30 Ağustos 2010 Pazartesi

Aze Çınar




Aze; Çerkesce kafasına koyduğunu yapan, iyi yapan demekmiş. Zazacada ise maya.
Çınar bildiğim en uzun yaşayan, en güçlü, en ulu ağaç. Suyu seven, hızlı büyüyen bir ağaç.

Kızımızın adını Aze Çınar koyduk. İstedik ki mayası sağlam olsun. Kafasına koyduğunu yapsın, suyu sevsin, çabuk büyüsün. Uzun ömürlü olsun, ulu, heybetli olsun. Güçlü olsun. Çevresindeki herkese gölge olsun. Bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçe yaşasın.

Kendi iradesiyle doğmaya karar verişiyle, hamileliğin ilk zamanları kendinden büyük uru yenip, hayata sımsıkı tutunuşuyla, hayata geliş şekliyle, dünyaya geldiğinden beri ne zaman emeceğine, ne zaman uyuyacağına kendisinin karar verişiyle, misafir varken illllla salonda bizimle oturmak istemesine, yalancı emziği bazen illa istemesine bazen “hıh ne bu bee” dercesine atıp, klasik bebe hallerindeki gibi ya sevip ya reddetme hallerine girmemesine kadar bildiğini okuyan, kafasına koyduğunu yapan bir kız oldu hakkaten Aze Çınar. Her ne kadar tüm sevdiklerime müdahale edip, en doğruyu bildiğimi sanan bir ukala isem de çatır çatır kavga etme pahasına kızım birey olabilsin diye dua ettim hep. Çatır çatır kavga edebilmek ve yine de birbirini sevebilmek, ilişki sürdürebilmek dünyanın en büyük şanslarındandır hem. Şimdilik gayet birey Aze Hanım, Çınar Hanım. Umarım hep böyle gider.

O an deli gibi ağlıyorsa bile vücuduna su değer değmez susacak kadar suyu seven bir bebek oldu. Baba da anne de zehirlenip fena hastalandığında bana mısın demeden hayata devam edecek güçte...

Ömrünü, heybetini, gölgesini ilerleyen yaşlarda göreceğiz de umarım onlar da gönlümüzdeki gibi olur. En önemlisi umarım insan olur. Politik yönelimi ne olur çok derdim değil. Ama umarım herhangi bir politik yönelimi olur. Herhangi bir politik yönelimi olacak kadar önemser dünyayı, insanları, kendisini.

Geliş yolculuğu rüya gibiydi. Gelme anı yine öyle. Geldi, gönlümüze, hayatımıza girdi. Pek yordu bizi. Yormaya da devam ediyor. Öyle ki şu yazıya 20 gün önce başladım ancak bitirebiliyorum. Geleli 26 gün oldu, 26 gündür 1 kez kendisi olmadan dünyayla temasım oldu. Maillerimi gazını alırken ayakta, uzaktan okuyabildim. Hiç cevap verdiğim oldu mu hatırlamıyorum. Sadece 1 adet film izleyebildim. Emzirirken sıkıntıdan ölmemek için televizyon izlemeye başladım. Hiç kitap okuyamadım, sıkça yemek yemeyi unutuyorum, kesintisiz uyumak sanki hiç gerçek olmamış bir şey gibi. Ama bunların hiçbiri zerre dert değil hacım. Düzgün emip, sorunsuz uyudu mu, göbeği iltihaplanmadan, arıza çıkarmadan düştü mü, boyu uzayıp, kilo aldı mı, hiç ağlamadan banyo yaptı mı, gözlerini dikip gözlerime bana baktı mı, emerken parmağımı tutup, öyle uyudu mu, başını omzuma tam yerleştirip orada uyuyakaldı mı... olay bitmiştir. Dünyanın en keyifli şeyleri bunlar. Kitap okumak, film izlemek, dışarı çıkmak biraz daha bekleyebilir.

O kadar çok şey vardı ki yazacağım... Bu yazının başı, sonu, şekli her şeyi tasarlıydı kafamda bir ara... Ötelene ötelene, parça parça yazıla yazıla böyle bütünlüksüz, karışık bir hal aldı. Neyse. Varsın bu yazı da karmaşık olsun. Aze Çınar öğretti ki bazen karmaşık da güzeldir.

Son sözüm sana Aze'm Çınar'ım, nar'ım, balım, peteğim, balığım... İyi ki hayatımıza gelmeye karar verdin. Seni çok çok çok seviyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Aze Çınar




Aze; Çerkesce kafasına koyduğunu yapan, iyi yapan demekmiş. Zazacada ise maya.
Çınar bildiğim en uzun yaşayan, en güçlü, en ulu ağaç. Suyu seven, hızlı büyüyen bir ağaç.

Kızımızın adını Aze Çınar koyduk. İstedik ki mayası sağlam olsun. Kafasına koyduğunu yapsın, suyu sevsin, çabuk büyüsün. Uzun ömürlü olsun, ulu, heybetli olsun. Güçlü olsun. Çevresindeki herkese gölge olsun. Bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçe yaşasın.

Kendi iradesiyle doğmaya karar verişiyle, hamileliğin ilk zamanları kendinden büyük uru yenip, hayata sımsıkı tutunuşuyla, hayata geliş şekliyle, dünyaya geldiğinden beri ne zaman emeceğine, ne zaman uyuyacağına kendisinin karar verişiyle, misafir varken illllla salonda bizimle oturmak istemesine, yalancı emziği bazen illa istemesine bazen “hıh ne bu bee” dercesine atıp, klasik bebe hallerindeki gibi ya sevip ya reddetme hallerine girmemesine kadar bildiğini okuyan, kafasına koyduğunu yapan bir kız oldu hakkaten Aze Çınar. Her ne kadar tüm sevdiklerime müdahale edip, en doğruyu bildiğimi sanan bir ukala isem de çatır çatır kavga etme pahasına kızım birey olabilsin diye dua ettim hep. Çatır çatır kavga edebilmek ve yine de birbirini sevebilmek, ilişki sürdürebilmek dünyanın en büyük şanslarındandır hem. Şimdilik gayet birey Aze Hanım, Çınar Hanım. Umarım hep böyle gider.

O an deli gibi ağlıyorsa bile vücuduna su değer değmez susacak kadar suyu seven bir bebek oldu. Baba da anne de zehirlenip fena hastalandığında bana mısın demeden hayata devam edecek güçte...

Ömrünü, heybetini, gölgesini ilerleyen yaşlarda göreceğiz de umarım onlar da gönlümüzdeki gibi olur. En önemlisi umarım insan olur. Politik yönelimi ne olur çok derdim değil. Ama umarım herhangi bir politik yönelimi olur. Herhangi bir politik yönelimi olacak kadar önemser dünyayı, insanları, kendisini.

Geliş yolculuğu rüya gibiydi. Gelme anı yine öyle. Geldi, gönlümüze, hayatımıza girdi. Pek yordu bizi. Yormaya da devam ediyor. Öyle ki şu yazıya 20 gün önce başladım ancak bitirebiliyorum. Geleli 26 gün oldu, 26 gündür 1 kez kendisi olmadan dünyayla temasım oldu. Maillerimi gazını alırken ayakta, uzaktan okuyabildim. Hiç cevap verdiğim oldu mu hatırlamıyorum. Sadece 1 adet film izleyebildim. Emzirirken sıkıntıdan ölmemek için televizyon izlemeye başladım. Hiç kitap okuyamadım, sıkça yemek yemeyi unutuyorum, kesintisiz uyumak sanki hiç gerçek olmamış bir şey gibi. Ama bunların hiçbiri zerre dert değil hacım. Düzgün emip, sorunsuz uyudu mu, göbeği iltihaplanmadan, arıza çıkarmadan düştü mü, boyu uzayıp, kilo aldı mı, hiç ağlamadan banyo yaptı mı, gözlerini dikip gözlerime bana baktı mı, emerken parmağımı tutup, öyle uyudu mu, başını omzuma tam yerleştirip orada uyuyakaldı mı... olay bitmiştir. Dünyanın en keyifli şeyleri bunlar. Kitap okumak, film izlemek, dışarı çıkmak biraz daha bekleyebilir.

O kadar çok şey vardı ki yazacağım... Bu yazının başı, sonu, şekli her şeyi tasarlıydı kafamda bir ara... Ötelene ötelene, parça parça yazıla yazıla böyle bütünlüksüz, karışık bir hal aldı. Neyse. Varsın bu yazı da karmaşık olsun. Aze Çınar öğretti ki bazen karmaşık da güzeldir.

Son sözüm sana Aze'm Çınar'ım, nar'ım, balım, peteğim, balığım... İyi ki hayatımıza gelmeye karar verdin. Seni çok çok çok seviyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...