22 Kasım 2010 Pazartesi

Bayram bayram...

Bayram içerik olarak pek bir şey ifade etmez bana tatil oluşundan başka. Bir de çocukluk anıları tabi. Tatil oluşu sayesinde koca bir hafta eskiye göre pek ev kuşu olan ben ve minik kuzu Aze dışarıya, insana doyduk resmen. Ta pazar günü başladık atraksiyonlara. Ben yüzmeye gittim sabahtan, babası, büyük dayısı ve Aze Şiirci'ye gittiler. Zira baba Savaş bayramda evde olmak için pazar çalıştı. Ben de havuzdan oraya geçtim. Şiirci sakin olduğundan Savo'yla bolca vakit geçirip Metrocity'e geçtik. Vedat ve sevgili Nihan'la birlikte. Orada Aylin de bize katıldı. Bu önümüzdeki pazar düğünümüz var bizim. Savo'nun en küçük erkek kardeşi evleniyor. Onun düğünü için elbise baktık. Gezindik, yemeğimizi yiyip, kahvemizi içtik. Artık kafeinsiz kahveyi daha çok seviyorum. Geç saatte eve döndük. Sanki Savaş hiç çalışmamış gibi oldu. Bizden az sonra da o geldi.

Salı gününün bayram olduğunu kapıyı çalan çocukların tebriğiyle hatırladık. İlk günü kızımın Yağmur Ablası, Ezgi Teyzesi geldiler ziyarete. Akşam ise kuzeni İdil Eylül, Barış ve Semra. İkinci gün esas yoğunluğumuz başladı. Sevgili arkadaşlarımız Ümit ve Betül geldiler Bergama'dan. Senede en az iki kez görüşürüz kendileriyle. Onlar gelir, biz gideriz, Burhaniye, Altınoluk, Ayvalık civarlarında buluşuruz... Yine de birbirimizi çok özleriz hep. Yine çok özlediğimiz bu ara kalkıp geldiler  ne mutlu ki. O günü gezerek geçirdik. Arada yine düğün için bana elbise baktıysak da, şu süt verme hadisesinin bana sağladığı şahane kilolar sebebiyle içime sinen şekilde bir elbise bulamadık.

Ertesi gün, süper bir masada süper muhabbetle rakıya doyduk. Rakıya doyup, alkole doyamayıp üzerine sıcak şaraplar bile götürdük. Tabi öncesinde süt sağdım, mamayı hazır ettim. Eskiden ben o masayı görsem kendi kendime "Vay arkadaş içki masasında bebek arabasının ne işi var? Nasıl bir anne süt vermemeyi tercih edip alkol alır?" derdim. Evet derdim bunu. Şimdi ki Derya o Derya'ya "Çok konuşma dümbük kendi işine bak." diyor :) Uzaktan her bir şey pek kolay gözüküyormuş gerçekten. Neyse ki içtiğimiz mekan evimiz sıcaklığında, rahat ettiğimiz, Aze'nin her ihtiyacını sağlayabilecek bir mekan ve neyse ki süt sağma makinaları ve mamalar var. Ve en büyük neyse ki artık içerilerde sigara içilmiyor. Böylece yukarıda bahsettiğim gibi şahane bir gece geçirmiş olduk. Akşam Vedat da katıldı aramıza.

Bir ertesi gün ise sabaha Beşiktaş'ta kahvaltıyla başladık.Sonrasında alışveriş, dolaşmaca... Beşiktaş'ta elbisemi de bulmuş oldum. Melek gibi bir insan çıktı karşımıza:

- Ya ben kısa istiyordum ama
- Keseriz istediğiniz kadar.
- Ama bunun göğsü şöyle olsaydı?
- Diktiririz?
- Biraz sade mi?
- Şu taşı ekleriz...

Resmen sıfırdan başka bir elbise hazır ettiler. Olabilecek en iyi seçeneği edinmiş olduk böylece. Sonrasında sahilde kahvemizi içtik ve bölündük :) Savo, Vedat ve Aze eve gittiler. Biz Ümit ve Betül Beşiktaş'ta kalıp elbiseyi bekledik. Yemeğimizi yedik ve eve döndük. Aze o ana dek 6 gün en ufak sorun çıkarmadan bizimle sürtüp dururken ve hatta bundan çok keyif alırken o gece biraz huysuzlandı. Gaz sancısı gibi geldi. Damlasını verip, emzirdikten sonra rahatladı kuzucum.

Cumartesi sabah yolcu ettik sevgili arkadaşlarımızı. Ama yine duramadık evde. Bu sefer de Savo ve Vedat'a elbise almaya çıktık. Erkeklerin işi daha kolay derler ama bizimkiler görüntülerine pek hassas olduklarından hiç de öyle olmadı. Biz Aze'yle mekanların keyfini çıkarıp, arada kıyafetlere yorum yapmakla yetindik. Sabahtan akşama o kadar dolanmamız neyse ki boşa gitmedi, tüm alışverişimiz tamamlandı. Evimizde döndük, evde bizi Aze'nin annannesi bekliyordu. Böylece Aze evimizin  DeryAze yalnızlığına direk dalmayıp geçiş sürecine geçmiş oldu.


Bu geçtiğimiz haftaya baktığımızda Aze Çınar gelişmeleri şöyle; Artık nesneleri baya baya tutup, çekiştiriyor. Eline alıp, sallıyor. Gözleriyle takip ediyor. Sesleri iyice duyup, sese doğru dönmeye başladı. bıbıbımmmm, agkuukuuu, bummmm, hiyyeeeee, gibi sesleri net çıkarmaya başladı. Biberonu görünce yemeğin geldiğini anlayıp heyecanını gösteriyor obur kuzu. Uykusu gelince, eliyle gözünü kapatıp kendi kendini uyutmaya çalışıyor. Çoğunlukla da başarıyor. Artık daha net kahkaha atmaya başladı. Ama sık sık da öksürerek kahkaha attığını sanmaya devam ediyor. Savaş'a göre ben o kadar çok ve farklı şekilde gülüp, kahkaha atıyorum ki çocuk da bana yetişmeye çalışıyor :) Bir öğününü 150 cc'ye çıkardık. Gece uyumadan önceki öğününde 180 cc veriyoruz. Daha çok versek daha çok yiyecek (Maşallah mı denir burada?) Kaka sayısı neredeyse günde 1'e düştü. O da sanki bütün günü biriktirip hepsini birden yapmış gibi, badisine, tulumuna geçecek kadar çok oluyor. Birazcık huysuzlukları arttı. Sebebini tam çözemedik. Ama sağlıksal bir sorun yok gibi. Yarın doktora kontrole gideceğiz. Bakalım kilomuz, boyumuz ne durumda.
Sol yumruğa dikkat!

Bayram boyunca özlemişim bloga yazmayı. Bebeğimin fotoğraflarını düzenlemeyi. Annem bir süre buralardayken daha sık yazmaya çalışacağım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

22 Kasım 2010 Pazartesi

Bayram bayram...

Bayram içerik olarak pek bir şey ifade etmez bana tatil oluşundan başka. Bir de çocukluk anıları tabi. Tatil oluşu sayesinde koca bir hafta eskiye göre pek ev kuşu olan ben ve minik kuzu Aze dışarıya, insana doyduk resmen. Ta pazar günü başladık atraksiyonlara. Ben yüzmeye gittim sabahtan, babası, büyük dayısı ve Aze Şiirci'ye gittiler. Zira baba Savaş bayramda evde olmak için pazar çalıştı. Ben de havuzdan oraya geçtim. Şiirci sakin olduğundan Savo'yla bolca vakit geçirip Metrocity'e geçtik. Vedat ve sevgili Nihan'la birlikte. Orada Aylin de bize katıldı. Bu önümüzdeki pazar düğünümüz var bizim. Savo'nun en küçük erkek kardeşi evleniyor. Onun düğünü için elbise baktık. Gezindik, yemeğimizi yiyip, kahvemizi içtik. Artık kafeinsiz kahveyi daha çok seviyorum. Geç saatte eve döndük. Sanki Savaş hiç çalışmamış gibi oldu. Bizden az sonra da o geldi.

Salı gününün bayram olduğunu kapıyı çalan çocukların tebriğiyle hatırladık. İlk günü kızımın Yağmur Ablası, Ezgi Teyzesi geldiler ziyarete. Akşam ise kuzeni İdil Eylül, Barış ve Semra. İkinci gün esas yoğunluğumuz başladı. Sevgili arkadaşlarımız Ümit ve Betül geldiler Bergama'dan. Senede en az iki kez görüşürüz kendileriyle. Onlar gelir, biz gideriz, Burhaniye, Altınoluk, Ayvalık civarlarında buluşuruz... Yine de birbirimizi çok özleriz hep. Yine çok özlediğimiz bu ara kalkıp geldiler  ne mutlu ki. O günü gezerek geçirdik. Arada yine düğün için bana elbise baktıysak da, şu süt verme hadisesinin bana sağladığı şahane kilolar sebebiyle içime sinen şekilde bir elbise bulamadık.

Ertesi gün, süper bir masada süper muhabbetle rakıya doyduk. Rakıya doyup, alkole doyamayıp üzerine sıcak şaraplar bile götürdük. Tabi öncesinde süt sağdım, mamayı hazır ettim. Eskiden ben o masayı görsem kendi kendime "Vay arkadaş içki masasında bebek arabasının ne işi var? Nasıl bir anne süt vermemeyi tercih edip alkol alır?" derdim. Evet derdim bunu. Şimdi ki Derya o Derya'ya "Çok konuşma dümbük kendi işine bak." diyor :) Uzaktan her bir şey pek kolay gözüküyormuş gerçekten. Neyse ki içtiğimiz mekan evimiz sıcaklığında, rahat ettiğimiz, Aze'nin her ihtiyacını sağlayabilecek bir mekan ve neyse ki süt sağma makinaları ve mamalar var. Ve en büyük neyse ki artık içerilerde sigara içilmiyor. Böylece yukarıda bahsettiğim gibi şahane bir gece geçirmiş olduk. Akşam Vedat da katıldı aramıza.

Bir ertesi gün ise sabaha Beşiktaş'ta kahvaltıyla başladık.Sonrasında alışveriş, dolaşmaca... Beşiktaş'ta elbisemi de bulmuş oldum. Melek gibi bir insan çıktı karşımıza:

- Ya ben kısa istiyordum ama
- Keseriz istediğiniz kadar.
- Ama bunun göğsü şöyle olsaydı?
- Diktiririz?
- Biraz sade mi?
- Şu taşı ekleriz...

Resmen sıfırdan başka bir elbise hazır ettiler. Olabilecek en iyi seçeneği edinmiş olduk böylece. Sonrasında sahilde kahvemizi içtik ve bölündük :) Savo, Vedat ve Aze eve gittiler. Biz Ümit ve Betül Beşiktaş'ta kalıp elbiseyi bekledik. Yemeğimizi yedik ve eve döndük. Aze o ana dek 6 gün en ufak sorun çıkarmadan bizimle sürtüp dururken ve hatta bundan çok keyif alırken o gece biraz huysuzlandı. Gaz sancısı gibi geldi. Damlasını verip, emzirdikten sonra rahatladı kuzucum.

Cumartesi sabah yolcu ettik sevgili arkadaşlarımızı. Ama yine duramadık evde. Bu sefer de Savo ve Vedat'a elbise almaya çıktık. Erkeklerin işi daha kolay derler ama bizimkiler görüntülerine pek hassas olduklarından hiç de öyle olmadı. Biz Aze'yle mekanların keyfini çıkarıp, arada kıyafetlere yorum yapmakla yetindik. Sabahtan akşama o kadar dolanmamız neyse ki boşa gitmedi, tüm alışverişimiz tamamlandı. Evimizde döndük, evde bizi Aze'nin annannesi bekliyordu. Böylece Aze evimizin  DeryAze yalnızlığına direk dalmayıp geçiş sürecine geçmiş oldu.


Bu geçtiğimiz haftaya baktığımızda Aze Çınar gelişmeleri şöyle; Artık nesneleri baya baya tutup, çekiştiriyor. Eline alıp, sallıyor. Gözleriyle takip ediyor. Sesleri iyice duyup, sese doğru dönmeye başladı. bıbıbımmmm, agkuukuuu, bummmm, hiyyeeeee, gibi sesleri net çıkarmaya başladı. Biberonu görünce yemeğin geldiğini anlayıp heyecanını gösteriyor obur kuzu. Uykusu gelince, eliyle gözünü kapatıp kendi kendini uyutmaya çalışıyor. Çoğunlukla da başarıyor. Artık daha net kahkaha atmaya başladı. Ama sık sık da öksürerek kahkaha attığını sanmaya devam ediyor. Savaş'a göre ben o kadar çok ve farklı şekilde gülüp, kahkaha atıyorum ki çocuk da bana yetişmeye çalışıyor :) Bir öğününü 150 cc'ye çıkardık. Gece uyumadan önceki öğününde 180 cc veriyoruz. Daha çok versek daha çok yiyecek (Maşallah mı denir burada?) Kaka sayısı neredeyse günde 1'e düştü. O da sanki bütün günü biriktirip hepsini birden yapmış gibi, badisine, tulumuna geçecek kadar çok oluyor. Birazcık huysuzlukları arttı. Sebebini tam çözemedik. Ama sağlıksal bir sorun yok gibi. Yarın doktora kontrole gideceğiz. Bakalım kilomuz, boyumuz ne durumda.
Sol yumruğa dikkat!

Bayram boyunca özlemişim bloga yazmayı. Bebeğimin fotoğraflarını düzenlemeyi. Annem bir süre buralardayken daha sık yazmaya çalışacağım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...