "Çünkü yapabiliyorum" mu?

Aze Çınar'ım, gülüm dalım iyice büyüdü. Yani anne babaya kökten bağımlılık kısmı neredeyse bitti. Dolayısıyla 14-5 aydır süren ulvi misyon yürütücülüğü işi sona erdi. Ben karışmasam da kendi kendine yaşayabilir artık. Üstüne üstlük bir iş buldum. Üstelik hani bana deselerdi ki "Otur yaz nasıl bir iş istiyorsun, içeriği ne olsun, koşulları ne olsun, tanımı ne olsun, maaşı ne olsun, adresi ne olsun" oturup şu an bulduğum işin detaylarını yazardım aynen. O derece müthiş gelişti süreç. Çat çat çat oldu her şey. Yani 2 yıllık "çocuk üreticiliği ve geliştiriciliği" işimden emekli olup görevimi Savaş'a devrettim afili bir törenle. Yani şu an milyonlarca insanın hayal edeceği-ettiği, dilediği bir hayat döneminden geçiyorum. Çok iyi, mutlu olduğum bir işim var, başımızı sokacak bir evim, sağlıklı, neşeli, zeki, çok eğlenceli bir kızım var. İşten sebep yakın zamanda maddi olarak da rahata çıkacağız. Yanisi somut olarak hiç dert yok şu aralar ortalıkta.

Ve fakat insan evladının doğası sanırım bu, anlamsal kıllıklar yaratmaya başladı zihnim. Hayatta olanlar, olması yakınlar değil olmayanlar ve olup olmamasının faydalarının bilinmediği durumlar kaplamaya başladı zihnimi. Önümde eşim, dostum, yakınım, uzağım, sadece tanıdığım, gördüğüm, duyduğum, okuduğum hayatlar var. Bunların kısmı eğlenceli kimi gerekli kimi naif kimi afili kimi şık kimi kuul kimi uzak durulası kimi irrite edici kimi zorlayıcı görünüyor durduğum yerden. Fakat esas soru şu ki bu görünenlerin benle ilişkisi ne? Yani benim istediğim hayat bunlardan hangilerinden oluşuyor.

Tüm bunları düşünürken şunu farkettim sevgili okur, ben neredeyse hiçbir şekilde kendime detaylı ömür hayali kurmamışım, üzerinde düşünüp adımlar atmamışım. Üniversite seçerken, giderken, bitirdiğimde, sonrasında toplumsal bir hayal ile yetinip kendiminkini akışına bırakmışım ne yana giderse o yana kabulümsün diyerek. Ama şimdi Aze'nin varlığı ile "normalize" olan ve düzenlileşen hayatımın kişisel talebini düşündüğümde boşluğa düşme bulantısı yaşıyorum. Durum şu ki: Ne istediğimi kesinlikle bilmiyorum.

Ne istemediklerimi gayet iyi biliyorum. Ömrümün her aşamasında olduğu gibi. Hayatının merkezinde kendisi, eşi ve çocukları olan, afili anne/iş kadınlarından olmayı istemediğimi biliyorum mesela. Çalışmayı sevmediğim bir alanda çalışmayacağımı bildiğim gibi. Derdim "Bakın nasıl da şahane bir insanım, ne kadar ilkeliyim, ulviyim" demek olmadığından daha onlarca böyle şeyi saymayacağım. Demeye çalıştığım şu ki, ne istemediğini bilip, ne istediğini bilmemek hiçbir halt bilmemekle eş değer aslında.

İşte bu yüzden yazının en başında yazdığım şeyler olsaydı keşke hayatta. Neyi niye yapacağımız, amaçlarımız belli olsaydı keşke. Oyunun ne olduğunu, oyun sahnelerini yine biz seçseydik tamam ama somut bir amaç ve yol olsaydı be arkadaş.

Önümde çok acayip bir süreç var. 32 yaşında kazık kadar olmuşken bu hayatı niye yaşadığımı, kişisel olarak ne beklediğimi ne istediğimi düşünmem gerekecek. Yıllar boyu kişisel olarak tek derdim borç harç olmadan yaşamak iken bunu hallettiğim anda anca farkettim mevzunun sadece bu olmadığını. Ve sıkılıyorum. Yani bunu düşünmem, karar vermem ve hareket etmem gerektiği için sıkılıyorum. Buna nasıl karar verilir bilmiyorum. Düşünmek enerjimi alıyor, enerjim azaldıkça hiç düşünemiyorum. Belki kitap yazmam, müzikle ilgilenmem, iyi bir blog yazarı olmam, x'lerle görüşmem, y'lerde gezmekten hoşlanmam falan gerekmiyordur. Ya da ön yargılı olduğum kişiler ya da yerlerdir esas keyif alarak olmak istediklerim. Belki sadece budur işte hayat, ailemle sorunsuz bir ömür geçirmek. Bilimsel bir icat yapmam gerek yoktur. Bu denli basittir.

Ezberleri bozmak, öğretilenleri sorgulamak gerektiğinin farkına varalı epey olmuştu. Ama bunu yaparken kişi olarak "olmalı" üzerinden davranıp ne istediğimi hiç düşünmediğimi farketmem yeni oldu. Ki bu da boş iş. Kaç level sonra bitecek bu oyun biri bana onun bilgisini verse??

3 yorum:

  1. Bak şimdi sen çok derin konuştun ama! Böyle güzel yazılabilirdi ancak! Okurken aynı pencereden baktığını hissetmek, budur.

    YanıtlaSil
  2. ayyy ne güzel! somut şeylerde aynı bakmak görece daha kolay ama böyle derinliklerde aynı yerde olmak çok güzel :))

    YanıtlaSil
  3. merhaba, adım burak sarımehmetoğlu, "tırı vırı dünya" isimli kişisel blogun editörüyüm. sizin siteniz için oy kullandım, siz de benim sitem için kullanırsanız sevinirim. teşekkürler.
    https://www.blogodulleri.com/Ara/1033
    http://www.xlargeworld.com/

    YanıtlaSil

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...