26 Kasım 2010 Cuma

Neye niyet...

Tam annem burada çok yazmayı planlıyorum derken hasta olduk biz. Aze bir yandan hapşurup duruyor ben diğer yandan.Burnumuz akıyor, gözlerimiz yaşarıyor, boğazımız acıyor... Aze Çınar'ın gözleri iyice küçücük olup bana benzedi. Benim gözlerim ise artık benim gözlerime benzemiyor. Daha da küçülemeyeceği için yok oldu zira. Doktoru Aze'ye peditus şurup ve gözleri için damla verdi. Burnunu açmak için de serum fizyolojik kullanıyoruz. Bilumum ilaç süte geçtiğinden ben de onun şurubundan otlanıyorum. Bizim obur dana verdiğimiz hiçbir tada hayır demez diye düşünüyorduk bugüne kadarki ilaç vs deneyimlerimizden ama öyle değilmiş. Portakallı Peditustan hazzetmedi pek.
Hal böyle olunca 5 gündür sadece 1 kez banyo yaptı minik kumru. Kaç gündür yeni sesler çıkarmayı da öğrendiğinden öyle yaratıcı inliyor ve ağlamaya benzer sesler çıkarıyor inanamazsınız. Bir de o kadar içli bakıyor ki... Dün Savaş evdeydi hem bugünki sınavına çalışmak hem de bize bakmak için. Annem de bizimle ama o da rahatsız olduğundan mümkün mertebe ona iş bırakmamaya çabalıyorum. O da sağolsun hasta değilmiş gibi koşturup duruyor.
Nereden geldi bu hastalık diye düşünürken yakaladım kendimi. Sanki tüm bayramı sokaklarda geçirmemişiz gibi. Sanırım artık geçme üzere. Kumrum sabah burnu açık ve güleryüzlü uyandı. Gerçi her sabah gülerek uyanıyor ama bir kaç gündür içli ve halsizdi gülmeleri. İkimizin birden hastalanması iyi bir şey. Annenin yarattığı antikorlar sütle bebeye geçtiğinden iyileşmesi hızlanıyormuş. Anne hasta değilse bile bir şekilde kendine bulaştırmaya çalışmalıymış.
On gün öncesinden 4. Ay kontrolüne de gittik. Boyu, kilosu akranlarına tamamen yetişmiş durumda. Sınırda bile değil. Gayet olması gereken aralıkta. Nezle dışında bir sıkıntısı da yok.

Tutma ve çekme işlerinde ustalaştı. Dün annanenin küpesini yakalayıp epey çekiştirmiş mesela. Benim ya da Savaş'ın yanaklarını, dudaklarını yakalıyor kucağımızda sallarken. Demin dediğim gibi çıkardığı sesler de epey arttı. Bazen o sesleri dinleyeceğiz diye durup beklediğimizden ve hemen ilgilenmediğimizden kıyamet kopuyor. Yüzüstü yatmaktan hiç hoşlanmıyor. Dönmeyi de henüz yapamadı. Bol bol yüzüstü bırakmamız gerekiyor anlaşılan.

Dün bize Fulya geldi. Üstelik hazırladığı kısır ve patates salatasıyla. Çay, kurabiye eklenince süper bir öğlen çay saati oldu. Önceki gün de büyük annaneye gittik. Bir önceki yayınladığım "Dayıya kahkaha" videosu oradan. Pek eğlendi yumurcak.


Pazar günü kardeşimiz Sinan'ın düğünü var. Bugün de var aslında. Şöyle ki; gelinimiz Özlem Antalya Manavgat'ta yaşıyor. Bugün Antalya'da kına/düğün bir şey olacak, pazar da burada. Biz Aze Çınar'ın kulağındaki olası rahatsızlık sebebiyle uçağa binmemiz sıkıntı yaratabileceğinden gitmedik. Umuyoruz ki pazara kadar bari tüm hastalığı atlatalım.
Sinan ve Özlem'e de ilk olarak buradan ömür boyu huzurlu, acısız, mutlu günler diliyoruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

26 Kasım 2010 Cuma

Neye niyet...

Tam annem burada çok yazmayı planlıyorum derken hasta olduk biz. Aze bir yandan hapşurup duruyor ben diğer yandan.Burnumuz akıyor, gözlerimiz yaşarıyor, boğazımız acıyor... Aze Çınar'ın gözleri iyice küçücük olup bana benzedi. Benim gözlerim ise artık benim gözlerime benzemiyor. Daha da küçülemeyeceği için yok oldu zira. Doktoru Aze'ye peditus şurup ve gözleri için damla verdi. Burnunu açmak için de serum fizyolojik kullanıyoruz. Bilumum ilaç süte geçtiğinden ben de onun şurubundan otlanıyorum. Bizim obur dana verdiğimiz hiçbir tada hayır demez diye düşünüyorduk bugüne kadarki ilaç vs deneyimlerimizden ama öyle değilmiş. Portakallı Peditustan hazzetmedi pek.
Hal böyle olunca 5 gündür sadece 1 kez banyo yaptı minik kumru. Kaç gündür yeni sesler çıkarmayı da öğrendiğinden öyle yaratıcı inliyor ve ağlamaya benzer sesler çıkarıyor inanamazsınız. Bir de o kadar içli bakıyor ki... Dün Savaş evdeydi hem bugünki sınavına çalışmak hem de bize bakmak için. Annem de bizimle ama o da rahatsız olduğundan mümkün mertebe ona iş bırakmamaya çabalıyorum. O da sağolsun hasta değilmiş gibi koşturup duruyor.
Nereden geldi bu hastalık diye düşünürken yakaladım kendimi. Sanki tüm bayramı sokaklarda geçirmemişiz gibi. Sanırım artık geçme üzere. Kumrum sabah burnu açık ve güleryüzlü uyandı. Gerçi her sabah gülerek uyanıyor ama bir kaç gündür içli ve halsizdi gülmeleri. İkimizin birden hastalanması iyi bir şey. Annenin yarattığı antikorlar sütle bebeye geçtiğinden iyileşmesi hızlanıyormuş. Anne hasta değilse bile bir şekilde kendine bulaştırmaya çalışmalıymış.
On gün öncesinden 4. Ay kontrolüne de gittik. Boyu, kilosu akranlarına tamamen yetişmiş durumda. Sınırda bile değil. Gayet olması gereken aralıkta. Nezle dışında bir sıkıntısı da yok.

Tutma ve çekme işlerinde ustalaştı. Dün annanenin küpesini yakalayıp epey çekiştirmiş mesela. Benim ya da Savaş'ın yanaklarını, dudaklarını yakalıyor kucağımızda sallarken. Demin dediğim gibi çıkardığı sesler de epey arttı. Bazen o sesleri dinleyeceğiz diye durup beklediğimizden ve hemen ilgilenmediğimizden kıyamet kopuyor. Yüzüstü yatmaktan hiç hoşlanmıyor. Dönmeyi de henüz yapamadı. Bol bol yüzüstü bırakmamız gerekiyor anlaşılan.

Dün bize Fulya geldi. Üstelik hazırladığı kısır ve patates salatasıyla. Çay, kurabiye eklenince süper bir öğlen çay saati oldu. Önceki gün de büyük annaneye gittik. Bir önceki yayınladığım "Dayıya kahkaha" videosu oradan. Pek eğlendi yumurcak.


Pazar günü kardeşimiz Sinan'ın düğünü var. Bugün de var aslında. Şöyle ki; gelinimiz Özlem Antalya Manavgat'ta yaşıyor. Bugün Antalya'da kına/düğün bir şey olacak, pazar da burada. Biz Aze Çınar'ın kulağındaki olası rahatsızlık sebebiyle uçağa binmemiz sıkıntı yaratabileceğinden gitmedik. Umuyoruz ki pazara kadar bari tüm hastalığı atlatalım.
Sinan ve Özlem'e de ilk olarak buradan ömür boyu huzurlu, acısız, mutlu günler diliyoruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...