17 Ocak 2011 Pazartesi

Kabus

Dün kucağında ağlayan bir yaşlarında çocuğunu arka arkaya 2 kez tokatlayan bir adam gördük. Anne de hiçbir şey demeden yanlarında yürüyordu. Gayet eğitimli, modern tiplerdi. Şok olduk, biz kendimize gelene dek gitmişleri bile. Adama "Napıyorsun sen" diyemedik. Orta yerde Savaş'a sarılıp beş dakika ağladım herhalde. Minicik, güçsüz ve kendini koruyamayan bir canlıya nasıl vicdansızca vurabilir algılayamadık. Çoktandır aldığım bir karar var, kimsenin ebeveynliğini eleştirmeyip, kimseye sormadan tavsiyede bulunmamakla ilgili. Kimseyi bilmeden etmeden yargılamamakla ilgili. Ne zaman içten "cık cık"layacak olsam, "Sus yarın bir gün başına gelirse görürsün." diyorum hemen ama böylesini de ne anlamak mümkün ne de yarın bir gün başımıza gelmesi.
Gece ise heyecandan beşe kadar uyuyamadım ben. Çünkü bu sabah çok heyecanla beklediğim bir iş için haber gelecekti, belki öğleden sonra görüşmeye gidecektim. Eğer olursa hem maddi olarak hem de severek yaptığım bir işi sevdiklerimin olduğu bir yerde huzurla yapmanın rahatlığı olacaktı baya. Sabah 08.15 civarı kalktı Aze, yemeğini yedi, oynadık, altı değişti, sonra 10.00 gibi yatırdım. Dün gecenin uykusuzluğuyla ben de bilgisayar odasında uyuyakalmışım. 
Rüyamda iki kız çocuğum vardı. Küçüğü Aze, büyüğü 7-8 yaşlarında başka bir kız çocuğu. Kendi yatağımın üzerine yatırmışı Aze'yi altını değiştiriyorum. Aze de cilveli cilveli ablasına elini uzatıyor, saçını çekiyor, son zamanlarda çok yaptığı gibi tırnaklarını geçiriyor ablasının yüzüne. Ablası da hem acıyla hem de zaten var olan kardeş kıskançlığıyla okkalı bir tokat geçiriyor Aze'ye. Aze ağlamaya başlıyor. Ben çok kızıyorum "nasıl kardeşine vurursun biz hiç sana vurduk mu?" diye. Sonra neyse herkes sakinleşiyor. Yatağın üzerinde uyuyoruz hepimiz. Bir uyanıyorum Aze yok. Kalkıyorum hemen, banyonun ışığı yanıyor. Giriyorum, büyük kızım ayakta durmuş küvete bakıyor. Ben de bakıyorum küvete, ağzına kadar su dolu ve Aze yüzüstü yatıyor suyun içinde. Sırtında da kocaman kocaman, derin bıçak kesikleri var. Aze ölmüş. Dehşete kapılıyorum. Küçük kızım ölmüş, büyüğü de kardeş katili olmuş! Büyüğü tutup sarsıyorum hızla, "Sen ne yaptın sen ne yaptın" diye bağırıyorum. Gülüyor ve "Bak sen de çocuğuna vuruyorsun." diyor. Delirmenin sınırındayken telefonum çaldı ve uyandım. O an telefonum çalmasa gerçek hayata yansıyabilecek bir delirme yaşayabilirdim sanırım çünkü tarifi mümkün olmayan bir şeydi hissettiğim. Telefon kötü haberdi. O heyecanla beklediğim iş için Rusça ve Farsça dil bilmek gerekliymiş. Metin yazarlığı için neden gerektiğini hala anlayamasam da görüşmeye bile gitmemiş oldum. Ancak rüyanın dehşeti o kadar üzerimdeydi ki, normalde üzüleceğimin yüzde onu kadar üzülmemişimdir bu iş olayına. Nasıl etkilenmişsem hadiseden ve aldığım karar da nasıl içime işlemişse böyle abuk halde girdi rüyama işte.
Rüyasını bile yaşamasın kimse. Dehşet bir şey. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

17 Ocak 2011 Pazartesi

Kabus

Dün kucağında ağlayan bir yaşlarında çocuğunu arka arkaya 2 kez tokatlayan bir adam gördük. Anne de hiçbir şey demeden yanlarında yürüyordu. Gayet eğitimli, modern tiplerdi. Şok olduk, biz kendimize gelene dek gitmişleri bile. Adama "Napıyorsun sen" diyemedik. Orta yerde Savaş'a sarılıp beş dakika ağladım herhalde. Minicik, güçsüz ve kendini koruyamayan bir canlıya nasıl vicdansızca vurabilir algılayamadık. Çoktandır aldığım bir karar var, kimsenin ebeveynliğini eleştirmeyip, kimseye sormadan tavsiyede bulunmamakla ilgili. Kimseyi bilmeden etmeden yargılamamakla ilgili. Ne zaman içten "cık cık"layacak olsam, "Sus yarın bir gün başına gelirse görürsün." diyorum hemen ama böylesini de ne anlamak mümkün ne de yarın bir gün başımıza gelmesi.
Gece ise heyecandan beşe kadar uyuyamadım ben. Çünkü bu sabah çok heyecanla beklediğim bir iş için haber gelecekti, belki öğleden sonra görüşmeye gidecektim. Eğer olursa hem maddi olarak hem de severek yaptığım bir işi sevdiklerimin olduğu bir yerde huzurla yapmanın rahatlığı olacaktı baya. Sabah 08.15 civarı kalktı Aze, yemeğini yedi, oynadık, altı değişti, sonra 10.00 gibi yatırdım. Dün gecenin uykusuzluğuyla ben de bilgisayar odasında uyuyakalmışım. 
Rüyamda iki kız çocuğum vardı. Küçüğü Aze, büyüğü 7-8 yaşlarında başka bir kız çocuğu. Kendi yatağımın üzerine yatırmışı Aze'yi altını değiştiriyorum. Aze de cilveli cilveli ablasına elini uzatıyor, saçını çekiyor, son zamanlarda çok yaptığı gibi tırnaklarını geçiriyor ablasının yüzüne. Ablası da hem acıyla hem de zaten var olan kardeş kıskançlığıyla okkalı bir tokat geçiriyor Aze'ye. Aze ağlamaya başlıyor. Ben çok kızıyorum "nasıl kardeşine vurursun biz hiç sana vurduk mu?" diye. Sonra neyse herkes sakinleşiyor. Yatağın üzerinde uyuyoruz hepimiz. Bir uyanıyorum Aze yok. Kalkıyorum hemen, banyonun ışığı yanıyor. Giriyorum, büyük kızım ayakta durmuş küvete bakıyor. Ben de bakıyorum küvete, ağzına kadar su dolu ve Aze yüzüstü yatıyor suyun içinde. Sırtında da kocaman kocaman, derin bıçak kesikleri var. Aze ölmüş. Dehşete kapılıyorum. Küçük kızım ölmüş, büyüğü de kardeş katili olmuş! Büyüğü tutup sarsıyorum hızla, "Sen ne yaptın sen ne yaptın" diye bağırıyorum. Gülüyor ve "Bak sen de çocuğuna vuruyorsun." diyor. Delirmenin sınırındayken telefonum çaldı ve uyandım. O an telefonum çalmasa gerçek hayata yansıyabilecek bir delirme yaşayabilirdim sanırım çünkü tarifi mümkün olmayan bir şeydi hissettiğim. Telefon kötü haberdi. O heyecanla beklediğim iş için Rusça ve Farsça dil bilmek gerekliymiş. Metin yazarlığı için neden gerektiğini hala anlayamasam da görüşmeye bile gitmemiş oldum. Ancak rüyanın dehşeti o kadar üzerimdeydi ki, normalde üzüleceğimin yüzde onu kadar üzülmemişimdir bu iş olayına. Nasıl etkilenmişsem hadiseden ve aldığım karar da nasıl içime işlemişse böyle abuk halde girdi rüyama işte.
Rüyasını bile yaşamasın kimse. Dehşet bir şey. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...