28 Aralık 2011 Çarşamba

2011 Üzülme Ben seni sevdim

2011 bir çok arkadaşım için zor bir yıl olmuş. Twitter'da, facebook'ta, bloglarda hep “Git artık 2011” içerikli iletiler gördüm. Benim içinse dipte başlayıp yukarı doğru yükselen bir yıl oldu. Şu an ise ennn tepe noktadayım bir çok açıdan. Hem iş hem aile hem eş dost...

Fakat bunların hepsinden önemli bir yanı oldu 2011'in. Benim için dark side'a geçişte kocaman bir pencere oldu. Hayatımda ikinci ve umarım son geçiş oldu bu.
İlki üniversitede olmuştu. Öncesinde köylü kızı diye dalga geçilecek kadar saftım. Kötü insanlar filmlerde olur, başka dünyalarda yaşarlar ve biz çok dikkatli olursak asla bizim hayatlarımıza yanaşamazlar sanıyordum. Yıllarca küçük alevi cemaatinde, sıfır kötülükle yaşamanın acı sonuçlarıydı bunlar.

Sonra kötü insanlarla ve hepsinden kötüsü faşizmle tanıştım. İki gün önce, solcu arkadaşıma saf saf (çekinmeyin gerzek gerzek deyin) savunduğum, mhpli ama iyi bir insan, insanları görüşlerine göre değil karakterlerine göre ayırmak lazım diye kendimce koruduğum sınıf arkadaşımın(!) iki gün sonra okuldaki bir gerilim ve arbede sonrası gözümün içine baka baka bana taş sallaması ve dizime aldığım ilk darbe ile yaşadım kozamdan çıkıp gerçek hayatla karşı karşıya kalışımı. Kötülerin bizim hayatımıza da gayet değebilecekleri gerçeğiyle biraz geç tanıştım.

Fakat bu geçişle gerzeklik aşamasından çıksam da “normal” aşamasına geçemedim. Hayatta iki uç var sanmaya çok uzun zaman devam ettim: İyiler ayrıdır kötüler ayrıdır. Kötü olmayan insanlar ise hata yapabilir, yanlış yapabilir, ama önemli olan niyettir. Ben anlaşamasam da o insan hala iyi olabilir. Hem kimbilir belki ben onun koşullarında olsaydım, onun sahip olduğu aileye doğsaydım ne bileyim öyle çocuklarım olsaydı, öyle sevgilim olsaydı, öyle çalışma şartlarına sahip olsaydım belki ben de onun gibi davranırdım. Yazıktı insanlara, sistem insanları çok tuhaf davranmak zorunda bırakabiliyordu. Empati herkese lazımdı. Ne olursa olsun insanlara küsebilirdik, kızabilirdik ama yine o insanlar kendilerince iyilerdi ve bir selam olsun verebilirdik, biz iyi niyetli olmaya devam edebilirdik, hayatımızın bir yerinde barındırmaya devam edebilirdik, anlayışla karşılayabilirdik, dik, dik, dik, dik...

Geçenlerde bir sorun çözmeye çalışıyorduk. Muhattaplarımız Savaş'la değil benle görüşmek istediler. Ben saftiriğin önde gideniyim çünkü. Bana iki güler yüz gösterin ben yaptığınız her pisliği unuturum. Araya biraz zaman girsin, size torpil geçer kendimi özeleştiriyle mahfeder bir şekil iletişirim sizinle. Aynen de düşündükleri gibi oldu. Savaş'a hayatta kabul ettiremeyecekleri şeyi bana kabul ettirip, giderken de tekme atıp gittiler. Tanışabileceğiniz en salak insanım ben çünkü. Herkesi anlamaya çalışmamız, anlayış göstermemiz, hep ilkeli ve doğru davranmak gerekir çünkü.

2011 tüm bu gerzek bakış açıma şunu dememi sağladı: Hassiktir lan ordan!
Blogumu okuyanlar ve herkesten önce blogumun sahibi kızım Aze'm kusura bakmasınlar kabalığım için. Üstelik de dilde seksizmin bu kadar karşısındayken bu lafı ettiğim için öncelikle ben kendimin kusuruna bakmayayım. Ya da kim bakarsa baksın: Umurumda değil. Aydım ben sevgili okur. En yakın arkadaşım Darth Vader artık benim. Dark Side'a yanınıza geldim panpalar. Güzelmiş burada havalar.

Paragrafımızın başına dönersek, herkesin aklı var vicdanı var kardeşim. Kader mader hayat ne getirmişse, aklını, vicdanını kullanıp ona göre davranır insan. Geri kalan hep mazeret hep çıkar amaçlı terör örgütü... İnsanlığı sevmek gerzeklikmiş hacı, hakeden insanı çok çok sevecekmişsin, gerisi yalanmış.

Empatim yok huzurum var kardeşim. Canımı acıtan, koşullarından sebep değil beni önemsemediği için acıtıyor canımı bu kadar net. Bu denli bencil, özensiz, çıkarcı olabilen insanlar ise mazeretsiz sebepsiz kötü işte. Tutmayacaksın hayatında. Selam bile vermeyeceksin tartışmasız. Sırtında yük etmeyeceksin kimseyi, yan yana olduğun, kimsenin kimseyi taşımadığı ilişkidir ilişki olan.

Ben evim konusunda da böyleydim. 15 yıl önce yazılmış bir mektup, 18 yıl önce hediye edilmiş bir toka, maç biletleri, konser, sinema biletleri, 20 yıllık defterler.... Vefa işini fazla abarttım ben. Eskiye, eskiden sevdiğime bağlılık işini çok abarttım. Miadı dolan atılır ve yola devam edilir. Bunu yüzlerce kez gözlediğim halde anlayamadım. 32'yi bekledim bunları anlamak için şapşal beni!

2011 çok işime yaradı a dostlar. Yukarıda dediğim gibi sırtımdaki yüklerin hepsini attım. Yıllarca yüreğimde taşıdığım yaralarımı söküp attım. Değil iyileştirmek, hiç olmamışçasına söktüm attım. “Acaba başka türlü olabilir miydi?”, “Acaba bir gün çözülür mü, halledilir mi?” dediğim, içimi acıtan ne varsa hepsini attım. Zerre acıtmaz mı artık arkadaş? Zerre acıtmaz mı? İnsan o kadar acının üzerine birdenbire hiç mi bir şey hissetmez artık. Yok hissetmiyorum. Umurum bile değil.
Şu 2 yıldır tüm yaşadıklarım beni bambaşka bir insan yaptı. Hayatımdaki çok şahane insanların aslında düşündüğümden de şahane olduklarını gördüm. Tam anlamıyla bilemediğim kıymetlerini elimden geldiğince bilmeye çalıştım. Hem para sahibi olup hem insan olunamayacağına neredeyse ikna gibiyken birileri yaptıklarıyla, yaşadıklarıyla “yok olabiliniyormuş” diye içimi serinletti.

2011 çok hoş gelmedi ama çok şahane gidiyor. İroni yapmıyorum, sarkazm hiç yapmıyorum. Gerçekten böyle düşünüyorum. Hayatıma bir dönem giren kimi insanların en kötü hallerini gördüğüm şu son bir ay gerçekten hayatımın en mutlu zamanlarından biri oldu. Sağolsunlar özgürleşmemi sağladılar. Sağolsunlar ve hayatımdan uzak dursunlar.

2012'den de daha umutluyum. Bu yükseliş gitgide artacak eminim. Yıllardır takıldığım binlerce şeye değil önüme baktığım günler daha çoooook güzel şeyler getirecek. Eminim. Bir süredir görüyorum böyle olduğunu, gitgide daha iyi olacağını da biliyorum.
Sağlıklı, huzurlu, mutlu bir hayat diliyorum tüm sevdiklerime, tüm kendilerinden başkalarını da bir nebze olsun düşünenlere. Hepimizin hayatları dolu dolu olsun. O kadar işimizle, gücümüzle, sevdiklerimizle meşgul olalım ki, hayatın küçük kirleri dikkatimizi bile çekemeden kaybolsun gitsin hayatımızdan. Sevdiklerimizle hep dertsiz olalım.
Sevdiğim insanlar sayınız çok az ama sizi çok seviyorum. 2012'de de 2062'de de birlikte olmayı diliyorum.

Devamını Oku »

23 Aralık 2011 Cuma

Dillerini yediğim...

Bizim kız bülbül oldu a dostlar! Kime benzediyse bi geveze oldu bi geveze oldu sormayın! Bir kere duyduğu her şeyi tekrar ediyor. Bugün asansör dedi mesela (asansö olarak) . Onun dışında her bir haltı anlıyor, çoklukla da söylüyor. Yani tek tek yazayım desem geçen günkü yazıda olduğu gibi sayfalarca sürecek. Enteresanları söyleyecek olursam; montu çıkar, şapkayı tak diyor, Zeynel zeyzi iken zennel oldu. Kulak kuak oldu. Hayvanlara inek möö ile eklendi. Horoz üüüüü ile. Goygoy Gökay; Gokku oldu. Aaaba eklendi mis gibi. Balığa bakka diyor fekat genel olarak mama diyor akvaryumda bile görse. Biraz obur bi kızımız var.
Sevgili Deniz ve OİP'in Fil'in Banyosu'na hasta. Telefonu gösterip "fi, fi" diyor. Hello diyen fili taklit ederek "hüllüüooo" diyor.

Gelelim en enteresanına; hani şimdiki zaman eki -yor'dur ya, ingilizce'de -ing , kürtçe'de -kir... fiilin sonuna ekleriz ve zamanlı yüklem yaparız. Azoçka buna kendince bir yol bulmuş. Sanırım bizim cümlelerde "yor"u duymuş, genelde kelimelerden son harfi atma eğiliminde olduğu için son harfi atmış, önüne gelen kelimeye ekleyerek yeni anlamlar kazandırmış.

- Mamayo : mama yiyoruz /yiyelim/yedim (arada boşluklu olursa mamaya hayır demek oluyor: mama? yoooooo)
- Eeeyo : Uyuyalım/ Uyuyoruz / Uyudum
- Nanayoo : Müzik açıyoruz/  Müzik açtık/ En çok da: Müzik açsanıza ulan!
- Gityo: Gidelim / Gidiyoruz
- Anneyoooo : Anne gelmiş, anne gelsin...
- Haydeyooo: Kazım Koyuncu'dan Hayde'yi açın. ahhaha evet valla bu demek. Kazım'ın fotoğrafını görünce de Hayde diyor zaten.


12 kilo, Boy 80 küsur cm. tam bilmiyorum kaç oldu. İştahı eskiye göre azaldı epey. Çok güzel sarılıyor. Öpüyor. Babası şahane öğretmiş; bezini götürüp çöpe atıyor, eve döndüğünde ayakkabısını çıkarıp ayakkabılığa, montunu odasındaki askıya asıyor. müzik aletleriyle arası şahane, davul, melodika, org, zil, mızıka, bağlama haşır neşir olduğu aletler. Dans etmeye bayılıyor. "Nana" diyerek müziği açtırıyor, nanayo diyerek oynuyor. Kendi oynamakla kalmıyor, odada kim varsa tek tek kaldırıp oynatıyor.
Kitaplarıyla da arası iyi. Bizim kütüphanedeki bir raf onun. Oradaki kitaplarını alıyo, okuyo, geri koyuyor yerine. Bizimkilere dokunmuyor. Arada bir el edecek olduğunda "Ama o annenin kızım seninkiler nerede?" deyince kendininkilere yöneliyor hemen.

Azı dişleri geliyor sanırım çok kaşınıyor damakları. Şu ana kadar hiçbir dişte sıkıntı yaşamamıştı. Ama bu sefer pek kastırdı.
Kalabalık mekanlarda genelde pek kopup gitmiyor. Bir iki yürüyor, duruyor ama durduğu, gittiği yerden bizi gözetliyor sürekli. Biz gider gibi yapıyoruz bazen, kontrollü bir şekilde arkadan arkadan geliyor. Dün Koçtaş'ta bizim döndüğümüz köşeyi kaçırıp bir önceki köşeden döndü. Ortada kısa raflar olduğundan biz görebiliyoruz onun olduğu koridoru. O bizi göremiyor. Bir iki adım attı, bizi göremeyince hızlandı ve şahane bir şekilde bağırdı: Babaaaaaaaaaaaaaa . Ahahahha hatırladıkça gülüyorum çok tatlıydı. Tabii ki üzmedik daha fazla hemen ses ettik de rahatladı.

Bu arada artık dikili iki ağacımız var. Biri Aze'nin biri benim:



Benim iş saatlerim yavaş yavaş oturuyor. Aze de çalışıyor olmama alışıyor. Geçirdiğimiz vakit artıyor. Şu an herkes halinden memnun.
16. Ay da böyle geçti işte.

Bu arada bir şey duyurmak isterim: Van'daki çocuklara, kadınlara, erkeklere batının 3-5 katı soğukta üşümemeleri için örgü örüyoruz kampanyası başladı. Patik, şapka, bere, yelek, hırka neyi yapabilirseniz hepsine ihtiyaç var. Detaylı bilgiler ve hatta örgü tarifleri bu adreste: http://vanicinoruyoruz.com/
Devamını Oku »

20 Aralık 2011 Salı

Ek Gıdaya Geçiş

Ek gıdaya geçiş bir çok aile için sıkıntılı oluyor.

Emen bebekler için ayrı, mama alan bebekler için ayrı, az emen, çok emen, iştahlı, iştahsız bebekler için ayrı ayrı şeyler öneriyor doktorlar. Detaylı ek gıdaya geçme yöntemlerini mutlaka doktorunuzla konuşmalısınız ama ben bizim deneyimlediğimiz kimi ipuçlarını, tüyoları anlatacağım. Ama önce mutlaka söylemek isterim: Olabiliyorsa ilk 6 ay mutlaka anne sütü vermenin yanısıra, ek gıdaya geçişten sonra da emzirmeye devam edilmesi yanlısıyım. Zaten 6. ay verilen gıdalar anne sütünün yanında tanışması için. Doyma işini yine sütle yapmalı bebek. 


Bir çok doktorun ortaklaştığı ilk yemek evde mayalanmış yoğurt. 
Hemmen bir tarifini yapalım: 


Pastorize 1 Litre sütü, tencerede ısıtın. Parmağınızı koyduğunuzda 5-6 saniye çekmeden durabileceğiniz sıcaklıkta olsun. Sonra bir kaseye mayalık bir çorba kaşığı yoğurdu koyun. Bizim doktorumuz prebiyotik yoğurt önermişti. Bazen onu kullandık. Bazen doğal yoğurt ya da baby mix kullandık. Kendi mayaladığımız yoğurdu kullandık tabi sürekli. Farketmeden tüm yoğurdu tükettiğimiz zamanlar falan kullandık yukarıda saydıklarımı. 
Sonra kaseye çorba kaşığı ile ısıttığımız sütten koyup karıştıralım. İyice sıvılaşınca tüm mayayı tencereye boşaltalım, karıştırıp kapağını kapatalım. İyice sarıp sarmalayıp sıcak bir yerde 6-7 saat bekletelim. Örtüleri açtıktan sonra da buzdolabına koyalım. Afiyet olsun. 


- Bizim doktorumuz bir hafta yoğurdu denedikten sonra çorbalara ve meyvelere geçmemizi önerdi. Her ilk verdiğimiz yiyeceği 3-5 kaşıkla başlatıp, gün geçtikçe miktarını arttırmamızı, yeni gıdaya alıştıktan sonra yeni sebzeye geçmemizi önerdi. 


Bir iki çorba tarifi:


Sebze çorbasının hazırlanışı;
1 orta boy patates, 1 küçük boy havuç, kabak ve 1 silme tatlı kaşığı pirinç iyice yıkayın.
Soyulduktan sonra küçük küçük doğrayıp tencereye 1-2 bardak su koyun içine.
sebzeleri ve pirinci ilave edin. Duruma göre 1 çay kaşığı irmik ilave edilebilir. Tencerenin kapağı kapatıp sebzeler yumuşayıncaya kadar 10-15 dakika pişirin. Daha sonra içindeki su ile tahta kaşık kullanılarak iyice ezin. Tel süzgeçten geçirin. Bu karışıma her 2-3 günde bir mevsimlik, taze bir sebze ekleyebilirsiniz. Sebzenin alerji yapıp yapmadığına bakın. Eğer sebze alerji yapıyorsa menüden çıkarın ve çorbaya başka sebze ilave edin. 1. haftada bir tatlı kaşığı zeytin yağı eklemeye başlayabilirsiniz. Yemek pişmek üzereyken koyun. 

Yoğurt çorbası
1 kepçe yoğurt (125cc)
1 orta boy patates
1 yemek kasığı pirinç veya buğday unu (Bu mesela çocuğun kilosuna göre. Aze'nin kilosu iyi olduğundan pirinç unu vs kullandırtmadı doktorumuz) 
1 tatlı kasığı zeytinyağı
Bir tencereye yoğurt konur. Az su ile sulandırılır. 1 yemek kaşığı buğday unu (silme) veya pirinç,
rendelenmiş patates ilave edilir ve pişirilir. 1 tatlı kaşığı sıvı yağ ilave edilerek servis yapılır.

Acısız tarhana çorbası 

1 yemek kaşığı ev yapımı tarhana
1 su bardağı su 
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
Değişik sebzeler
1 su bardağı su ile tarhana pişirilir. 1 tatlı kaşığı sıvı yağ ilave edilerek servis yapılır.
Bir tencereye tarhana konur, az su ile sulandırılır. Üzerine 1 çay bardağı su, 1 küçük boy havuç,
patates (rendelenmiş) ve zeytinyağı eklenerek pişirilir.

Mercimek çorbası - 8. Aydan İtibaren
1 yemek kaşığı mercimek
1/2 havuç
1/2 patates
1 yemek kaşığı sıvı yağ
1 su bardağı su
Bir tencereye 1 su bardağı su, 1 yemek kaşığı mercimek konur ve havuç ile patates rendelenerek ilave
edilir. 1 yemek kaşığı sıvı yağ konularak pişirilir. Tel süzgeçten geçirilir. 


- Bebek 7 aylık olduktan sonra bu karışıma 1 köfte kadar (30gr) 2 kere çekilmiş yağsız, sinirsiz kıyma ekleyebilirsiniz. Tavuklar çok hormonlu oluyor diye biz pek tavuk vermedik Aze'ye. Bir iki kere organik tavuk aldık. ama hala pek veriyor sayılmayız.

- Ezme işini iyi yaparsanız pütürler boğzaında kalmaz. Başlangıçta öğürebilir. Korkmayın, boğazlarında kalmıyor, öyle öyle öğreniyorlar, korkup blenderdan geçirirseniz çok zorlanırsınız. 2.5 yaşına gelip de hala her şeyi blenderdan geçirilen çok çocuk var. 

- Meyveye elma ile başlamak öneriliyor genelde. Armut da ilk meyvelerden. Şeftali, muz da hafif meyveler. Ama kabızlığa meyli olan bebeklere çok olgun muz dışında muz vermeseniz iyi olur. Narenciye grubu ise asidik olduğundan 9. aydan önce vermeseniz iyi olur.

- Turp, şalgam, bakla, patlıcan, ıspanak 1 yaştan önce verilmesi önerilmeyen sebzeler. Hepsinin farklı negatif etkisi varmış. Karnıbahar ve nohut, kuru fasulye gibi yiyecekleri de çok gaz yaptığı için vermeseniz iyi olur.

- Böyle minicik tencereler var, bir kase yemek anca alıyor. mümkünse onlarda ve az suyla yapın ki yemeklerin değeri düşmesin. 

- Kahvaltıyı bulamaç verdik başlangıçta. Yağsız peyniri bir gece önce suya koyduk ki tuzu gitsin. Sabah, yarım kibrit kadar peyniri, bir çay kaşığı keçi boynuzu-harnup pekmezini, yumurtanın (Başlangıçta 8/1i kadar) sarısını, minik minik böldüğünüz yarım dilim tam buğday ekmeği içini ezin, 30-40 cc anne sütü ya da formül mama ile iyice karıştırıp bulamaç hale getirin. 8. ay başında bu karışıma yarım ceviz ezip ekleyebilirsiniz. 9. ayda tam ceviz ve bir çay kaşığı tereyağı eklenebilir. Ben şimdilerde süt ya da mama yerine ıhlamur-kuru erik-kuru üzüm-kayısı kaynatıp onu ekliyorum, kış için çok işlevsel oluyor.


- Bal, tuz, şeker 1 yaşına kadar yok. 

- Yumurta sakın hepsini birden vermeyin. Alerji riski çok yüksek. O yüzden ilk bşata mutlaka 8/1 kadarını verip gözlemlemek lazım.
En az beş dakika kaynatın. Beyazı 1 yaşa kadar yok. Sarısını da önce 8/1ini verin 3-4 gün sonra 4/1 3-4 gün sonra yarısını bi 3-4 gün sonra ise tam sarı verin. 1 yaşa kadar böyle, 1 yaştan sonra beyazı da var. Zaten o zaman bulamaçtan normal kahvaltıya geçmiş olmak lazım.

- Biz kabızlık durumunda direk z.yağı verdik doktor önerisiyle. Bir çay kaşığı içirdik. Kayısı kompostosu da verebilirsiniz.

- Tahıllı mama bence çok şart değil. onun yerine pirinç unundan muhallebi de yapabilirsiniz.


- Tropikal sebze ve meyveler bebeklere ağır kaçabiliyor. O yüzden 1 yaştan önce denememekte fayda var.


- Bebeğinize ilk verdiğiniz yiyeceği aç karnına verin. Sevmediği yiyecekleri de 1-2 hafta sonra tekrar deneyin. 

Bir de hakkaten bebeği dinlemek gerekiyor, bebek bir şeyi şiddetle reddediyorsa belki alerjisi olduğundan olabiliyor, ne bileyim o an verdiğin şey bayat ve kokuyor olabilir ama sen ben anlamıyor olabiliriz... Bu bebeler manyak olabiliyor hissedebiliyor :)) O yüzden ısrar etmemek gerekiyor. aslında hiçbir an yemek için ısrar etmemek gerekiyor. Yoksa bebek tepki duyabiliyor. Biz Aze ne zaman yok dese durduk . Kısa aralıklarla teklif ettik, birini yemezse başka bir şey denedik, onu da istemezse tekrar diğeri... acıkınca mecbur yedi. Şimdi maşallah en ufak yeme sorunumuz yok. Darısı tüm bebelerin başına.  



Devamını Oku »

16 Aralık 2011 Cuma

Tıngır Mıngır

Saat 07:24 . Aze Çınar uyuyor. Savaş uyuyor. Annem bizde o da uyuyor. İş yok. Yani en erken saat 10.00'da sevgili Erdal'la kızımın adaşının babasıyla bir çekimimiz var. Peki bu saatte ne işim var ayakta? Cevap: Vücuduım delirdi.
Kendisini son zamanlarda biraz hor kullanıyorum. Televizyonculuğun yoruculuğu, düzensiz saatleri yetmezmiş gibi ikinci bir televizyon işine kalkıştım. Üstelik tam da eski işimin ekibini ve saatlerini ayarlamışken. Bir düzene girmişken.İkinci iş Aze'yi de, beni de, Savaş'ı da çok etkilemeyecek diye düşünmüştük. Geceleri bir tv programının 1 bölümüne metin (ortalama 3-4 saat) yazacaktım. Aze zaten geceleri uyuyordu. Savaş'la da bir yandan sohbetimi de ederdim, gerekirse dizimi bile izlerdim. Fakat ulusal medyanın söylediği gibi işleyeceğine boşuna güvenmişim. Bir gecede 2 metin istemeler, "sabah 8'e çok acil"lerden sebep saat 06.00'da kalkmalar ki bi gece önce 02.00'de yatmışken... Daha o günün uykusunu uyayamadan, o gece iş yapmamanız konuşulmuşken İKİ iş daha istemeler bünyemi biraz delirtti. Sabahın köründe kalkmalar, reglin 20 gün gecikmesi, boğaz acısından konuşamamak, göz acısı... Tüm bunlara rağmen istifa etmeyecektim de başından beri hem Savaş hem annem hiç sıcak bakmadı bu işe. Halihazırda aldığım maaşın iki katını veriyor olmalarına rağmen hem de.

Bunları niye anlatıyorum? Çünkü dün gece Twitter'da da yazdığım gibi ben istifa etmeyi sevmiyorum. Bunun yerine kovulmayı 10 kat daha tercih ederim. İstifayı sık yapıyorum. Fakat bu bana kendimi kötü hissettiriyor. Zor olandan kaçıyormuşum gibi geliyor. Somut durumun somut tahlili çok açık: İnsanlar kimi şeyleri kabul edemez. Bu kimi zaman fiziksel sebepli olur kimi zaman manevi sebepli. Ama işte çok istifadan sebep artık içim rahat etmiyor. Size anlatırken kendimi bir kez daha ikna etmeye çalışıyorum.

Bugün gidip konuşacağım 2. yerle. "Böyle olmuyor." diyeceğim. Bir bakarsınız ikna ederler beni ve yine haftalarca görüşmeyiz ya da tam tersi bünye artık uyumayı reddettiği için abuk saatlerde daha sık yazmaya başlarım.

Yalnız şunu bir kez daha anladım ki para ile kurulan her ilişki baş ağrıtıyor.
Saat 07:42 Gidip Aze Çınar'ı mı uyandırıp sevsem acaba.
Devamını Oku »

12 Aralık 2011 Pazartesi

Blog Ödülleri

Ya o kadar yoğun çalışıyorum ki içim gidiyor bloga yazmaya ama bir türlü zaman bulamıyorum. Şimdi Twitter'da gördüm, Turkcell Blog Ödülleri 2011'de ilk ona kalmışım. Diğer tüm arkadaşlar da çok sevdiğim arkadaşlar. Yani her halukarda hep bir kazandık nezdimde.
Ne kadar mutlu oldum anlatamam.
Jüri oylaması da 5 Ocak'ta açıklanıyormuş.

Oy veren, destekleyen herkese çok teşekkür ederim.
Devamını Oku »

28 Aralık 2011 Çarşamba

2011 Üzülme Ben seni sevdim

2011 bir çok arkadaşım için zor bir yıl olmuş. Twitter'da, facebook'ta, bloglarda hep “Git artık 2011” içerikli iletiler gördüm. Benim içinse dipte başlayıp yukarı doğru yükselen bir yıl oldu. Şu an ise ennn tepe noktadayım bir çok açıdan. Hem iş hem aile hem eş dost...

Fakat bunların hepsinden önemli bir yanı oldu 2011'in. Benim için dark side'a geçişte kocaman bir pencere oldu. Hayatımda ikinci ve umarım son geçiş oldu bu.
İlki üniversitede olmuştu. Öncesinde köylü kızı diye dalga geçilecek kadar saftım. Kötü insanlar filmlerde olur, başka dünyalarda yaşarlar ve biz çok dikkatli olursak asla bizim hayatlarımıza yanaşamazlar sanıyordum. Yıllarca küçük alevi cemaatinde, sıfır kötülükle yaşamanın acı sonuçlarıydı bunlar.

Sonra kötü insanlarla ve hepsinden kötüsü faşizmle tanıştım. İki gün önce, solcu arkadaşıma saf saf (çekinmeyin gerzek gerzek deyin) savunduğum, mhpli ama iyi bir insan, insanları görüşlerine göre değil karakterlerine göre ayırmak lazım diye kendimce koruduğum sınıf arkadaşımın(!) iki gün sonra okuldaki bir gerilim ve arbede sonrası gözümün içine baka baka bana taş sallaması ve dizime aldığım ilk darbe ile yaşadım kozamdan çıkıp gerçek hayatla karşı karşıya kalışımı. Kötülerin bizim hayatımıza da gayet değebilecekleri gerçeğiyle biraz geç tanıştım.

Fakat bu geçişle gerzeklik aşamasından çıksam da “normal” aşamasına geçemedim. Hayatta iki uç var sanmaya çok uzun zaman devam ettim: İyiler ayrıdır kötüler ayrıdır. Kötü olmayan insanlar ise hata yapabilir, yanlış yapabilir, ama önemli olan niyettir. Ben anlaşamasam da o insan hala iyi olabilir. Hem kimbilir belki ben onun koşullarında olsaydım, onun sahip olduğu aileye doğsaydım ne bileyim öyle çocuklarım olsaydı, öyle sevgilim olsaydı, öyle çalışma şartlarına sahip olsaydım belki ben de onun gibi davranırdım. Yazıktı insanlara, sistem insanları çok tuhaf davranmak zorunda bırakabiliyordu. Empati herkese lazımdı. Ne olursa olsun insanlara küsebilirdik, kızabilirdik ama yine o insanlar kendilerince iyilerdi ve bir selam olsun verebilirdik, biz iyi niyetli olmaya devam edebilirdik, hayatımızın bir yerinde barındırmaya devam edebilirdik, anlayışla karşılayabilirdik, dik, dik, dik, dik...

Geçenlerde bir sorun çözmeye çalışıyorduk. Muhattaplarımız Savaş'la değil benle görüşmek istediler. Ben saftiriğin önde gideniyim çünkü. Bana iki güler yüz gösterin ben yaptığınız her pisliği unuturum. Araya biraz zaman girsin, size torpil geçer kendimi özeleştiriyle mahfeder bir şekil iletişirim sizinle. Aynen de düşündükleri gibi oldu. Savaş'a hayatta kabul ettiremeyecekleri şeyi bana kabul ettirip, giderken de tekme atıp gittiler. Tanışabileceğiniz en salak insanım ben çünkü. Herkesi anlamaya çalışmamız, anlayış göstermemiz, hep ilkeli ve doğru davranmak gerekir çünkü.

2011 tüm bu gerzek bakış açıma şunu dememi sağladı: Hassiktir lan ordan!
Blogumu okuyanlar ve herkesten önce blogumun sahibi kızım Aze'm kusura bakmasınlar kabalığım için. Üstelik de dilde seksizmin bu kadar karşısındayken bu lafı ettiğim için öncelikle ben kendimin kusuruna bakmayayım. Ya da kim bakarsa baksın: Umurumda değil. Aydım ben sevgili okur. En yakın arkadaşım Darth Vader artık benim. Dark Side'a yanınıza geldim panpalar. Güzelmiş burada havalar.

Paragrafımızın başına dönersek, herkesin aklı var vicdanı var kardeşim. Kader mader hayat ne getirmişse, aklını, vicdanını kullanıp ona göre davranır insan. Geri kalan hep mazeret hep çıkar amaçlı terör örgütü... İnsanlığı sevmek gerzeklikmiş hacı, hakeden insanı çok çok sevecekmişsin, gerisi yalanmış.

Empatim yok huzurum var kardeşim. Canımı acıtan, koşullarından sebep değil beni önemsemediği için acıtıyor canımı bu kadar net. Bu denli bencil, özensiz, çıkarcı olabilen insanlar ise mazeretsiz sebepsiz kötü işte. Tutmayacaksın hayatında. Selam bile vermeyeceksin tartışmasız. Sırtında yük etmeyeceksin kimseyi, yan yana olduğun, kimsenin kimseyi taşımadığı ilişkidir ilişki olan.

Ben evim konusunda da böyleydim. 15 yıl önce yazılmış bir mektup, 18 yıl önce hediye edilmiş bir toka, maç biletleri, konser, sinema biletleri, 20 yıllık defterler.... Vefa işini fazla abarttım ben. Eskiye, eskiden sevdiğime bağlılık işini çok abarttım. Miadı dolan atılır ve yola devam edilir. Bunu yüzlerce kez gözlediğim halde anlayamadım. 32'yi bekledim bunları anlamak için şapşal beni!

2011 çok işime yaradı a dostlar. Yukarıda dediğim gibi sırtımdaki yüklerin hepsini attım. Yıllarca yüreğimde taşıdığım yaralarımı söküp attım. Değil iyileştirmek, hiç olmamışçasına söktüm attım. “Acaba başka türlü olabilir miydi?”, “Acaba bir gün çözülür mü, halledilir mi?” dediğim, içimi acıtan ne varsa hepsini attım. Zerre acıtmaz mı artık arkadaş? Zerre acıtmaz mı? İnsan o kadar acının üzerine birdenbire hiç mi bir şey hissetmez artık. Yok hissetmiyorum. Umurum bile değil.
Şu 2 yıldır tüm yaşadıklarım beni bambaşka bir insan yaptı. Hayatımdaki çok şahane insanların aslında düşündüğümden de şahane olduklarını gördüm. Tam anlamıyla bilemediğim kıymetlerini elimden geldiğince bilmeye çalıştım. Hem para sahibi olup hem insan olunamayacağına neredeyse ikna gibiyken birileri yaptıklarıyla, yaşadıklarıyla “yok olabiliniyormuş” diye içimi serinletti.

2011 çok hoş gelmedi ama çok şahane gidiyor. İroni yapmıyorum, sarkazm hiç yapmıyorum. Gerçekten böyle düşünüyorum. Hayatıma bir dönem giren kimi insanların en kötü hallerini gördüğüm şu son bir ay gerçekten hayatımın en mutlu zamanlarından biri oldu. Sağolsunlar özgürleşmemi sağladılar. Sağolsunlar ve hayatımdan uzak dursunlar.

2012'den de daha umutluyum. Bu yükseliş gitgide artacak eminim. Yıllardır takıldığım binlerce şeye değil önüme baktığım günler daha çoooook güzel şeyler getirecek. Eminim. Bir süredir görüyorum böyle olduğunu, gitgide daha iyi olacağını da biliyorum.
Sağlıklı, huzurlu, mutlu bir hayat diliyorum tüm sevdiklerime, tüm kendilerinden başkalarını da bir nebze olsun düşünenlere. Hepimizin hayatları dolu dolu olsun. O kadar işimizle, gücümüzle, sevdiklerimizle meşgul olalım ki, hayatın küçük kirleri dikkatimizi bile çekemeden kaybolsun gitsin hayatımızdan. Sevdiklerimizle hep dertsiz olalım.
Sevdiğim insanlar sayınız çok az ama sizi çok seviyorum. 2012'de de 2062'de de birlikte olmayı diliyorum.

23 Aralık 2011 Cuma

Dillerini yediğim...

Bizim kız bülbül oldu a dostlar! Kime benzediyse bi geveze oldu bi geveze oldu sormayın! Bir kere duyduğu her şeyi tekrar ediyor. Bugün asansör dedi mesela (asansö olarak) . Onun dışında her bir haltı anlıyor, çoklukla da söylüyor. Yani tek tek yazayım desem geçen günkü yazıda olduğu gibi sayfalarca sürecek. Enteresanları söyleyecek olursam; montu çıkar, şapkayı tak diyor, Zeynel zeyzi iken zennel oldu. Kulak kuak oldu. Hayvanlara inek möö ile eklendi. Horoz üüüüü ile. Goygoy Gökay; Gokku oldu. Aaaba eklendi mis gibi. Balığa bakka diyor fekat genel olarak mama diyor akvaryumda bile görse. Biraz obur bi kızımız var.
Sevgili Deniz ve OİP'in Fil'in Banyosu'na hasta. Telefonu gösterip "fi, fi" diyor. Hello diyen fili taklit ederek "hüllüüooo" diyor.

Gelelim en enteresanına; hani şimdiki zaman eki -yor'dur ya, ingilizce'de -ing , kürtçe'de -kir... fiilin sonuna ekleriz ve zamanlı yüklem yaparız. Azoçka buna kendince bir yol bulmuş. Sanırım bizim cümlelerde "yor"u duymuş, genelde kelimelerden son harfi atma eğiliminde olduğu için son harfi atmış, önüne gelen kelimeye ekleyerek yeni anlamlar kazandırmış.

- Mamayo : mama yiyoruz /yiyelim/yedim (arada boşluklu olursa mamaya hayır demek oluyor: mama? yoooooo)
- Eeeyo : Uyuyalım/ Uyuyoruz / Uyudum
- Nanayoo : Müzik açıyoruz/  Müzik açtık/ En çok da: Müzik açsanıza ulan!
- Gityo: Gidelim / Gidiyoruz
- Anneyoooo : Anne gelmiş, anne gelsin...
- Haydeyooo: Kazım Koyuncu'dan Hayde'yi açın. ahhaha evet valla bu demek. Kazım'ın fotoğrafını görünce de Hayde diyor zaten.


12 kilo, Boy 80 küsur cm. tam bilmiyorum kaç oldu. İştahı eskiye göre azaldı epey. Çok güzel sarılıyor. Öpüyor. Babası şahane öğretmiş; bezini götürüp çöpe atıyor, eve döndüğünde ayakkabısını çıkarıp ayakkabılığa, montunu odasındaki askıya asıyor. müzik aletleriyle arası şahane, davul, melodika, org, zil, mızıka, bağlama haşır neşir olduğu aletler. Dans etmeye bayılıyor. "Nana" diyerek müziği açtırıyor, nanayo diyerek oynuyor. Kendi oynamakla kalmıyor, odada kim varsa tek tek kaldırıp oynatıyor.
Kitaplarıyla da arası iyi. Bizim kütüphanedeki bir raf onun. Oradaki kitaplarını alıyo, okuyo, geri koyuyor yerine. Bizimkilere dokunmuyor. Arada bir el edecek olduğunda "Ama o annenin kızım seninkiler nerede?" deyince kendininkilere yöneliyor hemen.

Azı dişleri geliyor sanırım çok kaşınıyor damakları. Şu ana kadar hiçbir dişte sıkıntı yaşamamıştı. Ama bu sefer pek kastırdı.
Kalabalık mekanlarda genelde pek kopup gitmiyor. Bir iki yürüyor, duruyor ama durduğu, gittiği yerden bizi gözetliyor sürekli. Biz gider gibi yapıyoruz bazen, kontrollü bir şekilde arkadan arkadan geliyor. Dün Koçtaş'ta bizim döndüğümüz köşeyi kaçırıp bir önceki köşeden döndü. Ortada kısa raflar olduğundan biz görebiliyoruz onun olduğu koridoru. O bizi göremiyor. Bir iki adım attı, bizi göremeyince hızlandı ve şahane bir şekilde bağırdı: Babaaaaaaaaaaaaaa . Ahahahha hatırladıkça gülüyorum çok tatlıydı. Tabii ki üzmedik daha fazla hemen ses ettik de rahatladı.

Bu arada artık dikili iki ağacımız var. Biri Aze'nin biri benim:



Benim iş saatlerim yavaş yavaş oturuyor. Aze de çalışıyor olmama alışıyor. Geçirdiğimiz vakit artıyor. Şu an herkes halinden memnun.
16. Ay da böyle geçti işte.

Bu arada bir şey duyurmak isterim: Van'daki çocuklara, kadınlara, erkeklere batının 3-5 katı soğukta üşümemeleri için örgü örüyoruz kampanyası başladı. Patik, şapka, bere, yelek, hırka neyi yapabilirseniz hepsine ihtiyaç var. Detaylı bilgiler ve hatta örgü tarifleri bu adreste: http://vanicinoruyoruz.com/

20 Aralık 2011 Salı

Ek Gıdaya Geçiş

Ek gıdaya geçiş bir çok aile için sıkıntılı oluyor.

Emen bebekler için ayrı, mama alan bebekler için ayrı, az emen, çok emen, iştahlı, iştahsız bebekler için ayrı ayrı şeyler öneriyor doktorlar. Detaylı ek gıdaya geçme yöntemlerini mutlaka doktorunuzla konuşmalısınız ama ben bizim deneyimlediğimiz kimi ipuçlarını, tüyoları anlatacağım. Ama önce mutlaka söylemek isterim: Olabiliyorsa ilk 6 ay mutlaka anne sütü vermenin yanısıra, ek gıdaya geçişten sonra da emzirmeye devam edilmesi yanlısıyım. Zaten 6. ay verilen gıdalar anne sütünün yanında tanışması için. Doyma işini yine sütle yapmalı bebek. 


Bir çok doktorun ortaklaştığı ilk yemek evde mayalanmış yoğurt. 
Hemmen bir tarifini yapalım: 


Pastorize 1 Litre sütü, tencerede ısıtın. Parmağınızı koyduğunuzda 5-6 saniye çekmeden durabileceğiniz sıcaklıkta olsun. Sonra bir kaseye mayalık bir çorba kaşığı yoğurdu koyun. Bizim doktorumuz prebiyotik yoğurt önermişti. Bazen onu kullandık. Bazen doğal yoğurt ya da baby mix kullandık. Kendi mayaladığımız yoğurdu kullandık tabi sürekli. Farketmeden tüm yoğurdu tükettiğimiz zamanlar falan kullandık yukarıda saydıklarımı. 
Sonra kaseye çorba kaşığı ile ısıttığımız sütten koyup karıştıralım. İyice sıvılaşınca tüm mayayı tencereye boşaltalım, karıştırıp kapağını kapatalım. İyice sarıp sarmalayıp sıcak bir yerde 6-7 saat bekletelim. Örtüleri açtıktan sonra da buzdolabına koyalım. Afiyet olsun. 


- Bizim doktorumuz bir hafta yoğurdu denedikten sonra çorbalara ve meyvelere geçmemizi önerdi. Her ilk verdiğimiz yiyeceği 3-5 kaşıkla başlatıp, gün geçtikçe miktarını arttırmamızı, yeni gıdaya alıştıktan sonra yeni sebzeye geçmemizi önerdi. 


Bir iki çorba tarifi:


Sebze çorbasının hazırlanışı;
1 orta boy patates, 1 küçük boy havuç, kabak ve 1 silme tatlı kaşığı pirinç iyice yıkayın.
Soyulduktan sonra küçük küçük doğrayıp tencereye 1-2 bardak su koyun içine.
sebzeleri ve pirinci ilave edin. Duruma göre 1 çay kaşığı irmik ilave edilebilir. Tencerenin kapağı kapatıp sebzeler yumuşayıncaya kadar 10-15 dakika pişirin. Daha sonra içindeki su ile tahta kaşık kullanılarak iyice ezin. Tel süzgeçten geçirin. Bu karışıma her 2-3 günde bir mevsimlik, taze bir sebze ekleyebilirsiniz. Sebzenin alerji yapıp yapmadığına bakın. Eğer sebze alerji yapıyorsa menüden çıkarın ve çorbaya başka sebze ilave edin. 1. haftada bir tatlı kaşığı zeytin yağı eklemeye başlayabilirsiniz. Yemek pişmek üzereyken koyun. 

Yoğurt çorbası
1 kepçe yoğurt (125cc)
1 orta boy patates
1 yemek kasığı pirinç veya buğday unu (Bu mesela çocuğun kilosuna göre. Aze'nin kilosu iyi olduğundan pirinç unu vs kullandırtmadı doktorumuz) 
1 tatlı kasığı zeytinyağı
Bir tencereye yoğurt konur. Az su ile sulandırılır. 1 yemek kaşığı buğday unu (silme) veya pirinç,
rendelenmiş patates ilave edilir ve pişirilir. 1 tatlı kaşığı sıvı yağ ilave edilerek servis yapılır.

Acısız tarhana çorbası 

1 yemek kaşığı ev yapımı tarhana
1 su bardağı su 
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
Değişik sebzeler
1 su bardağı su ile tarhana pişirilir. 1 tatlı kaşığı sıvı yağ ilave edilerek servis yapılır.
Bir tencereye tarhana konur, az su ile sulandırılır. Üzerine 1 çay bardağı su, 1 küçük boy havuç,
patates (rendelenmiş) ve zeytinyağı eklenerek pişirilir.

Mercimek çorbası - 8. Aydan İtibaren
1 yemek kaşığı mercimek
1/2 havuç
1/2 patates
1 yemek kaşığı sıvı yağ
1 su bardağı su
Bir tencereye 1 su bardağı su, 1 yemek kaşığı mercimek konur ve havuç ile patates rendelenerek ilave
edilir. 1 yemek kaşığı sıvı yağ konularak pişirilir. Tel süzgeçten geçirilir. 


- Bebek 7 aylık olduktan sonra bu karışıma 1 köfte kadar (30gr) 2 kere çekilmiş yağsız, sinirsiz kıyma ekleyebilirsiniz. Tavuklar çok hormonlu oluyor diye biz pek tavuk vermedik Aze'ye. Bir iki kere organik tavuk aldık. ama hala pek veriyor sayılmayız.

- Ezme işini iyi yaparsanız pütürler boğzaında kalmaz. Başlangıçta öğürebilir. Korkmayın, boğazlarında kalmıyor, öyle öyle öğreniyorlar, korkup blenderdan geçirirseniz çok zorlanırsınız. 2.5 yaşına gelip de hala her şeyi blenderdan geçirilen çok çocuk var. 

- Meyveye elma ile başlamak öneriliyor genelde. Armut da ilk meyvelerden. Şeftali, muz da hafif meyveler. Ama kabızlığa meyli olan bebeklere çok olgun muz dışında muz vermeseniz iyi olur. Narenciye grubu ise asidik olduğundan 9. aydan önce vermeseniz iyi olur.

- Turp, şalgam, bakla, patlıcan, ıspanak 1 yaştan önce verilmesi önerilmeyen sebzeler. Hepsinin farklı negatif etkisi varmış. Karnıbahar ve nohut, kuru fasulye gibi yiyecekleri de çok gaz yaptığı için vermeseniz iyi olur.

- Böyle minicik tencereler var, bir kase yemek anca alıyor. mümkünse onlarda ve az suyla yapın ki yemeklerin değeri düşmesin. 

- Kahvaltıyı bulamaç verdik başlangıçta. Yağsız peyniri bir gece önce suya koyduk ki tuzu gitsin. Sabah, yarım kibrit kadar peyniri, bir çay kaşığı keçi boynuzu-harnup pekmezini, yumurtanın (Başlangıçta 8/1i kadar) sarısını, minik minik böldüğünüz yarım dilim tam buğday ekmeği içini ezin, 30-40 cc anne sütü ya da formül mama ile iyice karıştırıp bulamaç hale getirin. 8. ay başında bu karışıma yarım ceviz ezip ekleyebilirsiniz. 9. ayda tam ceviz ve bir çay kaşığı tereyağı eklenebilir. Ben şimdilerde süt ya da mama yerine ıhlamur-kuru erik-kuru üzüm-kayısı kaynatıp onu ekliyorum, kış için çok işlevsel oluyor.


- Bal, tuz, şeker 1 yaşına kadar yok. 

- Yumurta sakın hepsini birden vermeyin. Alerji riski çok yüksek. O yüzden ilk bşata mutlaka 8/1 kadarını verip gözlemlemek lazım.
En az beş dakika kaynatın. Beyazı 1 yaşa kadar yok. Sarısını da önce 8/1ini verin 3-4 gün sonra 4/1 3-4 gün sonra yarısını bi 3-4 gün sonra ise tam sarı verin. 1 yaşa kadar böyle, 1 yaştan sonra beyazı da var. Zaten o zaman bulamaçtan normal kahvaltıya geçmiş olmak lazım.

- Biz kabızlık durumunda direk z.yağı verdik doktor önerisiyle. Bir çay kaşığı içirdik. Kayısı kompostosu da verebilirsiniz.

- Tahıllı mama bence çok şart değil. onun yerine pirinç unundan muhallebi de yapabilirsiniz.


- Tropikal sebze ve meyveler bebeklere ağır kaçabiliyor. O yüzden 1 yaştan önce denememekte fayda var.


- Bebeğinize ilk verdiğiniz yiyeceği aç karnına verin. Sevmediği yiyecekleri de 1-2 hafta sonra tekrar deneyin. 

Bir de hakkaten bebeği dinlemek gerekiyor, bebek bir şeyi şiddetle reddediyorsa belki alerjisi olduğundan olabiliyor, ne bileyim o an verdiğin şey bayat ve kokuyor olabilir ama sen ben anlamıyor olabiliriz... Bu bebeler manyak olabiliyor hissedebiliyor :)) O yüzden ısrar etmemek gerekiyor. aslında hiçbir an yemek için ısrar etmemek gerekiyor. Yoksa bebek tepki duyabiliyor. Biz Aze ne zaman yok dese durduk . Kısa aralıklarla teklif ettik, birini yemezse başka bir şey denedik, onu da istemezse tekrar diğeri... acıkınca mecbur yedi. Şimdi maşallah en ufak yeme sorunumuz yok. Darısı tüm bebelerin başına.  



16 Aralık 2011 Cuma

Tıngır Mıngır

Saat 07:24 . Aze Çınar uyuyor. Savaş uyuyor. Annem bizde o da uyuyor. İş yok. Yani en erken saat 10.00'da sevgili Erdal'la kızımın adaşının babasıyla bir çekimimiz var. Peki bu saatte ne işim var ayakta? Cevap: Vücuduım delirdi.
Kendisini son zamanlarda biraz hor kullanıyorum. Televizyonculuğun yoruculuğu, düzensiz saatleri yetmezmiş gibi ikinci bir televizyon işine kalkıştım. Üstelik tam da eski işimin ekibini ve saatlerini ayarlamışken. Bir düzene girmişken.İkinci iş Aze'yi de, beni de, Savaş'ı da çok etkilemeyecek diye düşünmüştük. Geceleri bir tv programının 1 bölümüne metin (ortalama 3-4 saat) yazacaktım. Aze zaten geceleri uyuyordu. Savaş'la da bir yandan sohbetimi de ederdim, gerekirse dizimi bile izlerdim. Fakat ulusal medyanın söylediği gibi işleyeceğine boşuna güvenmişim. Bir gecede 2 metin istemeler, "sabah 8'e çok acil"lerden sebep saat 06.00'da kalkmalar ki bi gece önce 02.00'de yatmışken... Daha o günün uykusunu uyayamadan, o gece iş yapmamanız konuşulmuşken İKİ iş daha istemeler bünyemi biraz delirtti. Sabahın köründe kalkmalar, reglin 20 gün gecikmesi, boğaz acısından konuşamamak, göz acısı... Tüm bunlara rağmen istifa etmeyecektim de başından beri hem Savaş hem annem hiç sıcak bakmadı bu işe. Halihazırda aldığım maaşın iki katını veriyor olmalarına rağmen hem de.

Bunları niye anlatıyorum? Çünkü dün gece Twitter'da da yazdığım gibi ben istifa etmeyi sevmiyorum. Bunun yerine kovulmayı 10 kat daha tercih ederim. İstifayı sık yapıyorum. Fakat bu bana kendimi kötü hissettiriyor. Zor olandan kaçıyormuşum gibi geliyor. Somut durumun somut tahlili çok açık: İnsanlar kimi şeyleri kabul edemez. Bu kimi zaman fiziksel sebepli olur kimi zaman manevi sebepli. Ama işte çok istifadan sebep artık içim rahat etmiyor. Size anlatırken kendimi bir kez daha ikna etmeye çalışıyorum.

Bugün gidip konuşacağım 2. yerle. "Böyle olmuyor." diyeceğim. Bir bakarsınız ikna ederler beni ve yine haftalarca görüşmeyiz ya da tam tersi bünye artık uyumayı reddettiği için abuk saatlerde daha sık yazmaya başlarım.

Yalnız şunu bir kez daha anladım ki para ile kurulan her ilişki baş ağrıtıyor.
Saat 07:42 Gidip Aze Çınar'ı mı uyandırıp sevsem acaba.

12 Aralık 2011 Pazartesi

Blog Ödülleri

Ya o kadar yoğun çalışıyorum ki içim gidiyor bloga yazmaya ama bir türlü zaman bulamıyorum. Şimdi Twitter'da gördüm, Turkcell Blog Ödülleri 2011'de ilk ona kalmışım. Diğer tüm arkadaşlar da çok sevdiğim arkadaşlar. Yani her halukarda hep bir kazandık nezdimde.
Ne kadar mutlu oldum anlatamam.
Jüri oylaması da 5 Ocak'ta açıklanıyormuş.

Oy veren, destekleyen herkese çok teşekkür ederim.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...