26 Mayıs 2011 Perşembe

Gelin itiraf edelim...

Hadi hadi anneler gelin itiraf edelim, bebeklerimizden bir süre ayrı kaldığımız özellikle serbest zamanlarda, hemen "ayyyyyyy çok özledim bebeğimi, dayanamıyorum hasretine, zaman hemen geçse de hemen kavuşsak." demiyorsunuz. Sessizliğin, yemek-altdeğiştirme-uyku-kıyafet takibi-sorumluluğunun olmaması inanılmaz güzel bir şey ve ben şu melek Aze'me rağmen böyle hissediyorsam, bu sorumlulukların dışında bir de yaramaz ruhlu çocuklarla gün içinde baş etmek zorunda kalan anneler de hissediyordur. (tamam tamam hissetmeyen en mükemmel anneler de var onlara bebek bezi armağan ediyoruz. )

Dün Savocum balım gaymaam, aldı Aze'yi önce doktora sonra da annesine gitti. Ertesi gün de Anadolu yakasında doktora gideceğimizden daha kolay olacağını düşündü. Bir de aile hasreti ile de ilgili tabi. Bense sabah 7.30 civarı 4. Levent'te iş başı yaptığımdan tee karşıya geçmeyi asla düşünmedim tabii ki. E böyle olunca ne olmuş oldu peki? Sabah 07.00'den diğer gün 13.00'e kadar tam 30 saat tekkk başına kaldım. Gündüz orası senin burası benim kahveciydi, dükkancıydı, sohbetti gezdim. Akşam ise Rumeli Hisarı'ndaki tepeye konuçlanmış şahane çay bahçesinde manzarayla mest olup, geyiğin dibine vurdum, Eve gece yarısı geldiğimde bir an "şşş yavaş olayım Aze uyanmasın" ve daha sonra "saat geç oldu mamasını hazırlayayım" diye düşünüp sonra bunları yapmak zorunda olmadığımı farketmek pek bi güzeldi :)

Aze ile hayatımda eskiden yapıp da şimdi yapamadığım hiçbir şey yok. İlk zamanlar biraz daha temkinli olmaktan ve süt verme işinden kelli biraz daha fark etse de onlar da geçince tamamen eski hale döndüm. Aze uslu, uyumlu bir çocuk olduğundan hiçbir eğlencemizi engellemiyor, dışarıda içmekten, arkadaş da kağıt oynamaya kadar, mitingden konsere kadar her ortamda neşeli, uyuması gerektiğinde uyuyan, yemeğini sorunsuz yiyen, şahane bir insan. Diyeceksiniz ki o zaman yukarıda anlattığın mutluluğun sebebi ne? Şöyle ki, bu hissin sebebi Aze değil, Aze'nin yükümlülükleri. Yani dmein saydığım her yere giderken bir saat Aze'nin tüm ihtiyaçlarını alıp çanta hazırlamam gerekiyor. Belli saatlerde yemek vermem gerekiyor, alt temizliğini, uyku saatini kaçırmamam gerekiyor. E bu sorumluluklar da ne kadar rahat yapılırsa yapılsın, sevgili ile ne kadar paylaşılırsa paylaşılsın insanın üzerinde ağırlık oluyor. Haliyle de ara sıra tek başına özgürlük şahane oluyor. Ha Azoşka'nın tüm bu ihtiyaçlarını, benim hiç ama hiç düşünmediğim bir şekilde yapan biri olursa yanımızda Azoşka da yanımda olabilir o da güzel :))

Yani tabii ki kısa süreli ayrılıklar bahsettiklerim, ayrılığın son saatleri iyice aramaya başladım mesela, daha fazlası zor geçer. Ama kocamı nasıl özlediysem, kızımı da öyle özledim. Ama nasıl "argghh allhım kocamsız nasıl geçecek bu 30 saat demeyip günü yaşayabiliyorsam, minik kuzum için de bunu demiyorum. Hatta karşılıklı iyi bile geldiğini düşünüyorum.

Bu satırları okuyanların hatırı sayılır bir kısmının "Oha bulmuş da bunuyor." diyeceğini biliyorum. Melek gibi bir bebeğe sahip olup hemi de fazlasını istiyor diyecek olan haşarı bebek analarını babalarını esefle kınarım. "Senin iç kanama geçiriyor olman benim gribimin derdini hafifletmiyor ki güzel kardeşim" der kaçarım.

1 yorum:

Ahu dedi ki...

Hiçte kınamadan sonuna kadar okudum ve sana katılıyorum.Arada böylesi kaçamaklara benimde ihtiyacım var.

Yorum Gönder

26 Mayıs 2011 Perşembe

Gelin itiraf edelim...

Hadi hadi anneler gelin itiraf edelim, bebeklerimizden bir süre ayrı kaldığımız özellikle serbest zamanlarda, hemen "ayyyyyyy çok özledim bebeğimi, dayanamıyorum hasretine, zaman hemen geçse de hemen kavuşsak." demiyorsunuz. Sessizliğin, yemek-altdeğiştirme-uyku-kıyafet takibi-sorumluluğunun olmaması inanılmaz güzel bir şey ve ben şu melek Aze'me rağmen böyle hissediyorsam, bu sorumlulukların dışında bir de yaramaz ruhlu çocuklarla gün içinde baş etmek zorunda kalan anneler de hissediyordur. (tamam tamam hissetmeyen en mükemmel anneler de var onlara bebek bezi armağan ediyoruz. )

Dün Savocum balım gaymaam, aldı Aze'yi önce doktora sonra da annesine gitti. Ertesi gün de Anadolu yakasında doktora gideceğimizden daha kolay olacağını düşündü. Bir de aile hasreti ile de ilgili tabi. Bense sabah 7.30 civarı 4. Levent'te iş başı yaptığımdan tee karşıya geçmeyi asla düşünmedim tabii ki. E böyle olunca ne olmuş oldu peki? Sabah 07.00'den diğer gün 13.00'e kadar tam 30 saat tekkk başına kaldım. Gündüz orası senin burası benim kahveciydi, dükkancıydı, sohbetti gezdim. Akşam ise Rumeli Hisarı'ndaki tepeye konuçlanmış şahane çay bahçesinde manzarayla mest olup, geyiğin dibine vurdum, Eve gece yarısı geldiğimde bir an "şşş yavaş olayım Aze uyanmasın" ve daha sonra "saat geç oldu mamasını hazırlayayım" diye düşünüp sonra bunları yapmak zorunda olmadığımı farketmek pek bi güzeldi :)

Aze ile hayatımda eskiden yapıp da şimdi yapamadığım hiçbir şey yok. İlk zamanlar biraz daha temkinli olmaktan ve süt verme işinden kelli biraz daha fark etse de onlar da geçince tamamen eski hale döndüm. Aze uslu, uyumlu bir çocuk olduğundan hiçbir eğlencemizi engellemiyor, dışarıda içmekten, arkadaş da kağıt oynamaya kadar, mitingden konsere kadar her ortamda neşeli, uyuması gerektiğinde uyuyan, yemeğini sorunsuz yiyen, şahane bir insan. Diyeceksiniz ki o zaman yukarıda anlattığın mutluluğun sebebi ne? Şöyle ki, bu hissin sebebi Aze değil, Aze'nin yükümlülükleri. Yani dmein saydığım her yere giderken bir saat Aze'nin tüm ihtiyaçlarını alıp çanta hazırlamam gerekiyor. Belli saatlerde yemek vermem gerekiyor, alt temizliğini, uyku saatini kaçırmamam gerekiyor. E bu sorumluluklar da ne kadar rahat yapılırsa yapılsın, sevgili ile ne kadar paylaşılırsa paylaşılsın insanın üzerinde ağırlık oluyor. Haliyle de ara sıra tek başına özgürlük şahane oluyor. Ha Azoşka'nın tüm bu ihtiyaçlarını, benim hiç ama hiç düşünmediğim bir şekilde yapan biri olursa yanımızda Azoşka da yanımda olabilir o da güzel :))

Yani tabii ki kısa süreli ayrılıklar bahsettiklerim, ayrılığın son saatleri iyice aramaya başladım mesela, daha fazlası zor geçer. Ama kocamı nasıl özlediysem, kızımı da öyle özledim. Ama nasıl "argghh allhım kocamsız nasıl geçecek bu 30 saat demeyip günü yaşayabiliyorsam, minik kuzum için de bunu demiyorum. Hatta karşılıklı iyi bile geldiğini düşünüyorum.

Bu satırları okuyanların hatırı sayılır bir kısmının "Oha bulmuş da bunuyor." diyeceğini biliyorum. Melek gibi bir bebeğe sahip olup hemi de fazlasını istiyor diyecek olan haşarı bebek analarını babalarını esefle kınarım. "Senin iç kanama geçiriyor olman benim gribimin derdini hafifletmiyor ki güzel kardeşim" der kaçarım.

1 yorum:

  1. Hiçte kınamadan sonuna kadar okudum ve sana katılıyorum.Arada böylesi kaçamaklara benimde ihtiyacım var.

    YanıtlaSil

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...