23 Ekim 2010 Cumartesi

Özgür Anne'den Annelik Seçimleri

Yazsaydım temelde böyle yazacaktım. Tam düşündüklerimi çok iyi anlatmış Özgür Anne. Kendisinden izin alıp yayınlıyorum: 



Annelik Seçimleri...

Dün okuduğum bir yorum düşündürdü beni. İş konusunda yazdığım yazı üzerine sanki derdimi anlatamıyorum gibi hissettim. Acele acele iki satır karalayınca kafadaki gibi olmuyor ekrandaki. Oradan nasıl bir çocuk istiyorum, iyi çocuk yetiştirmek ne demek gibi konulara daldım. Bugünlerde aynı anda okuduğum üç kitap var. Dokunmanın mucizesi, (Continuum Concept) ve Narsistik Aile (Narsistic Family). (Üçüncüsü Einstein evreni ile ilgili alakasız bir kitap) Onlar da etkiledi biraz.

Çocuk yetiştirirken boş bir sayfa hayal edip, tamamen özgür bırakrak onu kendisinin doldurmasını beklemek gibi bir olasılık yok. Her yaşın kendi özgürlük alanı var. 18 aylık olunca kendi kıyafetini, 18 yıllık olunca kendi okulunu seçebilir. Ama 5 aylıkken kıyafetini, 5 yıllıkken okulunu seçemez. Onun adına seçimleri biz yaparız. Odasına duvar süsü olarak deniz altı teması yaptık, anneannesi ona deniz altı kitabı aldı, şimdi balıklara bayılıyor Ela. O bayıldığından perdesi de balıklı oldu, pastası da. Ama... biz onun adına seçmiş, yönlendirmiş olduk. Anne ve babanın kültürü, eğitimi, dini, siyasi görüşleri çerçevesinde büyütüyoruz çocuğu. Örneğin Montessori'nin ilkelerine göre hareket edip etmemek bizim elimizde. "Seni kendi işlerini kendin yapabileceğin, farklılıklar açık, yaratıcı bir insan olarak, birey olarak yetiştirmeye çalıştık" aslında yine anne ve babanın sosyal ve kültürel yönelimi sonucu oluşmuş bir cümle.

Çocuk, anne ve babanın seçimlerinden bağımsız değil. Uzunca bir süre. Bizi biz yapan şeylerin başında ailemizin gelmesi tesadüf değil. Sonra sonra okudukça ve yaşadıkça kendimizi inşa etmeye başlıyoruz ama temeli anne ve babamız atıyor.

Örneğin benim için Ela'da mutlaka olmasını istediğim özellikler var. Bu özelliklere sahip olması için elimden geleni yapacağım. Açık fikirli olması. Tek bir fikre saplanıp kalmaması, alternatif düşüncelere yaşam alanı tanıması gibi. Dünyada inanlar kadar inanmayanların da olduğunu bilmesi, insanları bu nedenle ayırmaması. Ahlaklı olması: Hak bilir olması, dürüst olması, yalana dolana itibar etmemesi. Mert olması. Dünyaya ve doğaya saygılı olması. Dünyayı, hayvanları ve bitkileri kendisi için yaratılmış birer tüketim malzemesi olarak görmemesi. Doğanın kendisi gibi "canı" olan, yaşayan, o öldüğünde bizim de öleceğimiz bir kucak olduğunu görmesi...

Ve aslında bunlar benim politik, sosyal görüşlerimle örtüşen şeyler. Daha muhafazakar olsam, "dini bütün olması" derdim belki. Olmadığım için, "dini görüşünü kendi seçene kadar sordukça anlatma" yöntemini benimsemeyi düşünüyorum. Daha geleneksel olsam, "annesinin babasının sözünden çıkmaması" derdim. Bunu da demiyorum. Tersine kendi yolunu çizsin istiyorum. Hiç bir ırkın diğerinden üstün olmadığını bilecek. Her milletin kendi tarih kitapları olduğunu bilecek. Evde kadınlar bunu, erkekler bunu yapar gibi cümleler kurulmayacak. "Erkek adam, ehehe" gibi yorumlar bizden uzak olsun. Oğlum olsaydı ne diyorsam, kızıma bire bir aynısını diyeceğim. Kendine bakabileceği kadar ev işi yapmasını isteyeceğim. Dolma sarması şart değil ama aç kalmasın. Cam silmesi şart değil ama kendi çevresini temiz tutsun. Yaratıcı ve zeki olmasını önemseyeceğim. Okuması için olanaklar yaratacağım. Tek boyutlu olmasın isteyeceğim, öğrendiği her şeyin "aslının", "özünün" peşinde olması için elimden geleni yapacağım. Huzurlu olması, rahat olması için kendime dönüp bakacağım, kendimle yüzleşmekten kaçmayacağım. Ailede huzurlu bir ortam yaratmaya çalışacağım. Evin "hepimizin rahat ettiği yer" olması için uğraşacağım. Kendi duygularını ifade etmesi için ortam yaratacağım. Onu dinleyeceğim. Eğer Öss birincisi olmak isterse de onu destekleyeceğim, heykeltraş olmak isterse de, üniversiteye gitmek istemezse de.

Yukarıda saydıklarım benim, özgüranne olarak kendi çocuğumu büyütürken önemsediğim ilkeler. Başka ilkeler de var, liste çok kısa değil. Belki bir yazıda tam listeyi veririm. Vurgulamak istediğim nokta şu: Bunlar BENİM doğrularım. Ben başka bir insan olsaydım, o liste de başka bir liste olurdu. Bunda yanlış bir şey yok. Eğer tüm anne babalar aynı olsaydı, aynı ilkelerle çocuk büyütseydi, tek tip insan yetiştirirdik ve ortam çok sıkıcı olurdu. Yukarıda saydıklarım "mükemmel insanın" tanımı filan değil. Anne ve babası olarak bizim hayat görüşümüz doğrultusunda şekillendirdiğimiz şeyler. Biri gelip, çok yanlış yapıyorsunuz diyebilir. Bunun doğrusu yok bana göre. Seçimi var. O seçimler "bizi biz yapan" kaynaktan geliyor. O nedenle ne kadarı seçim düşünmek lazım.

Şimdi ben ne yapsam, yapsam, "yaratıcılık önemli değildir" diyemem. "Kitap okuma boşver" diyemem, komik olurum. Evde kitapsız köşe yok. Tornavida görünce bayılan bir kız yetiştiremem, ben öyle değilim çünkü. Bu demek değildir ki, herkes böyle olmalı. Olmayanlar tu kaka değil. Hiç de bile.

Yeliz mutlu olmak amaçtır demiş. Her insan mutlu olmak ister ama zaten sorun nasıl mutlu olunduğunda gizli. Kızım kendine zarar vererek mutlu oluyorsa, başlarım lan mutluluğuna der girişirim mesela. Ya da ben böyle mutluyum diyip, aslında yapabileceği bir adımı korktuğu için atmıyorsa. Doygunluk önemli diye düşünüyorum. Hayatından tatmin olmak. Aşık olduğun adamla evlenmek işin bir yönüyse, çocuk sahibi olmak başka bir yönüyse, kendi bilgini becerini tatmin edebileceğin bir uğraşı içinde olmak başka yönü. Tutkuların varsa, onların peşinden gidecek kadar kendine güvenmek, cesur olmak... Yenilgi biriktirmemek, "yok böyle iyi" diyip oturmamak... Bunlar benim önemsediğim şeyler. Tutkuların yoksa da yoktur, herkes tutkulu olacak diye bir kural yok...

Ben anne olarak, okuyup araştırıp, kendimce en doğrusu olduğunu sandığım şeyi elimden geldiğince uygulamaya çalışırım. Ha sonuçta Ela der mi ki, aman yaratıcılıkmış filan salla, ben bir bankada memur olacağım. Olma mı diyeceğim, yoo. Hayal kırıklığına mı uğrayacağım, yoo. Taş attım da kolum mu yoruldu, şu yukarda saydığım şeyler çok emek mi istiyor. Bence hayır. Bunlar hayatımızı yaşarken bize yol gösteren şeyler. İlla ki bir ana okuluna gidecek. Seçerken kendi ilkelerimle uyumlu olanı seçeceğim. Evde film izlemek mi, çocuğumla oynamak mı seçimini çocuğumdan yana kullanacağım. Bu bir iş mi? Yoo. Gayet eğlenceli. Hem beni, hem onu eğlendirecek oyun neyse onu oynayacağız.

Idle parent, boş ebeveyn felsefesini de benimsediğimden, her dakika çocuğumun üzerine titremeliyim gibi bir halim yok. Bu demek değil ki onunla ilgilenmiyorum. Dirsek mesafesinde izliyorum, onun oyununa uyuyorum. Aktivite yapmaya karşı değilim çünkü şu sürpriz sepeti meselesinde çok eğlendik, projeye dönüşmediği, iş haline gelmediği sürece aklıma yatanı yaparım. (Başkaları projeye dönüştürüyor demiyorum bakınz, kendimden bahsettim. Projeci olduğumdan bu konuda kendimi kontrol ediyorum. Ela ile planlar programlar kilometre taşı, ölçümlemeler yapmaya girişmeyeyim diye. Kendimi bilirim ben deliyim. ) Gerçi Seda diyor ki evde yaptığımız eğitimli öğretmenin yaptığı gibi olmuyormuş. Olsun. Elimizden geldiği kadar...

Çok yazdım ama acaba anlatabildim mi bilmiyorum...

Bu yazı çok ama çok uyksusuz bir gecenin sabahında yazılmıştır.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

23 Ekim 2010 Cumartesi

Özgür Anne'den Annelik Seçimleri

Yazsaydım temelde böyle yazacaktım. Tam düşündüklerimi çok iyi anlatmış Özgür Anne. Kendisinden izin alıp yayınlıyorum: 



Annelik Seçimleri...

Dün okuduğum bir yorum düşündürdü beni. İş konusunda yazdığım yazı üzerine sanki derdimi anlatamıyorum gibi hissettim. Acele acele iki satır karalayınca kafadaki gibi olmuyor ekrandaki. Oradan nasıl bir çocuk istiyorum, iyi çocuk yetiştirmek ne demek gibi konulara daldım. Bugünlerde aynı anda okuduğum üç kitap var. Dokunmanın mucizesi, (Continuum Concept) ve Narsistik Aile (Narsistic Family). (Üçüncüsü Einstein evreni ile ilgili alakasız bir kitap) Onlar da etkiledi biraz.

Çocuk yetiştirirken boş bir sayfa hayal edip, tamamen özgür bırakrak onu kendisinin doldurmasını beklemek gibi bir olasılık yok. Her yaşın kendi özgürlük alanı var. 18 aylık olunca kendi kıyafetini, 18 yıllık olunca kendi okulunu seçebilir. Ama 5 aylıkken kıyafetini, 5 yıllıkken okulunu seçemez. Onun adına seçimleri biz yaparız. Odasına duvar süsü olarak deniz altı teması yaptık, anneannesi ona deniz altı kitabı aldı, şimdi balıklara bayılıyor Ela. O bayıldığından perdesi de balıklı oldu, pastası da. Ama... biz onun adına seçmiş, yönlendirmiş olduk. Anne ve babanın kültürü, eğitimi, dini, siyasi görüşleri çerçevesinde büyütüyoruz çocuğu. Örneğin Montessori'nin ilkelerine göre hareket edip etmemek bizim elimizde. "Seni kendi işlerini kendin yapabileceğin, farklılıklar açık, yaratıcı bir insan olarak, birey olarak yetiştirmeye çalıştık" aslında yine anne ve babanın sosyal ve kültürel yönelimi sonucu oluşmuş bir cümle.

Çocuk, anne ve babanın seçimlerinden bağımsız değil. Uzunca bir süre. Bizi biz yapan şeylerin başında ailemizin gelmesi tesadüf değil. Sonra sonra okudukça ve yaşadıkça kendimizi inşa etmeye başlıyoruz ama temeli anne ve babamız atıyor.

Örneğin benim için Ela'da mutlaka olmasını istediğim özellikler var. Bu özelliklere sahip olması için elimden geleni yapacağım. Açık fikirli olması. Tek bir fikre saplanıp kalmaması, alternatif düşüncelere yaşam alanı tanıması gibi. Dünyada inanlar kadar inanmayanların da olduğunu bilmesi, insanları bu nedenle ayırmaması. Ahlaklı olması: Hak bilir olması, dürüst olması, yalana dolana itibar etmemesi. Mert olması. Dünyaya ve doğaya saygılı olması. Dünyayı, hayvanları ve bitkileri kendisi için yaratılmış birer tüketim malzemesi olarak görmemesi. Doğanın kendisi gibi "canı" olan, yaşayan, o öldüğünde bizim de öleceğimiz bir kucak olduğunu görmesi...

Ve aslında bunlar benim politik, sosyal görüşlerimle örtüşen şeyler. Daha muhafazakar olsam, "dini bütün olması" derdim belki. Olmadığım için, "dini görüşünü kendi seçene kadar sordukça anlatma" yöntemini benimsemeyi düşünüyorum. Daha geleneksel olsam, "annesinin babasının sözünden çıkmaması" derdim. Bunu da demiyorum. Tersine kendi yolunu çizsin istiyorum. Hiç bir ırkın diğerinden üstün olmadığını bilecek. Her milletin kendi tarih kitapları olduğunu bilecek. Evde kadınlar bunu, erkekler bunu yapar gibi cümleler kurulmayacak. "Erkek adam, ehehe" gibi yorumlar bizden uzak olsun. Oğlum olsaydı ne diyorsam, kızıma bire bir aynısını diyeceğim. Kendine bakabileceği kadar ev işi yapmasını isteyeceğim. Dolma sarması şart değil ama aç kalmasın. Cam silmesi şart değil ama kendi çevresini temiz tutsun. Yaratıcı ve zeki olmasını önemseyeceğim. Okuması için olanaklar yaratacağım. Tek boyutlu olmasın isteyeceğim, öğrendiği her şeyin "aslının", "özünün" peşinde olması için elimden geleni yapacağım. Huzurlu olması, rahat olması için kendime dönüp bakacağım, kendimle yüzleşmekten kaçmayacağım. Ailede huzurlu bir ortam yaratmaya çalışacağım. Evin "hepimizin rahat ettiği yer" olması için uğraşacağım. Kendi duygularını ifade etmesi için ortam yaratacağım. Onu dinleyeceğim. Eğer Öss birincisi olmak isterse de onu destekleyeceğim, heykeltraş olmak isterse de, üniversiteye gitmek istemezse de.

Yukarıda saydıklarım benim, özgüranne olarak kendi çocuğumu büyütürken önemsediğim ilkeler. Başka ilkeler de var, liste çok kısa değil. Belki bir yazıda tam listeyi veririm. Vurgulamak istediğim nokta şu: Bunlar BENİM doğrularım. Ben başka bir insan olsaydım, o liste de başka bir liste olurdu. Bunda yanlış bir şey yok. Eğer tüm anne babalar aynı olsaydı, aynı ilkelerle çocuk büyütseydi, tek tip insan yetiştirirdik ve ortam çok sıkıcı olurdu. Yukarıda saydıklarım "mükemmel insanın" tanımı filan değil. Anne ve babası olarak bizim hayat görüşümüz doğrultusunda şekillendirdiğimiz şeyler. Biri gelip, çok yanlış yapıyorsunuz diyebilir. Bunun doğrusu yok bana göre. Seçimi var. O seçimler "bizi biz yapan" kaynaktan geliyor. O nedenle ne kadarı seçim düşünmek lazım.

Şimdi ben ne yapsam, yapsam, "yaratıcılık önemli değildir" diyemem. "Kitap okuma boşver" diyemem, komik olurum. Evde kitapsız köşe yok. Tornavida görünce bayılan bir kız yetiştiremem, ben öyle değilim çünkü. Bu demek değildir ki, herkes böyle olmalı. Olmayanlar tu kaka değil. Hiç de bile.

Yeliz mutlu olmak amaçtır demiş. Her insan mutlu olmak ister ama zaten sorun nasıl mutlu olunduğunda gizli. Kızım kendine zarar vererek mutlu oluyorsa, başlarım lan mutluluğuna der girişirim mesela. Ya da ben böyle mutluyum diyip, aslında yapabileceği bir adımı korktuğu için atmıyorsa. Doygunluk önemli diye düşünüyorum. Hayatından tatmin olmak. Aşık olduğun adamla evlenmek işin bir yönüyse, çocuk sahibi olmak başka bir yönüyse, kendi bilgini becerini tatmin edebileceğin bir uğraşı içinde olmak başka yönü. Tutkuların varsa, onların peşinden gidecek kadar kendine güvenmek, cesur olmak... Yenilgi biriktirmemek, "yok böyle iyi" diyip oturmamak... Bunlar benim önemsediğim şeyler. Tutkuların yoksa da yoktur, herkes tutkulu olacak diye bir kural yok...

Ben anne olarak, okuyup araştırıp, kendimce en doğrusu olduğunu sandığım şeyi elimden geldiğince uygulamaya çalışırım. Ha sonuçta Ela der mi ki, aman yaratıcılıkmış filan salla, ben bir bankada memur olacağım. Olma mı diyeceğim, yoo. Hayal kırıklığına mı uğrayacağım, yoo. Taş attım da kolum mu yoruldu, şu yukarda saydığım şeyler çok emek mi istiyor. Bence hayır. Bunlar hayatımızı yaşarken bize yol gösteren şeyler. İlla ki bir ana okuluna gidecek. Seçerken kendi ilkelerimle uyumlu olanı seçeceğim. Evde film izlemek mi, çocuğumla oynamak mı seçimini çocuğumdan yana kullanacağım. Bu bir iş mi? Yoo. Gayet eğlenceli. Hem beni, hem onu eğlendirecek oyun neyse onu oynayacağız.

Idle parent, boş ebeveyn felsefesini de benimsediğimden, her dakika çocuğumun üzerine titremeliyim gibi bir halim yok. Bu demek değil ki onunla ilgilenmiyorum. Dirsek mesafesinde izliyorum, onun oyununa uyuyorum. Aktivite yapmaya karşı değilim çünkü şu sürpriz sepeti meselesinde çok eğlendik, projeye dönüşmediği, iş haline gelmediği sürece aklıma yatanı yaparım. (Başkaları projeye dönüştürüyor demiyorum bakınz, kendimden bahsettim. Projeci olduğumdan bu konuda kendimi kontrol ediyorum. Ela ile planlar programlar kilometre taşı, ölçümlemeler yapmaya girişmeyeyim diye. Kendimi bilirim ben deliyim. ) Gerçi Seda diyor ki evde yaptığımız eğitimli öğretmenin yaptığı gibi olmuyormuş. Olsun. Elimizden geldiği kadar...

Çok yazdım ama acaba anlatabildim mi bilmiyorum...

Bu yazı çok ama çok uyksusuz bir gecenin sabahında yazılmıştır.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...