27 Haziran 2010 Pazar

33. Hafta

Sonunda bu hafta da bitti. Bundan haftalarca önce kızımla pazarlık yapmıştım: “34 haftaya kadar bekle, ondan sonra istediğin gibi gel, ne telaş yapacağım ne üzüleceğim. “ 33’ü tamamladık. Artık ne zaman gelirse hiç dert etmeyeceğim. Dünden beri (26.06.2010) tüm hamileliğim boyu ilk kez rahata erdim.
33. Hafta Kardeş Türküler konseriyle başladı.  Gitmeyeceğim diyordum ama Vedat gidemeyip bir bilet boşa çıkınca, Savaş da çok ısrar edince “Hadi jübile bu olsun” dedim. Gittiğimde, gitmeme kararımın doğruluğunu anladım :) Hem tuvalet hem de bel, kasık ağrıları, bebeğin bitmek bilmeyen ritmik hıçkırıkları sürekli huzursuz olmama sebep oldu. Ama öyle çok çok da rahatsız etmedi. Şu hadise çok komikti, herhalde ömür boyu hatırlarım; Konserin sonuna doğru, iyice öne doğru eğildim, belim gerilsin de ağrısı azalsın diye. Savaş da eliyle sırtımı ovuyordu. Daha yarım dakika olmamıştı ki, Çınar Hanım "Alooo, insan var burda insan, ezdiniz kardeşim!" dercesine, gayet şiddetli, çat çat çat 3 kez geçirdi karnıma. Derhal doğruldum, hanımefendinin yerini genişlettim, onun da sesi kesildi :) 
Konser güzeldi. Yanlış hatırlamıyorsam hamilelik boyu Savaş’la ilk beraber konserimizdi.

Yaklaşık 10 gündür falan pek huysuzum. Otursam belim ağrıyor, uzansam uzandığım tarafım on dakika sonra ağrımaya başlıyor, yürüsem kalça kemiğim acıyor. Kaburga kemiklerim ise her daim!! Şöyle tarifledim geçen gün; "Çınar Hanım kaburgalarıma asılıp barfiks çekiyor. Bacaklar yukarı çekilince kaburgalar ağrıyor, aşağı inince kasıklar!"


Hiçbir yere sığamamak, hiçbir şeyden keyif alamamak gıcık bir şey. Dolayısıyla ne film izleyebiliyor insan, ne kitap okuyabiliyor, ne dışarı çıkabiliyor.. Gerilim, gerilim, gerilim. Hafta içi Funda geldi, Çınar'a aldığı bir sürü hediye ile. Sonraki gün Neşe geldi, birlikte Arboretuma gittik. Bu hafta yüzmeyi atlasam da Arboretum’da uzun yürüyüş ve arkadaşlarla birlikte olmak iyi geldi. Oradan Taksim’e, gece de eve. Araba inanılmaz hayat kolaylaştıran bir şey böyle durumlarda. Yorulduğunda, ağrın olduğunda arabayla hemen eve dönebileceğini bilmek rahatlatıyor.

Ben bu kadar huysuzken, sıkıntılıyken çalışmak zorunda olan, hem çalışıp hem evde çalışmak zorunda olan anne adayları ne haldedir düşünemiyorum bile. Çok saygı duyuyorum. Eğilebildiğim ilk an hepsinin önünde eğileceğim vallahi.
Bu arada Perşembe akşamı çok yoğun bir mide, boğaz yanması ile kasıklarda yoğun ağrı yaşadım. Mideye Rennie ilacı çok iyi geliyor genelde. Tek hap hemen sona erdiriyor sıkıntıyı. Ama bu sefer 2 hap, bir kaşık şurup bile kar etmedi. Bir de üstüne ağrı eklenince gergin bir akşam geçirdim. Sabahında doktor ile konuştum. Bebeğin yer değiştirmiş olabileceğini, bacaklarının aşağıya gelmiş olabileceğini ve bacaklarının basıncının ağrı yapabileceğini söyledi. Makul geldi. Zaten hamilelikte yaşanan ağrılara verilen cevap yüzde 90 belli: Normal, hamileliktendir.

Pazar günümüz arkadaşlarımızın ziyaretleriyle geçti. Tolga, Özge, Peri, Ümit, Dilek... Keyifliydi. Savaş’cığımız ise yarınki son sınavı sebebiyle kafayı kimya ile bozmuş ders çalışmakta. Yarından sonra tamamen özgür. Kafamız rahat.
34. Hafta itibariyle Sahte kasılmalar adı verilen ve anneyi doğuma hazırlayan sancılar artarmış. Benim değil artmak henüz hiç hissedilmedi bile. Yine bu ay iyice artan elde, ayakta, yüzde şişkinlik hali de pek oluşmuş sayılmaz. Bloğun adıyla bunu kastetmemiş olsam da hakkaten herşeyiyle “başka” bir hamilelik geçirdiğim kesin.

Bu haftada eğer özel bir durumu yoksa anne adayının cinsel ilişki kısıtlaması hala yok. Bebeğin kilosu ortalama 2500 gr. Civarı. Bizim tosuncuk 3 hafta önce 2 kiloydu, 3ü bulmuş olmasından ciddi endişelerim var.
Çarşamba günü doktor kontrolümüz var. Kilosu dışında hiçbir endişem yok. O da çok abarmamışsa, sakince beklemeye devam edeceğiz. Muhtemelen haftaya Pazar ne olup bittiğini yazmış olurum. Esenlikler efenim. 
Devamını Oku »

23 Haziran 2010 Çarşamba

Hamileyken Yüzmek (Ekşi Sözlük'ten)

efenim illa duymuşunuzdur ama bizzat tescillemek isterim: hamilelikte en şahane şey yüzmektir. bissürü bissürü faydası var hem de.

ilk üç ayda; feci mide bulantıları yaşarken suyun içinde bir rahat hissedersiniz kendinizi. irrite eden bilumum kokudan uzaksınızdır. vücudun hamileliğe alışmak için kemikleri açması vs sebebiyle başlamış olan ağrılarınızı minimum hissedersiniz. o ilk üç ay yaşanan yoğun uyku ve halsizlik hali yerini taptaze, dinç bir hale bırakır. (tabi bu hal havuzdan çıkıp eve varana kadar sürer sadece evet.)

ikinci üç ayda; hazır enerjiniz had safhadayken bol bol yüzün ki, hem kaslar, eklemler, kemikler doğuma daha güçlü girsin ve doğum sancılarının azalmasını sağlasın. hemi de hamilelik sebebiyle yoğun kilo alımının önüne geçin. bebeğiniz kilo alsın ama siz minumumda seyredin. son üç aya daha dinç girin.

son üç ay; ah beybi son üç ayda esas cennet haline geliyor havuz. ne kadar dengeli kilo alsanız da vücut eskiye oranla pek bir hantalken, ondeki göbek tüm dengeyi alt üst ederken, bel ve sırt ağrıları gitgide daha fazla ağrımaya başlamışken, yataktan kalkmak bir 5 dakika, koridoru tamamlamak 8 dakika sürerken, penguen gibi yürümeye başlamışken, bebek kendini bir dansçı, bir boksör, bir futbolcu, smaçör, jimnastikçi vs sanarken ve sizi gün içinde sürekli içten dışa pataklarken, iki dakika bile aynı pozisyonda oturamaz haldeyken havuza bir giriyorsun.... allllllaaahımmmmmm bu nasıl bir rüyadır, nasıl bir cennettir, paralel evrendir, başka bir dünyadır..... sadece bu anda hamile kalmadan önceki eski siz gibi hissedebiliyorsunuz!

bir kere tüm ağırlık kayboluyor, denge sorunu kalmıyor, bebek hazretleri yüzme hareketlerinin beşik hissi vermesiyle anında uykuya geçiyor ve havuzdan sonra bir kaç saat bile sakinliğini bozmuyor. son günlerinizin ennnnnnn mutlu anlarını yaşıyorsunuz. o kadar ki, son gittiğimde bokunu çıkartıp tam 2 saat boyunca, neredeyse kafamı bile çıkarmadan yüzdüm havuzda. elimde olsa, doğurana kadar kalacağım bir havuzda. ve bir de bebekle özdeşlik kuruyorsunuz fazlasıyla. suyun içinde onun gibi hissetmeye çalışıyorsunuz. kulakları suyun altında tutup onun duyduğu uğultuyu duyup, onun gibi durmaya çalışıyorsunuz. acayip bir şey.

evet hamile kardeşlerim, ablalarım. bu satırları okuyorsanız, altını ısrarla çizeyim: hamilelikte anne adayı için en önemli, hayatı en kolaylaştıran şey, hamileliğin en başından itibaren yüzmektir. iyi bir araştırmayla temiz ve ucuz bir yer bulabilirsiniz illaki. 
Devamını Oku »

Hamilelik ve Çevredekiler (Ekşi Sözlük'ten)



gelelim işin sosyal kısmına. hamile olduğunuzu öğrendiğiniz ve kamuya açıkladığınız andan itibaren, kamuoyu bu açıklamayı: “ey ahali şu andan itibaren aklımı, mantığımı yitirdim. düşünemiyorum, karar veremiyorum, noolur benim yerime bilin, düşünün, öğretin, karar verin.” olarak algılıyor gözlemlerime göre. birden herkes her şeye dair söz sahibi oluyor:

- ne pizza mı yiyeceksin, deli olma. balık söyle hemen.
- calsiyum almaya başla hemen.
- ne folik asit sadece günde 1 kez mi alıyorsun?
- senin pantolonunun altında kalın çorap var mı bakayım?
- ne eyleme mi gideceksin bu halinle!
bu sonuncusuyla ilgili en şahanesini ankara’da bir tekel işçisi kadın yaptı sağolsun: “aa hamile misin? yola mı çıktın? deli misin? düşer bu çocuk!!!!!”

bir de bunların tam tersi var:
- yaa bırak yaaaa eskiden ilaç – vitamin – mineral mi varmış. takıl kafana göre.
- ya istediğini ye, zararlıysa kusarsın zaten.
- eyleme de git, gezmeye de git. hamilelik hastalık değil, özgür özgür dolaş.
farkında değiller ki iki tarafın da tek yarattığı şey; suçluluk. bir şey yersin suçlusun, yemezsin suçlusun, evde kaldın suçlusun, dışarı çıktın suçlusun… bir oldurun be kardeşim. bir rahat verin allah aşkına. şükür okuyabiliyoruz, doktor var sorabiliyoruz, düşünebiliyoruz. hem ben bir şey merak edersem sorabiliyorum da inanmazsınız. bak terelelli temcik şahit misal sorularıma. çok rica ederim; sakat gibi de davranmayın, hiçbir şey yokmuş gibi de.

sonracığıma; inanın her gelenin elini göbeğe atması hiç hoş bir durum değil. henüz ortada doğru dürüst göbek yokken bu kadar el uzanıyorsa, biraz daha büyüdüğünde ben kesin birkaç el kıracağım gibi gözüküyor. manyak mısınız yaaaa dokunmayın kardeşim karnıma. bebek çıkınca seversiniz aaaaaa.

şimdilik bu kadar, yazarım daha. “hamal”ım çok doluyum, sinirliyim.
Devamını Oku »

İkinci Trimester (Ekşi Sözlükten)


efenim daha önce bahsetmiştik (ben ve egolarım) hamilelikten. (bkz: #18149876), (bkz: #18149880), ama gözleri kapalı, kuyruğunu tutup “fil küçük bir şey” demek gibi olmuş önceki tariflerim. hamileliğin ilk üç ayı diye bir başlık açıp oraya aktarmak gerekiyor belki ilk yazdıklarımı.

peki sonra neler oldu? 4. ay itibariyle, bulantıymış, uykudan gözlerini açamamakmış, ağrı, sızının maksimumda yaşanmasıymış, karnındaki şeye yabancılıkmış, bunların hepsi geçiyor. öyle geçiyor ki, bir süre sonra hiçbirini hatırlamayıp, “hamilelik ne güzel şeymiş be” diye düşünmeye başlayabiliyormuşsun sanki iki ay önce “bilmeden, etmeden, araştırmadan hamile kalan kafama sıçayım.” diyen sen değilmişsin gibi. ilk üç ay, günler hiç geçmeyip, sanki 3 yıldır hamileymiş gibi hisseden sen değilmişsin gibi, ikinci üç ayda nasıl akıp gidiyor günler, nasıl hızlı ilerliyor farkedemiyormuşsun.

bir kere kokularla barışıyorsun. kendi kokundan bile nefret ettiğin o dönem tamamen geride kalıyor. sonra bebek içinde hafiften kıpırdamaya başlıyor. çok acayip bir şey. o kıpırdadikça, büyüyüp tekme etkileri arttıkça, hıçkırıklarını tık tık hissettikçe, ultrasonda gerçek bebeğe benzeyen, gülen, el sallayan, amuda kalkan bir canlı görmeye başladıkça gerçek bir ilişki kuruluyor arada. yabancılaşma ortadan kalkıyor.
beşiğinden, elbisesine bebeğin materyalleri arttıkça, bir süreliğine uzakta olan bir yakınınızı bekliyormuşsunuz sanki gibi olmaya başlıyor. sanki o daha önceden de varmış da, uzağa gitmiş, bayadır uzaklardaymış gibi. haha hatta dün hissettiğimi söyleyeyim tam olarak. hapisteymiş de tahliyesini bekliyoruz sanki. doktor randevularındaki ultrason görüntüleri de kapalı görüş. dün bize ultrasondan sol yumruğunu kaldırdığına göre de , siyasi yatıyor bizimki kesin.

6. bitti, 7.nin içindeyiz. yani adına 3. trimester denen dönem. birinci üç ay çok berbattı, ikinci üç ay çok şahaneydi, üçüncü nasıl olacak çok merak ediyorum. gitgide artan tekmeler iyiden iyiye can yakmaya başlayacak mı merak ediyorum. teknik olarak 26. haftadan itibaren bebekler, doğduğunda yaşayabiliyorlarmış. dışardan müdahaleyle tabi. bu bilgi bir yandan bni çok rahatlatsa da, büyüyen göbek, artan sırt ağrıları, bacak ağrıları vsye rağmen yine de 40. haftaya kadar bu sıkıntıları çekmeye razı oluyor insan. yeter ki her şey sorunsuz bitsin.

önceden hamile kaldığı andan itibaren, tek mevzusu hamileliği, çocukları olan insanlar müstehzi gülerken, birden onlar gibi olmaya başlamak da sinir bir durum. bu yüzden karar verdim. hamilelik blogu tutacağım, daha da mevzu etmeyeceğim başka yerde.

not: hamilelik pek öznel bir şey. herkesinki başka başka. yani okuduğunu hiçbir yorum kesin öyle demek değil. ilk üç ayı da şahane geçiren hamileler tanıdığım gibi, ikinci ayda bel ağrısından mahfolanları da biliyorum.
Devamını Oku »

Bilinçsiz Hamileyiz Hepimiz

(Ekşi Sözlükteki yazımdan)


gelin itiraf edelim; hamilelik çok boktan bir şey! hatta dünyanın en boktan şeyleri listesi yapsak rahat ilk ona girer. yoo yoo hemen tüyleriniz dikelmesin. siz ve sizin gibiler yüzünden her şeyi çok daha ağır yaşıyoruz zaten. bu cümleyi kurduğun andan itibaren, anneliğin, güdülerin, anneliğe hazır olup olmadığın sorgulanmaya başlar bu ülkede. bilmiyorum belki başka ülkelerde de. zira öyle bir tablo yaratılmıştır ki hamilelik = bebek, hamileliğe laf etmek = bebeğe laf etmek, sevmemek ki gerekirse bebeğe de laf ederim lan, sinirliyim gelmeyin üzerime.

ne diyorduk, hamilelik ve bebek iki ayrı şey dostlarım ve sonuç güzelse çekilen çile kutsal falan değil. evet bu lanet 9 ayın sonunda ortaya şahane (ki aslında artık ondan da şüphe ediyorum yaşamadan inanmamak lazım)(ama hamileliğin tek güzel tarafı o şu an gerçekten, bebeği hayal etmek) bir şey geliyor olabilir, ama arkadaş gelen şeyin şahaneliği o 9 aylık zulmü sıfırlamıyor maalesef. peki elinizi vicdanınıza koyun. bu ülkede kim çocuk doğurmanın, hamile kalmanın ve hatta cinselliğin detaylarını deneme yanılma yöntemiyle değil de, algımıza göre hazırlanmış net bilgiyle öğrendi??

bizlerin en büyük bilgi kaynağı ne biliyor musunuz? televizyon dizileri, sinemalar. onları izlediğimizde de hamileliğe dair ilk öğrendiğimiz şey: bir kere seviş hamilesin! hayatında ilk kez, tecavüze uğra cart hamilesin! evlen gerdek gecende seviş kocanla; hamilesin. demek ki neymiş, hamile kalmak dünyanın en kolay işiymiş. peki sonra pratikte nasıl oluyor bunun karşılığı; çocuk sahibi olmaya karar veriyorsun, bir ay geçiyor: olamaz!!! hamile değilsin. kesin bir sorun var, kesin çocuğun olmuyor!!! sağdan soldan konuştuğun bir iki kişi, “olur öyle ya, hemen olmayabilir” der, biraz yatışırsın, ikinci ay geçer, yine hamile değilsin. artık eminsindir. doktora gitmek gerekir. ulan tvlerde üfleseler hamile kalıyor kadınlar!!!! ya doktora gidersin, ya okumaya, araştırmaya başlarsın ve görürsün ki koskoca bir ayda kadının yumurtası sadece 1 gün çiftleşmeye müsait oluyor. o gün de stresti, hava durumuydu bilmem neydi, hamile kalamayabiliyorsun bile. ne???? 1 gün mü? lan o adamlar kadınlar hep gerdeği o 1 güne mi denk getiriyorlar. tecavüzler hep o vakitte mi gerçekleşiyor. bir ton küfredersin o senaristlere de, yapımcılara da, okulda gereken eğitimi vermeyen eğitimcilere de…

bu kademeyi aştık diyelim ki, hamileyiz artık. yine tv’den, kitaptan, sağdan soldan, eş dosttan (ki en gıcık olunacaklar bunlar aslında, niye doğruyu söylemiyonuz lan????) öğrendiğin kadarıyla hamilelik çok şahane bir şey. aman da kutsal bir görev. bir bebek taşıyorsun karnında, her anın çok mutlu. miden bile bulansa sen mutlu olmalısın zira bu bulantı sana bebeği hatırlatmalı. manyak mısınız lan!!!! bluantının, ağrının, sızının güzeli mi olur??? sonra dışarıdan iyi hoş da yaşayana kadar kimse fark etmiyor ki hamile kalmak demek içinde bir yaratık olması demek!!! canlı lan?? bildiğin beslenen, büyüyen minyatür bir yaratık oluşuyor. bu bilgi de daha önce konuştuğun, öğrendiğin, sindirdiğin bir şey olsa belki daha sakin karşılayacaksın. ama şu koşullarda dehşete düşebiliyor insan. ya da yine öğrenilmişlikle gayet normal yaşıyor bilmiyorum ama şöyle bir iddiam var; o hamileliğin ilk aylarındaki bulantılar gayette bu acayip duruma kadının şok olması yüzünden yaşanıyor. doktorum bana ultrasona bakıp “hah sırt oluşmuş.” dediğinde adamın üstüne kusacaktım resmen. “allahım içimde bir sırt oluşmuş.” neyse bir süre sonra alışıyorsun, kanıksıyorsun ve normalleştiriyorsun iyice durumu.

sonrasında bir sürü şeyden biri olarak doğum şekli geliyor gündeme. normal mi sezeryan mi? bugüne kadar bir kez olsun denk gelmedim ki hamile kadınlar ya da doğurmuş kadınlar “doğum şöyle olur, şu sırayla gerçekleşir, şu aşamada şöyle yaparsan şöyle rahat edersin, sezeryanda ise şöyle şöyle bir yol izleniyormuş…” falan desinler. yoook nerde. gerek yok ki. bugüne kadar nasıl gelmiş: “ normal doğum acıtıyor şekerim ben sezeryan ile doğum yapıcam.”, “ aa öyle diyorsun ama normal en sağlıklısı. hem sezeryan da sonra ağrı yapıyor.” kazara bir öğrenmeyi denediğinde bakıyorsun ki mesela, normal doğum esnasında kemikler çatır çatır ayrılıyor. hayır bu sağlıksız ya da riskli değil. ama alışılması gereken bir bilgi. bu bilgiyi doğum esnasında öğrenseydim ya da çatırtıları duysaydım, panik atak geçirip bayılmam işten bile olmazdı. yine doğum esnasında hangi kasın ne yaptığı, hangi kasın güçlü olmasının işi kolaylaştırdığını, nefes alma işinin bir doğumun 5 dakika mı 5 saat mi süreceğini bile belirlediğini öğrendiğinde, yaşayacağı travmanın önüne geçebilir insan. hayatı kolaylaştırır.

ama ne gerek vaaaar, ezberden yaşayıp gidiyoruz işte. hem allah ne derse o olur. hem de işin ucunda bebek varsa tüm çileler çekilebilir. anne babalarımız biliyorlar mıydı ki? vs vs vs…

demem o ki, yarın bir gün hamile kalacak olan arkadaşlar. her adımı öğrenin sonra yaşayıp yaşamamaya karar verin. yaşadığınızda ambale olmayın. he belki hiç sorunsuz bir 9 ay geçirirsin, şahane. ama aksi ihtimal için oku, öğren, baba adayına da öğret her bi şeyi.

olur da yarın bi gün bunu okursa diye, doğacak bebeğe not: len trip yapma. sana bir şey mi dedik! senle ne ilgisi var söylenmelerimin. dur, senle ilgili olan doğduktan sonra.
hamileliği böyle yaşamayan, araştıran, öğrenen, çilesini kabul eden arkadaşlara not: size demedim, size demediiim.

Devamını Oku »

32. Hafta

Bu hafta İnönü Stadyumundaki Grup Yorum konserine gittik kızımla. Çok güzel geçti, ama bana “artık yavaş”  mesajı da verdi. Epey yorucuydu. Artık Savaş’cığımız gündüzleri evde olduğundan günler daha keyifli ve çabuk geçiyor. Ağırlaşma halinden mutfağa gidecek halim bile olmuyor bazen. Savaş’ın varlığı acayip iyi geliyor öyle anlarda. Bazen de acayip enerjik oluyorum. Hafta içi yüzmeye gittim. Sonrasında eve döndüğümde baya iyi hissediyordum kendimi. Yüzmenin her şeyden önce psikolojik bir olumlu etkisi var bence.

Bir sabah keskin bir sancı ile uyandım. Bağırarak uyanmışım Savaş’da sesime uyanmış. Şu ana kadar yaşadığım en keskin acıydı. Herhalde doğum böyle bir şey diye düşündüm. İki dakika kadar sürdü. Ve kesildi. Ayşen’e göre kemiklerin ayrılması yaparmış bazen böyle. Normalmiş.
Doktorum son gidişimde 34. Haftayı doldurmak bizim için kritik dedi. “34 dolduktan sonra da 37. Yi doldurmak için kasıcaz ama şimdilik 34 mühim.” Dedi. 34. Haftadan sonra doğan bebekler küveze girmiyormuş çoklukla. Öyle görünüyor ki benim aslan kızım 34’ü de bekleyecek, 37’yi de.

Hareketleri gitgide sertleşiyor. Bazen soluk kesecek kadar şiddetli vuruyor. Ama hareketsiz olmasının sonuçlarını bildiğimizden, sert hareketli olmasını tercih ediyrouz tabi. Karnımın içinde balık gibi, bir o yana dönüyor, bir bu yana. Artık bir süredir Savaş’la dışarıdan baktığımızda görüyoruz hareket ettiğini.

Bu Pazar Kardeş Türküler konseri var. Sanırım sadece Savaş’ı göndereceğiz bu sefer. Hiç gidecek gücü bulamıyorum kendimde. Pazar itibariyle 33’e girmiş olacağız. Hadi bakalım. 
Devamını Oku »

31. Hafta Doktor Ziyareti

Bir kaç gecedir rüyalarımda erken doğum yaptığımı görüyordum. O yüzden doktor ziyaretinin hemen olması mutlu etti beni. Sabah kalktım, kahvaltımı yaptım. Yola çıktım. Yoldayken “suyum mu geliyor yoksa?” diye geleneksel Derya paniklerinden birini daha yaşadım.

Köprüyü geçerken mutlu oldum. Doktorumuz çok ilgiliydi. Minik çileğimizin artık pek çilek olmadığını gördüm. 1960 gr olmuş. Boyu tahmini 42 cm.Suyu, plesentası, duruşu her şeyi normal. 40'a kadar bekler bu bebek dedi doktor. Mutlu oldum. 

Hastanenin diğer binasına gittim. Hasta katını gezdim. Hemşireler çok yardımcı oldular. “ya ben doğuma geldiğimde tüm odalar dolu olursa?”, “ya ben doğuma gireceğim anda doğumhane dolu olursa?”,  gibi onlarca soruma hiç sıkılmadan yanıt verdiler. Sonunda doğum yapacağım hastaneyi kesinleştirmiş ve mutlu olarak ayrıldım hastaneden

Akşam eve geldim, yorgun ve bel ağrılı olmama rağmen artık bitirmem gereken metin yazma işinin başına oturdum. İlerleyen saatlerde göbeğimin 3 parmak yanında yoğun bir ağrı başladı. Hani çok koştuktan sonra dalağın ağrıması gibi bir ağrı... İki büklüm etse de çok dert etmedim. Sabah kalktığımda ağrı devam ediyordu. Şaşırdım. Genelde ağrılar böyle ertesi güne kalmıyor. Savaş’la kahvaltı ettik, uzandım. Ağrı azalmadığı gibi, bebeğin hareketlerini de hissetmiyordum. Paniklemeye başladım. Çikolata yedim, hareket etsin diye etmedi. Bir saat daha bekledik, doktoru aradık. Gelin bakalım dedi. Sonra Erdem’i aradık, hemen geldi, hastaneye yola çıktık. Hastaneye varıp, oturduğum anda Çınar Hanım hareket etmeye başladı. Savaş dışarıdan bile takip edebiliyordu ağrıyı. NST’ye bağladılar. Ama artık gerek bile yoktu, eski ritmine dönmüştü Aze Çınar. Doktorumuz da kontrol etti, tehlike görmedi. Eve geri döndük. Ağrı devam ediyor ama Çınar hareketli en azından. Böyle bir gergin günü daha geride bırakmış olduk.

Haftasonu Sosyalist Feminist Kolektif’in düzenlediği “Erkeklerden Alacaklıyız.” Eylemine katıldık kızımla. Pek yağmurluydu hava, eve erken döndük.
Devamını Oku »

28 - 29. Haftalar

Bu haftalarda tatile çıkmaya cüret edebildik. Önümüzdeki günlerde riskli olabileceği için daha gecikmeden gidelim dedik. Bebeksiz, iki kişilik aile halimizle son tatilimiz. Ben önden bir hafta Altınoluk’ta ailemle kaldım, ardından Savaş da geldi Ayvalık’ta kaldık, pek sevgili arkadaşlarımız Ümit ve Betül’le birlikte.
Enerjiklik yine had safhadaydı. Sabah herkesler uyurken erkenden kalkıp kahvaltı yapıp sahile indim. Uzun uzun yürüdük kızmla. Sohbet ettik. Geri döndüğümüzde uyanmışlardı bir de onlarla kahvaltı yapıp çok güzel vakit geçirdik. Giderken de gelirken de otobüs beni düşündüğüm kadar zorlamadı. Zorlamasın diye de ikisinde de özellikle gündüz yolculuğu seçmiştim.
Dönüş hüzünlüydü tabi. Sevgiliyle , aileyle ve dostlarla dolu dolu geçen bir haftanın ardından daha yalnız bir hayat hüzünlü oluyor. Bir de ilk üç aydan dah a fazla bu haftalar duygu karmaşaları yaşamaya başladım ben. Üzülmek, sinirlenmek, sevinmek... Hepsi bir yoğun bir yoğun sormayın.  Anı, derecesi de yok üstelik. Birden gülerken ağlamaya başlayıp, kızarken gülmeye başlayabiliyorum. Enteresan.

Minik tekmemsi hareketlerin yerini içimde koca bir balığın dolanması ve ciddi ciddi kafa, kol, diz, tekme atması aldı. Şimdilik eğlenceli bir durum. Bizzat bebeğin kendisini bu kadar hissetmek acayip. Hıçkırıklar da giderek artıyor. Demir, vitamin, calsiyum almaya devam. 
Devamını Oku »

6. Ay

Bu ay ömrümün çok az kısmında sahip olduğum enerjiye sahip oldum. Yani bırakın hamileliği hamile olmadan önce bile böyle enerjik, böyle motive, böyle gezenti değildim. 1 Mayıs’a gittik. Kızım 33 yıl sonra ilk kez Taksim’e girildiğinde oradaydı. 1 Mayıs’ın ardından on gün boyunca her gün dışarıdaydım.  2 Mayıs’ta İşçi Filmleri Festivali’nin açılışına gittik. Hatta kızımızın ilk ismine İlkay sahnede Aze’yi söylerken karar verdik. Birden birbirimize baktık, güldük ve Aze olsun dedik. 3-4-5 Savaş’la filmlere gittik hep. Akşamları kızlarla buluşup oturduk. Yüzmeye gittim. 9 Mayıs’ta ALES’e girdim. Kızım beni hiç rahatsız etmedi. Ne tuvalet ihtiyacı ne basınç ne ağrı. Üstelik ilköğretim sıralarında girmeme rağmen. Aynı durumu KPSS için de umdum ama o biraz zor gibi sanki.

Acayip iyi geldi bana. Normal hayata verilmiş uzunca bir aradan sonra, normal insan olmuşum gibi. Kimseye ihtiyaç duymadan, ağrı sızı hissetmeden dolanabilmek güzel bir his.

Bu ayın sonunda Aze Çınar 1096 gram idi. Ultrasondan göbek bağını emdiğini gördüm. Bu zamanlar emme refleksleri gelişiyor, yutkunmaya başladıklarından bol bol hıçkırmaya da başlıyorlar. 
Devamını Oku »

5. Ay



İşte bu ay ufaktan enerjinin artmaya başladığı, ağrı, sızı, bilumum sıkıntının süper azaldığı, yeniden normal bir insan gibi hissetmeye başladığınız ay. Ben de ufaktan dışarılara çıkmaya başladım bu ay.

Aslında normal hamileliklerde  bu ay da göbek iyiden iyiye çıksa da, bende anca dar bir badi giydiğimde ortaya çıkan küçük bir karın oluşmuştu. Her şey normaldi.

Zamanında tembellikten şu blogu yazmaya başlamadığım için şu an çok az detay hatırlıyorum. Başında başlayıp hafta hafta gitmek isterdim, şimdi ay ay yazmak, hatırlamak bile zor geliyor. 


gebelikvedogum.net adresinde 5. ay için şöyle söyleniyor: 


Anne adayından anne adayına değişmekle birlikte hamileliğin 5. ayı kadının karnının belirginleştiği aydır. Ancak az önce belirttiğimiz gibi bazı anne adaylarının karnı daha erken, bazılarınınki ise daha geç şişer. Karnın şişmesine istinaden artık hamilelik için özel kıyafetler almanın zamanı gelmiştir. Çünkü eski pantolonlarınız, etekleriniz vb artık dar gelmeye başlayacaktır.

Gebeliğin 16-20 haftaları arasında anne karnında çatlaklar da oluşmaya başlayabileceğinden doktorunuzun tavsiyesi ile özel karın çatlakları için üretilmiş kozmetik ürünlerinden, kremlerinden kullabilirsiniz. Bu ayda anne adayındaki en mühim değişiklikler bunlardır.
Gebeliğin 5. ayında anne karnında bebek gelişimi ve bebekteki değişiklikler
Bu ayda anne karnındaki bebek hızlı bir biçimde büyümesini sürdürür. Önceki aylarda oluşmuş olan organları kitlesel olarak gelişmeye ve büyümeye devam eder. Bebeğiniz artık duymaya başlayacağından, bebeğinizin örs, çekiç, üzengi gibi kulak kemikleri 5. ayda oluşmaya başlar.
Hamileliğin 4. ayında olduğu gibi 5. ayda da bebeğinizin beyni hızla gelişmekte ve büyümektedir. Bebeğinizin beyin gelişimine katkıda bulunmak için bu ayda da omega 3 içeren balık, ıspanak, semizotu ve ceviz gibi besinleri tüketmeye devam etmelisiniz. Bunun yanı sıra doktorunuzun tavsiye ettiği vitaminlere devam etmelisiniz.
Gebeliğin 5. ayında bebek ultrasonda çok belirgin bir şekilde görülebilmektedir. Ayrıca üçlü test adı verilen testin de hamileliğin 5. ayında, yani bu dönemde yapılmakta olduğunu da hatırlatalım.

Devamını Oku »

4. Ay

4. Ayım Mart’a denk geliyordu. Ağrı sızı devam ediyordu. Havalar hala soğuktu. Ama çok şükür ki bulantılar azalmaya başlamıştı. Çok ilginçtir ki bulantıdan ölecek gibi olsam da, kendi kokuma, Savaş’ın kokusuna bile tahammül edemez halde olsam da hiç kusmadım hamilelik boyunca (2 zehirlenme hadisesi hariç) İyi ki de öyle oldu, çünkü kusmak hayatım boyunca benim için çok büyük işkence oldu. Boğaz acısı, göz yaşarması, içinin dışına çıkması... Ne zaman kustuysam sonu ağlamayla bitmiştir. O yüzden büyük sevinçti benim için hiç kusmamak . Buna rağmen o bulantı hissi de az değildi ve kurtulmak dertlerimin en az yarısını hafifletti.
Benim kalça kemiğimde ciddi bir ağrı hasıl olmuştu 2. Aydan itibaren, ilk doktorum; “Normal, hamilelik işte, geçer.” Demişken, 2. Doktorum acıyı ayrıntılı tarifletip, “Kemikler açılırken bazen sinirlere denk gelip iltihap yapabilir. O ağrı yapıyordur B vitamini kompleksi iç.” Diyerek Benexol isimli ilacı verdi. Bu arada folik asit almayı da bıraktım 4. Ay itibariyle. Bu da sevinçli bir durumdu zira folik asit de midemi bulandırıyordu. Sabahları aç karnına demir hapı tok karnına benexol, elevit  içiyordum. Benexol almaya başladıktan sonra ağrım kesildi. Ama ne zaman iki gün ara vermeye kalksam ağrı yeniden başlıyor.

Bu ayda artık ufak ufak karnın çıkmaya başlaması gerekiyor. Benim gibi bir “iç karın geniş” vakası iseniz daha çok bekleyeceksiniz :)

Şanslıysanız bu aylarda bebeğinizin cinsiyetini de öğreniyorsunuz. Biz şanslıydık, bu ay içindeki muayenede hemen öğrendik kızımız olacağını. 

Bir de 8 Mart Mitingine gittik kızımla. 

Devamını Oku »

3. Ay

“Herkesin hamileliği başka, herkesin hamileliği kendine”  Mottosuyla çıktık ya yola, işte benimkinin ilk üç ayı pek bir fenaydı. Yoğun ağrılar, yoğun bulantılar, sürekli uyku hali, yalnızlık... Eşimin iş, okul koşullarından sebep, günün çoğu saati evin dışında olması...  O ilk 3 ay boyunca “Bir daha hamilelik mi? Tövbe.” Diyordum. İnsan çabuk unutuyormuş ama. Şu an öyle hissetmiyorum hiç.
Bu riskli aylar tam kışın ortasına denk geldiğinden, bir de riskli bir hamilelik olduğundan dışarı çıkmaya da cüret edemiyordum pek. Hastalanırım, kayarım, düşerim, yorulurum, bir şey olur... Doktordan doktora çıkıyordum sadece neredeyse evden. Doktorumun önerisiyle domuz gribi aşısı oldum. İkili testi yaptırdım. Kan ve idrar testlerimi yaptırdım.  Bir sorun yoktu. Bu testleri devlet hastanesinde yaptırma önerime “Aaa öyle kabul edemiyoruz biz, hepsini hastanemizde yaptırmanız gerekir.” diye esnaf gibi bunu savunan doktorumu değiştirdim.  Doktor pek mühim. Bir şekil güvenmen gerekiyor. Şüphe ettin mi ne kadar zorlasan da devam edemiyorsun.
3. Ayın son günlerinde, doktorun da izniyle Ankara’ya Tekel işçileriyle dayanışmaya gittik kızımla. İlk üç ayın en güzel hatırladığım şeyi de budur hamile olduğumu öğrenmemin dışında.
Bendeki değişiklikler; Mide bulantısı, bel, kuyruk sokumu ağrısı, uyku hali aynen devam. Sabahları hafif burun kanaması oldu ki o da kan basıncının hamilelik sebebiyle artmasından imiş. Cildim gerginleşti.
Bebekteki değişiklikler;  3 ay bittiğinde bebeğin tüm organları oluşmuştur artık. Saçı ve tırnakları uzamaya  bile başlar. 
Devamını Oku »

2. Ay


En heyecanlı, en mutlu, bir o kadar da gerilimli bir ay ikinci ay. Bir kere hamile olduğunuzu bu ay öğreniyorsunuz. Hamile olmaya devam edip etmeyeceğiniz, gebeliğinizin dış gebelik olup olmadığı da yine bu ay netleşiyor gibi.  Biz 2005’te isteyerek, planlayarak  girmiştik çocuk sahibi olma sürecine. 7. Hafta gibi dış gebelik olduğunu öğrendik. Ameliyatla almışlardı embriyoyu. Bu sefer tamamen sürpriz oldu. En erken 1 sene sonraya düşünüyorduk. Ama Aze Çınar kendisi karar verdi ne zaman geleceğine.
2005’te hamile kalmaya uğraştığımdan, regl 1 gün geciksin hemen test yapıyordum. Ama şu süreçte hiç böylesi bir şey aklımıza gelmediğinden regl tarihim 4-5 gün geçmesine rağmen ben bunu henüz farketmemiştim bile 4 Aralık gecesi çok yoğun göğüs ve kasık ağrısı yaşayana dek. Çok şiddetliydi, sevgilimin sırtımı, belimi ovmasıyla biraz rahatladım. O an “Yarın regl olacağım herhalde.” Diye düşündüm. 5’i sabahı üyesi olduğum bir komünitenin toplantısı vardı. Kalktım Ankara’dan gelecek arkadaşları karşılamak üzere yola çıktım. Ağrılarım geceki kadar çok olmasa da devam ediyordu. “Normal regl ağrılarımdan daha fazla ağrım var.” dediğim iki arkadaşım, kendilerinin de regl ağrılarının bu sefer daha çok olduğunu söyleyince, demek mevsimsel vs bir şey diye düşündüm. Ta ki ertesi gün akşam toplantılar bitene kadar. İki gün boyunca çok ciddi tartışmalar olmuştu ve ben normalde çok sinirleneceğim bir sürü şeye hiç sinirlenmemiştim! Kendimi tanıyorum, sonrasında saman alevi gibi geçse de sinirim, o anlarda benim deli gibi sinirlenmem gerekiyordu. Ama ben iki günki toplantılarda da ne yaşarsam yaşayım sürekli gülümsemiştim ve bu normal değildi. Hayatımdaki tek benzer manyaklık 2005’teki kısa süreli hamileliğimde olmuştu. Ne yaşarsam yaşayayım sakin kalıp, gülüyordum o zaman da.
Pazar akşamı eve dönerken, “Yok ya hamilelik değildir ama ben yine de denk gelirsem bir nöbetçi eczaneye bir test alayım.”  Diye düşündüm.  20 saniye sonra açık bir eczane çıktı karşıma. Eve vardım, bu sefer de “Savaş’a hiçbir şey söylemeyeyim, pozitif olsa bile bir önce ben hazmedeyim .” diye düşündüm ama nerdeee.
Testi yaptım. Beklerken kendi kendime “üff boş yere aldın Derya, bir şey çıkmayacak. Neyse zaten şu an  olmaması daha iyi, seneye olursa iyi olur.” Gibi daha sonucu almadan teselli edici şeyler söylüyordum. Dış gebelik ve ameliyatta tek tüpün alınmasının ardından, doktorun “hiçbir sorun yok.” Demesine rağmen 4-5 ay boyunca denemiştik ve hamile kalamamıştım. Çok test yapmıştım o yüzden travmatikti benim açımdan test yapma süreci.
Neyse ben çift çizgiyi görünce, daha 5 dakika önce karar verdiğim her şeyi unutup, Savaş diye bağırdım, korkarak koştu garibim. Sonucu gösterdim, ağlayarak sarıldık birbirimize. Tuhaftı. Çok güzeldi. Acayipti.
İşte sonra stresli zamanlar başladı. Ertesi gün hemen doktora gittim. Doktor bebeğin henüz rahimde görünmediğini söyledi. Bir önceki macera da böyle başlamıştı. Bebek rahme hiç inememişti. Endişeyle beklemeye başladık. Doktor Cuma tekrar gelmemizi, o zaman inmiş olacağını söyledi. Dayanamadım Çarşamba yine gittim. Yoktu. Cuma gittik yoktu. Ben panik olup dış gebeliği hatırlatınca doktor özel aygıtları olan özel bir labaratuvara sevk etti. 12 Aralık 2009 tarihinde bebeğimizi gördük rahimde. Rahat bir nefes aldık. Bir anlığına. 
Devamını Oku »

1. Ay

İlk haftaların hesaplanmasını tuhafsıyor insan başta. Gelin baştan alalım. Kadın regl olduktan yaklaşık 14 gün sonra yeni yumurta döllenmeye hazır hale geliyor. O hazır olduğu döllenmeye uygun, kısa 1-2 gün içinde döllenme gerçekleşirse, kadın hamile kalmış oluyor. Bir hafta on gün içinde de fallop tüplerinde döllenen embriyo rahme ulaşıyor bir aksilik olmazsa. (Eğer kimi sebeplerden inemeden tüplere yapışıp kalırsa bu dış gebelik oluyor. Bunu ayrıca yazayım bir ara). Bu arada son reglin üzerinden neredeyse bir ay geçmiş oluyor, yeni regl gecikmeye başlıyor. İşte hamilelik daha ortada cinsel birleşmenin bile olmadığı, o son reglin ilk gününden itibaren hesaplanmaya başlıyor. Yani siz regliniz bir hafta geciktiğinde, test yapıp hamile olduğunuzu öğrendiyseniz teknik olarak 5 haftalık hamile sayılıyorsunuz. Oysaki siz döllenmeyi sağlayan cinsel birlikteliği yaşayalı henüz onbeş-yirmi gün olmuş ya da olmamıştır henüz. Ama işte tıp dünyası, yumurtanın kadının bünyesinde olmaya başladığı ilk anı kabul ediyor saymak için, döllendiği anı değil.
Dolayısıyla hamileliğin ilk ayını bilmez genelde insan. Kadın üzerinde de pek bir değişiklik yoktur. Regl ağrısına göre daha sert göğüs ve kasık ağrısı dışında.
Devamını Oku »

27 Haziran 2010 Pazar

33. Hafta

Sonunda bu hafta da bitti. Bundan haftalarca önce kızımla pazarlık yapmıştım: “34 haftaya kadar bekle, ondan sonra istediğin gibi gel, ne telaş yapacağım ne üzüleceğim. “ 33’ü tamamladık. Artık ne zaman gelirse hiç dert etmeyeceğim. Dünden beri (26.06.2010) tüm hamileliğim boyu ilk kez rahata erdim.
33. Hafta Kardeş Türküler konseriyle başladı.  Gitmeyeceğim diyordum ama Vedat gidemeyip bir bilet boşa çıkınca, Savaş da çok ısrar edince “Hadi jübile bu olsun” dedim. Gittiğimde, gitmeme kararımın doğruluğunu anladım :) Hem tuvalet hem de bel, kasık ağrıları, bebeğin bitmek bilmeyen ritmik hıçkırıkları sürekli huzursuz olmama sebep oldu. Ama öyle çok çok da rahatsız etmedi. Şu hadise çok komikti, herhalde ömür boyu hatırlarım; Konserin sonuna doğru, iyice öne doğru eğildim, belim gerilsin de ağrısı azalsın diye. Savaş da eliyle sırtımı ovuyordu. Daha yarım dakika olmamıştı ki, Çınar Hanım "Alooo, insan var burda insan, ezdiniz kardeşim!" dercesine, gayet şiddetli, çat çat çat 3 kez geçirdi karnıma. Derhal doğruldum, hanımefendinin yerini genişlettim, onun da sesi kesildi :) 
Konser güzeldi. Yanlış hatırlamıyorsam hamilelik boyu Savaş’la ilk beraber konserimizdi.

Yaklaşık 10 gündür falan pek huysuzum. Otursam belim ağrıyor, uzansam uzandığım tarafım on dakika sonra ağrımaya başlıyor, yürüsem kalça kemiğim acıyor. Kaburga kemiklerim ise her daim!! Şöyle tarifledim geçen gün; "Çınar Hanım kaburgalarıma asılıp barfiks çekiyor. Bacaklar yukarı çekilince kaburgalar ağrıyor, aşağı inince kasıklar!"


Hiçbir yere sığamamak, hiçbir şeyden keyif alamamak gıcık bir şey. Dolayısıyla ne film izleyebiliyor insan, ne kitap okuyabiliyor, ne dışarı çıkabiliyor.. Gerilim, gerilim, gerilim. Hafta içi Funda geldi, Çınar'a aldığı bir sürü hediye ile. Sonraki gün Neşe geldi, birlikte Arboretuma gittik. Bu hafta yüzmeyi atlasam da Arboretum’da uzun yürüyüş ve arkadaşlarla birlikte olmak iyi geldi. Oradan Taksim’e, gece de eve. Araba inanılmaz hayat kolaylaştıran bir şey böyle durumlarda. Yorulduğunda, ağrın olduğunda arabayla hemen eve dönebileceğini bilmek rahatlatıyor.

Ben bu kadar huysuzken, sıkıntılıyken çalışmak zorunda olan, hem çalışıp hem evde çalışmak zorunda olan anne adayları ne haldedir düşünemiyorum bile. Çok saygı duyuyorum. Eğilebildiğim ilk an hepsinin önünde eğileceğim vallahi.
Bu arada Perşembe akşamı çok yoğun bir mide, boğaz yanması ile kasıklarda yoğun ağrı yaşadım. Mideye Rennie ilacı çok iyi geliyor genelde. Tek hap hemen sona erdiriyor sıkıntıyı. Ama bu sefer 2 hap, bir kaşık şurup bile kar etmedi. Bir de üstüne ağrı eklenince gergin bir akşam geçirdim. Sabahında doktor ile konuştum. Bebeğin yer değiştirmiş olabileceğini, bacaklarının aşağıya gelmiş olabileceğini ve bacaklarının basıncının ağrı yapabileceğini söyledi. Makul geldi. Zaten hamilelikte yaşanan ağrılara verilen cevap yüzde 90 belli: Normal, hamileliktendir.

Pazar günümüz arkadaşlarımızın ziyaretleriyle geçti. Tolga, Özge, Peri, Ümit, Dilek... Keyifliydi. Savaş’cığımız ise yarınki son sınavı sebebiyle kafayı kimya ile bozmuş ders çalışmakta. Yarından sonra tamamen özgür. Kafamız rahat.
34. Hafta itibariyle Sahte kasılmalar adı verilen ve anneyi doğuma hazırlayan sancılar artarmış. Benim değil artmak henüz hiç hissedilmedi bile. Yine bu ay iyice artan elde, ayakta, yüzde şişkinlik hali de pek oluşmuş sayılmaz. Bloğun adıyla bunu kastetmemiş olsam da hakkaten herşeyiyle “başka” bir hamilelik geçirdiğim kesin.

Bu haftada eğer özel bir durumu yoksa anne adayının cinsel ilişki kısıtlaması hala yok. Bebeğin kilosu ortalama 2500 gr. Civarı. Bizim tosuncuk 3 hafta önce 2 kiloydu, 3ü bulmuş olmasından ciddi endişelerim var.
Çarşamba günü doktor kontrolümüz var. Kilosu dışında hiçbir endişem yok. O da çok abarmamışsa, sakince beklemeye devam edeceğiz. Muhtemelen haftaya Pazar ne olup bittiğini yazmış olurum. Esenlikler efenim. 

23 Haziran 2010 Çarşamba

Hamileyken Yüzmek (Ekşi Sözlük'ten)

efenim illa duymuşunuzdur ama bizzat tescillemek isterim: hamilelikte en şahane şey yüzmektir. bissürü bissürü faydası var hem de.

ilk üç ayda; feci mide bulantıları yaşarken suyun içinde bir rahat hissedersiniz kendinizi. irrite eden bilumum kokudan uzaksınızdır. vücudun hamileliğe alışmak için kemikleri açması vs sebebiyle başlamış olan ağrılarınızı minimum hissedersiniz. o ilk üç ay yaşanan yoğun uyku ve halsizlik hali yerini taptaze, dinç bir hale bırakır. (tabi bu hal havuzdan çıkıp eve varana kadar sürer sadece evet.)

ikinci üç ayda; hazır enerjiniz had safhadayken bol bol yüzün ki, hem kaslar, eklemler, kemikler doğuma daha güçlü girsin ve doğum sancılarının azalmasını sağlasın. hemi de hamilelik sebebiyle yoğun kilo alımının önüne geçin. bebeğiniz kilo alsın ama siz minumumda seyredin. son üç aya daha dinç girin.

son üç ay; ah beybi son üç ayda esas cennet haline geliyor havuz. ne kadar dengeli kilo alsanız da vücut eskiye oranla pek bir hantalken, ondeki göbek tüm dengeyi alt üst ederken, bel ve sırt ağrıları gitgide daha fazla ağrımaya başlamışken, yataktan kalkmak bir 5 dakika, koridoru tamamlamak 8 dakika sürerken, penguen gibi yürümeye başlamışken, bebek kendini bir dansçı, bir boksör, bir futbolcu, smaçör, jimnastikçi vs sanarken ve sizi gün içinde sürekli içten dışa pataklarken, iki dakika bile aynı pozisyonda oturamaz haldeyken havuza bir giriyorsun.... allllllaaahımmmmmm bu nasıl bir rüyadır, nasıl bir cennettir, paralel evrendir, başka bir dünyadır..... sadece bu anda hamile kalmadan önceki eski siz gibi hissedebiliyorsunuz!

bir kere tüm ağırlık kayboluyor, denge sorunu kalmıyor, bebek hazretleri yüzme hareketlerinin beşik hissi vermesiyle anında uykuya geçiyor ve havuzdan sonra bir kaç saat bile sakinliğini bozmuyor. son günlerinizin ennnnnnn mutlu anlarını yaşıyorsunuz. o kadar ki, son gittiğimde bokunu çıkartıp tam 2 saat boyunca, neredeyse kafamı bile çıkarmadan yüzdüm havuzda. elimde olsa, doğurana kadar kalacağım bir havuzda. ve bir de bebekle özdeşlik kuruyorsunuz fazlasıyla. suyun içinde onun gibi hissetmeye çalışıyorsunuz. kulakları suyun altında tutup onun duyduğu uğultuyu duyup, onun gibi durmaya çalışıyorsunuz. acayip bir şey.

evet hamile kardeşlerim, ablalarım. bu satırları okuyorsanız, altını ısrarla çizeyim: hamilelikte anne adayı için en önemli, hayatı en kolaylaştıran şey, hamileliğin en başından itibaren yüzmektir. iyi bir araştırmayla temiz ve ucuz bir yer bulabilirsiniz illaki. 

Hamilelik ve Çevredekiler (Ekşi Sözlük'ten)



gelelim işin sosyal kısmına. hamile olduğunuzu öğrendiğiniz ve kamuya açıkladığınız andan itibaren, kamuoyu bu açıklamayı: “ey ahali şu andan itibaren aklımı, mantığımı yitirdim. düşünemiyorum, karar veremiyorum, noolur benim yerime bilin, düşünün, öğretin, karar verin.” olarak algılıyor gözlemlerime göre. birden herkes her şeye dair söz sahibi oluyor:

- ne pizza mı yiyeceksin, deli olma. balık söyle hemen.
- calsiyum almaya başla hemen.
- ne folik asit sadece günde 1 kez mi alıyorsun?
- senin pantolonunun altında kalın çorap var mı bakayım?
- ne eyleme mi gideceksin bu halinle!
bu sonuncusuyla ilgili en şahanesini ankara’da bir tekel işçisi kadın yaptı sağolsun: “aa hamile misin? yola mı çıktın? deli misin? düşer bu çocuk!!!!!”

bir de bunların tam tersi var:
- yaa bırak yaaaa eskiden ilaç – vitamin – mineral mi varmış. takıl kafana göre.
- ya istediğini ye, zararlıysa kusarsın zaten.
- eyleme de git, gezmeye de git. hamilelik hastalık değil, özgür özgür dolaş.
farkında değiller ki iki tarafın da tek yarattığı şey; suçluluk. bir şey yersin suçlusun, yemezsin suçlusun, evde kaldın suçlusun, dışarı çıktın suçlusun… bir oldurun be kardeşim. bir rahat verin allah aşkına. şükür okuyabiliyoruz, doktor var sorabiliyoruz, düşünebiliyoruz. hem ben bir şey merak edersem sorabiliyorum da inanmazsınız. bak terelelli temcik şahit misal sorularıma. çok rica ederim; sakat gibi de davranmayın, hiçbir şey yokmuş gibi de.

sonracığıma; inanın her gelenin elini göbeğe atması hiç hoş bir durum değil. henüz ortada doğru dürüst göbek yokken bu kadar el uzanıyorsa, biraz daha büyüdüğünde ben kesin birkaç el kıracağım gibi gözüküyor. manyak mısınız yaaaa dokunmayın kardeşim karnıma. bebek çıkınca seversiniz aaaaaa.

şimdilik bu kadar, yazarım daha. “hamal”ım çok doluyum, sinirliyim.

İkinci Trimester (Ekşi Sözlükten)


efenim daha önce bahsetmiştik (ben ve egolarım) hamilelikten. (bkz: #18149876), (bkz: #18149880), ama gözleri kapalı, kuyruğunu tutup “fil küçük bir şey” demek gibi olmuş önceki tariflerim. hamileliğin ilk üç ayı diye bir başlık açıp oraya aktarmak gerekiyor belki ilk yazdıklarımı.

peki sonra neler oldu? 4. ay itibariyle, bulantıymış, uykudan gözlerini açamamakmış, ağrı, sızının maksimumda yaşanmasıymış, karnındaki şeye yabancılıkmış, bunların hepsi geçiyor. öyle geçiyor ki, bir süre sonra hiçbirini hatırlamayıp, “hamilelik ne güzel şeymiş be” diye düşünmeye başlayabiliyormuşsun sanki iki ay önce “bilmeden, etmeden, araştırmadan hamile kalan kafama sıçayım.” diyen sen değilmişsin gibi. ilk üç ay, günler hiç geçmeyip, sanki 3 yıldır hamileymiş gibi hisseden sen değilmişsin gibi, ikinci üç ayda nasıl akıp gidiyor günler, nasıl hızlı ilerliyor farkedemiyormuşsun.

bir kere kokularla barışıyorsun. kendi kokundan bile nefret ettiğin o dönem tamamen geride kalıyor. sonra bebek içinde hafiften kıpırdamaya başlıyor. çok acayip bir şey. o kıpırdadikça, büyüyüp tekme etkileri arttıkça, hıçkırıklarını tık tık hissettikçe, ultrasonda gerçek bebeğe benzeyen, gülen, el sallayan, amuda kalkan bir canlı görmeye başladıkça gerçek bir ilişki kuruluyor arada. yabancılaşma ortadan kalkıyor.
beşiğinden, elbisesine bebeğin materyalleri arttıkça, bir süreliğine uzakta olan bir yakınınızı bekliyormuşsunuz sanki gibi olmaya başlıyor. sanki o daha önceden de varmış da, uzağa gitmiş, bayadır uzaklardaymış gibi. haha hatta dün hissettiğimi söyleyeyim tam olarak. hapisteymiş de tahliyesini bekliyoruz sanki. doktor randevularındaki ultrason görüntüleri de kapalı görüş. dün bize ultrasondan sol yumruğunu kaldırdığına göre de , siyasi yatıyor bizimki kesin.

6. bitti, 7.nin içindeyiz. yani adına 3. trimester denen dönem. birinci üç ay çok berbattı, ikinci üç ay çok şahaneydi, üçüncü nasıl olacak çok merak ediyorum. gitgide artan tekmeler iyiden iyiye can yakmaya başlayacak mı merak ediyorum. teknik olarak 26. haftadan itibaren bebekler, doğduğunda yaşayabiliyorlarmış. dışardan müdahaleyle tabi. bu bilgi bir yandan bni çok rahatlatsa da, büyüyen göbek, artan sırt ağrıları, bacak ağrıları vsye rağmen yine de 40. haftaya kadar bu sıkıntıları çekmeye razı oluyor insan. yeter ki her şey sorunsuz bitsin.

önceden hamile kaldığı andan itibaren, tek mevzusu hamileliği, çocukları olan insanlar müstehzi gülerken, birden onlar gibi olmaya başlamak da sinir bir durum. bu yüzden karar verdim. hamilelik blogu tutacağım, daha da mevzu etmeyeceğim başka yerde.

not: hamilelik pek öznel bir şey. herkesinki başka başka. yani okuduğunu hiçbir yorum kesin öyle demek değil. ilk üç ayı da şahane geçiren hamileler tanıdığım gibi, ikinci ayda bel ağrısından mahfolanları da biliyorum.

Bilinçsiz Hamileyiz Hepimiz

(Ekşi Sözlükteki yazımdan)


gelin itiraf edelim; hamilelik çok boktan bir şey! hatta dünyanın en boktan şeyleri listesi yapsak rahat ilk ona girer. yoo yoo hemen tüyleriniz dikelmesin. siz ve sizin gibiler yüzünden her şeyi çok daha ağır yaşıyoruz zaten. bu cümleyi kurduğun andan itibaren, anneliğin, güdülerin, anneliğe hazır olup olmadığın sorgulanmaya başlar bu ülkede. bilmiyorum belki başka ülkelerde de. zira öyle bir tablo yaratılmıştır ki hamilelik = bebek, hamileliğe laf etmek = bebeğe laf etmek, sevmemek ki gerekirse bebeğe de laf ederim lan, sinirliyim gelmeyin üzerime.

ne diyorduk, hamilelik ve bebek iki ayrı şey dostlarım ve sonuç güzelse çekilen çile kutsal falan değil. evet bu lanet 9 ayın sonunda ortaya şahane (ki aslında artık ondan da şüphe ediyorum yaşamadan inanmamak lazım)(ama hamileliğin tek güzel tarafı o şu an gerçekten, bebeği hayal etmek) bir şey geliyor olabilir, ama arkadaş gelen şeyin şahaneliği o 9 aylık zulmü sıfırlamıyor maalesef. peki elinizi vicdanınıza koyun. bu ülkede kim çocuk doğurmanın, hamile kalmanın ve hatta cinselliğin detaylarını deneme yanılma yöntemiyle değil de, algımıza göre hazırlanmış net bilgiyle öğrendi??

bizlerin en büyük bilgi kaynağı ne biliyor musunuz? televizyon dizileri, sinemalar. onları izlediğimizde de hamileliğe dair ilk öğrendiğimiz şey: bir kere seviş hamilesin! hayatında ilk kez, tecavüze uğra cart hamilesin! evlen gerdek gecende seviş kocanla; hamilesin. demek ki neymiş, hamile kalmak dünyanın en kolay işiymiş. peki sonra pratikte nasıl oluyor bunun karşılığı; çocuk sahibi olmaya karar veriyorsun, bir ay geçiyor: olamaz!!! hamile değilsin. kesin bir sorun var, kesin çocuğun olmuyor!!! sağdan soldan konuştuğun bir iki kişi, “olur öyle ya, hemen olmayabilir” der, biraz yatışırsın, ikinci ay geçer, yine hamile değilsin. artık eminsindir. doktora gitmek gerekir. ulan tvlerde üfleseler hamile kalıyor kadınlar!!!! ya doktora gidersin, ya okumaya, araştırmaya başlarsın ve görürsün ki koskoca bir ayda kadının yumurtası sadece 1 gün çiftleşmeye müsait oluyor. o gün de stresti, hava durumuydu bilmem neydi, hamile kalamayabiliyorsun bile. ne???? 1 gün mü? lan o adamlar kadınlar hep gerdeği o 1 güne mi denk getiriyorlar. tecavüzler hep o vakitte mi gerçekleşiyor. bir ton küfredersin o senaristlere de, yapımcılara da, okulda gereken eğitimi vermeyen eğitimcilere de…

bu kademeyi aştık diyelim ki, hamileyiz artık. yine tv’den, kitaptan, sağdan soldan, eş dosttan (ki en gıcık olunacaklar bunlar aslında, niye doğruyu söylemiyonuz lan????) öğrendiğin kadarıyla hamilelik çok şahane bir şey. aman da kutsal bir görev. bir bebek taşıyorsun karnında, her anın çok mutlu. miden bile bulansa sen mutlu olmalısın zira bu bulantı sana bebeği hatırlatmalı. manyak mısınız lan!!!! bluantının, ağrının, sızının güzeli mi olur??? sonra dışarıdan iyi hoş da yaşayana kadar kimse fark etmiyor ki hamile kalmak demek içinde bir yaratık olması demek!!! canlı lan?? bildiğin beslenen, büyüyen minyatür bir yaratık oluşuyor. bu bilgi de daha önce konuştuğun, öğrendiğin, sindirdiğin bir şey olsa belki daha sakin karşılayacaksın. ama şu koşullarda dehşete düşebiliyor insan. ya da yine öğrenilmişlikle gayet normal yaşıyor bilmiyorum ama şöyle bir iddiam var; o hamileliğin ilk aylarındaki bulantılar gayette bu acayip duruma kadının şok olması yüzünden yaşanıyor. doktorum bana ultrasona bakıp “hah sırt oluşmuş.” dediğinde adamın üstüne kusacaktım resmen. “allahım içimde bir sırt oluşmuş.” neyse bir süre sonra alışıyorsun, kanıksıyorsun ve normalleştiriyorsun iyice durumu.

sonrasında bir sürü şeyden biri olarak doğum şekli geliyor gündeme. normal mi sezeryan mi? bugüne kadar bir kez olsun denk gelmedim ki hamile kadınlar ya da doğurmuş kadınlar “doğum şöyle olur, şu sırayla gerçekleşir, şu aşamada şöyle yaparsan şöyle rahat edersin, sezeryanda ise şöyle şöyle bir yol izleniyormuş…” falan desinler. yoook nerde. gerek yok ki. bugüne kadar nasıl gelmiş: “ normal doğum acıtıyor şekerim ben sezeryan ile doğum yapıcam.”, “ aa öyle diyorsun ama normal en sağlıklısı. hem sezeryan da sonra ağrı yapıyor.” kazara bir öğrenmeyi denediğinde bakıyorsun ki mesela, normal doğum esnasında kemikler çatır çatır ayrılıyor. hayır bu sağlıksız ya da riskli değil. ama alışılması gereken bir bilgi. bu bilgiyi doğum esnasında öğrenseydim ya da çatırtıları duysaydım, panik atak geçirip bayılmam işten bile olmazdı. yine doğum esnasında hangi kasın ne yaptığı, hangi kasın güçlü olmasının işi kolaylaştırdığını, nefes alma işinin bir doğumun 5 dakika mı 5 saat mi süreceğini bile belirlediğini öğrendiğinde, yaşayacağı travmanın önüne geçebilir insan. hayatı kolaylaştırır.

ama ne gerek vaaaar, ezberden yaşayıp gidiyoruz işte. hem allah ne derse o olur. hem de işin ucunda bebek varsa tüm çileler çekilebilir. anne babalarımız biliyorlar mıydı ki? vs vs vs…

demem o ki, yarın bir gün hamile kalacak olan arkadaşlar. her adımı öğrenin sonra yaşayıp yaşamamaya karar verin. yaşadığınızda ambale olmayın. he belki hiç sorunsuz bir 9 ay geçirirsin, şahane. ama aksi ihtimal için oku, öğren, baba adayına da öğret her bi şeyi.

olur da yarın bi gün bunu okursa diye, doğacak bebeğe not: len trip yapma. sana bir şey mi dedik! senle ne ilgisi var söylenmelerimin. dur, senle ilgili olan doğduktan sonra.
hamileliği böyle yaşamayan, araştıran, öğrenen, çilesini kabul eden arkadaşlara not: size demedim, size demediiim.

32. Hafta

Bu hafta İnönü Stadyumundaki Grup Yorum konserine gittik kızımla. Çok güzel geçti, ama bana “artık yavaş”  mesajı da verdi. Epey yorucuydu. Artık Savaş’cığımız gündüzleri evde olduğundan günler daha keyifli ve çabuk geçiyor. Ağırlaşma halinden mutfağa gidecek halim bile olmuyor bazen. Savaş’ın varlığı acayip iyi geliyor öyle anlarda. Bazen de acayip enerjik oluyorum. Hafta içi yüzmeye gittim. Sonrasında eve döndüğümde baya iyi hissediyordum kendimi. Yüzmenin her şeyden önce psikolojik bir olumlu etkisi var bence.

Bir sabah keskin bir sancı ile uyandım. Bağırarak uyanmışım Savaş’da sesime uyanmış. Şu ana kadar yaşadığım en keskin acıydı. Herhalde doğum böyle bir şey diye düşündüm. İki dakika kadar sürdü. Ve kesildi. Ayşen’e göre kemiklerin ayrılması yaparmış bazen böyle. Normalmiş.
Doktorum son gidişimde 34. Haftayı doldurmak bizim için kritik dedi. “34 dolduktan sonra da 37. Yi doldurmak için kasıcaz ama şimdilik 34 mühim.” Dedi. 34. Haftadan sonra doğan bebekler küveze girmiyormuş çoklukla. Öyle görünüyor ki benim aslan kızım 34’ü de bekleyecek, 37’yi de.

Hareketleri gitgide sertleşiyor. Bazen soluk kesecek kadar şiddetli vuruyor. Ama hareketsiz olmasının sonuçlarını bildiğimizden, sert hareketli olmasını tercih ediyrouz tabi. Karnımın içinde balık gibi, bir o yana dönüyor, bir bu yana. Artık bir süredir Savaş’la dışarıdan baktığımızda görüyoruz hareket ettiğini.

Bu Pazar Kardeş Türküler konseri var. Sanırım sadece Savaş’ı göndereceğiz bu sefer. Hiç gidecek gücü bulamıyorum kendimde. Pazar itibariyle 33’e girmiş olacağız. Hadi bakalım. 

31. Hafta Doktor Ziyareti

Bir kaç gecedir rüyalarımda erken doğum yaptığımı görüyordum. O yüzden doktor ziyaretinin hemen olması mutlu etti beni. Sabah kalktım, kahvaltımı yaptım. Yola çıktım. Yoldayken “suyum mu geliyor yoksa?” diye geleneksel Derya paniklerinden birini daha yaşadım.

Köprüyü geçerken mutlu oldum. Doktorumuz çok ilgiliydi. Minik çileğimizin artık pek çilek olmadığını gördüm. 1960 gr olmuş. Boyu tahmini 42 cm.Suyu, plesentası, duruşu her şeyi normal. 40'a kadar bekler bu bebek dedi doktor. Mutlu oldum. 

Hastanenin diğer binasına gittim. Hasta katını gezdim. Hemşireler çok yardımcı oldular. “ya ben doğuma geldiğimde tüm odalar dolu olursa?”, “ya ben doğuma gireceğim anda doğumhane dolu olursa?”,  gibi onlarca soruma hiç sıkılmadan yanıt verdiler. Sonunda doğum yapacağım hastaneyi kesinleştirmiş ve mutlu olarak ayrıldım hastaneden

Akşam eve geldim, yorgun ve bel ağrılı olmama rağmen artık bitirmem gereken metin yazma işinin başına oturdum. İlerleyen saatlerde göbeğimin 3 parmak yanında yoğun bir ağrı başladı. Hani çok koştuktan sonra dalağın ağrıması gibi bir ağrı... İki büklüm etse de çok dert etmedim. Sabah kalktığımda ağrı devam ediyordu. Şaşırdım. Genelde ağrılar böyle ertesi güne kalmıyor. Savaş’la kahvaltı ettik, uzandım. Ağrı azalmadığı gibi, bebeğin hareketlerini de hissetmiyordum. Paniklemeye başladım. Çikolata yedim, hareket etsin diye etmedi. Bir saat daha bekledik, doktoru aradık. Gelin bakalım dedi. Sonra Erdem’i aradık, hemen geldi, hastaneye yola çıktık. Hastaneye varıp, oturduğum anda Çınar Hanım hareket etmeye başladı. Savaş dışarıdan bile takip edebiliyordu ağrıyı. NST’ye bağladılar. Ama artık gerek bile yoktu, eski ritmine dönmüştü Aze Çınar. Doktorumuz da kontrol etti, tehlike görmedi. Eve geri döndük. Ağrı devam ediyor ama Çınar hareketli en azından. Böyle bir gergin günü daha geride bırakmış olduk.

Haftasonu Sosyalist Feminist Kolektif’in düzenlediği “Erkeklerden Alacaklıyız.” Eylemine katıldık kızımla. Pek yağmurluydu hava, eve erken döndük.

28 - 29. Haftalar

Bu haftalarda tatile çıkmaya cüret edebildik. Önümüzdeki günlerde riskli olabileceği için daha gecikmeden gidelim dedik. Bebeksiz, iki kişilik aile halimizle son tatilimiz. Ben önden bir hafta Altınoluk’ta ailemle kaldım, ardından Savaş da geldi Ayvalık’ta kaldık, pek sevgili arkadaşlarımız Ümit ve Betül’le birlikte.
Enerjiklik yine had safhadaydı. Sabah herkesler uyurken erkenden kalkıp kahvaltı yapıp sahile indim. Uzun uzun yürüdük kızmla. Sohbet ettik. Geri döndüğümüzde uyanmışlardı bir de onlarla kahvaltı yapıp çok güzel vakit geçirdik. Giderken de gelirken de otobüs beni düşündüğüm kadar zorlamadı. Zorlamasın diye de ikisinde de özellikle gündüz yolculuğu seçmiştim.
Dönüş hüzünlüydü tabi. Sevgiliyle , aileyle ve dostlarla dolu dolu geçen bir haftanın ardından daha yalnız bir hayat hüzünlü oluyor. Bir de ilk üç aydan dah a fazla bu haftalar duygu karmaşaları yaşamaya başladım ben. Üzülmek, sinirlenmek, sevinmek... Hepsi bir yoğun bir yoğun sormayın.  Anı, derecesi de yok üstelik. Birden gülerken ağlamaya başlayıp, kızarken gülmeye başlayabiliyorum. Enteresan.

Minik tekmemsi hareketlerin yerini içimde koca bir balığın dolanması ve ciddi ciddi kafa, kol, diz, tekme atması aldı. Şimdilik eğlenceli bir durum. Bizzat bebeğin kendisini bu kadar hissetmek acayip. Hıçkırıklar da giderek artıyor. Demir, vitamin, calsiyum almaya devam. 

6. Ay

Bu ay ömrümün çok az kısmında sahip olduğum enerjiye sahip oldum. Yani bırakın hamileliği hamile olmadan önce bile böyle enerjik, böyle motive, böyle gezenti değildim. 1 Mayıs’a gittik. Kızım 33 yıl sonra ilk kez Taksim’e girildiğinde oradaydı. 1 Mayıs’ın ardından on gün boyunca her gün dışarıdaydım.  2 Mayıs’ta İşçi Filmleri Festivali’nin açılışına gittik. Hatta kızımızın ilk ismine İlkay sahnede Aze’yi söylerken karar verdik. Birden birbirimize baktık, güldük ve Aze olsun dedik. 3-4-5 Savaş’la filmlere gittik hep. Akşamları kızlarla buluşup oturduk. Yüzmeye gittim. 9 Mayıs’ta ALES’e girdim. Kızım beni hiç rahatsız etmedi. Ne tuvalet ihtiyacı ne basınç ne ağrı. Üstelik ilköğretim sıralarında girmeme rağmen. Aynı durumu KPSS için de umdum ama o biraz zor gibi sanki.

Acayip iyi geldi bana. Normal hayata verilmiş uzunca bir aradan sonra, normal insan olmuşum gibi. Kimseye ihtiyaç duymadan, ağrı sızı hissetmeden dolanabilmek güzel bir his.

Bu ayın sonunda Aze Çınar 1096 gram idi. Ultrasondan göbek bağını emdiğini gördüm. Bu zamanlar emme refleksleri gelişiyor, yutkunmaya başladıklarından bol bol hıçkırmaya da başlıyorlar. 

5. Ay



İşte bu ay ufaktan enerjinin artmaya başladığı, ağrı, sızı, bilumum sıkıntının süper azaldığı, yeniden normal bir insan gibi hissetmeye başladığınız ay. Ben de ufaktan dışarılara çıkmaya başladım bu ay.

Aslında normal hamileliklerde  bu ay da göbek iyiden iyiye çıksa da, bende anca dar bir badi giydiğimde ortaya çıkan küçük bir karın oluşmuştu. Her şey normaldi.

Zamanında tembellikten şu blogu yazmaya başlamadığım için şu an çok az detay hatırlıyorum. Başında başlayıp hafta hafta gitmek isterdim, şimdi ay ay yazmak, hatırlamak bile zor geliyor. 


gebelikvedogum.net adresinde 5. ay için şöyle söyleniyor: 


Anne adayından anne adayına değişmekle birlikte hamileliğin 5. ayı kadının karnının belirginleştiği aydır. Ancak az önce belirttiğimiz gibi bazı anne adaylarının karnı daha erken, bazılarınınki ise daha geç şişer. Karnın şişmesine istinaden artık hamilelik için özel kıyafetler almanın zamanı gelmiştir. Çünkü eski pantolonlarınız, etekleriniz vb artık dar gelmeye başlayacaktır.

Gebeliğin 16-20 haftaları arasında anne karnında çatlaklar da oluşmaya başlayabileceğinden doktorunuzun tavsiyesi ile özel karın çatlakları için üretilmiş kozmetik ürünlerinden, kremlerinden kullabilirsiniz. Bu ayda anne adayındaki en mühim değişiklikler bunlardır.
Gebeliğin 5. ayında anne karnında bebek gelişimi ve bebekteki değişiklikler
Bu ayda anne karnındaki bebek hızlı bir biçimde büyümesini sürdürür. Önceki aylarda oluşmuş olan organları kitlesel olarak gelişmeye ve büyümeye devam eder. Bebeğiniz artık duymaya başlayacağından, bebeğinizin örs, çekiç, üzengi gibi kulak kemikleri 5. ayda oluşmaya başlar.
Hamileliğin 4. ayında olduğu gibi 5. ayda da bebeğinizin beyni hızla gelişmekte ve büyümektedir. Bebeğinizin beyin gelişimine katkıda bulunmak için bu ayda da omega 3 içeren balık, ıspanak, semizotu ve ceviz gibi besinleri tüketmeye devam etmelisiniz. Bunun yanı sıra doktorunuzun tavsiye ettiği vitaminlere devam etmelisiniz.
Gebeliğin 5. ayında bebek ultrasonda çok belirgin bir şekilde görülebilmektedir. Ayrıca üçlü test adı verilen testin de hamileliğin 5. ayında, yani bu dönemde yapılmakta olduğunu da hatırlatalım.

4. Ay

4. Ayım Mart’a denk geliyordu. Ağrı sızı devam ediyordu. Havalar hala soğuktu. Ama çok şükür ki bulantılar azalmaya başlamıştı. Çok ilginçtir ki bulantıdan ölecek gibi olsam da, kendi kokuma, Savaş’ın kokusuna bile tahammül edemez halde olsam da hiç kusmadım hamilelik boyunca (2 zehirlenme hadisesi hariç) İyi ki de öyle oldu, çünkü kusmak hayatım boyunca benim için çok büyük işkence oldu. Boğaz acısı, göz yaşarması, içinin dışına çıkması... Ne zaman kustuysam sonu ağlamayla bitmiştir. O yüzden büyük sevinçti benim için hiç kusmamak . Buna rağmen o bulantı hissi de az değildi ve kurtulmak dertlerimin en az yarısını hafifletti.
Benim kalça kemiğimde ciddi bir ağrı hasıl olmuştu 2. Aydan itibaren, ilk doktorum; “Normal, hamilelik işte, geçer.” Demişken, 2. Doktorum acıyı ayrıntılı tarifletip, “Kemikler açılırken bazen sinirlere denk gelip iltihap yapabilir. O ağrı yapıyordur B vitamini kompleksi iç.” Diyerek Benexol isimli ilacı verdi. Bu arada folik asit almayı da bıraktım 4. Ay itibariyle. Bu da sevinçli bir durumdu zira folik asit de midemi bulandırıyordu. Sabahları aç karnına demir hapı tok karnına benexol, elevit  içiyordum. Benexol almaya başladıktan sonra ağrım kesildi. Ama ne zaman iki gün ara vermeye kalksam ağrı yeniden başlıyor.

Bu ayda artık ufak ufak karnın çıkmaya başlaması gerekiyor. Benim gibi bir “iç karın geniş” vakası iseniz daha çok bekleyeceksiniz :)

Şanslıysanız bu aylarda bebeğinizin cinsiyetini de öğreniyorsunuz. Biz şanslıydık, bu ay içindeki muayenede hemen öğrendik kızımız olacağını. 

Bir de 8 Mart Mitingine gittik kızımla. 

3. Ay

“Herkesin hamileliği başka, herkesin hamileliği kendine”  Mottosuyla çıktık ya yola, işte benimkinin ilk üç ayı pek bir fenaydı. Yoğun ağrılar, yoğun bulantılar, sürekli uyku hali, yalnızlık... Eşimin iş, okul koşullarından sebep, günün çoğu saati evin dışında olması...  O ilk 3 ay boyunca “Bir daha hamilelik mi? Tövbe.” Diyordum. İnsan çabuk unutuyormuş ama. Şu an öyle hissetmiyorum hiç.
Bu riskli aylar tam kışın ortasına denk geldiğinden, bir de riskli bir hamilelik olduğundan dışarı çıkmaya da cüret edemiyordum pek. Hastalanırım, kayarım, düşerim, yorulurum, bir şey olur... Doktordan doktora çıkıyordum sadece neredeyse evden. Doktorumun önerisiyle domuz gribi aşısı oldum. İkili testi yaptırdım. Kan ve idrar testlerimi yaptırdım.  Bir sorun yoktu. Bu testleri devlet hastanesinde yaptırma önerime “Aaa öyle kabul edemiyoruz biz, hepsini hastanemizde yaptırmanız gerekir.” diye esnaf gibi bunu savunan doktorumu değiştirdim.  Doktor pek mühim. Bir şekil güvenmen gerekiyor. Şüphe ettin mi ne kadar zorlasan da devam edemiyorsun.
3. Ayın son günlerinde, doktorun da izniyle Ankara’ya Tekel işçileriyle dayanışmaya gittik kızımla. İlk üç ayın en güzel hatırladığım şeyi de budur hamile olduğumu öğrenmemin dışında.
Bendeki değişiklikler; Mide bulantısı, bel, kuyruk sokumu ağrısı, uyku hali aynen devam. Sabahları hafif burun kanaması oldu ki o da kan basıncının hamilelik sebebiyle artmasından imiş. Cildim gerginleşti.
Bebekteki değişiklikler;  3 ay bittiğinde bebeğin tüm organları oluşmuştur artık. Saçı ve tırnakları uzamaya  bile başlar. 

2. Ay


En heyecanlı, en mutlu, bir o kadar da gerilimli bir ay ikinci ay. Bir kere hamile olduğunuzu bu ay öğreniyorsunuz. Hamile olmaya devam edip etmeyeceğiniz, gebeliğinizin dış gebelik olup olmadığı da yine bu ay netleşiyor gibi.  Biz 2005’te isteyerek, planlayarak  girmiştik çocuk sahibi olma sürecine. 7. Hafta gibi dış gebelik olduğunu öğrendik. Ameliyatla almışlardı embriyoyu. Bu sefer tamamen sürpriz oldu. En erken 1 sene sonraya düşünüyorduk. Ama Aze Çınar kendisi karar verdi ne zaman geleceğine.
2005’te hamile kalmaya uğraştığımdan, regl 1 gün geciksin hemen test yapıyordum. Ama şu süreçte hiç böylesi bir şey aklımıza gelmediğinden regl tarihim 4-5 gün geçmesine rağmen ben bunu henüz farketmemiştim bile 4 Aralık gecesi çok yoğun göğüs ve kasık ağrısı yaşayana dek. Çok şiddetliydi, sevgilimin sırtımı, belimi ovmasıyla biraz rahatladım. O an “Yarın regl olacağım herhalde.” Diye düşündüm. 5’i sabahı üyesi olduğum bir komünitenin toplantısı vardı. Kalktım Ankara’dan gelecek arkadaşları karşılamak üzere yola çıktım. Ağrılarım geceki kadar çok olmasa da devam ediyordu. “Normal regl ağrılarımdan daha fazla ağrım var.” dediğim iki arkadaşım, kendilerinin de regl ağrılarının bu sefer daha çok olduğunu söyleyince, demek mevsimsel vs bir şey diye düşündüm. Ta ki ertesi gün akşam toplantılar bitene kadar. İki gün boyunca çok ciddi tartışmalar olmuştu ve ben normalde çok sinirleneceğim bir sürü şeye hiç sinirlenmemiştim! Kendimi tanıyorum, sonrasında saman alevi gibi geçse de sinirim, o anlarda benim deli gibi sinirlenmem gerekiyordu. Ama ben iki günki toplantılarda da ne yaşarsam yaşayım sürekli gülümsemiştim ve bu normal değildi. Hayatımdaki tek benzer manyaklık 2005’teki kısa süreli hamileliğimde olmuştu. Ne yaşarsam yaşayayım sakin kalıp, gülüyordum o zaman da.
Pazar akşamı eve dönerken, “Yok ya hamilelik değildir ama ben yine de denk gelirsem bir nöbetçi eczaneye bir test alayım.”  Diye düşündüm.  20 saniye sonra açık bir eczane çıktı karşıma. Eve vardım, bu sefer de “Savaş’a hiçbir şey söylemeyeyim, pozitif olsa bile bir önce ben hazmedeyim .” diye düşündüm ama nerdeee.
Testi yaptım. Beklerken kendi kendime “üff boş yere aldın Derya, bir şey çıkmayacak. Neyse zaten şu an  olmaması daha iyi, seneye olursa iyi olur.” Gibi daha sonucu almadan teselli edici şeyler söylüyordum. Dış gebelik ve ameliyatta tek tüpün alınmasının ardından, doktorun “hiçbir sorun yok.” Demesine rağmen 4-5 ay boyunca denemiştik ve hamile kalamamıştım. Çok test yapmıştım o yüzden travmatikti benim açımdan test yapma süreci.
Neyse ben çift çizgiyi görünce, daha 5 dakika önce karar verdiğim her şeyi unutup, Savaş diye bağırdım, korkarak koştu garibim. Sonucu gösterdim, ağlayarak sarıldık birbirimize. Tuhaftı. Çok güzeldi. Acayipti.
İşte sonra stresli zamanlar başladı. Ertesi gün hemen doktora gittim. Doktor bebeğin henüz rahimde görünmediğini söyledi. Bir önceki macera da böyle başlamıştı. Bebek rahme hiç inememişti. Endişeyle beklemeye başladık. Doktor Cuma tekrar gelmemizi, o zaman inmiş olacağını söyledi. Dayanamadım Çarşamba yine gittim. Yoktu. Cuma gittik yoktu. Ben panik olup dış gebeliği hatırlatınca doktor özel aygıtları olan özel bir labaratuvara sevk etti. 12 Aralık 2009 tarihinde bebeğimizi gördük rahimde. Rahat bir nefes aldık. Bir anlığına. 

1. Ay

İlk haftaların hesaplanmasını tuhafsıyor insan başta. Gelin baştan alalım. Kadın regl olduktan yaklaşık 14 gün sonra yeni yumurta döllenmeye hazır hale geliyor. O hazır olduğu döllenmeye uygun, kısa 1-2 gün içinde döllenme gerçekleşirse, kadın hamile kalmış oluyor. Bir hafta on gün içinde de fallop tüplerinde döllenen embriyo rahme ulaşıyor bir aksilik olmazsa. (Eğer kimi sebeplerden inemeden tüplere yapışıp kalırsa bu dış gebelik oluyor. Bunu ayrıca yazayım bir ara). Bu arada son reglin üzerinden neredeyse bir ay geçmiş oluyor, yeni regl gecikmeye başlıyor. İşte hamilelik daha ortada cinsel birleşmenin bile olmadığı, o son reglin ilk gününden itibaren hesaplanmaya başlıyor. Yani siz regliniz bir hafta geciktiğinde, test yapıp hamile olduğunuzu öğrendiyseniz teknik olarak 5 haftalık hamile sayılıyorsunuz. Oysaki siz döllenmeyi sağlayan cinsel birlikteliği yaşayalı henüz onbeş-yirmi gün olmuş ya da olmamıştır henüz. Ama işte tıp dünyası, yumurtanın kadının bünyesinde olmaya başladığı ilk anı kabul ediyor saymak için, döllendiği anı değil.
Dolayısıyla hamileliğin ilk ayını bilmez genelde insan. Kadın üzerinde de pek bir değişiklik yoktur. Regl ağrısına göre daha sert göğüs ve kasık ağrısı dışında.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...